"Seyfi Say’ın yazısını okudum geçen gün: Çok sevdiğimiz bir İslâmcı yazar, başka bir İslâmcı yazara söz söylerken tarikata, tasavvufa çatmış. Tarikat, tasavvuf bizim tarihimizin, iliğimizin içinde... Ta Orta Asya’dan başlıyor... Yâni bizi biz yapan, ayrı bir üstün, zarif, merhametli medeniyetin ruhu, esrârı tasavvuf... Tasavvufu sanki yabancılar gibi kötüleyici cümleler kullanmış. Seyfi Say da ona —Allah razı olsun, ağzına sağlık— bir cevap vermiş.
"Üzüldüm. Yâni, müslüman müslümanla uğraşıyor; radikal, tasavvufla uğraşıyor. Bilmem neci, bilmem neciyle uğraşıyor. Atı alan da Üsküdar’ı çoktan geçmiş oluyor, oradan da öteye gitmeye başlamış oluyor. Berikiler burada birbirleriyle uğraşırken.
"Bizim ilkokulda bir kitabımız vardı, okuma kitabı. Orada, “İki keçi bir gün pek dar, bir köprüde buluştular, vuruştular...” filân diye böyle şiir şeklinde anlatılıyordu. “’Önce ben geçeceğim, önce sen geçeceksin...’ filân diye birbirleriyle toslaşmaya başladılar. En sonunda ikisi de suya düşüp boğuldular, cezalarını buldular.” diyor. Bu gafletin alâmetidir."
Yukarıdaki ifadeler, İskenderpaşa Cemaati'nin merhum şeyhi Prof. Dr. Mahmud Esad Coşan Hoca'ya ait..
Avustralya'da AKRA FM üzerinden yaptığı 4 Mayıs 1999 tarihli tefsir dersinde yer alıyor (M. Es'ad Coşan, Tefsir Sohbetleri 2, haz. Metin Erkaya, s. 74; https://esadcosankulliyati.com/arsiv/kitap/tefsir/tefsir2.pdf).
*
Söz konusu yazım, İskenderpaşa Cemaati'nin çıkarmakta olduğu Sağduyu gazetesinde yayınlanmıştı.
Esad Efendi'nin çok sevdiğini söylediği İslamcı yazar, Dücane Cündioğlu'ydu.. Yeni Şafak'ın gözde yazarıydı. Onun "söz söylediği" "başka bir İslamcı yazar" ise İsmet Özel'di.. Millî Gazete'nin şımartılmış gevezesiydi.
Dücane ile ilk karşılaşmam böyle oldu..
İkinci karşılaşmamız dört yıl sonra, 2003'te yaşandı. O sırada, düzenli bir işi olmayan, yapayalnız, unutulmuş bir "looser"dım.. Dücane'nin ise altın yıllarıydı.. Kanal 7'nin "yıldız"ı Ahmet Hakan, sunduğu İskele Sancak programının jeneriğinde "büyük düşünür" Dücane'nin görüntüsüne yer veriyordu. Programı seyretmek isteyenler her hafta önce "otorite alim" Dücane'nin suratını görmek durumundaydılar.
Dücane, 2003 yılı ortalarında, "çok evlilik" konulu eski iki yazısını, üstün zekâsı ve derin tefsir bilgisinin verdiği özgüvene dayanarak, tekrar yayınladı.. Ona göre, erkeklere evlilik konusunda dört eş sınırlaması getirilemezdi, Kur'an'dan bunu anlamak mümkün değildi. Erkek için sayı sınırı yoktu, artık Allah ne verdiyse..
E-posta aracılığıyla Dücane'ye, zırvalamakta olduğunu matematiksel bir kesinlikle gösterdim. Mesajlarımı Yeni Şafak'ın diğer yazarlarına da gönderiyordum.
