REFET PAŞA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
REFET PAŞA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

"MEVZUBAHİS OLAN VATANSA YENİ BİR HÜKÜMET DE TEFERRUATTIR" DİYEMEYEN "ARZU"



General Milne


ATATÜRK'ÜN KARAKTERİ (HALİDE EDİB ADIVAR'IN ŞAHİTLİĞİNE GÖRE) - 6


Dr. Seyfi Say


"İstiklâl mücadelesinin başarısı da esasında İngilizlerin buna karar vermesi ve diğer müttefikleri de bunu kabule mecbur etmesiyle mümkün olmuştur."

Atatürk'ün başbakanı, sağ kolu, Türkiye Cumhuriyeti'nin ikinci cumhurreisi, Lozan'daki delegenin başkanı İsmet İnönü, 1973 yılında böyle konuşmuştu. (Bkz. Milliyet Gazetesi‘nin 29 Ekim 1973 tarihli sayısından aktaran Fikret Başkaya, Paradigmanın İflası, İstanbul: Yordam Kitap, 2018, s. 60.)

Demek ki, böylesi bir hareketi destekleyeceklerini Halide Edib'e söyleyen İngiliz albayı, İngiliz Hükümeti'nin kararını dile getirmiş:

Kolonel H. Symythe, saat on biri geçe geldi. ... 

İngiltere [İstanbul'da düzenlediğimiz] bu millî hissiyatı, yani mitingleri çok beğeniyormuş. Bundan başka da, İngiltere'nin milleti temsil eden [meclise/parlamentoya dayanan] bir hükümeti mutlakiyete [padişahlığa] tercih edeceğini de ekledi. ...

«Aynı zamanda Sultanahmet'teki gibi bir miting daha yaparak padişahı seçime ve Meclis'i açmaya zorlamak istiyormuşsunuz.» ...

«Buna devam ediniz. Büyük bir miting yapınız. Meclis'in iadesine karar verirseniz, İngiltere de sizi tutar ve halkın temsilcileriyle anlaşmayı padişahla anlaşmaya tercih eder

(Halide Edip Adıvar, Türk'ün Ateşle İmtihanı I, İstanbul: Cumhuriyet Gazetesi, 1998, s. 43-5.)

Atatürk'ün İstanbul'dayken bir iki defa görüştüğünü söylediği Rahip Frew (ki İngiliz İstihbaratı'nın / gizli servisinin İstanbul şefiydi), acaba ona hangi telkinlerde bulunmuş olabilirdi?

*

Halide Edib şunları yazıyor:

... 9 Haziran'da [1919] Amasya'da, Mustafa Kemal Paşa, Ali Fuat Paşa, Miralay Refet ve Rauf Beylerin imzasıyla bir protokol imzalandı. ...

Amasya protokolünün imzasına kadar İstanbul hükümetinden ayrılmak ve Anadolu'da yeni bir hükümet kurmak arzusu belirmişti. Bundan başka da, Amasya protokolünün üslubu, istila kuvvetlerine karşı milli bir müdafaa kurmak arzusunu da ifade ediyordu. 

... protokolün üzerlerine yüklediği mesuliyet hakkında tek söz alan Miralay Refet olmuştu ..., protokolü okuduktan sonra, Mustafa Kemal Paşa'ya dönerek demişti ki: 

"Yeni bir hükümet mi kuruyoruz? Yoksa memleketin müdafaasını mı organize ediyoruz?" 

Ali Fuat Paşa şöyle cevap vermişti:

"Bu noktaları düşünürken yeni bir hükümet kurmayı tasarlamadık. Fakat eğer müdafaa sadece bu şartlar altında mümkünse, niçin kurmayalım?"

Miralay Refet de cevabında:

"Bunu yalnız açık bir münakaşadan sonra yapabiliriz. Ben itiraz ettim, çünkü bundaki niyeti anladım."

Ali Fuat Paşa Miralay Refet'in arkasını okşayarak demişti ki:

"Nazariyeyi bırak, Refet. İmzanı at." 

Refet imzasını atmıştı. Herhalde, bu meselede, ikna edilmesi en güç olan kimse Miralay Refet olmuştu. Refet Paşa'nın, gayet tenkitçi, kurnaz ve aynı zamanda ihtilalci ve son derece cesur bir tarafı vardı.

(A.g.e.s. 47-9.)

