Mehdi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mehdi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

KİMİN YÜZYILI?

 (İlk yayın tarihi: 11 Kasım 2023)

KİMİN YÜZYILI?.. ALLAH'IN RASULÜ'NÜN HALİFESİ MEHDÎ'NİN Mİ, ALİ RIZA OĞLU MUSTAFA'NIN LAİK (SİYASAL DİNSİZ) TÜRKİYE'SİNİN Mİ?

 









Yazımızın başlığındaki sorunun cevabı, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a göre, ikincisi: Önümüzde "Türkiye yüzyılı" varmış.

Mehdî mi?

Ali Rıza oğlu Mustafa'nın (Ki sonradan Türkler'in atası olduğunu ilan etme anlamına gelecek şekilde Atatürk soyadını almıştı) laik (yani “siyasal dinsiz”) Türkiye'sinde Mehdî'den bahsedilebilir mi?

Nitekim Cumhurbaşkanlığı danışmanlarından Adnan Tanrıverdi Paşa Mehdî'den bahsetme gafletinde bulunduğu için görevinden istifa etmek zorunda kaldı.

Ve dün (10 Kasım 2023), Anıtkabir'i ziyaret edip Anıtkabir Özel Defteri'ni imzalayan Erdoğan, "Türkiye'nin yükselişine, Türkiye Yüzyılı'nın inşasına ve milletimizin asırlık hedeflerine ulaşmasına hiçbir güç engel olamayacaktır" demiş bulunuyor. (https://www.haber7.com/siyaset/haber/3366574-anitkabir-ozel-defterini-imzalayan-erdogandan-turkiye-yuzyili-vurgusu)

*

Laik (siyasal dinsiz) Türkiye Devleti'nin geleceği söz konusu olunca gaybtan haber vermek, kehanette bulunmak, mucize ya da kerametlere rakip olacak şekilde parlak istikbal müjdesi vermek serbest.

Makbul.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in geleceğe dair verdiği haberlere gelince..

Bunlar söz konusu olduğunda birden bire "şirk" hassasiyeti depreşen, gaybı Allah'tan başkasının bilemeyeceğini ve bildiremeyeceğini söyleme kahramanlığı sergileyen tarihselci, modernist, "part time deist", “kripto Kemalist” ilahiyatçı soytarılar, mevzu laik (siyasal dinsiz) Türkiye Devleti’nin geleceği olunca, dut yemiş bülbül.

*

"Türkiye'nin yükselişine, Türkiye Yüzyılı'nın inşasına ve milletimizin asırlık hedeflerine ulaşmasına hiçbir güç engel olamayacaktır"mış.

Eskiler “Büyük lokma ye de büyük konuşma” demişler..

İnsan hiç olmazsa bir “inşallah” der.

“Hiçbir güç engel olamayacaktır”mış.

Sen Allahu Teala’dan bir söz mü aldın, sana bir vaatte mi bulundu?

Mezarlıklarda Kur’an okumasıyla ve Kur’an’ın mezarlıklarda okunmasını tavsiye etmesiyle meşhur olan Erdoğan acaba şu ayetleri hiç okumuş mudur:

Bir de dediler ki: “Bize ateş, sayılı birkaç günden başka asla dokunmayacaktır.” Sen onlara de ki: “Siz bunun için Allah’tan söz mü aldınız? Eğer böyle ise, Allah verdiği sözden dönmez. Yoksa siz Allah’a karşı bilemeyeceğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?” (Bakara, 2/80)

Âyetlerimizi yok sayan ve “Elbette bana mal (zenginlik, refah, dünyevî ilerleme) ve evlâd (nüfus artışı ve çoğalma) verilecektir” diyen kimseyi gördün mü?

Gaybı mı bildi, yoksa Rahmân'ın katından bir söz mü aldı?

Hayır! Onun söylediklerini yazacağız. Ve ona azabı uzattıkça uzatacağız.

Ve o söylemekte olduğu şeylere (biz) vâris olacağız, (kendisi de) bize yalnız olarak gelecektir. (Meryem, 19/77-80)

Bir devlet başkanının mezarlıkta Kur’an okuması marifet değil, ondan beklenen, Kur’an doğrultusunda bir “devlet aklı” oluşturmasıdır.

Ali Rıza oğlu Mustafa’nın mezarında niye Kur’an okumuyor,  oradaki deftere niye ayet yazmıyorsun?

Evet, Allahu Teala’dan söz  almış gibi gelecek müjdesi veriyorsun da, bari “Türkiye’nin yükselişine Allah’tan başka hiçbir güç engel olamaz” deseydin ya..

Allahu Teala’nın iradesini ve takdirini yok sayar şekilde konuşmasaydın..

Hiçbir güç engel olamazmış.

Bu söz karşısında “La havle ve lâ kuvvete illâ billah” (Değişim ve güç ancak Allah iledir, Allah’ın dilemesiyledir) demekten başka ne yapabiliriz?

*

Cumhurbaşkanı’nın deftere yazdığı cümleler, bir ölüye hesap verircesine kaleme alınmış.

Ne yazık ki bu devlet, laik (siyasal dinsiz) olduğu için, Hayy ve Kayyum olan Allahu Teala’ya hesap verme zihniyetiyle hareket etmiyor.

Bir ölünün mezarına gidip laik (siyasal dinsiz) tarzda hesap vermeyi tercih ediyor.

