cuma hutbesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
cuma hutbesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

SELANİKLİ MUSTAFA ATATÜRK'ÜN İBADETE KARIŞTIRILMASI ANAYASAL SUÇTUR.. ANAYASAL DÜZENİ YIKMA GİRİŞİMİDİR

 



Diyanet İşleri Başkanlığı'nın Selanikli Mustafa Atatürk'ün ismine cuma hutbelerinde yer vermesi, anayasal suç işlemesi anlamına gelir, çünkü laiklik ilkesine aykırıdır.

Laiklik gereği devlet işleri ile din işleri birbirine karıştırılamaz.

Bu yüzden Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nda ne yerlerin ve göklerin yaratıcısı Yüce Rabbimiz Allahu Teala'nın adı geçiyor, ne Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in adı, ne de dinimiz İslam'ın ismi.

Fakat Selanikli'nin adı geçiyor.

*

Cuma hutbesi, cuma namazının, ibadetin bir parçasıdır.

İbadettir.

İbadete Selanikli Mustafa Atatürk karıştırılamaz.

Bu, laikliğe aykırıdır.

Nedir yani, rakı müptelası, dans ve vals tutkunu, aşk hayatının zenginliğiyle maruf Selanikli, Kur'an'da adı geçen bir peygamber mi?!

Ya da Mehdi gibi Rasulullah s.a.s. tarafından "geleceği müjdelenmiş" salih bir zat mı?!

*

Anayasal açıdan durum bu olduğu gibi, İslam açısından da Selanikli'nin isminin hutbede anılması caiz değildir.

Haramdır.

Çünkü adamın küfrü (müslüman olmadığı), kendi sözleriyle sabit.

Bu bilindiği için, devlet erkânı bunun cenaze namazını bile kıldırmaya gerek görmemişler, kızkardeşi Makbule Hanım'ın feryad u figan koparıp ayak diretmesi sonucu öylesine bir namaz kıldırmışlar.

Cenazesinin cami musallasına gitmesi diye bir durum yaşanmamış.

Çünkü devlet erkânı o adamın camiyle, cemaatle, namazla, imanla, İslam'la alâkasının bulunmadığını biliyor.

Kardeşi ölen acılı ve kederli Makbule Hanım'ın gönlü olsun diye, öldüğü binada, oradaki hazıruna, mizansen kabilinden bir cenaze namazı kıldırmışlar.

Tabiî camiye götürmeden.

Şimdi tutturmuşlar "Hutbede Selanikli'nin adı anılsın da anılsın"..

Bunu ne İsmet İnönü istedi, ne Celal Bayar.

Sırf çıngar çıkarmak için "Atatürksüz hutbe"yi büyük bir millî mesele yapan, adeta iç savaş gerekçesi haline getirenlerin, "Alçaklar, Atamız'ın naaşını camiye götürmemişler" diye dertlendiklerine hiç şahit oldunuz mu?!

Ah sefil hokkabazlık, sen dünyada Türkiye'de olduğundan daha fazla nerde baş tacı edildin!

*

Evet, Selanikli'nin adının ibadete bulaştırılması haramdır.

Bunu yapan, haram iş işlemiş olur.

Helal kabul eden ise kâfirdir.

Bundan sekiz yıl önce, dönemin TBMM Başkanı İsmail Kahraman, "Anayasa'da laiklik diye bir ifadenin yer alması şart değildir" dediği için acayip bir tantana koparılmıştı.

Hayır, "Anayasa'da İslam ibaresi geçsin" demiyordu. "Anayasa'da laiklik, tarifi yapılmadan geçmesin" diyordu.

Bazılarına göre, Anayasa'nın diğer maddeleri zaten laikliği anlam olarak içeriyordu, dolayısıyla tanımına gerek yoktu.

Ancak, bu mantığa göre, tanımı gibi ismine de ihtiyaç kalmamaktaydı.. İsminden bahsetmek boş gevezelik haline gelmekteydi.

Dolayısıyla, savundukları mantık gereği Kahraman'a, "Haklısın, bunu düşünememiştik, bize bunu hatırlattığın için teşekkür ederiz" demeliydiler.

Demediler..

Hakaretin, tehdidin, aşağılamanın, şirretliğin, arzızlığın, saldırgan dilin bini bir paraydı.

*

O süreçte Cumhurbaşkanı Erdoğan da topa girmiş, sanki Kahraman böyle birşey demiş gibi, "Anayasa'da İslam'ın geçmesine gerek yok" diye konuşmuştu.

