https://archive.org/details/ataturkun-ingiliz-istihbarati-baglantisi
ATATÜRK’ÜN İNGİLİZ İSTİHBARATI BAĞLANTISI
Dr. Seyfi SAY
İÇİNDEKİLER
BAŞLARKEN
4
ÜZGÜNÜM, SELANİKLİ ATATÜRK
İNGİLİZ AJANIYDI 10
ATATÜRK TÜRKİYESİ, İNGİLİZ
GİZLİ SERVİSİ'NİN Mİ ESERİYDİ? 37
"SENİN ATAN BİR AJANDI
YAVRUM" 50
İNGİLİZ PİYONU ATATÜRK'ÜN AJAN FREW İLE MACERALARI 68
SELANİKLİ ATATÜRK İLE İNGİLİZ AJAN
FREW’NUN SAİT MOLLA KUMPASI 89
SELANİKLİ ZAMPARA ATATÜRK’ÜN
KİNİ, DİNİYDİ 116
ZAMPARA ATATÜRK’ÜN,
(FİLİSTİN’DE ÖNÜNDEN KAÇTIĞI) İNGİLİZ GENERALİ ALLENBY İLE OLAN KADİM DOSTLUĞU 126
HIRS KÜPÜ ATATÜRK'ÜN BÜYÜK
HAYALLERİ 136
TÜRK İMPARATORLUĞU
OSMANLI’YI TEK BAŞINA YIKAN İNGİLİZ PİYONU: KOMPLOCU ZAMPARA ATATÜRK 145
BLACK JUMBO ATATÜRK, YENİ
TÜRKİYE’NİN ASIL KURUCUSUNUN İNGİLİZLER OLDUĞUNU İTİRAF ETMİŞTİ 181
SELANİKLİ’NİN “BAŞARI”SININ ARDINDAKİ İKİ İNGİLİZ: LORD CURZON VE ROBERT
FREW 208
İNGİLİZLER NEDEN LAWRENCE'İN DEĞİL DE SELANİKLİ BLACK
JUMBO'NUN HEYKELİNİ DİKTİLER 225
SAVAŞA SON VEREN KAÇIŞ:
SELANİKLİ’NİN FİLİSTİN FİRARI 243
VATAN TOPRAĞINI DÜŞMANA
ALTIN TEPSİ İÇİNDE TESLİM EDEN, KENDİSİ DE GÜLEREK TESLİM OLAN, VE PADİŞAH'A DA
"İLLA DA TESLİM OL" DİYEN ADAM: SELANİKLİ ATATÜRK 254
İNGİLİZLER, BLACK JUMBO'YU
1913 YILINDA 32 YAŞINDAYKEN KEŞFETMİŞLERDİ 264
YUNAN’IN İZMİR’İ İŞGALİ,
SELANİKLİ’YE “SANA BİR KAHRAMANLIK YAZDIK” DİYEN İNGİLİZLER’İN OYUNUYDU, BLACK
JUMBO’YA BİR ZAFER HEDİYE ETMELERİ GEREKİYORDU 284
SELANİKLİ MUSTAFA ATATÜRK,
İŞGALCİ İNGİLİZ'İN MASKELİ TAŞERONUYDU 297
CURZON İLE SELANİKLİ ZAMPARA
ATATÜRK’ÜN SİVAS KONGRESİ’NDEKİ AMERİKAN MANDASI OYUNU 311
SELANİKLİ ATATÜRK, KALİTESİZ
DEĞİLDİ, ÇOK BECERİKLİ, MUHTEŞEM VE MUAZZAM, GÖZ KAMAŞTIRICI BİR HAİNDİ 324
İNGİLİZLER, “BLACK JUMBO”
KOD ADLI AJANLARI SELANİKLİ ZAMPARAYI NASIL PARLATIP KAHRAMAN YAPTILAR? 337
İSTİKLAL HARBİ HİKÂYESİNİN
UNUTTURULAN YÜZÜ 349
BAŞLARKEN
“Atatürk
Vahdettin’e nasıl bakıyordu?”