Peki, bu tablo karşısında o çok bilmiş modernist ve tarihselci ilahiyat soytarılarından neden hiç ses çıkmıyor?

(Bu bahiste Cübbeli Felaket gibi yerli-milli ehlî sünnetçiler "part time deist" tarihselci modernistleri geçtiler ya, neyse..)

*

Evet, Erdoğan, peygamberî bir üslup ile Türkiye yüzyılı müjdesini veriyor.

Ali Rıza oğlu Mustafa’nın mezarına gidip hesap verebilen laik (siyasal dinsiz) bir devletin yükselişine hiçbir güç engel olamayacakmış.

Sanki Allahu Teala’nın bunlara bir borcu var..

Buna karşılık bazı Müslümanlar da bu yüzyılın Mehdî yüzyılı olacağına inanıyorlar.

Yahudiler ile kimi Hristiyanlar da Mesih yüzyılı olacağı inancını taşıyorlar.

Mesela internette Yisroel Moshe Sorotzkin diye bir hahamın bu konuyla ilgili videoları paylaşılıyor. “The End Illuminated” adı altında, Mesih’le gelecek aydınlık günleri anlatan iki ciltlik bir kitap da yazmış.

İnternet ortamı böylesi hahamların videolarıyla dolu.. Yüz binlerce, milyonlarca kişi tarafından takip ediliyorlar.

Hristiyanların bir bölümü de bu Yahudilere destek veriyor.

Türkiyeli Yahudiler’in yayın organı Şalom gazetesinde de konuyla ilgili olarak (tam da iki yıl öncenin 10 Kasım günü) şunlar söylenmiş bulunuyor:

Yahudi teolojisinde Maşiyah [Mesih], Kral Davut’un [Hz. Davud a.s.’ın] soyundan Tanrı tarafından gönderilecek karizmatik bir liderdir. Bu lider, Yahudileri yabancıların boyunduruğundan kurtaracak, sürgünü sonlandıracak ve tüm Yahudilerin döneceği Eretz İsrael’de İsrail Krallığını kuracaktır. Yahudi Mesihçiliği; İsrail kimliği, milliyetçilik ve Eretz İsrael ile iç içe bir kavramdır. Aynı zamanda Mesih sadece Yahudileri değil, yapacağı tüm radikal değişikliklerle ahir zamanda bütün insanlığı, dünyayı kurtaracaktır. Mesih kavramı, önce Saadia Gaon, sonrasında Rambam aracılığıyla dinin içine güçlü bir doktrin olarak yerleşmiş, Reformist hareketin doğmasına dek Yahudi toplumunda gücünü korumuş, İsrail Devleti’nin kurulmasıyla bilakis güçlenmiştir. …

Yahudi milliyetçiliğinin güçlenmesi Mesih beklentisini de arttırdı. Nitekim Yahudi sorununa bir devlet kurmak suretiyle çözüm bulmak isteyen Siyonizm, Mesih’i bir hareket [şahs-ı manevî] olarak yorumlar. İsrail’in kurulmasından sonra Mesih beklentileri azalmamış ve dünyadaki gelişmeler Mesih’in gelmesi ile ilişkilendirilmiştir. …

… Talmud bilgilerine göre David’in [Hz. Davud’un] oğlu [torunu] Maşiah, ancak kötülük tüm dünyada yayıldığı zaman gelecektir. Mesih gelmeden önce tüm dünyada gençler yaşlılara hakaret edecek, yaşlılar gençlere saygı duyacak, kızlar annelerinin, erkekler babalarının önüne geçecek, imanlı olanlar aşağılanacaktır (Babil Talmudu, Sanhedrin 97a). Devlet sapkınlık içinde olacak… Alimlerde bilgi kalmayacak (Yeşaya 32:14), ayrıca ırklar tüketim topluluklarına dönüşecek ve hiçbir maddi zenginlikle tatmin olamaz hale geleceklerdir. Hastalıklar ve pahalılık artacak, dünya verimsiz olacaktır. Zohar’ın kurucusu Rabi Şimon Bar Yohay ise, Mesih’in gelişinden hemen evvel dünyanın üzerinde on alamet gelişeceğini belirtmiştir. …

… Diaspora’da yaşama gücü Mesianik umuttan kaynaklanmış, her gün tefilalarda söylenen temel dua olan Amida’da bu umut dile getirilmiştir.  Modern Ortodoks Yahudi inancı, Mesianik dönemde sürgündekilerin bir araya geleceğini, Yahudilerin atalarının toprağı olan Eretz Yisrael’de toplanıp, burada Yeruşalayim’deki Mabet’teki Korban ritüeli dahil tüm mitsvotu (farzları) icra edebileceklerini ifade eder. Siyonizm ise, Mesianizm inancından ziyade Yahudi halkının kurtuluşu için kendisinin köklü değişiklikleri yaratma inisiyatifini oluşturmasını öngördüğünden, ultra-Ortodokslar ile çelişmektedir. Fakat, Filistin mandasındaki ilk Aşkenaz baş hahamı ve dinsel Siyonizm’i savunan R. Abraham Isaac Kook ise, Kutsal Topraklarda başlayan Yahudi yerleşiminin, aslında manevi kurtuluşun ilk aşamasını oluşturduğunu ve Mesianizmi sürüklediğini savunmuştur. …

Maşiyah’ın gecikmesi hususuna değinen ultra-Ortodoksların çok ünlü lideri Rebbe Menaehem MSchneerson ise kurtuluş hakkında bilgilenmenin, dini yasalara hâkim olmanın, Maşiyah’ın daha çabuk gelmesini sağlayacağını vurgulamıştır.

