SELANİKLİ MUSTAFA ATATÜRK’E İLK MÜJDEYİ ALİ BEY Mİ VERDİ, İNGİLİZLER Mİ?

 


Adalar kazası kaymakamı İsmail Canbolat Bey


Darağacındaki İsmail Canbolat


Rauf Orbay ve Mustafa Kemal Atatürk


UĞUR MUMCU'NUN DİLİNDEN KARABEKİR-ATATÜRK KAVGASI – 83

 

Falih Rıfkı’nın M. Kemal’in Mütareke Defteri adlı kitabını okumaya devam ediyoruz.

Selanikli süper yalancı şunları söylemiş:

"Fethi (Okyar) Bey'i öteki mevkuflarla (tutuklularla) beraber Bekirağa Bölüğü’ne nakletmişlerdi. Bir iki defa da yanlanna gitmiştim. Tekrar ziyaret ederek mahremlerime de (sırdaşlarıma da) bu müjdeyi (Samsun havalisiyle ilgili görevlendirmenin haberini) vermek istedim.

“Önce hapishane müdürünün odasına girdim, müdür beni hürmetle karşıladı ve ben oturduktan sonra ayakta durdu:

"- Oturunuz Ali Bey!" dedim.

"Bu Ali Bey, Buğlan Gediği (denilen yerin) garbinde (batısında), kumandanının kendisini tenvir etmemiş (aydınlatmamış, bilgilendirmemiş) olmasından (dolayı), bana yanlış malumat verdiğ için açığa çıkardığım 20'nci alay kumandanı idi. Kabahat onun olmadığını sonradan anlamıştım. Şimdi karşımda duran ve arkadaşları nezareti (gözetimi) altında bulunduran o idi. Harpte açığa çıkarılmış olması, ona emniyet kazandırmış olmalı idi. Namuslu insanları müdafaa etmek borcumuzdur. Ali Bey müstesna bir asker olmayabilirdi, fakat cephelerde fedakârlık etmiş olanlardandı. Ehliyetsiz bir kumandanın kurbanı (olduğu halde), hakka (verilen hükme) razı olacak kadar da temiz kalpli idi. Artık söyleyebilirim. Hapishane müdürü sıfatı ile son ziyaretimde bana dedi ki:

"- Paşam haber aldık, Anadolu'ya gidiyormuşsunz. Ne vakit emrederseniz, mevkuflardan (tutuklulardan) istediklerinizi yanıma alarak size geleceğim." Ayağa kalktım, Ali Bey'in elinden tuttum:

"- Bana muvaffakiyetimin (başarımın) ilk müjdelerini veriyorsunuz, teşekkür ederim" dedim.”

(Falih Rıfkı Atay, M. Kemal’in Mütareke Defteri ve 19 Mayıs, haz. Nurer Uğurlu, İstanbul: Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık, Mayıs 1999, s. 138-9.)

*

Milletin dâhi (deha sahibi) zannettiği bu “az zeki” kurnaz adam burada gaf yaptığının, pot kırdığının, diktiği yalanlar kostümünün dikişlerini patlattığının farkında değil.

Evet burası, çalmakta usta olduğu zilli zurnasının zırt dediği yer.

Sözde, bütün Osmanlı devlet erkânını Padişah’ından Sadrazam’ına, Harbiye Nazırı’ndan (Savunma Bakanı’ndan) Dahiliye Nazırı’na (İçişleri Bakanı’ma) kadar “aldatıyor”, asıl niyetlerini saklayarak onların suyuna gidiyor, fakat Bekirağa Bölüğü’ndeki kıytırık bir subay, Anadolu’ya niçin gittiğini biliyor ve buna, “Paşam haber aldık, Anadolu'ya gidiyormuşsunz. Ne vakit emrederseniz, mevkuflardan (tutuklulardan) istediklerinizi yanıma alarak size geleceğim" diyor.