Şimdi, 30 Ağustos Zafer Bayramı bahane edilerek kopartılan "Cuma hutbesinde Selanikli'nin adı niye geçmedi" şeklindeki hayasızca akının durdurulması için ortaya çıkıp "Hutbede Selanikli'nin adının geçmesine gerek yoktur, bu bir ibadettir" diye bir açıklama yapmalıdır.

Şimdi değilse ne zaman?!

Ve bu açıklamayı sen yapmayacaksan kim yapacak?!

*

Aslına bakılırsa, Diyanet'in böyle 30 Ağustos Zafer Bayramı konulu hutbe hazırlatması da yanlıştır.

Bid'attir.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, Bedir Zaferi'nin yıldönümleri münasebetiyle benzer hutbeler okumuş mu?!

Dört Halife döneminde "Mekke'nin fethinin yıldönümü" filan diye hutbe okunduğu hiç görülmüş mü?!

Hutbede İslam'ın esasları anlatılmalı, dinî bilgi verilmelidir.

Devlet, zaferlerini zaten âlâ-yı vâlâ ile kutluyor, Diyanet kendi işine bakmalıdır.


ATATÜRK’ÜN CAMİDE NE İŞİ VAR?!

 





Atatürk’ün, sözde Hilafet kurumunu korumak için milleti örgütlemeye çalıştığı dönemde camiye yolunun düşmüşlüğü vardır.

Fakat cumhuriyeti (kendisinin cumhurbaşkanlığını) ilan ettikten sonra camiye bir daha dönüp bakmamıştır.

Cismini camide secdede gören yoktur.

Aynı şekilde ismi de camiye girmemelidir, hatırasına bu kadarcık olsun saygı gösterilmelidir.

Siz bulunmak ve görünmek istemediğiniz yerde isminizin anılmasını ister misiniz?

Mesela hristiyanlar için kiliseler mübarek ve kutsal yerlerdir, kiliselerde isminizin anılması sizi memnun eder mi?

Şurası kesin: Atatürk yaşasaydı ne Refah Partili olurdu, ne de Yeniden Refah Partili.. Aynı şekilde isminin camilerde anılmasını da istemezdi.

İsteseydi, tıpkı sağlığında dünyanın parasını verip yurtdışından özel olarak heykeltraşlar getirtip çeşitli şehirlere heykellerini diktirdiği gibi camilerde isminin anılması için de bir kanun çıkartırdı.

*

Türkiye’de, Atatürk’ün isminin hutbelerde okunmasını özellikle dert edinen, sanki resmî bir göreviymiş gibi bunu sürekli gündemde tutarak Diyanet Teşkilatı üzerinde baskı kuran merkezler var. Biri, MİT'in güdümünde olduğu iddia edilen Odatv..

Evet, Odatv adlı sitenin nakaratlarından birini, uygun her fırsatta “Cuma hutbesinde Atatürk niye anılmadı?” diye yaygara kopartması oluşturuyor.

Önce şunu söyleyelim:

Hutbelerin böyle (özellikle de “İslam devleti” olmayan bir devlet için önem taşıyan) tarihî günlere tahsis edilmesi, resmî kutlamalara dönüştürülmesi dinen caiz değildir.

Bu, bid’attir.

Hutbelerde İslam öğretilmeli, ayet ve hadîslere dayalı olarak temel dinî bilgiler verilmelidir.

Zafer Bayramı türünden kutlamaları zaten âlâ-yı vâlâ ile yapıyor, bu konuları inkılap tarihi vs. türünden derslerde öğretiyor, resmî tatil diyerek söz konusu günleri her yıl gündeme getiriyorsunuz.

İlkokul birinci sınıftan itibaren tüm vatandaşları bunları ezberlemekle yükümlü tutuyorsunuz.

Bu yetmiyor bir de müslümanın ibadetine göz dikiyorsunuz.

*

Son yıllarda iş iyice çığırından çıktı.

Odatv gibi mecralarda şirretlik yapıldığı yetmiyormuş gibi bir de cuma hutbesi sırasında camilerde “Atatürk’ü niye anmıyorsun hoca?” diye hatiplere sataşanlar türemeye başladı.