Halide Edib, "Amasya protokolünün imzasına kadar İstanbul hükümetinden ayrılmak ve Anadolu'da yeni bir hükümet kurmak arzusu belirmişti" diyor.

Protokolün imzalandığı tarih, 9 Haziran..

Atatürk'ün Samsun'a çıktığı tarih ise, 19 Mayıs..

Arada üç hafta var.. Sadece 21 gün..

Sadece 21 günde bir "arzu belirmiş", fakat bundan, Samsun'a ve Amasya'ya Atatürk'le birlikte gelen Albay Refet'in (sonradan paşa) bile haberi yok. 

Belli ki bu arzu sadece Atatürk'te belirmiş.

Diğerleri de, "Van'dan Ankara'ya kadar hem mülkî/idarî hem de askerî en üst düzey yetkili olarak atanmış olan padişah yaverinin bir bildiği var ki böyle bir arzu izhar ediyor" diye düşünmüş olmalılar.

*

Miralay Refet, Halide Edib'in ifadesine göre, "protokolü okuduktan sonra" dönüp Atatürk'e ne yapmak istediğini soruyor.

Yani protokolü yazanlardan değil. Birlikte yazmamışlar.. İmza atanlara protokol konusunda fikirleri hiç sorulmamış, sadece imza atmaları istenmiş.

Miralay Refet'in sorusu ilginç: 

"Yeni bir hükümet mi kuruyoruz? Yoksa memleketin müdafaasını mı organize ediyoruz?

Çünkü, İstanbul'dan gönderilirken aldıkları "örtülü" emir, "memleket savunmasını organize etme, örgütleme"den ibaret.. (Salak numarasına yatmayı sevenler için bir not: Devletin her faaliyeti şeffaf olmaz, MİT tırlarını hatırlayınız. "Devlet sırrı" diye birşey var.)

Doğal olarak Miralay Refet'in beklentisi bu yönde.

Hatta, Ali Fuat Paşa'nın bile, başka "arzu"lardan ve tutkulardan haberi yok. 

"Bu noktaları düşünürken yeni bir hükümet kurmayı tasarlamadık" diyor. 

Bu noktalar, hangi noktalardı?.

*

Miralay Refet'in sözünü ettiği "bundaki niyet" ne olabilir?

Yeni bir hükümet kurmanın bizzat kendisi olamaz. Çünkü, bu açık birşey.. 

Miralay'ın kastettiği niyet, yeni bir hükümet kurma arzusunun ardındaki niyet..

Ali Fuat Paşa hüsnüzanda bulunuyor, niyetin memleket "müdafaa"sı olduğunu düşünüyor. 

Miralay Refet ise, bunda, vatan savunmasından başka bir niyet görüyor. 

"Bundaki niyeti anladım" diyor.

*

Evet, Halide Edib, "Amasya protokolünün imzasına kadar İstanbul hükümetinden ayrılmak ve Anadolu'da yeni bir hükümet kurmak arzusu belirmişti. Bundan başka da, Amasya protokolünün üslubu, istila kuvvetlerine karşı milli bir müdafaa kurmak arzusunu da ifade ediyordu" diyor.

Yani asıl gündem, ya da asıl hedef, yeni bir hükümet kurmak ve İstanbul ile köprüleri atmaktan ibaret..

Peki vatan savunması?.. 

Eh o da, tali bir mesele olarak, üslubun merhametine emanet edilmiş. 

Falih Rıfkı, Atatürk'ün şöyle demiş olduğunu söylüyor:

… (Sofrada bulunan Recep Peker’e dönerek) Hatırlar mısın Recep, yeni gelmiştin, sana da fikrini sordum, memleketin menfaati bunda ise fedakârlık etmelisiniz, demiştin.

Fakat ben, tarihî bir görevimiz var; Meclisi açmak! Bu görevi yerine getirelim de sonra düşünürüz, cevabını verdim ve Meclisin hemen toplanması için tedbir aldım.

(Falih Rıfkı Atay, Çankaya III, Cumhuriyet Gazetesi Armağanı, Kasım 1999, ss. 21).

Memleketin menfaati "sonra düşünülecek" birşey..

"Mevzubahis olan vatansa ..." türünden cümleler burada geçer akçe değil.

Ortada tarihî bir görev varmış.

Bu görevi kim vermiş olabilir?

*

Tesadüfe bakın ki, Atatürk'ün arzusu ile İngilizler'inki örtüşüyordu. 

Onlar da Osmanlı topraklarında yeni bir hükümet kurulmasını istiyorlardı.

