iran etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
iran etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

ESKİ YOLDAŞI, ERDOĞAN'A FENA ÇAKMIŞ














İSRAİL'İN SÖZDE DÜŞMANI, ÖZDE (NATO VS. ÜZERİNDEN BİLİNÇSİZ VE ŞAŞKIN) DOSTLARI, MİLLETİ ALDATMAK İÇİN PARMAKLARIYLA İRAN'I GÖSTERİP "CANBAZA BAK, CANBAZA!" VAVEYLASI KOPARTIYORLAR.

BUNLARIN BİR KISMI "DÜZEN"BAZ DOLANDIRICI, BİR KISMI AHMAK, BİR KISMI DA MENFAATLERİNE HALEL GELMESİN DİYE BİLEREK SALAĞA YATAN SAHTEKÂR.

KENDİLERİYLE BİRLİKTE "İSRAİL NE Kİ, ASIL DÜŞMAN İRAN" MODUNA GİRMEYENLERİ İSE SULUKULE AHLÂKI, TERBİYESİ, ADABI, GÖRGÜSÜ VE NEZAKETİ İLE NEREDEYSE İRAN AJANI İLAN EDECEKLER.

KAMERALAR ÖNÜNDE HENİYE VE MEŞAL İLE KUCAKLAŞARAK MEDYA ŞOVU YAPMAK, NETANYAHU'YA SÖVÜP SAYMAK, KÜRECİK-İSRAİL-İRAN DENKLEMİNİN AKLA GETİRDİĞİ SORULARI UNUTTURMAK İÇİN ÇOK ZEKİCE BİR TAKTİK, FAKAT GAZZE'DEKİ MAZLUMLARA BİR FAYDASI YOK.

ONA KALIRSA HENİYE VE MEŞAL İLE HAMANEY DE KUCAKLAŞIYOR.

FAKAT İRAN'DA BİR İNCİRLİK VE KÜRECİK YOK.

İSRAİL SENİN DEĞİL İRAN'IN GENERALLERİNİ ÖLDÜRÜYOR.. SENİN DEĞİL İRAN'IN BÜYÜKELÇİLİĞİNİ BOMBALIYOR.

VE İSRAİL'E İHA VE FÜZELERLE SALDIRAN DA SEN DEĞİLSİN, İRAN..

İSRAİL'E MÜHİMMAT TAŞIYAN GEMİLERİ HEDEF ALAN DA SENİN KUZEY KIBRIS DEVLETİN DEĞİL, YEMENLİ HUSİLER..

ÜSTELİK, İSRAİL'LE TİCARETİNİ "SIFIRLAYAMIYORSUN" BİLE.. SADECE BİRKAÇ KALEMİ DEVRE DIŞI BIRAKIYORSUN..

İRAN KENDİ TOPRAKLARINDA İNCİRLİK VE KÜRECİK GİBİ ÜSLER KURARSA, "EL KÂRDA GÖNÜL YARDA" HESABI İSRAİL'LE TİCARET YAPIP KASASINI DOLDURURKEN BİR YANDAN DA BİZE DAVA VE CİHAT NUTUKLARI ATARSA, O ZAMAN GEL HEP BERABER İRAN'A ÇULLANALIM..

FAKAT ŞİMDİ KENDİ GÖZÜNDEKİ KÜRECİK VE İNCİRLİK BÜYÜKLÜĞÜNDEKİ, İSRAİL'E GİDİP GELEN GEMİLER CESAMETİNDEKİ MERTEKLERİ UNUTTURMAK İÇİN "İRAN'IN GÖZÜNDEKİ ÇÖP" EDEBİYATI YAPARAK BİZİM MEZHEBÎ HASSASİYETLERİMİZİ İSTİSMAR EDİP KULLANMAK İSTERSEN, KUSURA BAKMA AMA, SANA, "LÜTFEN BU İLLÜZYONİST HOKKABAZ MARİFETLERİNİ BİZİM GÖRMEYECEĞİMİZ BİR YERDE İCRA EDİNİZ, BİZ BU BAYAT NUMARALARDAN BIKTIK USANDIK, CANIMIZA YETTİ" DENİLİR.