İmdi, devlet dairelerini, okulları vs. Atatürk’ün resimleriyle doldurmuşsunuz, okul önlerini, meydanları vs. demir ya da beton Atatürk heykelleriyle örmüşsünüz. paraların pulların üstünü Atatürk’le kaplamışsınız, Milli Eğitim’in ders kitaplarının bile hemen başına Atatürk resimlerini yerleştirmişsiniz, bir de tutup “Niye hutbede Atatürk yok?” dedirtiyorsunuz.

Hutbelerde değil Atatürk’ün, Hz. Ömer gibi ashabın, hatta, Hz. İbrahim a. s. gibi peygamberlerin bile anılması şart ya da farz değildir.

Ki, Hz. Ömer’in yaptığı fütuhatın yanında Mustafa Kemal’in Yunan‘a karşı kazandığı zafer çok önemsiz bir olaydır. Hem cesameti, hem de İslam için taşıdığı anlam bakımından durum budur.

Hz. Ömer, zamanın süper gücü Pers İmparatorluğu‘nu tarihe gömdüğü gibi, diğer süper güç Bizans İmparatorluğu‘nun elinden de Suriye, Mısır ve Güneydoğu Anadolu’yu almıştı.

İslam’ın hakimiyetinin ve yayılmasının önünü açmış, bekasına hizmet etmişti.

Atatürk’ün Yunan’ın elinden kurtardığı toprak parçası ise Türkiye’nin Ege bölgesi gibi küçük bir toprak parçasından ibarettir. Doğudaki bazı beldeleri Karabekir, Maraş, Antep ve Urfa’yı ise halkın kendisi kurtarmıştı.

*

Evet, hutbelerde ne 30 Ağustos’u konu edinmek şart ya da farzdır, ne de Atatürk’ü anmak.

Buna karşılık, hutbeyi sessizce, kimseyle konuşmadan ve hatibe müdahale etmeden dinlemek gerekli birşeydir.

Öyle ki, hutbe sırasında konuşmak Hanefî ve Şâfiî mezheplerine göre mekruh, Hanbelî ve Mâlikî mezheplerine göre ise haramdır.

Hatta, Hanefî ve Mâlikîler’e göre namaz kılmak bile caiz değildir, nerde kaldı ki konuşmak caiz olsun.

Bir insan, hutbeden sonra gidip imama medenîce “Ya hocam, hutbede Atatürk’ü anmanızı bekledim, anmadınız” demiş olsa, onun cahil bir müslüman olmakla birlikte iyi niyetli olduğu belki düşünülebilir.

Fakat, hutbe esnasında cemaatin lafa karışması haramken tutup bağırıp çağırmak, kabadayılık yapmak, şirretçe şamata çıkarmak, zorbalığa kalkışmak hem ibadetin kendisini hiçe saymak, hem de camideki cemaate hayvan muamelesi yapmaktır.

Anlaşılan o ki maksat, camide terör estirmek, medyada haber olmak, bütün Diyanet personeline ve müslüman halka gözdağı vermek, korku salmak.

Ne yazık ki Kemalist ahlâksızlık ve Atatürkçü saldırganlık camileri kendi batıl ideolojisi için gösteri ve şov arenası, miting meydanı, protesto ve yürüyüş alanı haline getirebilmekte, kimse de buna karşı birşey yapmamaktadır.

Böylesi bir arsızlık ve şirretlik dindarlık değildir, dincilik hiç değildir, resmen din düşmanlığıdır.

*

Böylesi cami kabadayılık ve teröristliklerini kayda alıp Odatv gibi yavuz hırsız karakterli mecralara servis edecek kişi veya kişilerin de camide hazır ve hazırlıklı bulunuyor olmaları herhalde “tesadüf”ün gelir hanesine yazılamaz.

Bunların organize işler olduğu o kadar açık ki..

Belli ki baştan rol dağılımı yapılıyor, birisine çıngar çıkarma vazifesi veriliyor, ayrıca peşine olayı kayda alacak tezahüratçı ya da koruma kabilinden bir “bindirilmiş kıta” takılıyor, ardından da topa, kaydı alıp yayınlayacak Odatv gibi medya glu glu dansçıları giriyor, şark kurnazlığı stilindeki oryantal sanatlarını icra ediyorlar.

Ve bu egzotik medya dansçıları, bir yandan Cumhuriyet düşmanlığının camilerde huzuru yok ettiğini söyleyerek tepinirken diğer yandan sivri uçlu mızraklarıyla Diyanet kurumunu dürtükleyip duruyorlar.