Albay H. Symythe'in Halide Edib'e söylediği gibi, yetkisini ve meşruiyetini o günün devlet başkanı olan padişahın görevlendirmesinden değil de doğrudan milletten aldığını söyleyen yeni bir hükümetle anlaşmayı, çıkarlarına uygun görüyorlardı.

Böylece, İsmet İnönü'nün sözleri anlamlı hale gelmiş olacaktır:

"İstiklâl mücadelesinin başarısı da esasında İngilizlerin buna karar vermesi ve diğer müttefikleri de bunu kabule mecbur etmesiyle mümkün olmuştur."

Tamam olmuştur da, nasıl olmuştur?

Çünkü, Amasya Tamimi'nin/Protokolü'nün/Genelgesi'nin imzalanmasından tam 25 gün önce (üç hafta dört gün önce) Yunan İzmir'e çıkarma yapmış ve Anadolu içlerine doğru yürümeye başlamıştır.

Ortalık yangın yeridir..

"Mevzubahis olan vatansa yeni bir hükümet de teferruattır" denilecek günler yaşanmaktadır.

Bu hengâmede, "vatan savunmasını örgütleme" işini bir yana bırakıp hükümetçilik oynayacak, yeni bir hükümet fantezisi ile uğraşacak, koltuk kavgası verecek vakit mi vardır?

*

İşte o vakti bonkör İngilizler Milne Hattı ile Atatürk'e verdiler.. 

Ve böylece İsmet İnönü'nün 54 yıl sonra tarihe geçecek bir beyanatta bulunmasını sağladılar:

"İstiklâl mücadelesinin başarısı da esasında İngilizlerin buna karar vermesi ve diğer müttefikleri de bunu kabule mecbur etmesiyle mümkün olmuştur."

Atatürk, ihtiyaç duyduğu zamanı, Milne Hattı sayesinde kazandı, kabına sığmayan bir vatansever olarak bir hafta içinde alelacele Ege'ye gidip Yunan'ın karşısına dikilmek yerine, hiç acele etmeden, aheste aheste "Sivas senin, Erzurum benim, Ankara onun" diyerek tam 11 ay boyunca süper kaplumbağa hızıyla Anadolu'da yol aldı.

Peki nedir bu Milne Hattı?

Milne, bir İngiliz generalinin adıdır: General George Francis Milne.

Milne, Kuzey Anadolu İşgal Kuvvetleri komutanıdır.

*

Evet, Atatürk'ün arzusu yeni bir hükümet kurmaktı.. 

Ancak öyle hemen "Ben artık hükümet oldum" demekle olacak birşey değildi bu.

Bunu sağlayacak manivela yeni bir meclisti.

Osmanlı Meclis-i Mebusan'ının (Milletvekilleri Meclisi'nin) yerini alacak bir meclis.

Olmayan bir meclisi de toplayamazdınız. Bunun için önce, Anadolu kamuoyunu yeni bir meclis oluşturulması yönünde manipüle etmek gerekiyordu.

Bu yüzden Atatürk, daha Amasya Tamimi ile açığa vurduğu "arzu"su doğrultusunda önce Temmuz'da Erzurum Kongresi'ne katılacak, ardından Eylül'de Sivas Kongresi'ni toplayacak, daha sonra Aralık'ta Ankara'ya geçecek, orada TBMM'nin toplanması için gereken hazırlıkları yapacak, sonra da Nisan 1920'de "Meclis'i toplamışken bari bir de hükümet kuralım" diyecektir.

*

Bu arada İngilizler Osmanlı Meclis-i Mebusan'ını da kapatmışlar, oradaki Atatürk'e kafa tutabilecek ağır topları Malta'ya sürmüşler, işsiz güçsüz kalan 70 kadar mebus (milletvekili) Ankara'ya gelip TBMM'nin doğal üyesi olmuş, Atatürk'e biat etmiştir.

TBMM, İngilizler sayesinde artık milletin meclisi olma bakımından rakipsizdir. 

Atatürk, reklamlarda "din, iman, hilafet" göstermeye devam edecektir, fakat gizli niyeti, teslimatta işi laikliğe bağlamak, beğenmeyenlere de idam sehpası hediye etmektir.  

*

Bütün bunları aheste aheste yapacak, TBMM'yi toplayacak, hükümeti kuracaktır..

Vakti boldur.

"Yunan geldi geliyor" diye bir kaygısı bulunmamaktadır.

