bal tuzağı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bal tuzağı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

İSTİHBARAT TEŞKİLATLARININ PEZEVENKLİĞİ VE FUHŞU

 









Özellikle istihbarat teşkilatları (gizli servisler) söz konusu olduğunda kullanılan bir kavram var: Bal tuzağı (Honey Trap).

Vikipedi bu kavramı, kişilerarası, siyasi (devlet casusluğu dahil ) veya parasal amaçlar için romantik veya cinsel ilişkilerin kullanılmasını içeren bir uygulamadır” şeklinde tanımlıyor.  

Bir başka tanım şöyle:

“Bal tuzağı, bir grup veya birey tarafından ihtiyaç duyulan bilgi veya kaynaklara sahip bir kişiyle temas kurmayı içerir; tuzak kuran kişi daha sonra hedefi, bilgi edinebileceği veya hedef üzerinde etki yaratabileceği sahte bir ilişkiye (gerçek fiziksel etkileşimi içerebilir veya içermeyebilir) çekmeye çalışır.”

Eski FBI Müdür Yardımcısı William C. Sullivan, 1 Kasım 1975'te bir komite önünde verdiği ifadede şunları söylemişti:

"Cinselliğin kullanımı, dünyanın her yerindeki istihbarat servisleri arasında yaygın bir uygulamadır. Bu zorlu, kirli bir iştir. Bu tekniği Sovyetlere karşı kullandık. Onlar da bize karşı kullandılar." 

Vikipedi, bu yöntemin tarihinden de bahsediyor: Mesela Soğuk Savaş sırasında, SSCB KGB'si tarafından yabancı yetkilileri baştan çıkararak casusluk yapmak için "Mozhno kızları" veya "Mozhnolar" olarak adlandırılan kadın ajanlar kullanılmış. Sovyetler Birliği'nde bu tür taktikleri kullanmakla görevlendirilen kadın ajanlara "serçeler", erkek ajanlara ise "kargalar" deniliyormuş.

1920'ler ve 1930'larda Sovyet polis teşkilatı NKVD yetkilisi Yakov Agranov, seks casusluğu operasyonlarından sorumluydu. Bolşoy balerinlerinin yanı sıra sinema ve tiyatro oyuncularını da kullanmış.

*

Moskova'nın güneydoğusunda, Volga Nehri kıyısında, Tataristan'ın Kazan şehrinde "Devlet Okulu 4" adında bir seks casusluğu okulu açıldığını ileri süren Eski CIA görevlisi Jason Matthews bu okulu 2013 tarihli Kızıl Serçe romanında tasvir etmiş bulunmaktadır. Okulun kapatıldığına inanan Matthews’e göre, Rusya artık kiraladığı amatör kişileri bal tuzağı olarak kullanıyor. Böylelerinin Moskova'daki beş yıldızlı otellerin barlarında arz-ı endam ettiklerini öne sürüyor.

Öte yandan, eski CIA görevlisi Jonna Mendez, 2015'te verdiği bir konferansta, Çekoslovak KGB casusları Karl ve Hana Koecher çiftinin CIA'e sızmak ve çok gizli bilgiler toplamak için seksi araç olarak kullandıklarını açıklamış durumda. Çiftin sık sık gittiği Washington, DC'deki popüler bir swinger (eş değiştirme) kulübünün üyeleri arasında en az 10 CIA çalışanı ve bir ABD senatörü bulunuyormuş.

Mendez, 2018'de de  The New York Times gazetesine, Moskova'daki Amerikan büyükelçiliğinde görevli bir Amerikan deniz piyadesinin, bir “serçe” tarafından baştan çıkarılması sonucunda Rus ajanlarının büyükelçiliğe girmesine izin verdiğini söylemiş durumda.

*

Eski Doğu Almanya da boş durmamış. 1960'ların sonlarından itibaren istihbarat teşkilatları (Stasi) bir dizi seks casusluğu görevini yerine getirmek üzere fahişeleri işe almış. Görevleri, Batılı diplomatlar ve iş adamlarıyla buluşarak onları zor durumda bırakmak. 

Böylece mesleklerine bir vatanseverlik ve vatana hizmet neşvesi katmışlar. Mesleklerini daha coşkulu ve istekli yapma imkânına kavuşmuşlar.

Bunlar ayrıca, Batı'ya kaçmaya çalışan ve Batılı iş adamlarıyla temas kuran vatandaşlarını da tespit etmeye çalışmışlar. Stasi, bu kadınların müşterilerini götürmeleri için Doğu Almanya'daki belirli otelleri ayarlamış. Bu otellerin bazılarının personeli arasında Stasi çalışanları da bulunuyormuş. 