“Paşam, sana bunu yakıştıramadım, nasıl böyle İngilizler’in istediği ‘hristiyan ahali hesabına Türkler’i tedib (sigaya çekip yola getirme)’ gibi hainane bir görevi kabul edersiniz!” demiyor.

Ve defolu dahi, palavra şampiyonu ulu yalan Atatürk, Ali Bey’in bu sözlerini aktarırken, özene bezene inşa ettiği yalanlar şatosunu bir üfürüşte yıkmış olduğunun farkında değil.

“Demek ki kafası basmıyor” da diyebilirsiniz, “Dalgınlığına gelmiş” de..

İşin aslı, Allah söyletiyor!

*

Fethi Okyar’ın Bekirağa Bölüğü’nde olması ne anlama geliyor, bunun üzerinde durmakta fayda var.

Burası bir hapishane.. İsmi, acımasızlığıyla ünlü ilk müdürü Binbaşı Bekir Ağa’dan geliyor. Binanın ismi Bekirağa Bölüğü kalmış.. Bulunduğu yer, Harbiye Nezareti (Savunma Bakanlığı) binasının kenarıydı.

Bugünkü İstanbul Üniversitesi’nin Savunma Bakanlığı olarak hizmet verdiği zamanlardan söz ediyoruz. Bekirağa Bölüğü de, bugünün Siyasal Bilgiler Fakültesi..

Mondros Mütarekesi’nin akabinde siyasî suçlular (suçlu ilan edilenler) burada hapsedildiler ve İngilizler tarafından Malta’ya sürgüne gönderildiler.

*

Selanikli Mustafa Atatürk’ün mütareke döneminde en fazla samimi olduğu kişiler bu Fethi (Ali Fethi) Okyar, Rauf Orbay ve İsmail Canbolat’tı.

Fethi, 1 Kasım – 21 Aralık 1918 tarihleri arasında (ömrü iki ayı bulmayan) Minber adlı bir gazete çıkardı.

Bu gazeteye, 13 Kasım’da İstanbul’a gelen Selanikli Mustafa Atatürk ortak oldu ve orada İngilizler’e “yağ” çekti. (Vakit gazetesinde de aynı minvalde açıklamaları yayınlandı.)

Selanikli’nin mütareke döneminde (Samsun’a gidişinden önce) İstanbul’da geçen ilk iki ayının, kamuoyu önünde İngilizler’e “yağ” çekmeyle geçtiği görülüyor. Bu iki ay, aynı zamanda, İngiliz Gizli Servisi’nin Türkiye şefi Robert Frew (Fro, Fru) ile başbaşa (fasılalı tarihlerde mütedaddid) gizli saklı görüşmeler yaptığı dönem.

Yine bu iki ay, Selanikli’nin hükümette bir bakanlık kapabilmek için Meclis-i Mebusan’da entrikalar çevirdiği, arkadaşlarıyla “ihtilal” planları hazırladığı dönem.

Fakat, bu iki aylık dönemden sonra Selanikli birdenbire değişiyor, İstanbul’dan umudunu kesiyor, Anadolu’ya geçip vatanı kurtarma planları yapan fedakâr bir “kahraman aday adayı” haline geliyor.

İlginç bir tesadüfle, bu iki aylık dönemden sonra İngilizler, İstanbul’daki (önceki yıllarda sivrilmiş) önde gelen siyasetçi, bürokrat, devlet adamı ve aydınları tutuklamaya ve Malta’ya postalamaya başlıyorlar.

Bu tutuklamalardan, Selanikli’nin ciğerini bilen, İstanbul’daki ilk iki ayda çevirdiği dolaplar (Frew ile yaptığı görüşmeler de dahil olmak üzere) ezberinde bulunan yakın arkadaşları da nasipleniyorlar.

*

İşte Fethi Okyar da bu tutuklananlardan..