Çünkü, İngiliz işgal kuvvetleri komutanı General Milne, Atatürk'ün kaplumbağa hızıyla aldığı yol için gereken bol zamanı fazlasıyla vermiştir.

Onun çizdiği Milne Hattı/Sınırı adlı sihirli değnek sayesinde Yunan, İzmir'in dağlarında durup bekleyecek, bu arada Atatürk, "arzu"suna nail olacaktır. 

Yunan, "İzmir'in dağlarında oturdum kaldım" diye türkü "çığırmakta", İzmir'in dağlarında sadece çiçekler açarken, altın Güneş Erruzum'da, Sivas'ta, Ankara'da Mustafa Kemal'e sırmalar saçmaktadır.

Samsun'a çıkılan 19 Mayıs 1919 ile TBMM'nin toplandığı 23 Nisan 1920 arasında tam 11 ay, dört günlük bir zaman farkı vardır..

Bir yılın tamam olmasına sadece 26 gün kalmıştır. 

Ve bu zaman zarfında Atatürk Yunan'a tek bir mermi bile atmamıştır.

Sadece nutuk atmıştır.

*

Milne Hattı meselesine gelelim.

Erzurum Kongresi'nin toplandığı tarihten beş gün önce, 18 Temmuz 1919 tarihinde İngilizler ile müttefikleri, İzmir'e çıkarma yapan Yunan kuvvetleri ile Türkler arasında bir sınır tespit edilmesini kararlaştırdılar. 

Bunun için İzmir'e gelen General Milne, ön çalışmaları yapmak üzere General Henry'yi görevlendirmiş bulunuyordu. 

Erzurum Kongresi'nin tamamlanmasından altı gün sonra, 13 Ağustos 1919 tarihinde bir heyetle Soma'ya giden ve orada Kuva-yı Milliye temsilcileriyle görüşen General Henry, onlara, "8 Ağustos tarihinden itibaren (Erzurum Kongresi'nin bitişinden bir gün sonrasından itibaren) Yunan kuvvetlerinin daha ileri gitmemeleri için bildirim/tebligat yapıldığını söyler.

Dahası, "General Milne, 10 Ağustos 1919 tarihinde Yunan Orduları Başkumandanlığı'na verdiği emirde, işgalleri altında bulunan sınırdan ileri geçmemelerini istemiştir". (Mustafa Turan, "İstiklâl Harbi'nde 'Milne Hattı' ", Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Cilt VII, Sayı 21, Temmuz 1991, s. 568.) 

Evet, sonradan ülkesinde genelkurmay başkanı olan General Milne, Yunan ordusuna emir vermektedir.

*

Böylesi bir emri vermek için ilginç bir zamanlamadır bu..

Daha ilginç olan ise şu: 

Bu Milne, 6 Haziran 1919 tarihinde Osmanlı Hükümeti'ne, Harbiye Nezareti’ne (Milli Savunma Bakanlığı'na) gönderdiği bir yazıda Atatürk'ün İstanbul’a geri çağrılmasını istemiştir:

Kemal Paşa ile Maiyeti Erkânı’nın vilayetlerde ispat-ı vücut etmelerinin [varlıklarını göstermelerinin] arzu olunmadığını… kendini göstermiş sivrilmiş bir paşanın maiyeti erkânı ile beraber memleket dâhilinde dolaşması kamuoyunu rahatsız edeceği gibi askerlik görüşünden dahi, kendi çalışmasına bence bir lüzum görülmemektedir. Kemal Paşa ile maiyeti erkânının derhâl İstanbul’a dönmesi için emir buyurmalarını talep eylerim.

(Ahmet Şekerci, "Mustafa Kemal Paşa'nın Havza'daki Çalışmaları", Türk Dünyası Araştırmaları, Cilt 121, Sayı 238, Ocak-Şubat 2019, s. 100.)

Atatürk geri dönmediği gibi, Erzurum Kongresi'ne katılır.

Bu kongre, gizli bir toplantı değildir, tam aksine, orada alınan kararlar tüm dünyaya ilan edilir.

Bu durumda General Milne daha çok telaşlanmış olmalıdır diye düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. 

Atatürk'e adeta "Sen orada yapmak istediklerini yap, bak ben burada Yunan'ı durduruyorum" dercesine hareket etmiştir.

"Âyinesi iştir kişinin lafa bakılmaz." 

Adamın ne söylediğine değil, ne yaptığına bak!