Böylece, algı operasyonu adını verdikleri yalan dolan çarkının dişlileri arasından dökülen cürufa göre, huzuru yok edenler, camide kabadayılık yapan azgın soytarılar değil, Atatürk’ün ismini hutbede geçirmeyen Diyanet oluyor.

Yavuz hırsızlığın bundan daha arsız, daha azgın, daha utanmaz ve şirret versiyonunu icat etmek herhalde mümkün değildir.

Bu tezgâhın/senaryonun bir ayağını da Diyanet bünyesindeki “derin” görevlilerin suret-i haktan gelerek riyakârca okudukları şu makamdan gazeller oluşturmuyorsa ben de birşey bilmiyorum:

“Hocam, milli birlik ve beraberliğimiz için bundan sonra hutbelerde Atatürk’e daima yer vermemiz iyi olur. Birilerinin bu konuyu istismar etmelerine ve fitne çıkarmalarına izin vermeyelim.”

*

İmdi, hutbede Atatürk’ten bahsedilmemesini "Diyanet’in Cumhuriyet düşmanlığı" olarak nitelendirmek, o devlet kurumuna yönelik bir iftira ve itibarsızlaştırma eylemidir.

Diyanet, Odatv gibi yayın organları hakkında suç duyurusunda bulunmalıdır.

Bulunmuyorsa bile, savcılar re’sen harekete geçmelidir.

İkinci olarak, Atatürk’ü bahane ederek ibadet mahallinde bozgunculuk ve kargaşa çıkaranlar hakkında da savcılar kamu düzenini bozma ve halk arasına kin ve nefret tohumları ekme gerekçesiyle dava açmalıdırlar.

Camiye haydutluk, eşkıyalık ve çapulculuğu taşıyan, mabedleri Taksim Gezi Parkı zanneden çete mensuplarına hesap sorulmalıdır ki böylesi densizlik ve iblislikler tekrarlanmasın.

Bu tür (Erdoğan’ın tabiriyle) “bindirilmiş kıta“larla algı operasyonu yapmaya kalkışan odak da, ateşle oynadığını anlamalıdır.

*

Diyanet İşleri Başkanlığı, 30 Ağustos Zafer Bayramı vesilesiyle hutbe okutacaksa, büyük âlim Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır hocanın Hak Dini Kur’an Dili tefsirinde (Ki Atatürk döneminde devlet tarafından yazdırılmıştır) Rum Suresi’ni açıklarken dile getirdiği şu gerçekleri cemaate duyurabilir:

 “Bununla beraber insanlara bir keder dokunduğu zaman her şeyden geçerek Rablerine yalvarır, dua ederler; sonra tarafından bir rahmet tattırıverdiği zaman da bakarsın onlardan bir kısmı tutar, O Rablerine ortak koşarlar.” (Rum, 30/33)

33-Bu noktada insanların, üzerine yaratılmış olduğu fıtratın başka değil, yalnız, Allah’a yalvarmak olduğunu göstermek için buyuruluyor ki: “Bununla beraber insanlara bir sıkıntı dokunduğu zaman bütün o güvendiklerinden ve her şeyden geçip, yalnız yaratan Rablerine gönül vererek hep O’na yalvarırlar.” Nitekim Çanakkale, SakaryaAfyon savaşları sırasında biz Türkler hep böyle olmuştuk. Demek ki fıtrat dini (yaratılışa uygun din) sadece Allah dinidir. Her zaman, baki sağlam din yalnız odur. Böyle iken sonra O, onlara tarafından bir rahmet tattırıverince; o sıkıntıyı açıp bir nimet ihsan ediverince de ne bakarsın içlerinden bir kısmı, o Rablerine ortak koşuyorlardır. Şükredecek yerde tutarlar da bu, şundan oldu, bundan oldu, benden oldu, senden oldu diyerek Allah’ın lütfunu başkalarına isnad etmeye kalkarlar.

34- “Ki kendilerine verdiğimiz nimeti küfran ile, nankörlükle karşılamak için haydin yaşayın, zevk edin bakalım yarın bileceksiniz.”

35- “Yoksa biz onlara bir ferman indirmişiz de O’na ortak koşmalarının caiz olduğunu o mu söylüyor?” Hayır öyle bir kitap ve delil indirilmemiştir. Fakat onlar yukarıda söylendiği şekilde bilgisizce hevaları ardında gitmişler, keyiflerine hoş gelene veya gözlerinin korktuğuna tapmışlardır. Dünyada sebepler yok değildir. Fakat egemenlik, sebeplerin değil, Allah’ındır. Allah izin vermeyince hiçbir sebeple yaprak bile oynamaz. Böyle olduğunu fıtrat bilir, onun için sıkıştığı zaman Allah’a yalvarır.