10 Mart 1919'da, İttihatçı gizli örgüte mensup olduğu iddiasıyla tutuklanıyor ve Selanikli’nin Samsun’a gidişinden iki hafta sonra, 2 Haziran 1919'da Malta’ya sürgüne gönderiliyor. 30 Mayıs 1921'de serbest bırakıldığında artık Selanikli Atatürk’ün Anadolu’ya gidişinin üzerinden iki koca yıl geçmiştir.

Henüz düşmana karşı gösterdiği hiçbir başarı bulunmamaktadır, fakat İngilizler sayesinde Osmanlı Devleti’ne karşı üstün başarılar sergilemiş durumdadır. Osmanlı’nın elinden meclisi kapmıştır, Meclis-i Mebusan’ın yerini TBMM almıştır. Ayrıca bir de, İstanbul’daki Osmanlı Devleti Hükümeti’ne rakip durumda bir Ankara Hükümeti icat etmiştir.

Eksik olan bir tek Selanikli’nin cumhurbaşkanı unvanı ile padişahlığını ilan etmesidir.

İngilizler, Selanikli’nin diğer samimi dostu Rauf (Hüseyin Rauf) Orbay’a başta dokunmadılar. O da, Selanikli’den 20 gün sonra, 8 Haziran 1919’da Anadolu’ya geçti. Fakat gittiği yer Samsun değildi, kapağı doğrudan Ankara’ya attı. Üç ay sonra Sivas Kongresi’ne katıldı ve Hüsrev Gerede ile birlikte, (Erzurum Kongresi’nde oluşturulmuş bulunan) Heyet-i Temsiliye adına Meclis-i Mebusan’da yer almak üzere İstanbul’a döndü.

Altı ay sonra 16 Mart 1920’de İngilizler (bir ay sonra açılacak olan TBMM’ye yer açmak için) Meclis-i Mebusan’ı bastılar ve birçok mebus (milletvekili) gibi Rauf Orbay’ı da tutukladılar. Orbay, 22 Mart günü Malta’ya postalandı, Fethi Okyar’la hasret giderme imkânı buldu. Orbay Ankara’ya tekrar dönme imkânı bulduğunda takvimler 15 Kasım 1921’i göstermekteydi.

Selanikli’nin “örtülüdostu İngilizler’den bu şekilde “kazık” yiyen Orbay, kazığın büyüğünü beş yıl sonra Selanikli’nin bizzat kendisinden İzmir Suikasti kumpası ile yiyecekti. Suikast girişimiyle ilişkili olduğu iddiasıyla on yıl kalebentliğe mahkum edildi, ayrıca medenî haklardan (vatandaşlık haklarından) mahrum edilmesine ve mallarına el konulmasına karar verildi. 

Temyiz yolu kapalıydı. O sırada yurtdışında olan Orbay esareti kabul etmedi, yurda dönmedi.

*

Selanikli, cumhurbaşkanlığı etiketi altında padişahlığını (diktatörlüğünü) ilan edince, mütareke dönemindeki en samimi arkadaşlarından üçüncüsü olan İsmail Canbolat’ı (İsmail Hakkı Canbulat) da unutmadı.

Ona olan teşekkürü daha içten ve candandı. Rauf Orbay’ınkine benzer bir cezaya çarptırıldı. Fakat itiraz etti, haksızlığa uğradığını, kendisinin bu muameleyi hak etmediğini, devlet yöneticilerine karşı bu tür tertipler içine girilmesine asla rızasının olmadığını, olamayacağını en iyi Mustafa Kemal’in bildiğini söyledi.

Bunun üzerine itirazı dikkate alınarak idamına karar verildi. Asıldı.

Canbolat’ın böyle konuşması sebepsiz değildi.. Çünkü, Selanikli Sarı Kemal’in, İttihatçılar’ın eski iaşe nazırı (bakanı) Kara Kemal ile yaptığı bir hükümet darbesi planını akamete uğratmış durumdaydı (Rauf Orbay hatıratında ayrıntısıyla anlatır. Canbolat, asılıp denklemden düşürüldüğü için, Selanikli ile ilgili böylesi ilginç hatıralarını yazma fırsatı bulamadı).

