Güldür Güldür Show etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Güldür Güldür Show etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

PALDIR GÜLDÜR'CÜLER İÇİN EPSTEIN'LI VE TRUMP'LI SKEÇ ÖNERİSİ

 


















"Tecavüzcü Coşkun"un küresel, egemen ve hegemonik kopyası Trump'ın gündemi değiştirmek ve İsrail'in baskısından kurtulmak için İran'a alelacele saldırdığı iddia ediliyor.

Eski ABD Dışişleri Bakanı Blinken ve Kanada Başbakanı Kinew bile bu görüşte.

Bence Türkiye'nin (bu tür "tecavüz"lü konulara meraklı) "derin" güdümlü ve "yüzey"den akredite Güldür Güldür Show'u Trump için skeç yapmalı, duyarlık göstermeli.

Trump'lı skeçleri de var, "tecavüz" konulu skeçleri de (örnek, Kara Mesut).. Trump'ın bu tecavüzcü yönünü ele alırlarsa bir taşla iki kuş vurmuş olurlar.

Ne de olsa yerli-milli (ve de mutlu/mesud, ayrıcalıklı, memleketi babalarının çiftliği, Atatürkist olmayanları köle Kunta Kinte ve Isaura kabul eden) Kara Mesudlar ile Sarı Trumplar aynı kumaştan..

Seciyeleri aynı..

*

Yerli-milli Kara Mesudlara böyle çakarak "tecavüzcü Coşkun"luklarını milletin gözüne sokup da satanist Epsteinst Trumpları gözardı etmeleri yerlilik ve milliliğe yakışmaz.

Racona ters.

Bu "sessuzluk"larıyla, "Görmedim, duymadım, bilmiyorum" skeciyle, Trump'ın ipini elinde tutan İsrail'e boyun eğmekte olduklarının farkına varılmadığını mı sanıyorlar?

Tamam Trump Epstein kayıtları yüzünden İsrail'e boyun eğiyor da bu Güldür Güldürcüler ve onları (derini ve yüzeyseliyle) "besleyen" yerli-milliler niye İsrail'e boyun eğiyorlar peki?

Yoksa onların da aynı cinsten ya da başka türden kayıtları mı var?

Asıl kayıt tutanın Allahu Teala olduğunu unutmasınlar.

Epstein meselesindeki bu kayıtsızlıkları da kayıt altına alınıyor.

*

[Evet, Güldür Güldür Show "derin" güdümlü.. "Yüzey"den de akredite.

Nitekim "yandaş" Yeni Şafak gazetesinin yeni yetme yazarı Yusuf Dinç (Bankacılık/faizcilik prof.uymuş, iktidar tarafından bol maaşlı işlerle taltif edilmiş) 9 Kasım 2025 tarihli köşe yazısında şunları diyordu:

"Toprağı bol olsun Levent Kırca’dan sonra hakiki iktisadi ve toplumsal sorunların mizahi yolla ele alınacağına dair beklentim kaybolmuştu.

"Kırca’nın Olacak O Kadar’ı sonlandırmasını ve sonraları vefatını telafi edilemez bir eksiklik olarak görmüştüm. Yeri dolmaz mutlaka ama telafi de edilmez gibi geliyordu.

"Fakat ne oldu nasıl oldu bilmiyorum, yeni sezonunda Güldür Güldür beni yanılttı. Hem de heyecanımı buradan dile getirecek kadar çok."

Tuhaflık şurada: Bunu yazdığı sırada yeni sezon yeni başlamış, sadece bir bölüm yayınlanmıştı.

Ortada heyecanlanacak cesamette bir iş yoktu..

Ne bu şiddet bu acele demek gerekiyor.

Yoksa birileri Paldır Güldür'cülere "Mutfakta şu tür yemekler pişireceksiniz" diye talimat verdiler de Yusuf kardeşe de "Sen de reklamını yapıver" mi dediler sorusunun akla gelmemesi mümkün değil. (Ara sıra "genel değil özel" çalıştıkları, "şahsa özel" yemek yaptırdıkları da anlaşılıyor.)