Evet, merhum Elmalılı Hocaefendi (Gerçek hocaefendi vatandaş, cübbesi kendisinden daha değerli şovmen tip değil), müşrikler için, "Şükredecek yerde tutarlar da bu, şundan oldu, bundan oldu, benden oldu, senden oldu diyerek Allah’ın lütfunu başkalarına isnad etmeye kalkarlar" diyor.

Ne zaman?

Akparti iktidarında değil, Mustafa Kemal'in şapka için adam astırdığı bir karanlık çağda.. 

*

Diyanet, bu büyük âlimin (Ki onun için büyük âlim nitelendirmesini yapan kişi, bir başka büyük âlim, Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi) Neml Suresi’ni tefsir ederken dile getirmiş olduğu şu gerçekleri de her 30 Ağustos konulu hutbede cemaate duyurmalıdır:

Şunu da unutmayalım ki, Çanakkale, Sakarya, İnönü zaferleri, İzmir’in düşman işgalinden kurtarılması, Avrupalıların İstanbul’dan çıkarılmaları hamdolsun yüce Allah’ın zamanımızda gösterip tanıttığı İslâmi âyetlerdendir. Bu savaşlarda Türkiye müslümanları öyle bir sıkıntı ve ilhas ile Allah Teâlâ’ya sığınarak çalışmışlardı ki “Onlar mı hayırlı, yoksa kendine yalvardığı zaman bunalmışa karşılık veren ve başındaki sıkıntıyı gideren mi?” (Neml, 27/62) âyeti aynen ortaya çıkmıştı. Fakat bütün bunların meydana gelişinden sonra “Bil ki sen, ölüleri işittiremezsin, arkasını dönüp kaçmakta olan sağırlara da daveti duyuramazsın” (Neml, 27/80) buyurulduğu üzere duymak istemeyen kalpsizler, sağırlar, körler, İslâm’ın artık bütün vaadleri olmuş bitmiş, gelecek için görevi kalmamış olduğunu iddia ederek müslümanlığı körletmek, Allah’ı unutup şirk yollarına gitmek istiyorlar.

Evet, eğer Diyanet hutbelerde Çanakkale’den, Sakarya’dan, Dumlupınar’dan bahsedecekse böyle bahsetmelidir.

Müslümanca.. Muvahhidce..

Müşrikçe (yahut müşriklere göz kırparcasına) değil..

Hz. Musa aleyhisselam dönemindeki Mısır halkının Firavun’a tanrısal özellikler atfetmesi gibi Atatürk’ü putlaştıran modern putperestlerin istedikleri gibi değil.


MİT GÜDÜMLÜ OLDUĞU İDDİA EDİLEN ODATV.COM TARZI BİR MASABAŞI ASPARAGAS HABER

 

DİYANET VAZİFESİNİ YİNE UNUTTU!

CAMİ CEMAATİNDEN CUMA HUTBELERİNE BÜYÜK TEPKİ




Diyanet İşleri Başkanlığı bugünkü cuma hutbesinde de yine Şeriat'i unuttu. Ara sıra Atatürkçü askerlerin de Kur'an Müslümanlığı edebiyatı yaptıkları ülkemizde Kur'an'da geçen Şeriat ve Tağut kavramlarının Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından "yasaklı" kavramlar muamelesi görmesi cami cemaatinin büyük tepkisini çekiyor.

Bugün Süleymaniye Camii avlusunda cuma namazı sonrasında vatandaşların kendi aralarında konuşarak buna tepki gösterdikleri, vatandaşlardan birinin "Seksen yaşına geldim daha bir cuma hutbesinde Şeriat'ten, Tağut'tan bahsedildiğine şahit olmadım. Gözüm arkada öleceğim. Diyanet'i kınıyorum. Ahirette yakalarına yapışacağım" diye konuştuğuna şahit olundu.

VATANDAŞLAR DERTLİ

Diğer vatandaşların da bu şikayete katıldıkları, "Aaah ah, yaramıza tuz bastın, bu nasıl İslam ülkesi, bu nasıl din öğretimi?! Vallahi bunlar kıyamet alameti. Camide bile din ve vicdan hürriyeti yok. Camide bile İslam anlatılamıyor. Yazıklar olsun! Sansürü kınıyoruz, din ve vicdan hürriyeti istiyoruz" diye konuştukları görüldü.