*

Harbiye Nazırı (Milli Savunma Bakanı) Şevket Turgut Paşa, General Milne'e 8 Haziran 1919’da şöyle cevap verir:

Mustafa Kemal Paşa’nın Dokuzuncu Ordu Kıtaatı Müfettişliği’ne tayinine en etkili sebeplerden biri İngiltere devleti temsilcisinin Bâb-ı Âli’ye [Başbakanlığa] verdiği bir nota olmuştur. (Nota’nın sureti ilişiktedir.) 
İş bu nota üzerine Sadrazam Paşa Siyasi Temsilci ile görüşmüş ve bir müfettiş göndereceğini söylemiş. Şüphesiz itiraza da maruz kalmamıştır. ... Tezkirenizle (Pusula) de [bilgi notunuzla da] istenmiş ve uygun gördüğünüz üzere Yakup Şevki Paşa’nın yerine tayin edilmiştir. Ancak barış zamanına ait teşkilat olduğu için Ordu Kumandanı değil Ordu Müfettişi unvanını taşımaktadır. 
Böyle bir müfettişin vilayetleri dolaşmasının kamuoyunu rahatsız mı veyahut aksine teskin mi edip etmeyeceğinin takdiri memleketin tecrübekâr bir askerî ve evlâdı hususiyle bu işte sorumlu bir nazır [bakan] olduğum için acizlerine terk buyurulmasını kemal-i ihtiramla zatı asilanelerinden rica eder, sekiz aydan beri devam eden bir mütarekeden [ateşkesten] sonra artık biraz da Türkleri ve Müslümanları lütfen itimadınıza layık görmenizi pek rica ederim. 

(Şekerci, a.g.m., s. 100-101.)

*

Atatürk'ün Anadolu'ya gönderilmesinin zeminini hazırlayanlar, böyle bir görevlendirme yapılmasını isteyenler, bunun için Osmanlı Hükümeti'ne nota verenler, baskı yapanlar, İngilizler..

Gitmesi için vizeyi hiç bekletmeksizin verenler de İngilizler..

Olağanüstü yetkilerle gidip Anadolu'ya yerleştikten sonra geri çağırılmasını isteyenler de yine İngilizler..

Böylece, Osmanlı Hükümeti "İngiliz işbirlikçisi hain" konumuna düşürülürken, Atatürk'ün İstanbul'a itaatsizliği de, "Padişah ve İstanbul Hükümeti İngiliz baskısı altında.. Atatürk'ün İstanbul'a itaat etmesi uygun olmaz" dedirtilerek meşrulaştırılıyor.

İngiliz oyunu..

İngilizler, istihbaratçılığı ve istihbarat oyunlarını çok iyi bilir.

*

Atatürk, Erzurum Kongresi'ni yapadursun..

Sırada Sivas Kongresi var..

Yunan'dan yana rahat.. Çünkü, General Milne, Yunan'a, "Şu sınırdan ileriye geçemezsin!" diye emir vermiş.

Emir, sağlam yerden..

Belirlenen sınıra gelince... 

Ayvalık'ın kuzeyindeki Aymazdağı'ndan güneye doğru Tatarköy, Sart, Bademlik, Umurlu ve Selçuk üzerinden geçiyordu. 

Böylece Yunan, Atatürk yeni hükümetini kuruncaya kadar bekledi.

Bekletildi.

*

Peki Yunan kuvvetleri ne zaman tekrar yürüyüşe geçti?

TBMM'nin toplandığı 1920 yılı 23 Nisan gününün hemen ertesi gün değil tabiî..

Yunan, iki ay daha bekledi. Ve 22 Haziran 1920 tarihinde Milne Hattı'nı geçti.

Falih Rıfkı şunları söylüyor:

Haziranda İngiliz nazırları (bakanları), Türk – Yunan harbinde tarafsız kalacaklarını ilân etmişler, İstanbul bölgesine bir Yunan saldırısı yaptırılmayacağı için de teminat vermişlerdir. Daha ileri giderek, Yunanlıların işi artık müttefiklere emanet etmesi lâzım geldiğini söylemişlerse de Yunanlılar bu teklifi reddettiler.

(Falih Rıfkı Atay, Çankaya III, Cumhuriyet Gazetesi Armağanı, Kasım 1999, s. 82.)

Dahası, İngilizler, Falih Rıfkı’nın ifadesine göre, “Anadolu’ya asker yollamak ve Yunanlılara yardım niyetinde değil idiler”. (A.g.e.s. 66.)