(Evet, bazı devletler, bu tür çirkin komplo ve tuzakları kendi vatandaşlarına karşı da kullanabiliyorlar. Bunlara devlet değil de "büyük ölçekli fuhuş ve haraç çetesi" demek daha uygun düşer.)

Doğu Almanya'nın dış istihbarat servisi seks işinde kadınların yanısıra erkekleri de çalıştırmış. Bu iş için "Romeolar" adı verilen bir Doğu Alman erkek casus ağı oluşturulmuş. Bu ajanlar, özellikle, Batı Almanya'nın başkenti Bonn’daki bakanlıklarda ve hükümet dairelerinde sekreter olarak çalışan kadınları hedef almışlar.

Nitekim, Batı Almanya'da yaklaşık 40 kadın, gizli Doğu Alman ajanlarıyla romantik ilişkiler kurma suçlamasıyla casusluktan yargılanmış durumda.

*

Sadece sıradan insanlar değil, tecrübeli istihbaratçılar da bal tuzağının kurbanı olabiliyorlar. Mesela Amy Thorpe Pack adlı MI6 ajanı, İkinci Dünya Savaşı sırasında İtalyan askeri istihbaratının istasyon şefini baştan çıkarıp İtalyan donanmasının şifresini ele geçirmeyi başardı.

Bu kadın, 1937'de İngiliz kocasıyla Varşova'da yaşarken İngiliz gizli servisi MI6'ya gönüllü olarak hizmet vermeye başlıyor. Burada önce Polonya Dışişleri Bakanlığı yetkililerinden birini baştan çıkarıyor, ardından bir başkasını, ve Polonya’nın gizli planlarını öğreniyor. 

Daha sonra ABD’ye gidiyor, 1942 yılının başlarından itibaren bir gazeteci gibi davranarak Washington’daki Fransız büyükelçiliğinin basın ataşesi Charles Brousse'u kendisine aşık ediyor ve onu ABD istihbaratı ile çalışmaya yönlendiriyor. Yaklaşık altı saat süren bir gece soygunu operasyonunda her ikisi, gizli belgeleri fotoğraflamak için büyükelçiliğe ABD istihbaratına çalışan bir kasa hırsızının girmesine izin veriyorlar. Bir ara bu ajan kadın, kendilerinden şüphelenen bir gece bekçisini oyalamak için soyunuyor.

Kadın ajanların bu bal tuzağı dalavereleri her zaman satın alma sonucunu vermese de, hedef isimlerin tasfiyesine ya da yıpratılmalarına vesile olabiliyor. Mesela İngiliz parlamenter Anthony Courtney, 1961'de bir KGB baştan çıkarıcısı olduğunu bilmediği turist rehberi Zinaida Grigorievna Volkova ile birlikte olmuş ve KGB fotoğrafçıları onların samimi faaliyetlerini görüntülemişti.

KGB, Courtney'e İngiltere parlamentosundaki Rusya aleyhtarı faaliyetlerine son vermesi için şantaj yapmaya çalışmış fakat o reddetmişti. Bunun üzerine fotoğrafları diğer Parlamento üyelerine ve iş ortaklarına dağıtılmış, dahası, Londra'da yayınlanan mizah ve hiciv dergisi Private Eye, o fotoğrafları yayınlamıştı.

KGB operasyonu meyvelerini verdi ve Courtney, sonraki seçimde koltuğunu kaybetti. 

*

İstihbarat teşkilatlarının başka türden hileleri de vardır.

Mesela tuzağa düşürmek istedikleri adamla önce herhangi bir vesileyle dostluk kurarlar. Sonra bir aile evine davet ederler. Ev sahipleri görünüşte çocuksuz karı koca durumundadır, ya da ailenin yetişkin bir alımlı kızı vardır.

Gerçekte aile değildirler, operasyon için biraraya gelmiş bir ekiptirler.

İkinci veya üçüncü davette adamın evde (sözde) ev sahibesi hanımla ya da sözde kızlarıyla yalnız kalması sağlanır. Mesela bir telefon gelir, adam ve karısı bir yakınları için hemen hastaneye veya başka bir yere gitmek zorunda kalırlar, misafire “Siz yemeğinizi yiyin, rahatsız olmayın” filan der giderler.