(https://www.salom.com.tr/haber/120289/yahudilikte-mesih-beklentisi)

*

Müslümanlardan Mehdî’nin çıkışıyla ilgili tarih vermiş olanlar var.

Mesela biri şu meşhur İbn Arabî..

Bu keramet şampiyonu, İbn Haldun’un Mukaddime’de söylediğine göre Mehdî’nin miladî 1200’lü yıllarda (yaklaşık sekiz asır önce) çıkacağını müjdelemiş..

Bu fos kerametine bakarak diğer saçmasapan kerametlerinin doğruluk derecesini tahmin edebilirsiniz.

Günümüzde de, Mehdî’nin yakında çıkabileceğini söyleyenler mevcut.

Mesela Bediüzzaman, geçen asrın ortalarında, yüz yıl sonra ortaya çıkacağını ifade etmiş.

Bu tür ifadeler kullananların bir bölümü, konuyla ilgili rivayetlere dayanıyorlar.

Bazıları da rüyalardan hareketle bu sonuca varıyor.

*

Konuyla ilgili rivayetlerden hareketle Mehdî’nin çıkış tarihini hesaplayanlardan biri, Tarık Mahmud (Tariq Mehmood) adlı bir yazar.

İnternette (Amazon’da) satışta olan bir kitapçığı var: Imam Mahdi 2029.

Mehdî’nin ya 2029 ya da 2036 yılında çıkacağını öne sürüyor.

Bu iddiasının “hadîslere, bilime ve İncil’e” dayandığını iddia ediyor.

Ona göre, Suriye’deki kargaşa (Şam fitnesi), Mehdî’nin çıkışının habercisi..

Bu fitnenin ne kadar devam edeceğine gelince.. Ebu Hureyre r. a.’in rivayet ettiği bir hadîse göre 12, yine onun rivayet ettiği bir hadîse göre de 18 yıl sürecek..

Yazara göre, fitnenin biteceği yıl, (Kudüs’ü kurtarmak üzere) Horasan’dan gelecek olan siyah bayraklıların ortaya çıkacağı yıl.. (Ebu Hureyre hadisine göre, Fırat’ın suyunun kesilmesi olayı da bu sırada yaşanacak.)

Yazar, yine rivayetlere dayanarak, siyah bayraklıların çıkışından 72 ay sonra (2029’da) Mehdî’nin çıkacağını ileri sürüyor.

*

Suriye olayları 2011’de başlamıştı.

Yazara göre, fitne 12 yıl sürerse siyah bayraklılar 2023 yılında ortaya çıkacaklardı.

Çıkmadılar.

İkinci ihtimale göre fitne 18 yıl sürecek, siyah bayraklılar 2029 yılında çıkacak, Mehdî ise 2035’te.

Yazar, ayrıca İncil’e dayanarak bu dönemde küresel ekonomik çöküş yaşanacağını ileri sürüyor. (Usul ilkesi gereği Tevrat ve İncil’in bu tür haberlerini tasdik etmek de, yalanlamak da uygun değil.)

*

Konu hakkında rüyalarından hareketle konuşanlara gelince..

Arap dünyasında hem hadîslere hem de rüyalara dayanarak İsrail’in yakın zamanda yok olacağını (ve dolayısıyla Mehdî’nin geleceğini) öne sürenler var.

Türkiye’ye gelince.. Erbakan’ın eniştesi merhum Prof. Osman Çataklı Mehdî bekleyerek öldü denilebilir.

Prof. Mahmud Esad Coşan Hoca da, 1994 (veya 1995) yılında Aksaray şehrinde yaptığı bir konuşmada, dört beş yıl önce kendisine rüyasında Mehdî’nin o gün (veya o gece) dünyaya gelmiş olduğunun bildirildiğini söylemişti.

Benzer şekilde, Nurcu camianın tanınmış yazarlarından Mustafa Kaplan da Akit gazetesindeki bir yazısında, 1990’lı yıllarda hapis yatarken rüyasında gördüğü Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in, Mehdî’nin o gün hayatta olduğunu kendisine söylemiş bulunduğunu ifade etmişti.

Esad Efendi’nin rüyası ve Mehdî’nin 40 yaşında çıkacağına dair rivayetler doğruysa önümüze 2029 yılı gelir. (Kamerî 40 yaş, Güneş takvimiyle 39 yıla karşılık geliyor.)

Haseki Eğitim Merkezi hocalarından merhum Ahmet Muhtar Büyükçınar’ın da 2029 yılı ile ilgili bir rüyası var.

Yıldırım Alkış’tan dinleyelim:

Ağustos 2007 Yalova Esenköy’de İmam Hatip Liseleri müdürleri seminerindeyiz. O tarihlerde Mersin İmam Hatip Lisesi Müdürlüğü görevini yürütmekteydim. Kıymetli fikir insanı, yazar ve hatip Münir Arıkan da seminere hoca olarak gelmişti. Ahmet Muhtar Büyükçınar’ı ziyaret ettiğini söyledi. Mesele anlaşıldı ki Hoca Esenköy’de. Esenköy’e yerleşmiş, yazlı-kışlı burada ikamet edermiş. Hemen üç kafadar bir araya gelip, tarif edilen adrese koşar adımlarla yel olduk. Evin altında fırın vardı, fırını da oğulları çalıştırıyorlarmış. Selam verip Ahmet Muhtar Hocayı görmek istediğimizi söyledik. Fırından ekmek çıkartan arkadaş belli ki oğluydu. Bizden tarafa: “Çıkın görün, üçüncü katta” dedi. “Bir haber verseydiniz” deyince de “Gerek yok, babam alışık” dedi. Bu kadar kolay olacağını beklemiyorduk.