*

Osmanlı Hükümeti'nden Atatürk'ü İstanbul'a geri çağırmasını isteyen İngilizler, "nasılsa", Atatürk'e karşı Anadolu'ya asker yollamayı da, Anadolu'yu ele geçirmek isteyen Yunan'a yardım etmeyi de istemiyorlar.

İster istemez dönüp dolaşıp tekrar İsmet İnönü'nün lafına geliyoruz:

"İstiklâl mücadelesinin başarısı da esasında  İngilizlerin buna karar vermesi ve diğer müttefikleri de bunu kabule mecbur etmesiyle mümkün olmuştur."

 

ATATÜRK'E PADİŞAHIN SARAYI... MİLLÎ MÜCADELE'NİN FEDAKÂR KAHRAMANLARINA İDAM, HAPİS, SÜRGÜN, İTİBAR SUİKASTİ




Dr. Seyfi Say


Bir önceki yazıda, Halide Edib'in anlatımı çerçevesinde, Mustafa Kemal'in ikili oynadığını, takiyye yaptığını (daha açık ifadeyle ikiyüzlü davrandığını) ve insanlara yalan söylediğini görmüştük.

Görünüşte, Padişah ve İstanbul hükümeti tarafından kendisine verilen emirleri kabul etmiş ("Başüstüne efendim" demiş), fakat gizlice başka işler çevirmiş. 

İstanbul'da işgalci İngilizlerle Pera Palas Oteli'nde yaptığı görüşmeler de bu gizli kapaklı işler arasında yer alıyor. 

İngiliz İstihbaratı'nın İstanbul şefi Rahip Robert Frew ile iki üç defa yalnız başına buluşup konuşuyor. Bu mülakatlardan biri, otelin Fransız müdürü Mösyö Martin'in evinde gerçekleşiyor.

Dahası, İtalyanlar'ın İstanbul komiseri Kont Carlo Sforza ile de görüşüyor. 

Evetlerinin ve hayırlarının, verdiği sözlerin, ettiği yeminlerin bir çöp kadar bile kıymeti yok.. Çünkü, kendisine verilen emirleri kabul etmiş gibi görünürken gizlice başka işler çevirebilme, karakterinin en keskin hatlarından birini oluşturuyor. 

*

Onu, verdiği sözler ve ettiği yeminler değil, ancak şartlar durdurabiliyor ve sınırlandırabiliyor.

Evet, Halide Edib'in anlatımına göre, durum bu:

Padişah ve Damat Ferit, onu Doğu’yu yatıştırmak için göndermişti. Görünüşte hükûmetin emrini kabul etmiş gibi davranırken, gizliden gizliye Ali Fuad Paşa (Ankara’da On İkinci Ordu Kumandanı), Kâzım Karabekir Paşa (Erzurum’da Dokuzuncu Ordu Kumandanı) ve Rauf Bey ile anlaşmıştı. Onunla beraber [Samsun'a] gidenler arasında Miralay Refet (Refet Paşa) de bulunuyordu. Refet Paşa, Samsun’da Üçüncü Ordu Kumandanı’ydı. Bundan başka da Miralay Arif (Sakarya’da Mustafa Kemal Paşa ile beraberdi), Amasya’da ilk tarihî toplantıda hazır bulunmuştu.

Rauf Bey, İstanbul’dan Ankara’ya giderek orada Ali Fuad Paşa ile birleşip Amasya’ya hareket etmişti. 9 Haziran’da Amasya’da, Mustafa Kemal Paşa, Ali Fuad Paşa, Miralay Refet ve Rauf beylerin imzasıyla bir protokol imzalandı. Miralay Arif, Anadolu İnkılâbı adı altında [1924 yılında] yayımladığı kitapta bu protokolün diğerleri tarafından da tasdik edilen şeklini şöyle tarif ediyor:

“Mustafa Kemal Paşa, Amasya’dan muhtelif kimselere mektup yazmıştır. ... Meâli şudur: Merkezî hükûmet tamamen ecnebi kontrolü altındadır. Türk milleti, ecnebi hâkimiyetini reddetmeye karar vermiş ve bunu memleketin her tarafındaki teşekküllerle [cemiyet, dernek gibi oluşumlarla] isbat etmiştir. Bu, muhtelif teşekküllerin faaliyetleri birleştirilmelidir. Sivas’ta bir kongre toplanmalı ve bunun yeri ve tarihi –açılıncaya kadar– gizli tutulmalıdır. İstanbul’dan gönderilen ve millî nokta-i nazardan kanaatleri şüpheli olan kumandanlar kabul edilmemelidir.”

