KADİR MISIROĞLU TAKİPÇİLERİNİN HANDİKAPI: LAİK (SİYASAL DİNSİZ) TÜRKİYE'NİN MEFLUÇ VE YARI ÖLÜ "RESMÎ" MÜSLÜMANLIĞINI "İSLAM CUMHURİYETİ" ETİKETLİ İRAN'A ÖRNEK GÖSTERMEK

 





İran, kendisi için "İsrail ve ABD ile düşman değil ki.. Aralarında danışıklı döğüş var" diyenleri, bu iki ülkeyle savaşarak çok üzdü.

Şimdi İran'a eskisinden de fazla öfkeliler. Yahudilerden bile fazla diş gıcırdatıyorlar.

İran, Türkiye tipi bir laikliği (siyasal dinsizliği) benimsese, (Mavi Marmara şehitlerine bile doğru dürüst sahip çıkamamış) Türkiye gibi İsrail'le ağız dalaşı yapıp fiiliyatta ona dokunmasa, NATO'ya üye olup ABD ile stratejik müttefik haline gelse, herhalde işte o zaman "Bakmayın İran'ın böyle göründüğüne, İsrail'in baş düşmanı" derlerdi.

*

İran'ın Şiîliğine gelince.. 

Hz. Ali taraftarlıklarına sözümüz yok da, diğer ashab hakkındaki saygısızlıklarını tabiî ki kabul etmiyor, reddediyoruz. 

Fakat bunlardan, hiç değilse Kadir Mısıroğlu gibi, yanı başımızdaki (İslam'a kökünden karşı çıkan, İslam hukukunu aşağılayan, Şeriat'e Ortaçağ çöl kanunu diyen, İslamî/İslamcı siyaseti irtica diye yaftalayan, bütün bunları geçtik, eften püften bir başörtüsü ve sakala bile tahammül edemeyen) azgın Kemalist ve Sabetayist azınlığa tepki göstermelerini, onlara karşı da seslerini yükseltmelerini bekliyoruz.

Öyle olsalar, "Eh ne yapalım, Şiîlerin aşırılarının hakkından da böyleleri gelir" diyeceğiz. 

*

Hayır, diyemiyoruz, çünkü beyefendiler yerli-milli-ulusal azgınlara sıra gelince hemen kibar müslüman Feyzolar haline geliyorlar, 

Türkiye tipi laik (siyasal dinsiz) müslümanlığa yüz vermeyen sünnî Afganistan müslümanlarını bile kabalıkla, bedevîlikle suçluyorlar. 

"Ah küçük hokkabazlık ..."

*

[Türkiye Müslümanları, Kemalizm'e karşı verdiği mücadeleden dolayı merhum Mısıroğlu'na çok şey borçludur. Fakat bu, onun her sözünü onaylamamızı gerektirmez. 

Dünya ve Türkiye siyasetine dair son derece isabetli analizleri bulunduğu gibi hatalı değerlendirmeleri de vardı. Mesela, tasavvufa olan hüsnüzannı yüzünden, kendisinde olağanüstülükler gördüğü Nazım Kıbrısî'yi (istidrac olması da mümkün olan o olağanüstülükleri keramet sayarak) büyük bir velî kabul ediyordu. Kıbrısî, İngiltere Kralı Charles'ı müslüman ilan etmiş, Adnan Oktar'ı yere göğe sığdıramayıp uçurup karçırmış bir adam.. Nurcu Fethullah'ın Nakşbendî görünen muadili sayılabilir.. 

Mısıroğlu'nun bundan daha önemli ve büyük hatası, Hz. Hüseyin'e karşı Yezid'i savunmaya kalkışmış olması. (Mesela Ebubekir Sifil'in yayınladığı Rıhle Dergisi'nde neşredilen bir mülakatında böylesi lafları yer alıyordu.)

Tamam Hz. Muaviye, fetih için ordunun başına koyup İstanbul'a bile göndererek cihat ettirdiği Yezid'in kendisinden sonra ne halt işleyeceğini bilemezdi. Dahi bir yönetici olarak İslam ülkesinde kendisinden sonra bir emirlik mücadelesi yaşanmasını ve kan dökülmesini de istemiyordu. Fakat Hz. Hüseyin de, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in gözbebeği, cennetlik olduğu hadîsle bildirilmiş mübarek bir zattır. 