Konudan sapmayalım.. Paldır Güldür'cülerin arşivlerindeki (Başkan Erdoğan'ın ve fidan boylu dışişleri bakanımızın kadîm dostu) Trump'la ilgili skeç serisini Epstein dosyasından esintilerle zenginleştirmeleri faydalı olur.

Trump'ın, zehirli gazının alınmasına ihtiyacı var. Çok!..]


BİR ANI VE UZAKTAN YERÇEKİMLİ (KUMANDALI) MASKARALIK


On yıl önce üniversitede yüksek lisans ve doktora öğrencilerine yardımcı doçent sıfatıyla "bilimsel araştırma yöntemleri" dersi okutuyordum.

Öncelikle “bilgi”nin ve “bilim”in ne olduğunu anlamaya ihtiyaçlarının bulunduğunu düşündüğüm için bilgi felsefesi (epistemoloji) ve bilim felsefesi bahislerine giriyordum.

Bu arada, “kesin yasa” anlamında fizik yasalarının gerçekte bulunmadığını, hepsinin (ispatlanması mümkün olmayan) teoriler (zan ve tahmin) olduğunu söylüyordum.

Örnek olarak da “yerçekimi”nden bahsediyor, kesin olanın sadece elmayı bıraktığımız zaman onun düşmesine ilişkin “gözlem”imiz olduğunu, o gözlemden hareketle vardığımız “yerin çekmesi” düşüncesinin (teorisinin) ise (asla ispatlanamayacak) bir zan, tahmin, daha doğrusu “inanç” olduğunu belirtiyordum.

Ancak, söylediklerim öğrencilerin kafasına pek yatmıyordu, Türkiye’nin sözde çağdaş ve ileri, özde cahil "zorunlu" eğitim-öğretim sisteminin ezberleri karşısında mağlup olduğumun farkındaydım.

İki üç yıl sonra her cuma günü akşam otobüsle şehirler arası yolculuk yapmak zorunda kaldım ve bu yolculuklar sırasında varlığından haberdar olduğum Güldür Güldür Show programında bu “yerçekiminden şüphe” meselesinin (nerden icab etmişsse, yerçekimini reddeden bir yardımcı doçent karakteri çerçevesinde) alay konusu yapıldığını gördüm.. 

Memleketimin hal-i pür melali.. 

Çağdaş Türkiye’nin iyi becerdiği tek şey (arkadan kurmalı ve uzaktan kumandalı) maskaralık.. Bilimi savunduğunu zanneden fakat gerçekte bilgi ve bilim felsefelerine savaş açan cahil maskaralık..

(Geçen yıl ODTÜ'lü fizikçi Aydın Özoğlu alternatif bir "teori" ile ortaya çıkmış ve bunun etkisiyle "yaralanan" Güldür Güldür'cüler gocunarak "uzaktan yerçekimli" maskaralığı onun hatırına tekrar devreye koymuşlar.)





Ebu Zerr (radıyallâhu anh) anlatıyor: 

"Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

"Ben sizin görmediğinizi görür, işitmediğinizi işitirim. Nitekim sema uğuldadı, uğuldamak da ona hak oldu. Gökte dört parmak sığacak kadar boş bir yer yoktur ki, orada Allah'a secde için alnını koymuş bir melek bulunmasın. Allah'a yemin olsun, benim bildiğimi siz bilseydiniz az güler, çok ağlardınız, yataklarda kadınlarla telezzüz etmezdiniz; yollara, çöllere dökülür, Allah'a yalvar yakar olurdunuz."   

(Ebu Zerr (radıyallâhu anh) ilâve etti: "Keşke (insan değil de) sökülen bir ağaç olsaydım." [Tirmizî, Zühd 9, (2313); İbnu Mâce, Zühd 19, (4190)])

"EĞER AKLIMIZI KULLANMIŞ OLSAYDIK..."