Kapıyı hanımefendi açtı, sanki uzun zamandır beklenen ve tanıdık bir misafirmişiz gibi hiç tereddüt etmeden “buyurun, buyurun” diyerek bizi içeriye buyur etti. Uzunca bir süre beklememize rağmen hocayı göremedik. Meğer yan odada hasta yatıyormuş. Kabul edildiğimiz odaya yürüme aparatından destek alarak zahmetlice geldi. Üzüldük tabi rahatsız etmiş olmaktan dolayı. O bizi rahatlattı, ziyaretimizden duyduğu memnuniyetini beyan etti. Malta humması rahatsızlığı varmış, başka da yürümesine engel ne rahatsızlığı var fazla irdelemedik. …

İmam Hatip Liselerinin ve Din eğitiminin öneminden bahsetti. “Sizin en hayırlılarınız Kur’an’ı öğrenenleriniz ve öğretenlerinizdir.” “Beşikten mezara kadar ilim öğrenin.” hadis-i şeriflerini okudu ve kısaca açıkladı. Sonra da yıllar önce gördüğü bir rüyasından mülhem olarak: “2029 da dünyada büyük bir olay olacak, içinde ben de varım. İnşallah iyileşeceğim.” dedi ama Hoca 2013’de vefat etti. 2029’da ne olur, olan şeyin içinde Hoca olur mu, olursa nasıl olur, onu hakikat ehline havale edelim.

(https://www.maarifinsesi.com/ulu-cinar-ahmet-muhtar-buyukcinar/)


LAİK (SİYASAL DİNSİZ) DEVLETİN DİYANET’İ HZ. İSA’YI ÖLDÜRMEYE, CİNAYET İŞLEMEYE NEDEN BU KADAR MERAKLI?

 











Birçokları, laik (siyasal dinsiz) Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin örtülü (gizli) bir “İslam’ı güncelleme” programının bulunduğunu düşünüyor.

Bu yönde karîne ve emareler mevcut bulunduğu için onları yalanlamak kolay değil.

Nitekim Erdoğan, 2018 yılının 8 Mart’ında İslam’ın güncellenmesi gereğinden söz etme gafletinde bulunmuştu.

Sözleri şöyleydi:

“… Son günlerde bakıyorsunuz din adamı olarak ortaya çıkıp da ne yazık ki kadınla ilgili çok farklı açıklamalarda bulunup, dinimizde kesinlikle yeri olmayan bazı kendine göre içtihatta bulunan kişiler çıkıyor ortaya. Anlamak mümkün değil. Bunlar ya bu asırda yaşamıyorlar çok farklı bir zamanda yaşıyorlar. Çünkü İslam'ın güncellenmesinin gerektiğini bilmeyecek kadar da aciz bunlar. İslam'ın hükümlerinin güncellenmesi vardır. Siz İslam'ı 14-15 asır öncesi hükümleriyle bugün uygulayamazsınız. Böyle bir şey yok. Onun için de bugün İslam'ın uygulanması yer, zaman koşullar her şeyiyle değişiyor. ...  Geçenlerde Diyanet’ten sorumlu olan başbakan yardımcıma da söyledim. Bizim Diyanet Teşkilatımızın Din İşleri Yüksek Kurulu var. Çok çok vasıflı bütün ilim dallarında yetki sahibi olan hocalarımız var. Tefsirde hadiste fıkıhta birçok. Hocalarımız ne iş yapıyorlar? Niye sessiz kalıyorlar? Sessiz kalıp bu alanı niçin bu adamlara kaptırıyorlar?”

(https://tv.haberturk.com/tv/gundem/video/erdogandan-kadinlar-gunu-mesaji-islamin-guncellenmesi-gerek/459501)

Erdoğan’ın bunları söylediği tarihten 19 yıl önce ise, zamanın cumhurbaşkanı Demirel, Kasım 1999’da şunları söylemiş bulunuyordu:

"Dünyevi ve uhrevi [ahiretle ilgili] alanlar dinin tanzim ettiği alanlardır. Yalnız, Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu zaman, dinle devleti ayırmıştır; yani dünyevi olan kısmıyla, uhrevi olan kısmını ayırmıştır. Şöyle yapmıştır: Şeriat hukukunda devlet de dinin bir kurumudur. Devlet ile dini ayırdığınız zaman, devlet dinin kurumu olmaktan çıkıyor, çağdaş anlamda devlet [siyasal dinsiz devlet] haline geliyor; [Türkiye tipi] Cumhuriyet budur. Cumhuriyet, bir büyük hukuk reformudur [Batı’dan yamalı bohça gibi hukuk ithalidir]. Yani, şeriat hukuku ile pozitif [yürürlükte olan, mevcut olan] hukuku ayıran [Şeriat’i pozitif hukuk olmaktan çıkaran] bir olaydır.