Bir
yazısında bu soruyu soran gazeteci-yazar Barış Terkoğlu cevap olarak şunları
yazıyor:
“… Atatürk, … Nutuk’un daha başında, kendisini
Samsun’a çıkan şartları anlatırken, Vahdettin’i es geçmedi: "Saltanat ve hilafet mevkiini işgal
eden Vahdettin, soysuzlaşmış,
şahsını ve yalnız tahtını temin edebileceğini tahayyül ettiği alçakça tedbirler araştırmakta."
“Vahdettin’in İngiliz Muhipleri Cemiyeti’nden olduğunu
anlatan Atatürk, cemiyettekiler için eşsiz bir tespitte bulunuyordu:
"Bu isimden,
İngilizlere muhip (İngilizsever) olanların teşkil ettiği bir cemiyet
anlaşılmasın! Bence, bu cemiyeti teşkil edenler, kendi şahıslarını ve şahsi menfaatlarını sevenler ve şahıslarıyla
menfaatlarının dokunulmazlığı çaresini Loyd Corc (Lloyd George) hükümeti
marifetiyle İngiliz himayesini teminde
arayanlardır."
"HAİN VAHDETTİN"
“Nutuk’ta
Atatürk, Rıza Paşa Kabinesi’nde Harbiye Nazırı (Savunma Bakanı) olan Cemal
Mersinli’nin oportünist sözlerini anlatırken, Vahdettin’e nasıl baktığını da
özetliyordu: "Harbiye Nazırı, bu
sözü telaffuz ettiği dakikada, yalnız bir zatın itimadına sahip
bulunuyorlardı. O zat da, devlet riyasetini kirletmekte bulunan hain Vahdettin idi."
“Atatürk, Ankara ile İstanbul arasında kararsız kalan
İzzet ve Salih Paşaları da acımasızca eleştirdi. Elbette seçim iki şehir
arasında değildi. Milli Mücadele ile Vahdettin arasındaydı. Nutuk’ta
öbür taraf "düşmanların elinde
oyuncak bulunan Vahdettin" diye anlatılıyordu.
“Atatürk, Barış Konferansı’na Vahdettin’in heyetinin
de çağrılmasına karşı da öfkeliydi. Açıklarken Vahdettin’in tarihi rolünü
hatırlatıyordu: "Bütün menfaatlarını
kirli bir tahtın, çürümüş, çökmüş ayaklarına sarılmakta, yalnız bunda gören
Tevfik Paşa ve benzeri paşalardan meydana gelen Vahdettin heyeti…"
"ALÇAK VAHDETTİN"
“1 Kasım 1922’de, Saltanat’ın kaldırıldığı gün,
Meclis’te, hanedanı "Osmanoğulları,
zorla Türk milletinin hakimiyet ve saltanatına el koymuşlardı ve bu
tasallutlarını altı asırdan beri sürdürmüşlerdi" diye tarif etmişti.
“17 Kasım’da Vahdettin’in İngilizlerle kaçışı Nutuk’ta
"Hain Vahdettin bir İngiliz harp
gemisiyle İstanbul'dan kaçıyor" başlığıyla yer buldu. Atatürk,
Vahdettin’e yakışan bu son için çok ağır ifadeler kullandı: "Vahdettin gibi hürriyet ve hayatını milleti
içinde tehlikede görebilecek kadar adi bir mahluk", "Teşekküre değerdir ki, bu alçak, kendisine miras kalan saltanat
makamından millet tarafından düşürüldükten sonra, alçaklığını tamamlamış bulunuyor", "Aciz, adi, his ve idraktan mahrum bir mahluk, kabul eden herhangi
bir yabancının himayesine girebilir", "Kıymetsiz hayatlarını iki
buçuk gün fazla, sefilce
sürükleyebilmek için her türlü aşağılığı
mubah gören halifeler oyununu da sahneden kaldırabildiğimizi
gösterdik", "mensup olduğu devlet ve milletin zararına da olsa
şahsi vaziyet ve hayatlarından başka bir şey düşünemeyecek pespaye"…
“Atatürk’ün anılarında da Vahdettin geniş yer tutar.