Aynı zamanda, ihtiyaç hâsıl olunca, Ali Fuad Paşa’nın Orta ve Batı Anadolu’da askerî ve sivil idareyi eline alması kararlaştırılmış. Konya’daki Kumandan Mersinli Cemal Paşa ve Kâzım Karabekir Paşa bu kararları telgrafla kabul etmişlerdir. Amasya Protokolü’nün imzasına kadar İstanbul Hükûmeti’nden ayrılmak ve Anadolu’da yeni bir hükûmet kurmak arzusu belirmişti.

(Halide Edip Adıvar, Türk'ün Ateşle İmtihanı I, İstanbul: Cumhuriyet Gazetesi, 1998, s. 47-8.)

Asıl maksat, İstanbul Hükümeti'nden ayrılmak ve Anadolu'da yeni bir hükümet kurmak.

Bahaneyi de, donanmalarını İstanbul'a gelip yığan, Pera Palas Oteli'ni karargâh yapan ecnebiler (İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar) hazırlamışlar: Merkezî hükümet (İstanbul'daki hükümet) üzerindeki ecnebi baskısı.

Ecnebileri diline dolayan adam, İstanbul'da İngiliz ajanlarıyla, İtalyan ve Fransızlarla al takke ver külah samimi görüşmeler yapan adam. 

Kendisini Anadolu'ya gönderen de, "tamamen ecnebi kontrolü altında" olduğunu söylediği hükümet.

Vizeyi veren de doğrudan İngiliz...

Ve şu mutlu tesadüfe bakın ki, Atatürk'ün yapmayı düşündüğü şey, tam da bir İngiliz albayının Halide Edib'e açıkladığı projedir:

Kolonel H. Symythe, saat on biri geçe geldi. ... 

İngiltere [İstanbul'da düzenlediğimiz] bu millî hissiyatı, yani mitingleri çok beğeniyormuş. Bundan başka da, İngiltere'nin milleti temsil eden [meclise/parlamentoya dayanan] bir hükümeti mutlakiyete [padişahlığa] tercih edeceğini de ekledi. ...

«Aynı zamanda Sultanahmet'teki gibi bir miting daha yaparak padişahı seçime ve Meclis'i açmaya zorlamak istiyormuşsunuz.» ...

«Buna devam ediniz. ... Meclis'in iadesine karar verirseniz, İngiltere de sizi tutar ve halkın temsilcileriyle anlaşmayı padişahla anlaşmaya tercih eder

(A.g.e., s. 43-5.)

*

Atatürk'ün Samsun'a çıktığı tarih, 19 Mayıs.. 

Amasya'da protokolün hazırlandığı tarih ise 9 Haziran.. Yani 21 gün (üç hafta) sonrası.

Altında imzası olan isimlere gelince..

Biri, Mustafa Kemal.. Sonradan "Cumhuriyet ilan ettik, ben ebedî (sonsuza kadar) şefim, cumhurbaşkanıyım" demiştir. 

Padişah gibi köşk ve saraylarda yaşamış ve ölmüştür.

*

İkincisi Hamidiye kahramanı Rauf Orbay..  

Zaferden sonra, Atatürk'ün başında bulunduğu Cumhuriyet Halk Partisi'nin rakibi Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası/Partisi kurucuları arasında yer aldı. 1926 yılında Atatürk'e karşı tertiplenen İzmir suikasti girişiminde tuzu biberi bulunduğu iddiasıyla yargılandı ve 10 yıl hapse mahkum edildi. 

Üçüncüsü, Miralay Arif.. 

Meşhur Ayıcı Arif.. 

Aynı İzmir Suikasti davasında yargılandı ve idam olundu. Yağlı iple astılar.

Dördüncüsü Refet Paşa.. 

Rauf Orbay gibi Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası/Partisi kurucularından... 

Aynı İzmir Suikasti davasında yargılanıp terbiye edilmiş, ıslah olup Atatürk'e layıkıyla biat edeceği anlaşılmış olacak ki beraat etmiştir. 

*

Beşincisi Ali Fuat Cebesoy.. 

O da Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası/Partisi kurucularından.. 

Böylece, İzmir Suikasti davasının sanık kadrosu içindeki yerini garantiye almış.. 