Buna göre, Sarı Kemal ile Kara Kemal, Sadrazam Tevfik Paşa’yı kaçırıp bir yere hapsedecekler, hükümet krizi çıkaracak ve hükümetin düşmesini sağlayacaklar, yerine Mareşal Ahmet İzzet Paşa gibi bir isim tarafından yeni bir hükümet kurulacak, ve bu hükümet Sarı Kemal ile Kara Kemal’in istedikleri isimlerden oluşacaktı. Bu arada onlar da muratlarına nail olacak, bir bakanlık koltuğu kapacaklardı.

İki Kemal’in bu terörist muhabbetine Rauf Orbay ile birlikte şahit olan İsmail Canbolat çok sinirlenmiş, yanlarından çıkıp gitmiş, ve bundan paniğe kapılan Selanikli, “Yok canım, ben Kara Kemal’in ağzını arıyordum” filan gibisinden bir bahane uydurarak olayı kapatmıştı.

İşte Sarı Kemal, bu eski samimi dostu Canbolat’ı; kendisine yönelik bir suikast tertibinin (İzmir Suikasti girişiminin) içinde yer alma iddiasıyla astırmıştı.

İşe bakın ki aynı pastadan Kara Kemal'e de pay düştü.. O da idama mahkum edilenlerdendi.

Selanikli, insanları temizlemek suretiyle geçmişini itina ile temizlemekteydi.. 

Temizlediğini zannediyordu.

*

Canbolat, Selanikli Atatürk’ten yediği bu yaşamsal/hayatî önemdeki “kazık”tan önce İngilizler’den de kazık yemişti.

Tıpkı Rauf Orbay ile Fethi Okyar gibi tutuklanıp Malta’ya sürülenlerden..

Aynı şekilde Kara Kemal de Malta’ya sürgün seyahati yapanlardan. Rauf Orbay gibi Meclis-i Mebusan baskınından sonra tutuklananlardan..

İmdi, soru şu: Böylesi bir ortamda Selanikli Atatürk’e İngilizler neden hiç dokunmuyorlar?

Dokunmamak bir tarafa, Samsun vizesini neden derhal veriyorlar?

Sonra aynı İngilizler, Samsun’a gider gitmez adamı tekrar İstanbul’a çağırmaları için Osmanlı Devleti’nden talepte bulunuyorlar, fakat aynı adam yedi ay sonra 27 Aralık 1919’da Ankara’ya vardığında, onu oradaki İngiliz ve Fransız askerleri, eski bir dostlarına kavuşmuş gibi sükunet, uhulet ve suhuletle karşılıyorlar.

O Ankara’ya geldikten üç ay sonra “Mekânın sahibi geldi, artık yerini sağlama aldı, bize ihtiyaç kalmadı” dercesine Ankara’dan sessiz sedasız, gürültüsüz patırtısız bir biçimde çekip gidiyorlar, fakat aynı sırada İstanbul’daki Meclis-i Mebusan’ı basıyorlar.

Ve bu Meclis-i Mebusan’ı basan (ve aynı dönemde Osmanlı Savunma Bakanlığı’nı da basıp kapatan) İngilizler, bunun yanısıra bütün telgrafhaneleri basıp ellerine geçirerek İstanbul ile Anadolu arasındaki iletişimi kesen, Osmanlı devlet çarkını felç eden, ve böylece Anadolu’daki tüm (valiler ve kaymakamlar gibi) mülkî erkân ile askerî makamları yönlerini Ankara’ya çevirmek zorunda bırakan İngilizler, Selanikli İstanbul’a geleceği zaman da yine aynı “mekânın sahibi” nezaket, zarafet ve sehaveti ile İstanbul’dan kavgasız gürültüsüz çekip gideceklerdir.