MERHUM NECMETTİN ERBAKAN SAĞ OLSAYDI SİZİN İÇİN REPERTUARINDAKİ DEĞİŞMEZ NAĞMELERLE "YAHUDİ HORTUMU, İSRAİL UŞAĞI" FİLAN DİYEBİLİRDİ, BİZ DEMİYORUZ, FAKAT EV SAHİBİNİ BASTIRMAK İÇİN YAVUZ HIRSIZ MODUNA GİREREK ÖNÜNÜZE GELENİ UTANMADAN İLLÜZYONİST ABRAKADABRA VE ELÇABUKLUĞU İLE İRANCILIKLA SUÇLAMANIZ DA SABIR TAŞINI ÇATLATIYOR.


*

AKP’nin günahı kebairi, Kürecik

Ekrem Şama

Millî Gazete, 29 Nisan 2024

 

Yıl 2011 idi.

İsrail yine azgın ve katliamcı yüzünü yansıtıyordu. Suriye’de de iç savaş başlatılmıştı. İran yine İsrail’e laf atıp duruyordu. Vururuz, haritadan sileriz, gibilerinden. NATO yetkililerinden bir açıklama geldi.

“Türkiye topraklarına balistik füzeler için bir erken uyarı sistemi kuracağız.” Erdoğan bu açıklamaya karşı şöyle bir çıkış yapmıştı:

“Bizim ülkemize karşı bir füze tehdidi yok ki böyle bir sisteme ihtiyaç duyalım.”

Kısa süre sonra anlaşıldı ki, Erdoğan daha önceden bu sistemin kurulmasını talep edip imza atmış. Espri bile yapılmıştı bazılarınca; “sakın NATO yetkilileri Erdoğan’ın imzasını taklit etmiş olmasınlar” diye. O sistem derhal Kürecik’e kuruldu ve ilaveten patriot bataryaları da getirilerek İran sınırına yakın yerlere konuşlandırıldı. O zaman yoğun bir şekilde Kürecik İsrail’i İran’dan korumak için yapıldı, diye haberler yaygınlaşmıştı. O günden bu güne kadar İsrail ne zaman Filistin’e tecavüz etmeye ve katliam yapmaya kalkışsa, kamuoyu bu Kürecik tesislerinin kapatılarak İsrail’in kör ve sağır edilmesi gerektiğini dillendirirdi. İktidar yanlısı Yeni Şafak ve diğerleri bile bu konuda aynı söylemi dillendiren manşetler atarlardı. Ne Erdoğan, ne de diğer yetkililer ve MSB (Milli Savunma Bakanlığı)  bu söylemleri yalanlayıcı tek bir cümle bile etmezdi. Bu da gösteriyor ki, Kürecik İsrail’i İran’dan korumak için kurulmuş.

Filistin Mücahitlerinin Aksa Tufanı atağından sonra İsrail’in başlattığı menfur katliamlar sürerken, kamuoyu yine Kürecik ve İncirlik üslerinin kapatılması ve İsrail’in kör ve sağır edilmesi yönünde yoğun protestolara giriştiği aylarda Erdoğan’dan bir açıklama geldi. “Gerekli gördüğümüzde Kürecik’i de İncirlik’i de kapatırız.” 2019 da da aynı söylemi dillendirmişti. Kürecik kurulup devreye girdiğinde NATO yetkilileri bu tesisin yönetiminin Türkiye’ye devredildiğini defalarca açıklamışlardı. Koskoca Cumhurbaşkanı “yalan söyleyecek” değil ya. Buradan da anlaşılıyor ki, İncirlik de, Kürecik de Türkiye’nin kararı ile kapatılabilir. Bu yetki var.

Gelelim günümüze.

İran’ın Şam’daki menfur İsrail saldırısına misilleme yapacağını açıklaması üzerine bütün gözler bölgeye çevrildi. İran geçtiğimiz günlerde bu misilleme hakkını kullandı. İlk saatlerde yüzde 99 oranında başarısız olduğu açıklansa da, sonradan İsrail’in iki hava üssünün büyük hasar gördüğü ve şu kadar askeri personelinin öldürüldüğü ve yaralandığı anlaşıldı.

Bizim kamuoyunda ise İran’ın attığı füzelerin Kürecik tesislerince İsrail’e anında haber verildiği ve bu yüzden başarısız olduğu dillendirilmeye başladığında, MSB yetkilileri acil bir açıklama ile bu tür haberlerin asılsız olduğu, Kürecik’in bir NATO tesisi olduğu, buradan İsrail’e herhangi bir bilginin verilmediği, bu tür asılsız haberlerin kamuoyunu yanıltıcı bir dezenformasyon olduğu bildirildi.

