DİNDAR ÜNİVERSİTE ZANNEDİYORSUN, KARŞINA ÇIKA ÇIKA BU ÇIKIYOR

 




Üniversitenin adını biliyorum da, soytarının adına ilk kez rastladım.

Soytarı Sabhattin Zaim Üniversitesi  İslami İlimler Fakültesi Felsefe ve Din Bilimleri Bölümünde felsefe hocasıymış.

Dr. Abuzer Dikkaya diye bir sapık.

Facebook’ta içindeki bütün pisliği ortaya dökmüş.

İlk cümlesi şöyle:

“Yaşadığımız sorunların temel sebebi hakikati dine dini de fıkha indirgemiş olmamızdır.”

Hakikat dine indirgeniyormuş, bu da sorunlarımızın temel sebebiymiş.

Sadece bu sözüyle küfrünü, kâfirliğini, gâvurluğunu ilan etmiş olduğunun farkında değil.

Belki de farkında, içimizdeki gâvurlara “Bakmayın bu Müslümanların arasında olduğuma, ben sizinle beraberim, en az sizin kadar dinsizim” mesajını veriyor.

*

Hakikati dine indirgeyenleri de bir saysaydı da öğrenseydik..

Devleti yönetenler mi hakikati dine indirgiyorlar? Memlekette “dinsiz anayasa” değil de “din anayasası” mı yürürlükte?

Üniversitelerde hakikat dine mi indirgeniyor? Her bilim dalı kendi kafasına göre bir hakikat tanımı yapmıyor da “Hakikat dindir kardeşim, hakikat dinden ibarettir, gerisi fasa fiso” mu diyorlar?

Hakikati dine indirgeyen bir devlet kurumu göstersin de biz de bilelim.

Diyanet bile hakikati dine indirgemiyor. Onun asıl önem verdiği hakikat, kuruluş yasası.. Kendisine verilen “anayasal görevleri” yapıyor. Ve dini, o anayasal “hakikat”lere uydurmak için deveye hendek atlatıyor.

Dinî, yapabildiği kadarıyla resmî ideolojiye indirgiyor. En azından bunun için çaba sarfediyor.

Bu cahil ve geri zekalı, küstah ve ayrıca dangalak Abuzittin’in (pardon Abuzer’in) çalıştığı Sabahattin Zaim Üniversitesi de aynı durumda.. Görünüşe göre, böyle küflü molozları istihdam ederek “Hakikat dinden ibaret değildir, dinsizlikte de hakikat var, hem de daha fazla, biz tadına baktık, tadından yenmiyor” mesajını veriyorlar.

*

Prof. Sabahattin Zaim müslüman adamdı, ziyaret etmişliğim, aynı mecliste bulunmuşluğum var.

Hakkın dışında ancak batılın, dinin dışında da ancak dinsizliğin ve dolayısıyla hakikatsizliğin, hakikatten kopmuşluğun bulunduğunun farkında olan bir insandı.

Hakikat, hak din ile birliktedir. Dinin kapsamadığı hiçbir hakikat yoktur. Dinin dışında olduğu ileri sürülen her hakikat, batıldır.

Hacı Bektaş-ı Velî gibi “şeriat, tarikat, hakikat ve marifet”ten söz eden mutasavvıflar, dinden bağımsız bir hakikat tasavvuru ortaya atmış değillerdi. Onların “hakikat”i, dinin ta kendisiydi. Onlar şeriatten bağımsız değil, ona içkin hakikatten söz ediyorlardı.

İmdi, “varlık” ve “bilgi” bahsinde ve “hakikat” arayışında bilimin ve felsefenin varabileceği nihai nokta “La ilahe illallah”tan ibarettir.

“La ilahe illallah” hakikati, hakikatlerin hakikatidir. Bunun ötesinde bir hakikat bulunmadığı gibi, bunsuz bir hakikat de yoktur.

“La ilahe illallah”ın doğru anlaşılmasını sağlayan da dindir. Dolayısıyla dinin dışında bir hakikat yoktur.

Bunu anlayamamış bir adam, gerçekte ne felsefeyi, ne de dini anlamıştır.

Bunu inkâr eden, dinin dışında da (felsefî anlamda) hakikat bulunduğunu söyleyen bir kişinin dinsiz olduğu anlaşılır.

Evet, bu Abuzittin soytarısı resmen küfrünü kusmuş durumda.

*

Bu soytarı, “hakikat” bahsindeki küfrünün bir sonucu olarak “din”i de “dinsiz hakikat” hurafesine uydurmak için lafını “dinin fıkha indirgenmesinden” söz ederek sürdürüyor.

İmdi, din bir bütün olduğu ve kaynağı Kitap ve Sünnet’ten ibaret bulunduğu halde, onu Fıkıh, Tasavvuf ve Kelam diye üç ayrı ilim dalı halinde öğretim konusu yapma geleneği oluşmuş durumda.