*

Dediğimiz gibi, milletin dâhi (deha sahibi) zannettiği “az zeki” kurnaz Selanikli, Bekirağa Bölüğü (Hapishanesi) Müdürü Ali Bey’in "Paşam haber aldık, Anadolu'ya gidiyormuşsunz. Ne vakit emrederseniz, mevkuflardan (tutuklulardan) istediklerinizi yanıma alarak size geleceğim" şeklindeki sözünü aktararak farkında olmadan foyasını ortaya dökmüş, maskesini düşürmüş durumda.

Ali Bey herhalde şunu demek istemiyordu: 

“Paşam, bu tutuklular var ya bu tutuklular, İngilizler tarafından tutuklanmış olduklarına bakmayın, tıpkı sizin gibi Samsun havalisine gidip hristiyan ahali hesabına Türkler’in başını ezmeye hazır İngiliz muhipleri durumundalar.. Ne zaman istersen ben onları da alıp sizin yanınıza gelir, emriniz altına girerim. Yeter ki siz isteyin, şu yanı başımızdaki Savunma Bakanlığı binasındaki bakan ile bürokratlar bize vız gelir tırıs gider, tutuklular ellerini kollarını sallayarak buradan çıkarlar. Ne de olsa emir büyük yerden.. İngiliz efendilerimiz sizin gibi birinin Samsun havalisinde hizmet görmesini arzu etmişler.. Tak diye emrederler şak diye yaparız.”

Bunu demek istemediği açık.. 

Şunu diyor: 

“Paşam, devletin sizi Anadolu’da millî bir direniş hareketi organize etmek için görevlendirdiğini biliyoruz. Her ne kadar bunu Mondros Mütarekesi hükümleri gereğince ‘resmen’ deklare edemiyor, karınlarından konuşuyorlarsa da, işin aslını herkes biliyor. Biz de gerektiğinde size omuz vermeye, elimizi taşın altına koymaya hazırız.”

Durum bu..

Fakat sonradan Selanikli zorba zampara, bu gerçeğin yüksek sesle söylenmesine izin vermeyecek, masallarla milleti aldatmaya koyulacaktır.

Akisini söylemek ise “İhtimal bazı kafalar kesilecektir” vecizesinin konusu haline gelecektir.

Daha sonra da bir “Atatürk’ün yalanlarını ve palavralarını koruma kanunu” ihdas edilecektir.

*

Selanikli, Ali Bey’i onaylıyor..

“Bana muvaffakiyetimin (başarımın) ilk müjdelerini veriyorsunuz, teşekkür ederim” diyor.

Hangi muvaffakiyet bu?..

Söylenildiği bağlamda, Osmanlı Devleti’nin “örtülü operasyonu”nun başarısı gibi görünüyor.

Fakat gerçekte, İngilizler’in Selanikli marifetiyle Osmanlı Devleti’ne karşı yürüttükleri bir “imha operasyonu” söz konusu..

Bu imha operasyonunda işbirlikçilik yapan Selanikli’ye vaat edilen ise, Şerif Hüseyin’e vaat edilenin benzeri. (Ki Şerif Hüseyin’in oğullarına Irak ile Ürdün’ü verdiler. Irak, 1958 darbesiyle ellerinden çıktı, Ürdün devam ediyor.)

Dolayısıyla, Selanikli’ye ilk müjdeyi veren aslında Ali Bey değil.. İngilizler..

Nerden biliyoruz?

Kadir Mısıroğlu dediği için mi?..

Hayır!.. Selanikli Mustafa Atatürk’ün sağ kolu, başbakanı, Türkiye’nin ikinci cumhurbaşkanı, İstiklal Harbi’nin Batı Cephesi Komutanı, CHP’nin ikinci genel başkanı Orgeneral İsmet İnönü dediği için:

"İstiklâl mücadelesinin başarısı da esasında İngilizlerin buna karar vermesi ve diğer müttefikleri de bunu kabule mecbur etmesiyle mümkün olmuştur."