Aksiyon sırası kızdadır. Adamı baştan çıkarmak için bütün marifetlerini sergiler.

Fransa’nın Sovyetler Birliği'ndeki büyükelçisi Maurice Dejean buna benzer bir tuzağa düşmüştü. KGB Dejean'a önce Fransızca konuşan boşanmış bir kadın olan Lydia Khovanskay’ı, daha sonra da güzel oyuncu (aktris) Larisa Kronberg-Sobolevskaya’yı göndermişti. 

Dejean, samimiyeti koyulaştırdığı bu Larisa ile birlikteyken, sahte kocası sözde Sibirya'daki bir jeolojik keşif gezisinden eve döner, ve Dejean'ı fena şekilde döver, ancak Larisa'nın yalvarmaları üzerine gitmesine izin verir.

Dejean, olayı örtbas etmek için bir Sovyet arkadaşına gider, fakat aslında o da KGB ajanıdır. Sonuçta KGB, Fransız büyükelçisini kontrolü altına alır. 

Ancak, Fransız hükümeti bu ilişkiyi bir zaman sonra İngiliz istihbaratından öğrenir.  İngilizlere bu bilgiyi veren de, Batı’ya iltica eden Sovyet istihbaratçısı Yuri Krotkov'dur.

Bu Krotkov, 1963'te, Fransız Hava Kuvvetleri ataşesi Albay Louis Guibard'ın intiharına neden olmuştu. KGB'nin Rus bir kadınla olan ilişkisine dair çektiği fotoğrafları ona gösterip, ifşa etme veya işbirliği yapma seçeneği sunmuş, Albay da üçüncü bir yol olarak intihar etmişti.

*

Ancak, bu tür tehditler her zaman intiharla ya da işbirliğiyle sonuçlanmıyor. İfşa olmayı göze alanlar da çıkıyor.

İngiltere’nin Moskova Büyükelçisi Geoffrey Harrison, 1968'de KGB'nin böylesi bir şantajına maruz kalmıştı. KGB, Büyükelçiliğe Galya adında çekici bir hizmetçi yerleştirmeyi başarmıştı. Geoffrey Galya’nın ağına düşmüş ve Galya ona, fotoğraflarının çekildiğini, KGB'ye bilgi vermediği takdirde ifşa edileceğini söylemişti.

Geoffrey ifşa edilmeyi göze aldı ve İngiliz hükümeti onu emekli etme dışında birşey yapmadı.

İngilizler bu işlere öteden beri alışkındılar. 

2010 yılının sonlarına doğru ve 2011 yılı boyunca, İngiliz medyasına, bir dizi erkek gizli polis memurunun bu türden dalavereleri konu oldu. 'Sahte kimliklerinin' bir parçası olarak, hedef grupların bayan üyeleriyle yakın ilişkilere girmişler, hatta kendilerinin gizli polis olduklarının farkında olmayan eylemcilere (aktivistlere) evlilik teklifleri yapmışlar, çocuk sahibi bile olmuşlardı.  


FETÖ VE TELEKIZLI PEZEVENKLİĞİN KİMYASI

 










Sabah gazetesinin Yeni Akit gazetesini kaynak göstererek yayınladığı (önceki iki yazımızda konu edindiğimiz) haber şöyle devam ediyor:

“Şüphelilerin bilgisayarlarından çıkan, telekızların askerlere nasıl ulaşmasını adım adım gösteren “A planı”, “B planı”, “İnternet” ve “KKTC yapılanma” başlıklı verilen dosya ve ve powerpoint unum dosyalarında şunlar yer alıyor:

“A PLÂNI

1. BEKAR PERSONEL

1.1. Uygun olanlar araştırılacak ve tespit edilecek.

1.2. Kızlarımızla tanıştırılacak.

1.3. En kısa sürede ilişkiye girilecek.

1.4. Görüntü temin edilecek.

2. BEKAR EVLERİ

2.1. Bekar evleri kurulacak

2.2. Evlere gerekli kayıt sistemi kurulacak

2.3. Bir odası çift yataklı hale getirilecek.

2.4. Evleri kullanacaklar için yoğunluğu kontrol edilecek.

5. KIZLAR

5.2. Kızlar, seçilen personelle tanışmadan önce bilgilendirilecek.

5.3. Uygun zemin hazırlanarak oteller ve kendi kaldığı evlerde değil, bizim evlerde ilişkiye girilmesi sağlanacak.

5.4. Mutlaka görüntü alacak şekilde hazır bulunulacak.

6. GÖRÜNTÜ SES CİHAZLARI

6.1. Kızlarımız mutlaka uygun hale getirilen çantalarla görüşmelere gitmeleri.

6.2. Cep telefonlarının kalite görüntü ve ses alabilecek şekilde seçilmesi.

6.3.Bekar evlerinin odaları görüntü kaydetmeye uygun hale getirilecek.