Bu konuşmalardan tedirgin olan bir başka yaşlı vatandaş ise, "Siz bu ülkede fikir hürriyeti, din ve vicdan hürriyeti mi var sanıyorsunuz? Böyle konuştuğunuz duyulursa başınıza neler geleceğini hayal bile edemezsiniz. Sanki din ve vicdan hürriyetiniz varmış, fikir hürriyetine sahipmişsiniz gibi rol yapmazsanız başınıza bela alırsınız. Demedi demeyin! Diyanet'tekilerin sizin kadar aklı yok mu? Dediğinizi yaparlarsa laik yobazlar onları linç eder. Hiçbir siyasetçi de onlara sahip çıkmaz. Siz ne sanıyorsunuz!" diye konuştu.

Bunun üzerine vatandaşların "Tamam da amca şu LGBT'ci ibneler kadar da mı medenî cesaretimiz olmasın! Yeter artık! Bir tek sapıklar mı insan, bir tek Atatürkçüler mi insan, biz neyiz?! Yeter artık! Sabır taşı çatlayacak" dedikleri görüldü.

ANADOLU AYAKTA.. ÜLKE ÇALKALANIYOR

Öte yandan Diyarbakır, Rize, Konya, Erzurum, Sivas ve Kayseri gibi illerde vatandaşların cuma namazları sonrasında hutbeleri portesto yürüyüşleri düzenlemeyi planladıkları gelen haberler arasında. Ayrıca Emekli Din Görevlileri Derrneği'nin de Ankara'da hutbeleri protesto mitingi düzenlemeyi gündemine aldığı ileri sürülüyor. 

DİYANET'TEN DOSTLAR ALIŞVERİŞTE GÖRSÜN HAMLESİ

Ankara'da siyaset kulislerinde konuşulan bir iddiaya göre de Diyanet İşleri Başkanlığı Cumhurbaşkanlığı'na "Din görevlilerine cemaatlerden büyük baskı var. Bir cuma hutbesinde bir kerecik olsun Şeriat ve Tağut kelimelerine yer vermekte fayda var. Yollar yürümekle aşınmaz, hutbede Şeriat kelimesinin geçmesiyle de Türkiye'ye Şeriat gelmiş olmaz. Bu konuda müsaadelerinizi istiyoruz" şeklinde maruzatta bulunmuş durumda. 

Cumhurbaşkanlığı'nın vereceği cevap merakla beklenirken, iktidar çevrelerinin Diyanet'in bu talebinin Cumhurbaşkanlığı'nı zor durumda bıraktığını savundukları belirtiliyor. Onlara göre Diyanet yetkilileri böyle bir başvuruda bulunmak ve sorumluluğu üzerlerinden atmaya çalışmak yerine inisiyatif kullanarak böyle bir hutbe okutmalı ve tepki gösterilmesi durumunda bunun kendilerinin doğal hakları ve görevleri olduğunu söylemeliydiler.

Sodatv.com


CAMİDE OKUNACAK ATATÜRK KONULU BİR CUMA HUTBESİ ANCAK BÖYLE OLABİLİR..

 

MÜSLÜMANIN CAMİSİ, ATATÜRK'E TAPINILACAK BİR PUTGEDE DEĞİLDİR




https://www.odatv4.com/guncel/ataturk-e-skandal-sozler-kfirlere-dua-sapikliktir-oglu-bu-ise-ne-diyecek-258296


Atatürk'e skandal sözler: Kâfirlere dua sapıklıktır... Oğlu bu işe ne diyecek

13 Kasım Pazar 2022 15:29

Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Ahmet Misbah Demircan'ın babası ilahiyatçı Ali Rıza Demircan Atatürk'e dil uzattı. Ali Rıza Demircan "Mustafa Kemal, İslami kuralları reddeden ateist-deist bir kişidir. Dolayısıyla hayır duası ile anamam" dedi.

Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Ahmet Misbah Demircan'ın babası İlahiyatçı Ali Rıza Demircan Mirat Haber'de "Müslüman, Mustafa Kemal’i nasıl anlamalı ve anmalı?" başlıklı bir yazı yazdı.