“6666 adet ayet vardır Kuran'da. Bunun içinde bir rivayete göre 30, bir rivayete göre 230; ama değişik şekilde ‘ahkam ayetleri denen, dünyayı tanzim eden ayetler var [Ahkam, hüküm kelimesinin çoğulu; hükümler demek oluyor]. Bu ayetlerin tanzim ettiğinin yerine, Türkiye Cumhuriyeti, pozitif [Batı’dan alınıp yürürlüğe konulan] hukukun tanzim ettiği bir durumu getirmiş? 76 sene önce. Şimdi ne isteniyor? Bir kısım kimseler, bunun dine aykırı olduğunu, binaenaleyh şeriat hukukuna dönülmesi lazım geldiğini söylüyorlar. İşte, irtica budur.

‘Ahkam ayetleri’nin yerini pozitif hukuk almıştır. Ve ‘Bu nedir?’ dediğiniz zaman; bu, hukuk devrimidir.

“ ‘İrtica dediğiniz olay ne? Aman geriye gidelim. Bütün kanunları bir kenara bırakalım, yeniden ‘ahkam ayetleri’nin usulüne göre gidelim. Bu mümkün değildir. Ben vatandaşıma diyorum ki; işte görüyorsunuz, [Türkiye’de] Kuran'ın ‘ahkam ayleri’ne göre dünya tanzim edilmemiştir. Gelin gene eski günlere dönelim diyorsanız, bu irticadır; dönemezsiniz.”

(https://www.hurriyet.com.tr/gundem/demirel-ahkam-ayetlerine-donusu-onermek-irticadir-39112375)

Böylece Nurcu kardeşlerimizden bir kesiminin Nurlu Süleyman’ı, münafıklıktan küfre yatay (veya belki de dikey) geçiş yapmış oluyordu.

*

Dikkat edilirse Erdoğan ile Demirel’in sözlerinde bir paralellik var.

Demirel, Batı’dan yamalı bohça gibi çalınıp çırpılarak pozitif (yürürlükte olan) hukuk olma tahtına oturtulan mevcut yasalardan vazgeçilip Şeriat’e (İslam hukukuna) dönülemeyeceğini, bunun irtica olduğunu söylüyor. (İrtica, rücu etmek, dönmek demek.)

Erdoğan da “Siz İslam'ı 14-15 asır öncesi hükümleriyle bugün uygulayamazsınız” diyerek İslam’a ayar vermiş durumda.

Demirel, münafıklıktan açık küfre geçiş yapma cesaretini, öyle görünüyor ki, bin yıl süreceği iddia edilen 28 Şubat katakullisi sayesinde kazanmıştı.. Erdoğan’ın 19 yıl sonra söylediklerine bakılırsa, 28 Şubat’ın 2018’de 21’inci yılına erişme bahtiyarlığını yaşamış olduğu söylenebilir.

Ancak, Demirel’in lafları ile Erdoğan’ınkiler arasında bir mahiyet farkı var.

Demirel, Şeriat’e el sürmüyor, dokunmuyor, onu alıp bir kenara koyuyor.. Erdoğan ise, onları güncelleyip değiştirme derdinde.

Erdoğan’ın söylemi, Yahudi ve Hristiyanlar’ın dinlerini tahrif, tahrip ve tağyir geleneğini akla getiriyor.

*

Evet, laik (siyasal dinsiz) Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin örtülü (gizli) bir “İslam’ı güncelleme” programının (ya da hedefinin) bulunduğunu düşünenler, tümden desteksiz konuşuyor değiller.

Erdoğan’ın Diyanet’ten sorumlu başbakan yardımcısına söyledikleri de gösteriyor ki, Türkiye’de Diyanet kurumu siyasî baskı altında.. Hür ve bağımsız değil.

Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” olmaktan uzak.

Bununla birlikte, içindeki hamiyyet ve salabet sahibi, ahiret hesabından korkan kişiler sayesinde tümden zıvanadan çıkmıyor, belli bir ciddiyeti muhafaza ediyor.

Fakat “özel diyanet” sayılabilecek tarikatlar, cemaatler ve grupların bir kısmı için aynı şeyi söylemek mümkün değil.

Bunlardaki savrulma ve bozulma, akla hayale gelmeyecek boyutlarda.

*

Mesela Kadirî tarikatı şeyhi diye bilinen Haydar Baş belasını alalım.

Bu soytarı sözde Abdülkadir-i Geylanî rh. a.’in izinden gidiyordu, gerçekteyse tarikatı Atatürkizm’di.

Selanikli “çok yalancı” şahsı “Hz. Ali’nin vekili, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin soyundan gelen (Ehl-i Beyt’ten) bir seyyid, kutbu’l-aktab (kutuplar kutubu) bir velî, sekiz yaşında Kur’an’ı ezberlemiş bir hafız” ilan etmişti.. Yalanın bini bir paraydı.

Böylece bu sahtekâr şeyhtan, tarihin gelmiş geçmiş en büyük yalancılarından (deccallerinden ya da deccal yamaklarından) biri olduğunu ispat etmişti.

İsmailağa Cemaati’nden olduğunu söyleyen Cübbeli Zahmet bu hususta biraz daha mütevaziydi, “Atatürk aleyhinde konuşmak caiz değildir (haramdır)” fetvasını işkembe-i kübrasından vererek İslam’ın haramlar listesinde güncelleme yapmakla yetindi.