(Milliyet Gazetesi‘nin 29 Ekim 1973 tarihli sayısından aktaran Fikret Başkaya, Paradigmanın İflası, İstanbul: Yordam Kitap, 2018, s. 60.)

 

SAKİN OL FİLOZOF, SİTEMİN KAPATILMASI MİNDERDEN KAÇMANIZ ANLAMINA GELİR

 

RqZn noreply-comment@blogger.com

01:29 (32 dakika önce)
Alıcı: ben
RqZn "SÖYLEMEK ZORUNDA OLDUĞUM İÇİN ÇOK ÜZGÜNÜM, SELANİKLİ ATATÜRK İNGİLİZ AJANIYDI" adlı yayına yeni bir yorum yaptı:

Siteyi kapattıracağım

(CEVAP: BAŞKA DA BİLDİĞİNİZ BİRŞEY YOK. MİLLET KORKUP SUSTUĞU İÇİN KENDİNİZİ FİKREN GALİP İLAN EDİYORSUNUZ)


RqZn noreply-comment@blogger.com

01:29 (34 dakika önce)
Alıcı: ben
RqZn "SÖYLEMEK ZORUNDA OLDUĞUM İÇİN ÇOK ÜZGÜNÜM, SELANİKLİ ATATÜRK İNGİLİZ AJANIYDI" adlı yayına yeni bir yorum yaptı:

Besmele yazıp yalanları döşemek nasıl bie müslümanlık? Dangalak

(CEVAP: ATANIZ DA MİLLETİ ALDATMAK İÇİN BAŞTA MÜSLÜMANLIKTAN BAHSEDİYORDU)


RqZn noreply-comment@blogger.com

01:28 (37 dakika önce)
Alıcı: ben

(CEVAP: FİKİR DÜZEYİNİZİN RESMİ)


RqZn noreply-comment@blogger.com

01:23 (42 dakika önce)
Alıcı: ben
RqZn "MAHREM BULUŞMALAR" adlı yayına yeni bir yorum yaptı:

Saçmalardan seçmeler. Uydururken biraz usturuplu at

(CEVAP: NE GÜZEL İŞTE, SAÇMALIYORSAM BUNDAN MEMNUN OLMAN, BAŞKALARINA YAZILARIMI GÖSTERİP "BAKIN ANTİKEMALİSTLER NASIL SAÇMALIYOR, GÖRÜN" DEMEN GEREKİR. 
ŞAHSEN BEN ATATÜRK'ÜN VE ATATÜRKÇÜLERİN LAFLARININ YASAKLANMASINA TAMAMEN KARŞIYIM. BİLAKİS OKUTULMALILAR, YALNIZ, CEVAP VERİLEBİLMESİ KAYDIYLA.. 
DİKKAT ET, BEN ATATÜRK'ÜN VE ATATÜRKÇÜLERİN LAFLARINI AYNEN AKTARIYOR, CEVAP VERİYORUM. SİZE DE TAVSİYEM, YAZILARIMI PARAGRAF PARAGRAF, CÜMLE CÜMLE ANALİZ ETMENİZ, BULDUĞUNUZ BİLGİ YANLIŞLARINI VE MANTIK HATALARINI YAZARAK BENİ KAMUOYU ÖNÜNDE REZİL KEPAZE ETMENİZDİR. 
SİTEMİN KAPATILMASININ SAĞLANMASI, MİNDERDEN KAÇIŞ ANLAMINA GELİR..)

SELANİKLİ MUSTAFA ATATÜRK’E İLK MÜJDEYİ ALİ BEY Mİ VERDİ, İNGİLİZLER Mİ?

  Adalar kazası kaymakamı İsmail Canbolat Bey Darağacındaki İsmail Canbolat Rauf Orbay ve Mustafa Kemal Atatürk UĞUR MUMCU'NUN DİLİNDE...