Veliaht Vahdettin’e Almanya seyahatinde refakat eden Atatürk, onun hakkında
erken bir kanaate sahip oldu. İlk karşılaşmaları sonrası, Naci Paşa’ya, "Zavallı,
bedbaht, acınacak", "Bu zavallı yarın padişah olacaktır,
kendisinden ne beklenebilir" şeklinde tespitlerde bulunmuştu. Bir
başka görüşmelerinde memleketi kurtarma fikrine "ben her şeyden evvel İstanbul halkını doyurmak mecburiyetindeyim"
yanıtını alınca, edebi bir benzetme yaptı: "Tilki tabiatında her entrikacının her gün şahidi olduğum
yüzlerce örneklerinden biri karşısında bulunduğuma büyük üzüntüyle kani
oldum."
"SOYSUZ VE ADİ VAHDETTİN"
“Özetle, Atatürk’e göre Vahdettin, "hain,
devlet başkanlığını kirleten, soysuz, alçak, menfaatçi, düşmanın elinde
oyuncak, kirli tahtta oturan, adi mahluk, alçak, aciz, pespaye, sefil, zavallı,
acınacak, tilki tabiatındaki entrikacı…" sıfatlarıyla
tanımlanır.”
(https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/baris-terkoglu/hain-alcak-adi-soysuz-vahdettin-2148889)
*
Selanikli
Mustafa Atatürk, Padişah Vahideddin hakkında konuşurken fazla ileri gitmiş ve
bu arada farkında olmadan kısmen kendisini tarif etmiş.
Aynaya
bakarak konuşmuş olduğunu varsayabiliriz. Söylediklerinin bir bölümü kendisinin
üzerine cuk diye oturuyor.
Selanikli’yi
niteleyecek kelimeleri biz bulup seçmek istesek bu kadar başarılı olamayız.
İhanet ettiği padişah Vahideddin hakkında bu ifadeleri kullanarak bizi
zahmetten kurtarmış.. Onu hangi kelimelerle anmamız gerektiğini sayesinde biraz
biliyoruz.
Psikologların
“kaygıyla bilinçsiz başa çıkma
yolları”ndan biri olarak gösterdikleri “yansıtma” (projection) tavrını
sergilemiş.. Böylece, (psikoloji bilimi açısından) kurnaz fakat bilinçsiz bir adam olduğunu ispatlamış:
“Yansıtma
(projection): Bireyin kendisinde
bulunan kusurları başkalarında görme davranışına yansıtma adı verilir.
Başkalarına hiç yardım etmeyen ve sürekli kendi çıkarını gözeten bencil biri,
“Herkes kendi başının çaresine bakıyar, kimse bir diğerine yardım eli
uzatmıyor,” diyerek, etrafındaki kimseleri suçlar. Birey, yansıtma yoluyla
kendisinde bulunan olumsuz yönleri “zorunlu ve gerekli” imiş gibi gösterir.
Kendisinde bulunan kötü özellikleri başkalarında görerek birey kendini, olumsuz
özellikler açısından başkalarından farklı görmez. Birey yansıtma davranışında
bulunarak, “Ne yapayım, herkes böyle, ben de böyle olmak zorundayım; böyle
davranmam yaşamın zorunlu bir sonucu, benim elimde olan birşey yok” mesajını
verir.”
(Doğan Cüceloğlu, İnsan
ve Davranışı, 15. b., İstanbul: Remzi Kitabevi, 2006, s. 303.)
*
Bunları
fanatik bir Osmanlı ve Vahideddin taraftarlığının sonucu olarak söylüyor
değiliz.
Sırtımızı
resmî ideolojiye dayamış olmanın keyfini sürmekle de (elhamdülillah) bir
ilgimiz ve ilişiğimiz yok. Yazarken rahat değiliz, risk alıyoruz, başımıza ne
geleceğini bilmiyoruz. (Fakat geçmişte gelmiş olanlardan dolayı bazı
tahminlerde bulunabiliyoruz.)