(Çoğu, Dücane'nin şahsında kendilerinin de aşağılanmış olduğunu düşündüler ve yazılarında bana ima ile "çakmaya" başladılar. Onlarla da e-posta üzerinden muhtelif konularda tartışmak zorunda kaldım. Bu tartışmalarımız yaklaşık bir yıl sürdü. O sırada hepsi de değişik derecelerde Erdoğancı ve AK Parti yanlısıydı. En çirkin tepkiyi "derin" düşünceli Rasim Özdenören vermişti. Dücane'yle bir sorunu yoktu, benimle vardı.)
*
Sağduyu gazetesindeki Dücane'yle ilgili yazıma dönelim..
Esad Efendi rahmetullahi aleyh her ne kadar beni hayır dua ile anmış bulunuyorduysa da, Dücane'ye de "çok sevdiğimiz bir İslamcı yazar" diyerek "rüşvet" vermiş durumdaydı.
Sağduyu'nun genel yayın yönetmeni Coşkun Yılmaz'dı. (Bu Coşkun, şu anda Türkiye Yazma Eserler Kurumu başkanı olan eski İstanbul İl Kültür Müdürü Coşkun..) Ben de yazı işleri müdürüydüm. Gazetenin dizgicileri bana, Coşkun'un, dizilip Esad Efendi'ye fakslanmasını istediği uzun bir mesajını getirdiler. (Sanırım Coşkun, kendisi yapmayıp işi onlara havale ederek bütün gazete personelinin de olaydan haberdar olmasını sağlamak istemişti.)
Buna göre Coşkun, Dücane ile görüşmüştü ve onun Esad Efendi ile ilgili olumlu ifadelerini işitme bahtiyarlığına erişmişti. Mesela, Esad Efendi'nin (1981 yılında olmalı) Mavera dergisinde yayınlanan tasavvuf konulu röportajını zamanında Dücane'nin kültürlü babası okumuş ve oğluna "Meseleyi anlamış" gibisinden birşey demiş bulunuyordu.
*
Coşkun'un bu işgüzarlığı bana, Dücane'ye verdiğim cevapla ilgili olarak Esad Efendi'ye şikayet edilmiş olduğumu düşündürmüştü.
Gerçekten de, böyle bir şikayet söz konusu olmasaydı Esad Efendi meseleyi tefsir dersine taşımaz ve Dücane'ye sevgilerini (ve bir bakıma saygılarını) sunmazdı.
Aslında bunu yapmasına hiç gerek yoktu.. Maalesef "dolmuşa bindiriliyordu".
[İskenderpaşa Cemaati, Esad Efendi'nin vefatından sonra tamamen derinlerin güdümüne girdi.
Esad Efendi'nin (kendisini "doğal lider" zanneden, başkalarının da tarikat şeyhi zannettiği) oğlu Nureddin, Sağduyu Partisi adıyla bir parti kurarak "laik (siyasal dinsiz)" bir siyaset anlayışını savunmaya başladı.
Partinin sitesinde yazılanlar ortada. "Kişi ikrarıyla muaheze olunur" ve de "itiraf"ın olduğu yerde başka delil ve şahit aranmaz.
Nureddin'e (açıkça, açıkça olmasa bile hiç değilse "özel" kanallardan) "Saçmalıyorsun" demeyen ve onun "müridi" görüntüsü veren herkese, bir ahiret hayatının ve sorgu sual gününün bulunduğunu hatırlamaları tavsiye olunur.]
*
Türkiye'de "radikal"in tasavvufla uğraştığı doğruydu.. Fakat Dücane radikal değildi, sadece malum odağın yetenekli bulup önünü açtığı bir isimdi.. Düzenin (kadrolu değilse bile kollanan) adamıydı.. Kurnazdı, hedefine, kollanmasını sağlayacak manevralar yaparak yürüme becerisi gösteriyordu.