Tam herkes buna inanmışken, emekli askeri uzmanlar konuşmaya başladılar. (Mesela emekli Kurmay Albay İhsan Sefa, TSK’nın kritik noktalarında görev yapmış, halen emekli, başka uzmanlar da ifade ettiler) Bu uzmanlara göre, İran son harekatta İsrail’e 120 balistik füze fırlatmış, bunların yarısından fazlası Kürecik’in Avrupa üzerinden İsrail’e aktardığı bilgi ve veriler neticesinde havada imha edilmiş. Şayet Kürecik bu bilgileri vermese imiş, İsrail’e çok büyük kayıplar verdirilmesi mümkün imiş.

Bu durumda akla takılan sorular şunlar:

*Kürecik tesisleri kime karşı kuruldu, Türkiye’nin savunmasına katkısı var mı?

*İktidar yetkilileri NATO’dan bu tesisin kurulmasını hangi sebeple talep ettiler?

*Kürecik’in yönetimi NATO’nun dediği gibi Türkiye’de mi?

*Kürecik’in kapatılma yetkisi Erdoğan’ın açıkladığı gibi Türkiye’de mi?

*Erdoğan’ın “Şartlar oluşunca İncirlik’i de Kürecik’i de kapatırız” açıklaması yapıldıktan sonra, 30-40 bin bebek, çocuk, kadın ve sivil, Katil İsrail tarafından hunharca ve suç işleyerek öldürüldüğüne göre, bunlar o şartları oluşturmadı mı?

*İran’ın fırlattığı balistik füzeler Kürecik tarafından verilen bilgiler doğrultusunda mı imha edildi?

*İsrail’e büyük kayıplar verdirilmesinin önlenmesi Türkiye’ye ne kazandırdı?

*İsrail ile ticaret yapıldığı önce inkar edilip, sonra itiraf edildiği gibi, AKP iktidarı Kürecik konusundaki gelen bu bilgileri inkar mı edecek, itiraf mı edecek?

Şayet ortaya çıkan bu bilgiler, delilleri ile birlikte açıklığa kavuşturulmaz ise AKP’nin en büyük bir günahı, yani günahı kebairinden biri değil midir?

Tarih bunun hesabını bu iktidardan sormayacak mı?


(https://www.milligazete.com.tr/makale/20012035/ekrem-sama/akpnin-gunahi-kebairi-kurecik)

 

NASIR’IN VE HUMEYNİ’NİN BÜYÜK SUÇU

 




Bu İran-İsrail-Filistin meselesine bir defa girmiş bulunduk.. O halde devam edelim..

Boşluğa sesleniyor ve gölgelere hitap ediyor (veya kendi kendimize konuşuyor) olmamak için, Mustafa Özcan’ın fikriyat.com’daki (22 Nisan 2024 tarihli) son yazısı üzerinden gidelim.

Yazısının başlığı şu: “Yahudi asrı ve iki aldatıcı ideoloji”.

İki ideolojiden kasıt Nasırcılık ile Humeynicilik.

Özcan, bu iki ideolojiyi Filistin meselesi bağlamında tartışıyor.

Ona göre, “Nasır Arapçılık adına Filistin meselesinin mecrasını ve eksenini değiştirdi. İslam eksenli meseleyi Arap eksenli hale getirdi. Böylece Filistin meselesinin sahiplenilişini daralttı”.

1956-1970 yılları arasında Mısır’a hükmeden Nasır’ın (Cemal Abdünnasır) meseleyi Arapçılık meselesi haline getirmiş olduğu doğrudur..

Adam Arapçı, ırkçı.. Dolayısıyla olayı o açıdan görüyor.

Meselenin gerçekte İslam eksenli bir mesele olduğu da doğrudur..

Ama İslamî hassasiyeti bulunmayan bir adamın meseleyi İslam eksenli olarak ele almasını da bekleyemezsiniz.

Dolayısıyla Filistin meselesinin sahiplenilişindeki bütün kusur ve ihmalleri Nasır’ın sırtına yüklemek yanlıştır.

*

Gâvura kızılıp oruç bozulmaz.

Mesela Doğu Türkistan sorununu alalım..

Diyelim ki Türkiye ve diğer Türk devletleri Doğu Türkistan müslümanlarına salt Türklük adına sahip çıktılar, tamam bu, Doğu Türkistan davasının sahiplenilişini daraltmak olur da, sadece Türk devletlerinin kendi bakış açıları çerçevesinde ortaya çıkan bir daralmadır bu..

Diğer müslüman ülkelerin elini tutan yok.. O Türklük adına sahip çıkıyorsa, sen de İslam adına sahip çık..