6.4. Anahtar veya kalem şeklinde kamera sürekli hazır olacak.

7. BELGE TEMİNİ

7.1. Arkadaşlarımız veya kızlarımız tarafından personellerin evleri, bilgisayarları, harici harddisk, flashlar, cep telefonları, fotoğraf makinaları incelenecek.

7.2. Kızların getirdigi belgeler arkadaşlar tarafından incelenecek.

7.3. Uygun belgeler ulaştırılacak. (Yurtiçi ve yurtdışına gidecek belgeler ayrı) Yoğunlaşacak belgeler: Kişiye özel, hizmete özel, gizli, çok gizli ibareli.

7.4. Hedef personel belge getirmesi konusunda görüntüleri kullanılacak.

7.5. Hedef personelden bizi memnun edenler kızlarımız tarafından ekstra memnun edilecek. (Yurtdışı, yurtiçi gezi ve görevlendirmeler, erken terfi, işyerinde arkasını kollama)

7.6. Personel ile ilgili dosyalar oluşturulacak. (Fotograf, video, ses, kişisel bilgileri toplanacak)

(https://www.sabah.com.tr/gundem/2015/11/14/feto-tskya-telekizlarla-sizmis)

*

B Planı’na geçmeden önce bu A Planı üzerinde biraz duralım..

Dört başı mamur bir plan.. Bir yandan uygun bekâr askerî personel tespit edilecek, diğer yandan “kızlar” hazırlanacak, öbür yandan evler açılacak, beri yandan da gerekli araç gereç temin edilecekmiş..

Nasrettin Hoca’nın borç ödeme planı gibi.. Çalı dikecek, gelen geçen koyunların yünü onlara takılacak, bunları alıp toplayacak, eğirip ip yapacak, satacak..

Kâğıt üstünde iyi, kulağa hoş geliyor. Aptal bir alacaklı olursan yutarsın.

İmdi, bu işler böyle olmaz.. Plan ile hayal farklı.. Şartları hesaba katmadan istersen A’dan Z’ye plan üstüne plan yap, faydası yok.

Maksadın illüzyonistlik ise, abrakadabra hokuspokus diyerek milletin kafasını karıştırıp dikkatlerini dağıtmak, ve bu arada dümen çevirmekse, o başka..

Böyle havalı bir A planı, bir istihbarat teşkilatı (gizli servis) için bir anlam ifade edebilir, fakat “FETÖ’cü pezevenkler” türünden bir senaryoyu izah için yeterli değildir.

*

Eğer böyle bir pezevenklik projesi geliştiriyorsanız, insan kaynakları bahsinde sadece “kızlarımız”dan söz edemezsiniz. Ondan önce, o kızları arayıp bulacak, seçecek, eğitip bilgilendirecek, “hizmet”e hazır hale getirecek kadronuzu kurmanız lazım.

Neden bu kadroya dair bir “belge” yok?

Evet, böyle bir projeye girişiyorsanız, kızlardan önce sizin kendinizin örgütlenmiş olmanız gerekir.

Mesela, “Evlerin tutulup hazırlanması işi filan ile falanın, kızların hazırlanması görevi feşmekan pezevenk ile filancanın, araç gereçlerin temini de şu kaltabanların sorumluluğunda” diye bir organizasyon şeması hazırlamanız şarttır.

Fakat mesele bunlarla da sınırlı değil..

Evlerin tutulması, eşyaların yerleştirilmesi, kayıt kuyut cihazlarının alınıp hazırlanması, kızların eline ileri teknoloji ürünü alet edevatın (çanta, cep telefonu, anahtar ya da kalem şeklinde kamera) verilmesi zor iştir, çocuklara bayram harçlığı verilmesi türünden sallapati bir etkinlik değil..

Söz konusu elemanlar bunların masrafını kendi ceplerinden karşılamayacaklarına göre, öncelikle, bol paralı bir finansman kaynağı, bir sponsor gerekiyor.

*

Fakat böyle bir kaynak da parasını, muhasebesiz kullandırmaz. Dolandırılmadığını bilmek için faturaları görmek, muhasebe defterlerini incelemek ister.