"HAYIR DUA İLE ANAMAM"

Yazısının "Atatürk Ateist-Deist miydi?"  başlıklı bölümünde  Atatürk için, 

"Derin olmasa da yapabildiğim araştırmalara ve güvendiğim araştırmacıların çalışmalarına göre kanunla Atatürk soyadı verilen Mustafa Kemal benim için  İslamî iman ve yaşam kurallarını red  edip örten   ateist -deist bir ölüdür, onu, 10 Kasım gibi vesilelerle de olsa, Mustafa Kemal Atatürk olduğu için değil inancım gereği   inkârcı bir ölü olduğu için hayır dua ile anamam.  
Birleri ne düşünürse düşünsün umurumda değil ama iyice bilinmesini isterim ki bu tavrım inançlarımdan kaynaklıdır. Ona karşı özel bir kastım olmadığı sevenlerini üzme amacım da yoktur" ifadelerini kullandı. 


Yazının tamamı ise şöyle: 

Benim için İslam’a ve tarihimize karşı durmuş Atatürk değil de kurtuluş savaşımıza katkı vermiş Mustafa Kemal kayda değerdir. Ama artık  O da  bir ölüdür.

Biz Müslümanlar, Müslüman olarak   can verdiklerine inandığımız ölülerimizi – bazı günahları ile bilinir olsalar da – bağışlanmaları ve yüksek manevi makamlara eriştirilmeleri için genel ve özel nitelikli  dualarımızla anarız.
Dualarla anma  Rabbimizin de emridir:
“Onlardan sonra gelenler şöyle yakarırlar: “Rabbimiz! Bizi ve bizden önce imanla göçüp gitmiş olanları bağışla! İman edenlere ilişkin gönlümüzde en küçük bir kin bırakma! Rabbimiz! Şüphe yok ki Sen çok şefkatli, çok merhametlisin! “ ( Haşr 59/10)

Kâfirlere Dua Sapıklıktır

Rabbimizin emri olduğu için Kur’ân kaynaklı inancımıza göre dualarımız ölülerimize fayda sağlar.
Ama ana babamız  ve akrabamız olsalar da  ateist ve deist olarak  ölen insanların/ kâfirlerin cenaze namazını kılamayız. Büyük sandukalarda, Anıt kabir ve  Anıt mezarlarda da yatır olsalar da yücelterek onların kabrini ziyaret edemeyiz. Rabbimiz şöyle buyurur:

“Onlardan ölen hiç kimsenin cenaze namazını kılma ve mezarının başında dua etmek için durma! Çünkü onlar Allah’ı ve Elçisini inkâr ettiler ve fırsat varken tövbe de etmeyip, kâfir olarak can verdiler. Ve sonunda, uğrunda kâfirliği bile göze aldıkları dünya nimetlerini bırakıp gittiler. “   (Tevbe 9/84)

Hz. Nuh, Hz. Musa ve Hz. Muhammed’in yaptığı gibi zalim kâfirler için beddua edebilirsek de kâfirler  için dua  edemeyiz.  Çünkü Allah’ın  kitabı Kur’ân’a göre “Allah’a ve onun yasaları ve rahmetine inanmayan kâfirlere dua  boşa gidecek bir aldanış” tır. (Ra’d 13/14. Ayrıca bak. Mümin 40/50)

Bu sebeple kâfirlere dua görevimiz olmadığı  gibi bize yaraşır doğru bir davranış da değildir. Üstelik sapıkça  bir davranıştır.  Rabbimizin buyruğu şöyle:

“Ne Peygambere, ne de diğer müminlere, kâfir olarak ölen ve cehennemlik oldukları artık kesinleşmiş olan Allah’a ortak koşucu müşrik kâfirler için —onlar yakın akrabaları bile olsalar— bağışlanma dilemek yaraşmaz. Zira Allah, tövbe etmezlerse kendisine ortak koşanları ve inkâr edenleri bağışlamayacağını kesin hükme bağlamıştır.” (Tevbe 9 /113; Nisâ  4/ 48, 116)

Atatürk Ateist-Deist miydi?

Derin olmasa da yapabildiğim araştırmalara ve güvendiğim araştırmacıların çalışmalarına göre kanunla Atatürk soyadı verilen Mustafa Kemal[1] benim için  İslamî iman ve yaşam kurallarını red  edip örten   ateist -deist bir ölüdür,

(Bu tespit aşağılama değil bilimsel bir tespittir.)

Onu, 10 Kasım gibi vesilelerle de olsa, Mustafa Kemal Atatürk olduğu için değil inancım gereği   inkârcı bir ölü olduğu için hayır dua ile anamam.  Birleri ne düşünürse düşünsün umurumda değil ama iyice bilinmesini isterim ki bu tavrım inançlarımdan kaynaklıdır. Ona karşı özel bir kastım olmadığı sevenlerini üzme amacım da yoktur.