Onun ictihadına göre Yezid emirliğe layık değildi. Hz. Muaviye'nin Hz. Ali'ye biat etmemesini makul görüyorsanız bunu da göreceksiniz. 

İbnü'l-Esîr, İslam Tarihi adıyla Türkçe'ye tercüme edilen eserinde, Hz. Hüseyin'in Iraklıların davetine icabetinin Hz. Peygamber s.a.s.'i rüyasında görmüş olmasından kaynaklandığını yazmaktadır. 

Şia'nın büyük bölümünün tutup Hz. Muaviye başta olmak üzere ashaba dil uzatması nasıl yanlışsa, Yezid hesabına Hz. Hüseyin aleyhinde konuşmak da aynı şekilde yanlıştır. Üstelik Yezid ashabdan da değildir.

Bu noktada, "İran hep Müslümanlar'la uğraştı, hep Müslümanlar'ı arkadan vurdu" diye birileri tarafından çok tekrarlanan tekerlemeye de değinmek gerekiyor. Osmanlı'yı sünnî Karamanoğulları İran Şiîleri'nden daha fazla arkadan vurdu. 

Bugünkü İran, ta Antalya'ya kadar Anadolu'yu karıştıran, ordusuyla Elbistan'a kadar gelip olmadık cinayetler işleyen Şah İsmail gibi sana saldırmış olsa Yavuz Sultan Selim gibi İran'a kaş çatmakta haklı olursun. Fakat, Hz. İsa'yı haşa Allahu Teala'nın oğlu yapıp papazlarını "rabler" edinen Hristiyanlar'la dostça "stratejik ittifak"lar kuran laik (siyasal dinsiz) bir devletin dış politikasını Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve Hz. Aişe duyarlılığı ile şekillendireceğine kimse inanmaz. İran'ın tam da Yahudi ve Hristiyanlar'la savaştığı sırada Batı'ya karşı laik (siyasal dinsiz) bir duruş sergilerken aynı laikliği (mezhep düzeyinde) İran'dan esirgemene kimse aldanmaz.

Bugünkü eylemlerimiz için tarihten mazeret ve meşruiyet üretemeyiz. Mesela Afganistan şimdi Türkiye'deki Kemalist Tek Parti iktidarı döneminde yapılanları bahane ederek bize savaş açsa, cihat ilan etse, bu, makul ve meşru görülebilir mi?!

İran'la ilişkiler konusunda en makul değerlendirmeleri 1990'lı yıllarda Prof. Mahmud Esad Coşan Hoca yapmıştı.]

Şair, "Dinime dahleden bari müselman olsa" diyor. 

Sen daha devlet olarak İslam'ın adını bile ağzına alamıyor, anayasana yazamıyorsun. 10 yıl önce, dönemin TBMM Başkanı İsmail Kahraman bir "dindar anayasa" lafını ağzına aldı diye Kemal Kılıçdaroğlu, Devlet Bahçeli ve Meral Akşener neredeyse TBMM binasını adamın başına yıkacaklardı. Cumhurbaşkanı Erdoğan da hemen Mısır ve Tunus'taki "laiklik tebliği"ni hatırlattı, milleti yeniden "irşad" etti. 

Kahraman'ın "dindar anayasa"sı da "dindar" olsaydı ya!.. Kastettiği, anayasının Avrupaî bir anayasa olması, onlarda olduğu gibi anayasada "laiklik" diye bir kavrama yer verilmemesinden ibaretti.

Bu bile, 28 Şubat'ın karakış ikliminin ülkeye gelmesine yetmişti. Hatta CHP sözcüsü "Laikliği (siyasal dinsizliği) korumak için kan da dökülür" diyerek Afrika yamyamları ve Avrupa vampirleri gibi kan damlayan dişlerini göstermişti.  

*

Ankara'daki bu bol kepçe "kan" garnitürlü ve yamyam tarzı "laik büzük kardeşliği", ister istemez, Lozan'da "Yeni Türk devleti siyasal dinsiz (laik) olacak, İslam'la ilgisini kesecek" diye bir söz mü verildi acaba sorusunu akla getiriyor.