Niye haberde finansman kaynağı ya da sponsora dair bir belge yok?

Artı, böyle bir kaynak (sponsor) bu işler için para tahsis ederken bir kâr-zarar hesabı da yapar. Neye yatırım yaptığını, karşılığında ne kazanacağını bilmek ister.

Bu işe bir fizibilite raporu hazırlatmadan, nereye ne kadar para harcanacağını bilmeden gözü kapalı para yatırmaz.

Dolayısıyla, böylesi bir A Planı varsa, buna bağlı olarak başka belgelerin de olması gerekir..

Yanı sıra, falancaya mesela kameraları temin için şu kadar para verildi, kızlara şu kadar ödeme yapıldı filan gibisinden kayıtların da bulunuyor olması icab eder.

Niye böylesi belgeler yok?

Aslına bakılırsa, FETÖ'nün kendisine bağlı böyle bir "milli pezevenklik teşkilatı" ya da "yapılanması" oluşturmasını geçtik, bunu aklından bile geçirmesi söz konusu olamaz.

Böyle birşeyi bırakın gerçekleştirmeyi, kendi aralarında bunun "beyin jimnastiği"ni yapmaları durumunda bile, düşmanlarına, kendilerini asmaları için gereken darağacını ve yağlı ipi hediye etmiş olurlardı.

*

Bir istihbarat teşkilatı söz konusu olduğunda ise durum değişir...

Çünkü onlar, bu süreçleri aşıp geçmişlerdir..

Kurumsallaşmışlardır..

Faaliyet yelpazesinin ana sütunlarından biri olarak benimsedikleri pezevenklik de kurumsallaşmıştır, “bal tuzağı” da..

Bu tür faaliyetler onların rutini haline gelmiştir.

Onlarda herşey hazırdır, işleyen bir çark söz konusudur.. Çarkın dönmesi için tek yapılması gereken, düğmeye basılmasıdır.

Böylesi işler için evleri de hazırdır.. Bazısının adı “güvenli ev”dir (safe house), bazıları güvensizdir.

Bütün suç örgütlerinin içine şöyle veya böyle sızmış oldukları için oralardan kolayca eleman temin edebildikleri gibi, istemediğin kadar telekız da ayarlayabilirler.

Alet edevata, çantalara, cep telefonlarına, kalem ya da anahtar şeklindeki kameralara gelince, stoklarında istemedikleri kadar mevcuttur.

Finansman kaynağı ya da sponsor bulmaları da gerekmemektedir. Tahsisatları hazırdır.

*

Tek yapmaları gereken, dostlar ya da amirler vatana hizmette görsün babından bir hedef belirlemek ve oraya yoğunlaşmak, ellerindeki insan kaynaklarını ve maddî imkânları bu doğrultuda kullanmak için bir plan hazırlamaktır.

Bu iş için vakitleri de boldur.. Egzersiz olsun diye B planı da yaparlar, C planı da..

İşte, yukarıya aldığımız haberdeki A Planı türünden “belge” hikâyesi, böylesi bir istihbarat teşkilatından söz edildiğinde bir anlam taşır, fakat FETÖ’cü pezevenkler türünden bir senaryo için gülünçtür.

Evet bu, yetersizliğin, kifayetsiz muhterisliğin son sınırında bir zavallı habercilik rezaletidir.

Anlaşılıyor ki birileri pezevenklik konusunda maharet sahibiler, fakat algı operasyonu bahsinde nal topluyorlar.

Ancak, şanslılar.. Yurdum insanı “aptallık” konusunda Aziz Nesin’i haklı çıkarma hususunda her fedakârlığa hazır olduğu için işleri tıkırında.

*

Mahkeme kararları, Sabah gazetesinin Yeni Akit gazetesini kaynak göstererek internet sitesinde yayınladığı “Fetö, TSK'ya telekızlarla sızmış” başlıklı haberin baştan sona iftira olduğunu tescil etmiş durumda.

FETÖ, TSK’ya sızmamış, telekızlarla al takke ver külah samimiyet kurmuş olan TSK’lıların ensesinde boza pişirmiş.

Böylece onların “özel hayatının gizliliğini” ihlal etmiş.

FETÖ ile mücadeleye kendilerini adayan mahkemeler de bunlara “Siz misiniz lan kahraman askerlerimizin özel hayatına müdahale eden, telekızlarla keyifli vakit geçirmelerine engel olan, zina yapma hürriyetlerini kısıtlayan, alın size ceza üstüne ceza” demişler.