Mesela ABD, görünüşte “insan hakları ve demokrasi” adına kör topal destek veriyor, veya destek veriyor gibi yapıyor.

Bir Türk devleti Doğu Türkistan’a Türklük adına destek verdiğinde, “Olayı daraltıyorsun, ya İslam adına destek ver, ya da verme!” denilebilir mi?!

Ya da şöyle soralım: Türk devletleri günümüzde olduğu gibi Doğu Türkistan davasına sahip çıkmadığında (Türklüğü aslında umursamadığında, sadece edebiyatını yaptığında), bu, otomatik olarak meselenin İslam davası olarak görülmesini ve sahiplenilmesini sağlar mı?!

Görüldüğü gibi şu anda Türk devletleri Doğu Türkistan meselesinde üç maymunu oynuyorlar, görmüyor duymuyor numarası yapıp ıslık çalarak kendi yollarına gidiyorlar..

Türklük de umurlarında değil, İslamlık da..

Dolayısıyla Nasır’ın Filistin meselesindeki tutumunu bu zeminde tartışmak boş birşeydir ve yanlış anlamalara yol açar.

*

Özcan’ın ikinci aldatıcı ideolojisi Humeynicilik..

Nasır Filistin meselesini Arapların meselesi haline getirmişti. Humeyni de Filistin meselesini kendi meselesi ve İran meselesi yaptı” diyor.

Tamam da, bu mesele, birilerinin inhisarı altına girebilecek, tekeli altına alınabilecek bir mesele değil ki!..

Nasıl Güneş’i sadece kendi Güneş’imiz yapamazsak, nasıl atmosferi tekelimiz altına alamazsak, bu meseleler de öyledir.. Sahip çıkacak herkes için açık kadro vardır.. İzdiham yaşanmaz.

Humeyni nasıl “Nasır bu meseleyi Araplık meselesi haline getirdi, o halde ben uzak durayım” demediyse, bir Arab’ın ya da Türk’ün de, “Humeyni bu meseleyi kendi meselesi, İran meselesi haline getirdi” diyerek onu boşlama hakkı olamaz.

Eğer birileri Filistin meselesine Nasır ya da Humeyni sahip çıktı diye onu sahiplenmekten uzak durmuşlardıysa, işte asıl daraltıcı sahiplenme tavrı budur..

Bu, “Ya benim olursun, ya da ölürsün.. Ya benimsin ya da kara toprağın” demek gibi birşeydir.

Madem meseleyi ümmetin meselesi olarak görüyorsun, falanın filanın meseleye sahip çıkmasından niye gocunuyorsun?.. Bir ucundan o tutsun, bir ucundan da sen tut!

Nasır ya da Humeyni sahip çıktı diye meseleye/davaya niye sırtını çeviriyorsun?..

Senin lutfedip sahip çıkman için hiç kimsenin sahip çıkmaması mı gerekiyor?

Diyelim ki kimse sahip çıkmadı, senin sahip çıkacağının garantisi var mı?

 

İSRAİL’İ BIRAKIP İRAN’LA SAVAŞMAK





İsrail ile İran arasında bir sıcak çatışma yaşanıyor.

Nedeni, İsrail’in İran’ın iki generalini ve birkaç başka subayını öldürmüş olması.

İran intikamdan, yakıp yıkmaktan söz ediyor, fakat ABD ve Avrupa’dan korktuğundan göstermelik bir karşılık vererek incinen gururunu kurtarma derdinde.

Bizim medyatörlere gelince, bazıları İsrail’i bırakmış İran’la savaşıyorlar.

Bunlardan biri, Yeni Şafak yazarı Yusuf Kaplan..

Bugünkü (19 Nisan 2024 tarihli) yazısı “İran tehlikesinin boyutlarını kavrayabilmiş değiliz!” başlığını taşıyor.

Tam da İran İsrail’le bir şekilde karşı karşıya gelince..

Tamam, sana göre Türkiye için bir İran tehlikesi bulunuyor olabilir, fakat bundan bahsedilecek zaman şimdi mi olmalı?

Tam da İsrail’le karşılaştığı sırada..

Dışarıdan bakan, işin evveliyatını bilmeyen bir kişi bu durumda şu iki ihtimali düşünür:

Birinci ihtimal, böyle bir yazıyı tam da şimdi yazan kişinin kendisini çok iyi kamufle eden bir İsrail işbirlikçisi olması..

İkinci ihtimal ise, etrafına sızmış İsrail ajanları tarafından dolmuşa bindirilen aşırı saf bir vatandaş olması.