Acaba İngilizler ve Fransızlar, "Black Jumbo" Selanikli Mustafa Atatürk'ün başında bulunduğu TBMM Hükümeti'nden ("gizli madde" anlamında), "Şunları şunları anayasanızın ilk dört maddesine yazacak ve bunları 'değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez madde' haline getireceksiniz, şu şu 'devrimleri' sırayla yapacaksınız, şunu yapmak için şu kadar, bunu yapmak için bu kadar süreniz var" diye "gizli söz" mü aldılar?

Aldılarsa, düşmanın bildiğini bu milletten saklamak, hainliktir. Ve de Selanikli Atatürk, Ali Şükrü Bey'in TBMM'de yüzüne söylediği gibi tescilli hain demektir.

Böyle birşey iki kere hainliktir.. 

Hem böyle bir taahhütte bulunulması itibariyle, hem de milletten saklanması cihetinden.

Bu aynı zamanda, devletin, yalan dolan, aldatma, milleti dolandırma, düşmanla işbirliği, hile hurda temelleri üzerinde kurulmuş olması, hakimiyetin millete ait olmaması anlamına gelir.

*

Yok, böyle bir "gizli söz" verilmediyse, "gizli madde" anlamına gelecek bir taahhütte bulunulmadıysa, o takdirde, 1927 öncesinde (mesela 1926'da) olduğu gibi anayasaya "Devletin dini, İslam dinidir" yazılabilir. 

Yazılması savunulabilir. 

Nasıl 1936'da anayasada "laiklik" diye bir kayıt yoktuysa, bugün de olmayabilir.

Hatta, kuva-yı milliye ruhunun, TBMM'nin ilk kuruluşunda yapılan yeminin, ilan edilen millî gayenin, Birinci Meclis'in (İlk Dönem Büyük Millet Meclisi'nin) misyon ve vizyonunun, "Devletin dini, İslam dinidir" hükmünün anayasaya tekrar yazılmasını gerekli kıldığı kabul edilmelidir.

Ve bunun savunulması durumunda birileri vampirlik ve yamyamlık yarışına girerek "kan"lı nutuklar atma hakkını kendilerinde gördüklerinde, onların, (Bir daha vahşi eşek gibi anırmamaları için) derhal cezalandırılmaları gerekir.

Böylesi bir durumda haddi bildirilecek kişi İsmail Kahraman değil, yerli-milli vampirlik ve yamyamlık heveslileri olmalıdır. 

Çünkü bu tarz bir laiklik savunusu, kayıtsız şartsız millette olduğu iddia edilen hakimiyetin gerçekte (canları istediğinde devleti İsrail'in güdümü altına sokabilecek) mutlu ve putlu bir azınlığın elinde bulunduğunun deklare edilmesi anlamına gelir.

*

Neden ben sana, "Anayasa'da 1925'te, 1926'da olduğu gibi İslam yer alacak, İstiklal Harbi'nin ideali İslam için gerekirse kan da dökülür" diyemiyorum da, sen bana, "Laiklik için kan da dökülür" diyebiliyorsun?

Ben senin kölen miyim?! Sen "beyaz efendi", ben de önünde iki büklüm olmak mecburiyetindeki zenci Tom Amca mıyım?!

Kim oluyorsun, "kan"lı nutuk atma, beni ölümle tehdit etme, "Kanını dökerim haa!" diyerek bana bağırma hakkını sana kim veriyor?

Bu şerefsiz kafa, 28 Şubat'ta da devredeydi.. İsrail için meşru hükümete kabadayılık yapan satılmış hainler, yalakaları durumundaki gazetelere "Gerekirse silah bile kullanırız" diye manşet attırmışlardı.

Mesajı aldık, "Ya her dediğimizi yapacaksınız, ya da kafanıza sıkarız.. Olmadı trafik kazaları ayarlarız.. O da olmadı zehirleriz" diye anladık. 

"İsterren dünyanın öbür ucuna, mesela Avustralya'ya git, İsrail'e uşaklığı seçmiş olan bu teşkilat seni bulur" demek istiyorlar diye düşündük. 

*

Şu paylaşımın güzelliğine bakın!. Biz "İslam için kan da dökülür" diyemeyeceğiz, fakat onlar "Laiklik için kan da dökülür" diyerek bize balta, nacak, tabanca, top tüfek, tank gösterecekler..

CHP tipi "hakça" bölüşüm..