Bu “suç”u örgütlü biçimde işledikleri için de “silahlı terör örgütü” üyesi kabul edilmişler, cezaları arttırılmış.

Böyle A Planı formatında bir tezgâh kurma suçlamasıyla cezaya çarptırılan tek kişi bile yok. 

Bunlara, "Böyle bir A Planı filan hazırlamışsınız" diyen de yok.

Ancak, bu A Planı dalaveresini Yeni Akit gazetesinin kullanışlı işgüzârları muhayyilelerini kullanarak uydurmuş olamazlar.

Onların eline, bu pezevenklik işlerinden anlayan bir istihbaratçının böyle bir sözde belge tutuşturmuş olduğu tahmininde bulunmamamız için bir neden yok.

*

FETÖ’nün örgütlü bir hareket olduğu kesin.

Hiyerarşik bir yapı oluşturmuşlar, devlet kurumlarında çalışan üyelerini de bir emir-komuta zinciri içinde yönlendirmişler.

Bunu (yasaların izin verdiği çerçevede) dernekleşme vs. şeklinde alenî biçimde yapsalar sorun edilmeyebilirdi, fakat (“Milli Eğitim imamı, Emniyet imamı, Adliye imamı, TSK imamı vs. gibi makam ve mevkiler icat ederek) gayriresmî şekilde gerçekleştirdiklerinde, bir zaman sonra “paralel devlet” olarak adlandırılmaya hazır olmaları gerekir.

Ancak, Türkiye’deki tek “paralel devlet” yapılanması FETÖ değildi.

Derin devlet” diye adlandırılan ve gerçekte “çukur devlet” olan olgu ya da oluşum da bir “paralel devlet”tir..

Adına “derin” denilmesi onu “paralel” olmaktan çıkarmaz. Yatay (ufkî) değil, dikey (şakulî) paraleldir. Köstebekçe yer altındaki paralel..

Bu ülkede birilerinin kimi zaman Ergenekon, kimi zaman da “Encümen-i Daniş” edebiyatı yapmış, kendilerini “devletin gerçek sahipleri” olarak göstermeye çalışmış olmaları sebepsiz değildir.

Bunlar birer “paralel devlet” olma girişimidir.

*

Mesela, 28 Şubat sürecinde Deniz Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde yasalara aykırı olarak Batı Çalışma Grubu diye bir yapı oluşturup sözde irticacıları fişlemeye başlayanlar bir “paralel devlet” hareketi durumundaydılar.

Ve bunlara, hak ettikleri şekilde hesap sorulmadı. Sorulamadı.

O rezil süreçten dolayı Prof. Dr. Mahmud Esad Coşan hoca, Nisan 1997’de Türkiye’yi terk etmişti.

Önce Avrupa’da ne yapacağını bilemez durumda dolaşıp durdu, sonra da Avustralya’ya yerleşme kararı aldı.

Halbuki Nisan 1997’de Türkiye’de iktidarda Refahyol Hükümeti vardı. Başbakan, Erbakan’dı..

Dönemin İçişleri Bakanı Meral Akşener’in, Esad Efendi’ye, darbeciler yüzünden durumunun tehlikede olduğunu haber vermiş bulunduğunu duymuştuk.

Evet, ülkede (İsrail-MOSSAD ve CIA güdümlü) “paralel devlet” hüküm sürüyordu. Erbakan kâğıttan başbakandı.

Devlet işlerini ayağa düşüren, milletin huzurunu bozan bu rezil paralel yapıya hesap soruldu mu?.. Hayır!

*

O süreçte (CIA’in eski yamağı) MİT, devlet için değil, İsrail güdümlü “paralel devlet” için çalıştı. (Zamanında maaşlarını bile Amerikalılar’dan alıyorlardı. Emirleri de..)

Ve, 2000 yılına gelindiğinde bile, (MİT’çiler tarafından kendisine işbirliği teklifi yapılan, dolaylı olarak İsrail’in ve ABD’nin güdümüne girmesi istenen Esad Efendi, MİT’çilerden benimle ilgili birşeyler duymuş olacak ki) Almanya’da cemaatten bir gruba hakkımda “Ben bu çocuğun canından endişe ediyorum. MİT heryerde bunun karşısına çıkıyor, onu buraya getirebilir misiniz?” diyordu. (Halbuki o günlerde işsizdim, borçluydum, parasızdım, yalnızdım, fakat suçum büyüktü, şerefsiz paralellerin putlarına "takiyye" yapıp saygı sunmayı reddediyordum.)