Yaptığımız
işin maddî ve dünyevî hiçbir getirisi yok, risk ise dağlar gibi.. Fakat
vicdanımız bizi, merhum Mehmed Akif gibi “Zulmü
Alkışlayamam” demeye zorluyor:
Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.
Biri ecdadıma saldırdı mı, hatta boğarım! ...
-Boğamazsın ki!
-Hiç olmazsa yanımdan kovarım.
Üçbuçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam;
Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam.
Doğduğumdan beridir, aşığım istiklale;
Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lale!
Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?
Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!
Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!
Adam aldırma da geç git!, diyemem aldırırım.
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!
Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu...
İrticanın şu sizin lehçede ma'nası bu mu?
Padişah Vahideddin, Selanikli Mustafa Atatürk’ün sövüp
saymalarını hak eden karaktersiz bir adam olsaydı, (dünyada örneği sık görülen)
tahtını ve koltuğunu kaybetmiş yöneticiler gibi yanında servet götürür, Avrupa’nın “özgür ve çağdaş” ortamında keyfine
bakardı.
Borçlu
ölmez ve tabutuna haciz konulmazdı.
Yine,
eğer karaktersiz bir adam olsaydı, Selanikli’nin kendisi için söylediklerinin
yüz mislini ona karşı söyler, bildiği bütün ayıp ve kusurlarını sayıp dökerdi.
Ki
ayıp ve kusur bakımından Selanikli maşallah olağanüstü zengindi.
*
Selanikli
Mustafa Atatürk’ün mağdur padişah Vahideddin hakkında söyledikleri, Barış
Terkoğlu’nun aktardıklarından ibaret değil.. Şunu da demiş bulunuyor:
“O Vahdettin
ki ecnebi hükümetlerin yüzüncü derece aletleriyle temas
arayarak, devletini ve saltanatını kurtarmaya çalışıyordu, …”
(Falih Rıfkı
Atay, Çankaya, İstanbul: Sena Matbaası, 1980, s. 173.)
Devletini
ve saltanatını kurtarmaya çalışmak ne zaman suç olmuştuysa?!
Selanikli’nin
kendisi, şahsî saltanatı için ecnebi (yabancı) devletlerin ve hükümetlerin “alet”leriyle temasa geçmiş, devleti
durumundaki Osmanlı İmparatorluğu’na onlarla birlikte tuzak kurmuştu. Söz konusu “alet”ler arasında ajanlar da yer alıyordu.
Bu
sayede, söz konusu devlet ve hükümetlerin desteğini arkasına almayı başardı..
Bu gerçeği, Türkiye’nin ikinci
cumhurbaşkanı, İstiklal Harbi’nin Batı Cephesi Komutanı Orgeneral İsmet
İnönü, 1973 yılında, cumhuriyetin ilanının 50’nci yıldönümü vesilesiyle
verdiği demecinde, son derece veciz ve özlü bir şekilde, “kör gözüne parmağım”
açıklığında dile getirecekti:
"İstiklâl mücadelesinin başarısı da
esasında İngilizlerin buna karar vermesi ve diğer müttefikleri de bunu
kabule mecbur etmesiyle mümkün olmuştur."
(Milliyet Gazetesi‘nin
29 Ekim 1973 tarihli sayısından aktaran Fikret Başkaya, Paradigmanın İflası, İstanbul: Yordam Kitap, 2018,
s. 60.)
Evet,
Selanikli’nin temas kurduğu “alet”ler arasında ajanlar da vardı. Meşhur Lawrence,
Robert Frew ve Aubrey Herbert,
bu ajanlar arasında yer alıyor.
Elinizdeki
mütevazı kitapta, özellikle, Selanikli’nin söz konusu ajanlarla olan ilişkileri
üzerinde durulmaktadır.
Daha
yetkin, kapsamlı, kâfi ve vâfi çalışmalar için özendirici bir adım olabilirse
hedefine ulaşmış olacaktır.