Türkiye, insanların "İslam için kan dökülür" diyemediği, fakat laik (siyasal dinsiz) vampirlerin, kuzu görmüş kurt gibi gözlerinde vahşi bir parıltıyla Müslümanlar'a hırladıkları bir "son laiklik (siyasal dinsizlik) kalesi".. 

Tamam İran'a çuvaldızı, hatta kebap şişini batıralım, fakat önce toplu iğne ucuyla kendinize azıcık bir dürtün bakalım "yerli-milli yurdum kahramanları"!.. 

*

1. Bir gece, kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye (Muhammed) kulunu Mescid-i Harâm'dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya götüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtir; O, gerçekten işitendir, görendir.

2. Biz, Musa'ya Kitab'ı verdik ve İsrailoğullarına: "Benden başkasını, dayanılıp güvenilen bir tapınılan edinmeyin" diyerek bu Kitab'ı bir hidayet rehberi kıldık.

3. (Ey) Nuh ile birlikte (gemide) taşıdığımız kimselerin nesli! Şunu bilin ki Nuh, çok şükreden bir kul idi.

4. Biz, Kitap'ta İsrailoğulları'na: Sizler, yeryüzünde iki defa fesat çıkaracaksınız ve azgınlık derecesinde bir kibre kapılacaksınız, diye bildirdik.

5. Bunlardan ilkinin zamanı gelince, üzerinize güçlü kuvvetli kullarımızı gönderdik. Bunlar, evlerin arasında dolaşarak (sizi) aradılar. Bu, yerine getirilmiş bir vaad idi.

6. Sonra onlara karşı size tekrar (galibiyet ve zafer) verdik; servet ve oğullarla gücünüzü arttırdık; sayınızı daha da çoğalttık.

7. Eğer (bundan sonra) iyilik ederseniz kendinize etmiş, kötülük ederseniz yine kendinize etmiş olursunuz. Artık diğer cezalandırma zamanı gelince, yüzünüzü kara etsinler, daha önce girdikleri gibi yine Mescid'e (Süleyman Mâbedi'ne) girsinler ve ellerine geçirdikleri her şeyi büsbütün tahrip etsinler (diye hükmettik).

8. Belki Rabbiniz size merhamet eder (güçsüzlük ve horluktan, insanların baskısından kurtarır); fakat siz eğer yine (fesatçılığa) dönerseniz, biz de sizi yine cezalandırırız. Biz cehennemi kâfirler için bir hapishane yaptık.

9. Şüphesiz ki bu Kur'an en doğru yola iletir; iyi davranışlarda bulunan müminlere, kendileri için büyük bir mükâfat olduğunu müjdeler.

10. Ahirete inanmayanlara gelince, onlar için de elemli bir azap hazırlamışızdır.

11. İnsan hayrı istediği kadar şerri de ister. İnsan pek acelecidir!

12. Biz, geceyi ve gündüzü birer âyet (delil) olarak yarattık. Nitekim, Rabbinizin nimetlerini araştırmanız, ayrıca, yılların sayı ve hesabını bilmeniz için gecenin karanlığını silip (yerine) aydınlatan gündüzün aydınlığını getirdik (yoksa günlerin uzayıp kısalması da olmaz, gün, hafta, ay ve yıl hesabı yapamazdınız). İşte biz, her şeyi açık açık anlattık.

13. Her insanın amelini boynuna bağladık (yaptığı peşini bırakmaz). İnsan için kıyamet gününde, açılmış olarak önüne konacak bir kitap çıkarırız.

14. Kitabını oku! Bugün sana hesap sorucu olarak kendi nefsin yeter.

15. Kim hidayet yolunu seçerse, bunu ancak kendi iyiliği için seçmiş olur; kim de doğruluktan saparsa, kendi zararına sapmış olur. Hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü üslenmez. Biz, (uyarmak için) bir peygamber göndermedikçe azap edecek değiliz (işte size son peygamber geldi).

(İsra, 17/1-15)


DERDİN ZULÜMLE MÜCADELE İDİYSE, SURİYE'YE MÜDAHALE ETTİĞİN GİBİ İSRAİL'E DE MÜDAHALE EDERSİN, SAVAŞ AÇARSIN

Esed zalim miydi? Zalimdi. Alçağın önde gideniydi. Fakat Erdoğan bunu bildiği halde, 2011 senesi öncesinde Esed'le can ciğer kuzu sarm...