CIA’in ve MOSSAD’ın yerli-milli aparatlarının peşimizi bırakmaya niyetleri yoktu. Ve bırakmadılar.

Muhsin Yazıcıoğlu, 2009 yılı başında bile, bir resepsiyonda şerefsiz bir üst düzey general tarafından “Dağlarda parçaların toplanmaz” denilerek tehdit edilebiliyordu.

Başbakan sözde Erdoğan’dı, fakat ülkeyi özde (anlaşıldığı kadarıyla) hâlâ CIA-MOSSAD güdümlü “paralel devlet” yönetiyordu. Paralel ihanet şebekesi.. Paralel çete..

Peki, MİT, Yazıcıoğlu’nu tehdit eden o şerefsizin ismini bugüne kadar açıkladı mı?

Hayır!.. Çünkü kendisi de “paralel çete” ile iltisaklıydı.

*

Osmanlı'da da böyleydi.. Yeniçeri Ocağı'nın ortadan kaldırılmış olmasının nedeni, "paralel devlet" haline gelmiş olmasıydı. 

Ancak, çok geçmeden bu defa Avrupalılar'ın ve Masonlar'ın etkisi altında yeni bir "paralel devlet" embriyosu oluşturuldu: İttihat ve Terakki

Sloganları birlik beraberlikti (ittihat), ilerlemeydi (terakki). Fransız Devrimini gerçekleştiren Masonlar gibi "müsavat (eşitlik), uhuvvet (kardeşlik), hürriyet, adalet" diyorlardı.

Bunlar önce Sultan Abdülhamid'i tasfiye edip bir kuklayı padişah yaptılar.. Daha sonra da, getirdikleri Meşrutiyet'in canına okudular. Kanlı-suikastli bir istibdat rejimi kurdular.

Milleti zulme uğrama hususunda eşit hale getirdiler, zulmü adil bir şekilde dağıttılar.

Sergerde Enver, Almanlar'ın gazına gelip memleketi Birinci Dünya Savaşı'na soktu. Savaştan sonra da kaçıp gitti.

Fakat "paralel devlet"in dik âlâsını Anadolu'da Selanikli Mustafa Atatürk oluşturdu. Paralelliği aştı, (İsmet İnönü'nün açıkladığı gibi, savaşın galibi İngilizler ile müttefiklerinin "karar"ı ve yardımıyla) devletin bizzat kendisi haline gelme becerisi gösterdi. 

Lozan'da bunu tescil ettirdi.. 

Ve (Milli Selamet Partisi'nin kurucu genel başkanı Süleyman Arif Emre'nin Celal Bayar'dan naklen söylediği gibi) İngilizler ile müttefiklerine verilen sözler gereği Anayasa'ya laiklik (siyasal dinsizlik) gibi "değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez" maddeler dercedildi. 

*

Kimse paralelliği sadece FETÖ'ye tahsis ederek gözümüzü boyamaya ve sahte yerlilik-millilik edebiyatı yapmaya kalkışmasın.

Türkiye’de son dönemde “paralel devlet”ler arası bir savaş yaşandı ve bunlardan (kendisine “hizmet hareketi” diyeni) savaşı kaybetti. 

Diğer (cinayetler ve suikastler konusunda deneyimli) “paralel devlet” ise, heybedeki turpun büyüğü olarak yoluna devam etti. Yara almakla birlikte sallanarak ayakta kalmayı başardı.

Nitekim, daha yakın zamanlarda Prof. Emin Gürses diye bir şımarık tip şöyle konuşabildi, küfrünü kusabildi:

“Bu anayasada Türk kelimesini ister Tayyip Erdoğan, ister Peygamber, ister Atatürk gelsin, kim kaldırırsa ölümünü beklesin. Bak bunu açık söylüyorum. Bu memleketin hâlâ Atatürk’e bağlı, Mustafa Kemal’e bağlı Kemalist silahlı adamları vardır. Emniyet’de, MİT’te, Genelkurmay’da… Bunlar sessiz dururlar, çünkü bunlar vatanın sahipleridirler. Ama bakarlar ki ipin ucu kaçıyor, kimseye acımazlar! Bunu burdan söylüyorum. Bunu kimse söylemez Türkiye’de! Biz Mustafa Kemal’den aldığımız talimatla söylüyoruz. Eğer anayasadan Türk milleti lafını çıkaracak biri varsa mezarlığını Türkiye’nin dışına hazırlasın.”