(Ki radikal geçinenlerden "aşırı" tasavvuf karşıtlığı yapanların önemli bir bölümü derinlerin adamıdır.. Onlar, düzenin sağ gösterip sol vuran Vehhabîsidir, Suud'un Vehhabîsi değildir. Selefî geçinenlerin birçoğu böyledir.)
Ve Dücane'nin söz konusu yazısı, "bir başka İslamcı yazar"a cevap ya da sataşma değildi.. Aralarında 'düzen'baz tüzük kardeşliği vardı.
1990'ların sonlarının, 2000'lerin başlarının parlak yıldızı Dücane'nin sonraki yıllarda yaldızları dökülmeye başladı.. Eskisi kadar ilgi görmüyordu. Ve o da, "İslamcı düşünür" olarak bilinmenin rantının tükendiğini fark ettiğinden olsa gerek, açıktan heva ve hevesine göre yaşamasına engel olan bu yükten kurtulma yönünde adımlar attı.
*
Kökleri daha "derin" olan İsmet kalpazanı ise düşüncesiz düşünürlük sirkinde yeni numaralar sergilemeye başladı.. 12 Eylül döneminde karaladığı, zoru görünce minderden kaçma anlamına gelen lüzumsuz yazılarını Zor Zamanda Konuşmak adıyla kitaplaştırmıştı. 28 Şubat Süreci'nde tümden arazi olmuş fakat o dönemde yazdığı zırvaları Zor Zamanda Sıvışmak gibi bir adla kitaplaştırmaktan kaçınmıştı.
İsmet sıradan bir sıvışkan "artiz" değildi, bu işin kurdu bir tiyatrocuydu.. Savaşmayıp sıvışanların çoğunun sıvışmış olduğu hemen farkedilirken o hiç farkettirmeden sıvışmayı, fırtına dindikten sonra da sığındığı delikten kafasını hin bir gülüşle dışarıya çıkarıp etrafı koklamayı, "keklenecek" saftirik avlar aramayı biliyordu. (Buna karşılık Esad Efendi, Muhsin Yazıcıoğlu ve Hasan Celal Güzel o süreçte "savaştılar".)
Fırıldak İsmet'in, İslamcı olarak bilinmenin rantının 28 Şubat'la birlikte bittiğini farkedince bir kurt sinsiliğiyle kurtçuluk deryasına yelken açtığını düşünenler olabilir. Fakat mesele daha "derin".. Küresel İslam karşıtlığı okyanusundaki dalgalar üzerinde sörf yaparak Türkiye'de İslamcılığı bitirmek için ellerinden geleni yapan işbirlikçi odaklar, İslamcıları "ulus devlet"in "ulus"una kanalize etmek için kurda kuzu postu giydirme tezgâhı kurmuş durumdaydılar.
Geçmişte Türkçe Kur'an mealini Kur'an yerine, Ezan'ın tercümesini de Ezan'ın aslının yerine ikame etmeye çalışmış olan (Protestanlık patentli) reformist laik (siyasal dinsiz) kafanın yeni sürümü, bugün, suret-i haktan gelerek, müslümana müslüman değil Türk olduğunu söyleme aklı veriyor.
"Kâfirle çarpışmayı göze alan müslümana Türk denir" zırvası seslendirildiği için herhangi bir Türk'ün kâfirle çarpışmayı göze alması mevzubahis değil, fakat kâfirle çarpışmayı gerçekten göze alabilecek saftirik müslümanlara dolaylı olarak "Müslüman olduğunu söylemek, kâfirle çarpışmayı göze almamak demektir, Türk olduğunu söyle" mesajı veriliyor.
İsmet, bu zırvasından hareketle "Türk, teröristtir" demiyor, fakat "Müslüman teröristtir" diye konuşuyor.. Böylece müslümanlıkla ilgili olumsuz bilinçaltı mesaj veriyor.
Müslüman terörist değildir, fakat İsmet, has halis bir teröristtir.. Zihniyet ve fikir teröristi.