Ha bu arada ifade edeyim   ben kurtuluş savaşımızın Mustafa Kemalin de tam bir nifakla imanlısı göründüğü İslami ruhla kazanıldığına inananlardanım. Ne var ki Mustafa Kemal’in bu uğurda çalıştığını kabul  etmemize bir mani de yoktur. Ama  vatanı tek başına kurtarıp bize hediye ettiği şeklinde safsatalara ve benzerlerine de güler geçerim. Kaldı ki bir insanın vatanı için çalışmış olmasından daha doğal ne olabilir. Kişiyi bu yönüyle öne çıkarmak büyütmek değil küçültmektir.

Üstelik pek çok kurtuluş savaşı kahramanı  yokluk için de can verirken  o ve arkadaşları yaptıklarının karşılığını, yönetimine  el koydukları devletimizden  binlerce defa aldılar. Örneğin Mustafa Kemal  Atatürk,  1938 öncesi fakir ülkemiz açlık ve çıplaklıkla boğuşurken   “..kıyafetlerini günümüzde de modanın önemli merkezlerinden biri olarak kabul edilen Paris’te ünlü bir terziye ve yine ünlü bir Alman terziye hazırlatmıştır.”

Bakınız: Giyim Kuşamla İlgili Tespitler: Atatürk’ün Giysi Tercihleri Üzerine Bir Değerlendirme Denemesi

Mustafa Kemal Atatürk’ün Tapılır Put Edinilmesi

İslam’da en büyük ve affedilemez günah Allah’a inanırken Ona ait  vasıfların bir kısmını  insanlara/kurumlara-/ilkelere  yamamak ve Onun yasalarını dışlayıp seküler düzenler  edinmektir.

Şu son dönemlerde yazılanları okuyup söylemleri dinleyince merkezinde Atatürk’ün yer aldığı Kemalizm’in tapılır yarı  put haline getirildiğini görüyor,  yalnızca İslam adına değil özgür medeni bir toplum olmasını dilediğim ülkem adına da üzülüyorum.

Biliyorum bilgili ve bilinçli insanlarımız için   manevi bir tehlike yok. Ya nesillerimiz; gençlerimiz ve torunlarımız için. Yapılanların bir kısmı övgü değil tapınma.

Şimdi benim cevabını vermeye çalıştığım  “ Müslüman, Mustafa Kemali Nasıl Anlamalı ı ve Anmalı?”  soru başlıklı bu yazımdan hareketle “Müslümanlar ve  İmam Hatip nesli Atatürk karşıtıdırlar, “ diyecekler olacaktır. Ama bu tespitleri keşke doğru olabilseydi, ama heyhat…

Atatürkçüler müsterih olsunlar, geleceği ve yüceliği yanlış yerde aramaya başlayan Müslümanlar ve İmam Hatip nesli, öteden beri iktidarda  olan Kemalizm’e bilerek veya bilmeyerek   güç katmaya başladılar. İstisnalar elbette vardır.

Hulâsa Müslümanız , ölü veya diri kişileri İslam’a göre anlamalı ve anmalı; yüceliği de Rabbimizin katında görenlerden olmalıyız:

“Çünkü yüreklerine iman akmamış kişiler  iman edenleri bırakır da Kâfirleri egemen tanırlar.   Yoksa yüceliği onların yanında mı arıyorlar? Şüphesiz yücelik/izzet bütünüyle Allah’ındır/Elçisinindir ve müminlerindir.” (Nisa 4/139; Münafikûn 63/ 

[1] Atatürk Soyadı; 24 Kasım 1934 tarihinde Mustafa Kemal’e 2587 Sayılı Kanun ile verilmiştir. Atatürk Soyadının verilmesine ilişkin 2587 Sayılı KEMAL ÖZ ADLI CÜMHUR REİSİMİZE VERİLEN SOY ADI HAKKINDA KANUN 27 Kasım 1934 tarihinde resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Odatv.com 

E-KİTAP: İBN ARABÎCİLİĞİN DUAYEN SEFALETİ

  https://archive.org/details/ibn-arabiciligin-duayen-sefaleti İBN ARABÎCİLİĞİN DUAYEN SEFALETİ     Dr. Seyfi SAY     İÇİNDEKİLE...