(https://x.com/search?q=emin%20g%C3%BCrses&src=typed_query)

Hadsizi görüyor musunuz, devleti, milleti, devletin başındaki Cumhurbaşkanı’nı tehdit ediyor.

Kime güveniyor?.. Selanikli ölünün Anıtkabir’deki çürümüş zavallı kemiklerine mi?

Hayır!

Azgın ve şirret katil “paralel devlet”e ve milletimizin gözünün korkutulmuşluğuna güveniyor.

Erdoğan’a FETÖ’cüler, bu Emin hadsizinin söylediğinin onda birini, yüzde birini bile söyleyemediler.

Bu Emin şımarığına hesap soran oldu mu peki? Hayır!

*

FETÖ ile ilgili kesin olan bir başka husus, temellerinin bir CIA-MİT projesi olarak atılmış olması.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından bazen açıkça, bazen de örtülü biçimde desteklenmiş durumda.

İmdi, devletler yabancı ülkeler söz konusu olduğunda, o ülkedeki her güç odağından kendi çıkarları doğrultusunda yararlanmak isterler.

ABD, FETÖ’den yararlanmak ister ve yararlanır da.. Fakat FETÖ’cü olmaz.. Bütün hesaplarını FETÖ üzerine kurmaz.

Türkiye ile olan ilişkilerinde mesela FETÖ hesabına MİT’e savaş açmaz.. Bir taraftan FETÖ’ye kol kanat gererken diğer taraftan MİT ile de dostluğunu sürdürür. Sürdürüyor.

Bir ülkedeki iktidar (hükümet) ile iyi ilişki kurması, o ülkedeki muhalefete savaş açmasına neden olmaz. Gelecek hesapları yaparak muhalefetle de iyi ilişkiler kurar.

Türkiye’de de aslında Erbakan’la da anlaşmak istediler. Denediler. Fakat Erbakan’ı ikna edemediler. Onun için de (kadim dostları) MİT’i ve TSK’yı (bu kurumlardaki uşaklarını, satılmışları) kullanarak onun ayağının altındaki halıyı çektiler.

*

Her devlet böyle çalışır.. Mesela Almanya’ya bakalım.. Türkiye’deki iktidarla da, muhalefetle de ilişkisinin olmasını ister. Almanya’daki Türkler’in her grubuna (Alevî, Kürt, Ülkücü, Süleymancı, FETÖ’cü, Millî Görüşçü, Diyanetçi vs.) örgütlenme ve faaliyet gösterme şansı verir.

Türkiye kökenliler arasındaki parçalanmanın fazla olması işine gelir.. Bu gruplardan birinin diğerini yiyip bitirmesine izin vermek istemez. Bu, o gruba özel olarak sempati duyması anlamına gelmez.

Fatih Sultan Mehmed’in Ermeni Patrikhanesi’nin kurulmasına izin vermesi, Ermenici olması ve Rum düşmanlığı yapması anlamına gelmiyordu. 

Siyaset böyle birşeydir.

Aynı şey, ABD’nin FETÖ politikası için de geçerlidir.. FETÖ’nün (en azından Türkiye dışında) yok edilmesine müsaade etmez, fakat ne kadar FETÖ’cü ise o kadar da AK Particidir.

Bazı adamlarına FETÖ hamiliği yaptırır, bazı adamlarına da AK Parti sempatizanı olma görevi verir.

Sonuçta ne FETÖ’cüdür, ne de AK Particidir.. ABD, Amerikancıdır.. 

AK Partici olmadığı için, o istiyor diye FETÖ’nün defterini dürmez.. AK Parti’nin neferi gibi hareket etmez.

FETÖ’nün defterini dürmesi için, onun kendisi için tehdit haline geldiğini görmesi gerekir.

İşte ABD’nin (ve kankası İsrail’in) Erbakan hareketinin defterini (içerideki alçak satılmışlar vasıtasıyla) dürmüş olmasının nedeni budur. Kendi istikballeri ve küresel politikaları için tehdit olarak tanımlamışlardı.

*

Devam edeceğiz inşallah.


AVRUPALI GÂVUR MUSHAF’IN SAYFALARINI, TARİHSELCİ-GÜNCELLEMECİ İSE MESAJINI YAKMAYA ÇALIŞIYOR

  Şeriat , Allahu Teala ile kulları arasındaki bir  ahid (antlaşma)  anlamına gelir. TDV İslâm Ansiklopedisi 'nin "Ahid" m...