Benzer şekilde Develili defolu Darwin Mustafa İsyanoğlu da mugalata ve safsata alanındaki maharetini sergileyip “Atatürk’ü tapılacak biri yapan ile Şeytan yapanın arasında hiçbir fark yok” diyerek “Gel ne tapılan ilah olsun, ne de Allah’a baş kaldırmış bir günahkâr, orta yolu bulup melek yapalım” mesajını vermişti.

İş bölümü işlevseldi, Cübbeli ve İsyanoğlu gibiler savunmada bekliyor ve Selanikli’yi dokunulmaz ve sorgulanamaz (lâ yüs’el) yapıyor, böylece araziyi Haydar Baş belası gibi tiplerin hücumuna hazır hale getiriyorlardı.

Şimdilerde Hakyolcular diye adlandırılan İskenderpaşa Cemaati’ni atlarsak onlara haksızlık etmiş oluruz.. Onlar, doğrudan Selanikli'den bahsetmek yerine onun yoz boz kurtunu yüceltmeyi, Sağduyu adlı bir parti kurup “İslam’a karşı laiklik ve demokrasiyi” savunmayı, Selanikli’nin şahsına değil de Atatürkizm’in hedeflerine odaklanmayı tercih ettiler.

(Daha doğrusu bunu merhum Prof. Dr. Mahmud Esad Coşan hocanın oğlu Nureddin yaptı, cemaatin geri kalanı da onunla “papaz olmamak” için sustu, itiraz etmedi, “Sükut ikrardan gelir” fehvasının hakkında cari olmasına izin verdi. Ahirette onlara bu suskunlukları sorulacaktır.)

FETÖ’yü (Fethullahçı Takiyye Örgütü’nü) unutmuş değiliz.. Onlar da (sanki kendileri İslam’ı temsil etme konumundalarmış gibi) “dinler (hinler) arası diyalog” dalaveresini ortaya atmışlardı.

Ve (sanki Yahudi ve Hristiyanlar da “İbrahim’in milletinden” [Nahl, 16/123] imişler gibi) “İbrahimî dinler”den söz ederek “dinde güncelleme” yaptılar.

*

Burada cevap aranması gereken soru şu:

Özel diyanet”lerdeki bu tefessüh kendiliğinden mi ortaya çıkan bir bozulma, yoksa ardında “derin” güçlerin hile ve oyunları mı var?

Bu soru üzerinde derin derin düşünülmesi faydalı olur gibi görünüyor.

Ancak, “resmî diyanet”teki, yani Diyanet İşleri Başkanlığı’ndaki bazı ilginçliklerin ardında siyasetin baskısının bulunduğunu, Erdoğan’ın yukarıya aldığımız sözleri de ortaya koyuyor.

Diyanet’in durumunu anlamak açısından, 1997 yılında, yani 28 Şubat döneminde Albay Oğuz Kalelioğlu’nun bu kurumda danışman olarak görev yaptığını hatırlamak yararlı olabilir.

Vikipedi’ninOğuz Kalelioğlu” maddesinde şu bilgiler yer alıyor:

“Yurtdışında değişik ihtisas kurslarına katılan Oğuz Kalelioğlu daha sonra NATO Karargahı'nda Daire Başkanlığı ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği koordinatörlüğü yapmıştır. 1990 yılında 105 nci Topçu Alay Komutanı olmuş ve 1997 yılında Türkiye Cumhuriyeti Genelkurmay Başkanlığı'nda Psikolojik Harp Daire Başkanlığını kurarak dönemin dış tehdidi Yunanistan ve iç tehdidi PKK üzerine demoralize çalışmaları yapmıştır. 1997 yılında kadrosuzluk sebebi ile emekli olmuştur.”

Görüldüğü gibi asayiş de, CV de berkemâl.

Sıradan biri değil, Genelkurmay’da Psikolojik Harp Daire Başkanlığı’nı kurmuş.. Psikolojik harp..

Dönemin iç tehdidi PKK üzerine demoralize çalışmaları da yapmış.

Ancak, 28 Şubat sürecinin yaşandığı o günlerde “irtica”nın PKK’dan daha tehlikeli ve öncelikli iç tehdit olarak sunulduğunu biliyoruz.. Peki bunda Oğuz Kalelioğlu’nun da bir katkısı var mıydı?

Yine, o dönemde yaşanan Aczimendeburi şeyhtan Müslüm Gündüz ile Fadime macerası yüzünden Türkiye’deki bütün dindarların acayip şekilde demoralize olduklarını hatırlıyoruz.

Tabiî aklımıza hemen psikolojik harpçi albayımız geliyor.

Gelmesinin tek nedeni psikolojik harpçiliği değil.. Nurettin Şirin yönetimindeki Selam gazetesi 28 Şubat sürecinin yaşandığı günlerde Aczimendeburilerle ilgili bir haber yayınlamış, onların marifetlerinin arkasında Emniyet Teşkilatı’ndan C. S. ile TSK’dan Albay O. K.’nın bulunduğunu yazmıştı.. Evet, haberde isimlerin sadece baş harfleri vardı..

O Albay O. K., bu Albay Oğuz Kalelioğlu muydu?

*

Bu yazıya Albay’ı misafir etmemizin nedeni başka..