Fakat şanslılardan, Refet Paşa gibi beraat etmiş, yani ıslah olacağı düşünülmüş. (Ali Fuat Paşa, Mustafa Kemal daha ortada yokken Batı Anadolu'da millî mücadeleyi başlatan adam.. Batıdaki en üst düzey komutan.. Mustafa Kemal onu görevden alıp yerine İsmet'i getirecektir. Yeni görevi Moskova büyükelçiliğidir. Sakarya Savaşı öncesinde kendisinin başkomutan olup cepheye gitmesini isteyenlere "Amacınız beni Ankara'dan uzaklaştırmak" diyen Mustafa Kemal Atatürk, gelecekte kendisine rakip olabilecek adamları araziden uzaklaştırıp yerlerine sadık ve uysal yardakçılarını getirmekte mahirdir.)

*

Bir de, protokolü telgraf vasıtasıyla onaylayan Kâzım Karabekir var.. 

Yeni hükümet ve devlet fikrini, daha İstanbul'dayken ilk dillendiren adam.. (Ancak onun kafasındaki yeni hükümet ve devlet, halka dayanma iddiasıyla Padişah'ı ve hilafet kurumunu İngiliz'le birlikte tarihe gömecek bir devlet değil, onların da hukukunu savunup koruyacak bir devlet.)

Yalnız bir kusuru var: Mustafa Kemal gibi birilerine görünüşte evet deyip gizliden gizliye iş çevirme, yüze gülüp arkadan kuyu kazma gibi "zekâ ürünü" bir meziyet, karakterinde yok.

O da Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası/Partisi kurucularından ve İzmir Suikasti davasının yargılanan sanıklarından.. Karabekir yanlısı muvazzaf subaylar mahkemeye silahlı olarak gelip gövde gösterisi yaptıkları, istenmeyen bir karar çıkması durumunda mahkeme üyelerini vurmayı kararlaştırdıkları izlenimi verdikleri için, beraat ediyor.

Sonrası trajedi.. En düşük maaşla emeklilik, fakr u zaruret, polis takibi, suikast tezgâhı, medyada "İstiklal Harbi'ne, Millî Mücadele'ye karşıydı, Atatürk'ün zoruyla katıldı, vatan hainiydi" şeklinde algı operasyonu, itibar suikasti...

*

Geriye Mersinli Cemal Paşa (Mehmed Cemal Mersinli) kalıyor.. 

Sonraki süreçte TBMM'de Atatürk karşıtı (Şeriatçı, Hilafetçi) İkinci Grup içinde yer alacaktır. 

Ancak, öncesi var.. 

Her ne kadar Amasya kararlarını onaylamışsa da, İstanbul'a başkaldıranlardan değil. 

Bu yüzden olacak ki, İngilizler bu Padişah yanlısı adamın görevden alınmasını istiyorlar. 

Kimden? İstanbul Hükümeti'nden.. 

Ve Amasya protokolünün imzalanmasından yedi ay sonra, bu yüzden, 20 Ocak 1920'de görevinden ayrılıyor.

İstanbul hükümeti "tamamen ecnebi kontrolü altında" olduğuna, ve Mersinli Cemal Paşa da hükümete itaat ettiğine göre, İngilizler onu ödüllendirmeliydi, değil mi? 

Hayır, Mustafa Kemal'in âlâ-yı vâlâ ile kalabalık bir maiyetle Samsun'a gitmesi için vize veren İngilizler onu tutuklayıp Malta'ya sürüyorlar. 18 Mart'ta, yaklaşık bir ay sonra.. 

Sürgünden dönünce TBMM'ye katılıyor. Safı, Atatürk karşıtı İkinci Grup..

1926 yılında ise, tahmin edilebileceği gibi, İzmir Suikasti davasında yargılanıp terbiye ediliyor.

*

Kısacası, Mustafa Kemal, Atatürk olmasının önünü açan ilk kadroyu idamla, hapisle, idam tehdidiyle tasfiye etmiş durumda. 

Suikast davasına bakan (hakimleri hukukçu olmayan, hukuk bilmeyen) İstiklal Mahkemesi adlı ucube, doğrudan Mustafa Kemal'e bağlıydı.

Gizliden gizliye ondan talimat alıyorlardı. Malum, gizliden gizliye iş çevirmek, Atatürk'ün karakterinin karakteristik özelliği.


"EĞER AKLIMIZI KULLANMIŞ OLSAYDIK..."