*

Kaplan yazısına şöyle başlamış:

“Gazze’de soykırım bütün hızıyla devam ediyor! Ama biz bir haftadır bir tiyatro izliyoruz İsrail ile İran arasında! İsrail-İran valsini.

“Altını çizerek hatırlatıyorum yeniden: İsrail’in İran’ın Şam Büyükelçiliği’ni bomba-lamasını şiddetle kınamak gerekiyor!

“Ama bunun bir oyunun parçası olabileceğini de aslâ gözardı etmemek önemli.”

Diyelim ki şimdi Ermenistan Türkiye’nin Azerbaycan’daki büyükelçiliğini vurdu, iki generalimizi ve başka subaylarımızı öldürdü.

Böyle ağır ve aşağılayıcı bir saldırı, “bir oyunun parçası” olarak “tiyatro” kabilinden sergilenebilir mi?

Bu tiyatroysa, savaş nedir, nasıl birşeydir?

Bu arkadaşlarımız ne yiyip ne içiyorlar da kafaları bu hale geliyor, anlamak mümkün değil.

*

Yusuf Kaplan, bunun ardından bombayı patlatıyor:

“Çok büyük bir tehlike var: İran tehlikesi bu. Şiilik üzerinden yayılan Fars emperyalizmi projesi.”

İran’ın Şiî topluluklar üzerinden bölgede mevzi kazanmaya çalıştığı bir sır değil.

Elini her tarafa uzatıyor.

Ve sen onun bu agresif politikasından endişe duyuyorsun.

Haklısın.

Fakat olaya bir de İran açısından bak..

Tıpkı hırsızın durumu gibi.. İnsanlar hırsızlardan korkarlar, fakat meseleye bir de hırsız açısından bakıldığında görülür ki, bütün dünya ona düşmandır. Hırsız evin sahiplerinden korkar, komşulardan korkar, bekçiden korkar, polisten korkar; tüm dünya ona karşı ittifak halindedir. Ve hırsız, bütün bu devasa düşman bloğuna karşı tek başınadır.

İran da kendisi açısından aynı durumda.. Ülkesinde, başka devletler tarafından kullanılabileceğini düşündüğü Sünnî kitleler var. Halk sadece Farslar’dan oluşmuyor, Türk-Türkmen, Kürt, Beluc vs. bir sürü etnik topluluk mevcut. İran, ülkesi dışındaki bütün Şiî topluluklara her hususta her zaman güvenebilecek durumda da değil, çünkü Fars/Pers (İranî) değiller, kimisi Arap, kimisi Türkmen.

Dolayısıyla İran (Fars unsuru), böyle bir dünyada, misalimizdeki hırsız gibi kendisini bir düşmanlar ittifakı ile kuşatılmış hissediyor.

*

Mesela Suriye’yi alalım..

İran’ın Şiîlik’ten dolayı Suriye’ye bir yakınlığı vardı, fakat Türkiye, geçmişte Esed’le çok iyi ilişkiler kurdu.. İran buna ses çıkarmadı veya çıkaramadı.. Fakat Türkiye, (dönemin Genelkurmay İstihbarat Dairesi Başkanı Korgeneral İsmail Hakkı Pekin’in açıkladığı gibi) ABD’nin dolmuşuna binerek Suriye’ye müdahale etti..

Bunun üzerine İran, tümden Batı bloğunun kontrolü altına girecek bir Suriye görmek istemedi.. Rusya ile birlikte olaya dahil oldu..

Doğal olarak Türkiye bundan fena halde rahatsızlık duydu..

*

Bunun yanı sıra, sadece İran değil, (laik, yani siyasal dinsiz) Türkiye de bölge ve genel olarak İslam dünyası üzerinde etkili olmaya çalışıyor ve dolayısıyla sahada İran’la rekabet etme durumuna düşüyor.

Ancak Türkiye’nin derdi aslında Sünnîlik değil, “ulusal çıkar” dedikleri menfaat..

Nitekim Erdoğan’ın geçmiş yıllarda dilinden düşürmediği sloganlardan biri şuydu: “Ben ne Sünnîyim, ne Şiîyim, müslümanım.”

Erdoğan için Sünnîliğin bir önemi yokmuş.. Biz demiyoruz, kendisi diyor.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne gelince... Müslüman bile değil.. Laik, yani siyasal dinsiz..

*

Kaplan yazısını şöyle bitiriyor:

“İran nükleer güç olunca, İran’ı kimse durduramaz artık. O yüzden Türkiye’nin de derhal nükleer güç olma hazırlıkları yapması lazım.