Vikipedi’nin onunla ilgili maddesinde şu da söyleniyor:

1997 yılında kadrosuzluk sebebi ile emekli olmuştur. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK)'dan emekli olduktan sonra, 1997 yılında dönemin Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz'ın daveti üzerine Diyanet İşleri Başkanlığı'nda danışman olmuştur. 12 Nisan 2002 tarihinde Eyüp Müftülüğü Konferans Salonu'nda, İstanbul Müftüleri ve din adamlarına "Türkiye'nin Jeopolitik Konumu ve Dünyadaki Yeri" konulu konferans vermiştir.”

Kadrosuzluk yüzünden emekli oluyor ve derhal Diyanet’te kadroya yerleşiyor.. Diyanet’te kadro bol.

Soru şu: Diyanet İşleri Başkanı’na niçin, nasıl ve hangi konularda danışmanlık yapıyordu?.. Verdiği akıllar fikirler nelerdi?

*

Durum böyle olunca, Hz. İsa aleyhisselam ve Mehdi konusunda saçmalayan Ali Erbaş gibi Diyanet İşleri Başkanlarının tuhaf açıklamalarıyla karşılaştığımızda aklımıza (söz konusu Albay gibi) görünen (ve de derin oldukları için görünmeyen) danışmanlar geliyor.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem “Mehdî ile müjdelenin” buyuruyor, Ali efendi hazretleri ise “Mehdî beklemiyoruz” diyor. 

(Hadîs uzun.. İmam Suyutî’nin Câmi’u’l-Kebîr adıyla da bilinen Cem’u’l-Cevâmî’sinin Ezher tarafından yapılan 2005 tarihli yeni Arapça baskısının birinci cildinin 70-71’inci sayfalarında, Ahmed bin Hanbel ve el-Bâverdî kaynak gösterilerek aktarılmış.. Ravîlerin güvenilir olduğu belirtiliyor.. Ayrıca hadîsin Tirmizî, Ebu Ya’lâ ve başka bazı kaynaklarda muhtasar halde yer aldığı bildiriliyor.)

Evet, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem “Mehdî ile müjdelenin” buyuruyor, Ali efendi hazretleri ise “İstemez, müjdeyi biz almayalım, kalsın!” diyor.

Çok akıllı ya!.. Beğenmiyor.

*

Gerçek neden başka..

Gerçek neden, “derin Türkiye”nin Mehdîsinin zaten gelmiş olması..

Onların Mehdîsi, Haydar Baş belasının demeye getirdiği gibi, Selanikli Mustafa Atatürk.. Hatta o, Mehdî’den de fazla bir şey, Mehdî’ye ihtiyaç bırakmayan kurtarıcı.. Ebedî şef..

Bazılarına göre de, dünya lideri, zalimlerin korkulu rüyası Recep Tayyip Erdoğan gelmiş, Mehdî’ye ihtiyaç bırakmamıştı. (Özellikle 10 yıl önce birileri tam da bu kafadaydı.. Son zamanlarda sesleri biraz kesildi.)

Prof. Ali Erbaş bir cinayet daha işlemiş, Hz. İsa a. s.’ı da öldürmüş.. (Merhum Emin Saraç hocayla yapılan bir röportajda, Prof. Mustafa Karataş’ın da aynı cinayeti işlediği için Hoca tarafından uyarılmış olduğunu okumuştum.. Karataş aklınca hocasına itiraz etmiş.)

Bu meseleyi Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi, çevirisi Ketebe Yayınları tarafından “Gaybın Önünde: El-Kavlu’l-Fasl” adıyla basılan eserinde ayrıntılı bir şekilde açıklamış bulunuyor.

*

Artistliğe kalkışıp cahillik yapmanın, dinde yeni icat çıkarmanın anlamı yok.. Hz. İsa a. s.’ın Yahudiler tarafından çarmıhta öldürüldüğünü kabul eden (Kur’an ayetini inkâr etmiş olduğu için) küfre düşer, kâfir olur.

Hz. İsa’nın başka bir surette ölmüş olduğunu söyleyen ise Ehl-i Sünnet dışı bir bid’atçi sapık olmaktan kurtulamaz.

Durumu tehlikelidir, çünkü Hz. İsa’nın ölmemiş olduğunu bildiren hadîsler için “manevî tevatür”den söz edilmektedir. (Konuyla ilgili yeterli bilgiye şuradan ulaşılabilir: https://sorularlaislamiyet.com/hz-isa-as%C2%A0hakkinda-hadisler-mutevatir-midir)

Ali Erbaş’taki artistliğin bir benzerine Diyanet’in Kur’an Yolu Tefsiri’nde de rastlıyoruz

Onlar da, tıpkı Erbaş gibi Peygamber Efendimiz s.a.s.'in müjdesine burun kıvırıyor, beğenmezlik yapıyorlar:

“Bir Mehdî ve Îsâ Mesîh beklentisi, çeşitli zamanlarda birtakım sahtekârların ortaya çıkıp mehdîlik ve mesîhlik iddiasında bulunmalarına sebep olagelmiştir. Hz. Îsâ’nın, bir ıslahat vazifesiyle yani Ehl-i kitabın bozulan inançlarını İslâmî itikad esasları doğrultusunda düzeltmek ve yanlışlıkları gidermek, kötülükleri ortadan kaldırmak üzere dünyaya yeniden gelmesi mukadder ise bunun için gövdesini ölümsüz kılmak ve onu gökte bekletmek zaruri değildir; bunun ilâhî takdir ve kudretle başka şekillerde de gerçekleşmesi mümkündür. Müslümanların vazifesi de ıslahat için Mehdî’yi veya Hz. Îsâ’yı beklemek değildir; kötülüğü engellemek, iyilik ve güzellikleri yaymak, yaşamak ve yaşatmak için ellerinden geleni yapmak, canla başla çalışmaktır. Allah müminlerden, ıslahatçıyı bekleyip beklemediklerini değil, bunun için kendilerinin ne yaptıklarını soracaktır.