Başlangıçta tasavvufa fıkh-ı batın, kelam ve itikad bahislerine de fıkh-ı ekber deniliyordu. Aslında hepsi fıkıhtır.

Din fıkha indirgeniyor da, ne deniliyor?.. Kelamın bahis konusu ettiği Allahu Teala’nın sıfatları, nübüvvetin aslı gibi mevzuların dinden olmadığı mı iddia ediliyor?

Ya da tasavvuf adına öne sürülen nefs terbiyesi ve tezhîb-i ahlâk inkâr mı ediliyor?

Fıkıh adına ortaya çıkıp “İslâm ahlâkına ihtiyacımız yok” diyene rastladınız mı?

*

Tam aksine, din fıkıhsızlaştırılıyor (şeriatsızlaştırılıyor), kuru kuruya (emir ve yasaklar getirmeyen) bir Tanrı inancı ve riyakâr ahlâk edebiyatına indirgeniyor.

Şeriat/fıkıh (emir ve yasaklar) bağından kurtulunduğu zaman, heva ve heveslerine göre “din dışı” ve özünde ahlâksız olan bir ahlâk anlayışı geliştirebiliyorlar.

Dolayısıyla laiklik (siyasal dinsizlik) de savunulabilir birşey haline geliyor.

Öyle ya, hakikat dinin tekelinde değil, dinsizliğin elinde de en az dindeki kadar hakikat var, o hakikatle idare edilebilir, yetinilebilir.

Eh, bu gayeye yönelik olarak dini fıkıhsız hale getirirseniz, artık laikliliğin önünde bir dinî engel de kalmamış olur. “E kardeşim laiklik sana Allah’a inanma, ahlâksız ol demiyor ya! Sadece Şeriat’i uygulamayacaksın diyor. Din de fıkha indirgenemeyeceğine göre, ortada dinsizlik diye birşey de yok.”

Evet, bu kafaya göre, dinsizlik, dinsizleşme sorun değil, laiklik hiç değil.. Bütün sorun, hakikatin dine hasredilmesinde.. Bununla da yetinilmeyip, laikliğin (siyasal dinsizliğin) “fıkıhsız din” icadının kabul edilmeyişinde.

*

Bu dangalak sapık, maskeli kâfir, münafık soytarı şeytanî bir düzenbazlıkla suret-i haktan gelerek sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Bu indirgemeci yaklaşım hakikatin dini veçhesini anlamamıza da engel oluyor. Allah sonumuzu hayreylesin bu gidişatın değişeceği de yok. Mutlak varlığı kendi idrak sınırlarına kendi idrak sınırlarını da fıkha, fıkhı da lafızlara indirgeyen abus suratlı insanların insafına kaldık. Allahtan Türkiye'nin siyasi, idari ve hukuki yapısı böylelerine fazla fırsat vermiyor.”

Bu sırıtkan soytarı, pişkin kelle, iddiasına göre, hakikatin dinsiz vechesini anlamış, dinî vechesini anlayamamış.

Fakat bütün bu anlayışsızlığına rağmen dili pabuç gibi uzun. Anlamadığı bahislere cahil cesaretiyle bodoslama dalıyor.

Anlayışsızlığının suçunu da başkalarına yüklüyor. Lan dangalak, başkaları senin gibi düşünmek zorunda mı, senin elini tutan mı var, niye "hakikatin dini veçhesi"ni kendi başına anlayamıyorsun?

"Hakikatin dinsiz vechesi"yle aran gayet iyi, onu anlıyorsun, aşkla ve şevkle o batıla hakikat adını veriyorsun.. Fakat sıra dine gelince kör kütük anlayışsız angut oluyorsun.  

Suçu da, dinin fıkıh (şeriat) tarafından vazgeçmeyenlere yüklüyorsun.

Evet, bu arsız pişkin kelle, Türkiye’nin siyasi, idari ve hukuki yapısından, yani laiklikten, İslam’a aykırı yasalardan, düzenden memnun..

Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi ile Allame Zahidü’l-Kevserî bu inançta olanların katıksız kâfir olacakları fetvasını vermişlerdi.

Bu soytarı da kâfirin ta kendisi.

*

"Sonra seni iş'ten/emir'den bir şeriat üzere kıldık. Ona tâbi ol, bilmezler olanların hevâlarına tâbi olma." (Casiye, 45/18)


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

DİNDAR ÜNİVERSİTE ZANNEDİYORSUN, KARŞINA ÇIKA ÇIKA BU ÇIKIYOR

  Üniversitenin adını biliyorum da, soytarının adına ilk kez rastladım. Soytarı Sabhattin Zaim Üniversitesi  İslami İlimler Fakültesi Fels...