“İslâm dünyasını nefes alabilmesi için, İran’ın kendi doğal sınırlarına çekilmesi, işgallerine son vermesi, işgal ettiği yerlerden de çıkarılması kaçınılmaz.

“Vesselâm.”

Aleykümselam gardaş..

Türkiye’nin nükleer güç olmasını istemen iyi de, niye bunu İran’a karşı istiyorsun?

Niye aklına mesela İsrail, ABD vs. hiç gelmiyor?

Sizdeki bu kafa neyin kafası?

Allah akıl fikir versin!

Amin!

*

Bir diğer heyecanlı yazarımız Mustafa Özcan..

O da fikriyat.com’da İran’a olanca kahramanlığıyla savlet etmiş.

Yazısının başlığı şöyle: “Farezdek ile Mirbe kavgasından günümüze yansıyanlar”.

Bu yazarımız da İran ile İsrail için “Birbirlerini savaş halinde bile gözetiyorlar” diyor.

Birbirlerini gözetmiyorlar dostum, kavganın kontrolden çıkmasını istemiyorlar.

Mesela iki kişinin yumruk yumruğa dövüştüğünü düşünelim.. Her iki taraf da bilir ki kendisi bıçağa davranırsa karşı taraf da aynısını yapacak ve iş kontrolden çıkacaktır. Artık göz mü çıkar, böğür mü delinir, orasını baştan tahmin etmek mümkün değildir. Biri mezara, diğeri hapse gidebilir. Dolayısıyla iki taraf da yumrukla işi kapatmaya çalışır. Bu, karşı tarafı gözetmekten değil, herkesin kendisini gözetmesinden ve sonunun nereye varacağı belli olmayan bir maceradan uzak durma arzusundan kaynaklanır.

Tesadüfe bakın ki, bu yazarımız da, ağız birliği etmiş gibi Yusuf Kaplan’la aynı türküyü “çığırıyor”, İran’ın Pers İmparatorluğu’nu diriltmesinden söz ediyor.

Bizimkiler de bir zamanlar Ortadoğu’da yaprak kımıldasa haberlerinin olduğunu, bütün kılcal damarlara girdiklerini, kendilerinden habersiz hiçbir şey yapılamayacağını, bölgesel güç haline geldiklerini, hatta küresel güç olma yolunda olduklarını anlatıyorlardı..

Demek ki İranlılar da aynı bölgesel ve küresel rüyalara kendilerini kaptırmışlar. Ne demişler, hacı hacıyı Mekke’de, holigan holiganı statta bulurmuş..

*

Peki Ortadoğu’daki Sünnî rejimler?..

Mustafa Özcan, onlardan (haklı olarak) “işbirlikçi Arap rejimler” diye söz ediyor.

“Bu aldatıcı hatta hain bir tabir. Bunlar Sünni değil işbirlikçi rejimler” diyor.

Ve şu hükmü veriyor: “… onlara Sünnîlik kisvesi yakışmadığı gibi Araplık veya İslamlık kisvesi de beyhudedir.

Haklı olabilir.. Belki de liderleri, Erdoğan gibi “Ben Sünnî değilim” demişlerdir.

Muhtemelen anayasalarına da (laik yani siyasal dinsiz Türkiye Cumhuriyeti’nden esinlenerek) “Biz müslüman değiliz.. Biz atamız ölmüş falan şahsın ilke ve inkılaplarına iman ettik, onun yılmaz savunucularıyız” diye yazmışlardır.

Yazmışlarsa, tekfiri hak etmişler, üzerlerindeki İslamlık kisvesinin beyhude olduğu ortaya çıkmıştır.

Bu durumda onları İslamlık’tan ihraç eden Mustafa Özcan değildir, kendileridir.

Bu rejimler laik (siyasal dinsiz) olduklarını söylüyorlarsa Mustafa Özcan onları nasıl müslüman yapabilir ki?!

*

İran hassasiyetleri zamansız ve tuhaf biçimde depreşen bu yazarlar, İran-İsrail ilişkilerinin nasıl olmasını isterlerdi?

Şu anki Türkiye-İsrail ilişkileri gibi olması onları “keser miydi”?

Belki de onlara göre tek eksik, İran Cumhurbaşkanı’nın İsrail Cumhurbaşkanı ile bir panele katılıp “One minute!” diyerek onun sözünü kesmemiş olmasıdır.


"EĞER AKLIMIZI KULLANMIŞ OLSAYDIK..."