(https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Nis%C3%A2-suresi/648/155-161-ayet-tefsiri)

Her cümlesi aptalca..

İlk cümleden başlayalım:

“Bir Mehdî ve Îsâ Mesîh beklentisi, çeşitli zamanlarda birtakım sahtekârların ortaya çıkıp mehdîlik ve mesîhlik iddiasında bulunmalarına sebep olagelmiştir.”

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in daha sağlığında sahte peygamberler zuhur etti.. Şayet Peygamber Efendimiz s.a.s. peygamberliğini ilan etmeseydi onlar da böyle bir iddia ile ortaya çıkmayacaklardı.. Dolayısıyla, Peygamber Efendimiz s.a.s. peygamber olarak hiç ortaya çıkmamalı mıydı?!

Şu dangalakların kurdukları aptalca cümleye bakın!.. 

Bu yazdıklarına bir de utanmadan Kur’an tefsiri diyorlar.

Gelelim ikinci cümleye:

“Hz. Îsâ’nın, bir ıslahat vazifesiyle yani Ehl-i kitabın bozulan inançlarını İslâmî itikad esasları doğrultusunda düzeltmek ve yanlışlıkları gidermek, kötülükleri ortadan kaldırmak üzere dünyaya yeniden gelmesi mukadder ise bunun için gövdesini ölümsüz kılmak ve onu gökte bekletmek zaruri değildir;…”

Ulan dangalak, Kehf Suresi’nde durumları açıklanan yedi uyurların (sonrakiler için ibret olsun diye) “gövdeleri ölmeden” uyumaları da zaruri değildi, fakat yine de gövdeleri 309 yıl ölümsüz kaldı.

Evet, zaruri değildir, fakat hadîste böyle olduğu bildiriliyorsa artık senin buna inanman zaruridir, angut cahil!

Cümle böyle bitmiyor, devamı da var, çünkü budalalık sınırsız:

“… bunun ilâhî takdir ve kudretle başka şekillerde de gerçekleşmesi mümkündür.”

Ulan angut, ulan düdük, peki o başka şekiller ne?

Neyi ispatlamaya çalışıyorsun rezil dangalak?

Sanki ayet ve hadiste “başka şekil” geçiyor, bizim de ona itirazımız var da, yerli-milli Luther bozuntusu bizi onu kabule davet ediyor, irşad için ter döküyor.

Sahtekâr soytarı, şimdi sana öküz desem öküzlere haksızlık olur, senin “başka şekil” dediğin şey, “hadîslerde bildirilen şekli” bir hiç uğruna, boş bir lafazanlık hesabına terk edip inkâr etmekten ibaret.

Bizim kepaze Luther meseleyi burada da bırakmıyor, zeytinyağı gibi suyun üstüne çıkarak coşuyor, şekil yapıyor:

“Müslümanların vazifesi de ıslahat için Mehdî’yi veya Hz. Îsâ’yı beklemek değildir; kötülüğü engellemek, iyilik ve güzellikleri yaymak, yaşamak ve yaşatmak için ellerinden geleni yapmak, canla başla çalışmaktır.”

Vay vay vay!.. Tutmayın ağayı, ıslahat için, kötülüğü engellemek için, iyilik ve güzellikleri yaymak için meydana fırlayacak, tutmayın!..

Sen bunu külahıma anlat!.. 

Böyle edebiyat paralamayı biliyorlar, bütün yaptıkları ise bu türden zırvaları yazarak Diyanet’ten yüklü telif alıp banka hesaplarını şişirmekten ibaret.

*

Gelelim son cümleye:

“Allah müminlerden, ıslahatçıyı bekleyip beklemediklerini değil, bunun için kendilerinin ne yaptıklarını soracaktır.”

Sanki Hz. İsa a.s.’ın geri geleceğine ve Mehdî’nin çıkacağına inananlar yan gelip yatıyorlar.

Ey ilahiyat sirkinin paragöz ve "düzen"baz palyaço ve soytarıları, hanginiz Hz. İsa ve Mehdî konusundaki tutumu bilinen merhum Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi’nin hak yolunda verdiği mücadelenin yüzde birini verdiniz, çektiği çilenin yüzde birini çektiniz?!

Hanginiz merhum Bediüzzaman’ın gösterdiği gayretin binde birini gösterdi, çektiği çilenin binde birini çekti?!

Diliniz uzun, mideniz büyük, beyniniz ise bomboş.. İşiniz gücünüz laik (siyasal dinsiz) düzenin değirmenine çaktırmadan su taşımaktan ibaret.

Aşağılıksınız.


E-KİTAP: İBN ARABÎCİLİĞİN DUAYEN SEFALETİ

  https://archive.org/details/ibn-arabiciligin-duayen-sefaleti İBN ARABÎCİLİĞİN DUAYEN SEFALETİ     Dr. Seyfi SAY     İÇİNDEKİLE...