Cumhuriyet tipi saray dalkavuğu Cübbeli Ahmet’in bir
zamanlar Habertürk TV’nin Türkiye’nin Nabzı Özel programında söyleyip de Odatv
tarafından yazıya aktarılmış olan
tarihî ve efsanevî açıklamalarının bir bölümü Selanikli Mustafa Atatürk’le
ilgili.
Sözleri şöyle:
“Ben Atatürk’e hiçbir zaman dindar, namazlı abdestli adam demiyorum. Bu kişi
vatanın kurtarılmasında çok büyük emek ve hizmetler sarfetmiş. Vatanın kurtarıcısı Cumhuriyetin kurucusu diyorum.
Aleyhinde konuşmamak lazım diyorum. … Elmalılı Hamdi Yazır’a tefsir yazdırması,
Buhari‘yi tercüme ettirmesi. Bana karşı
olanlar” kötü niyetle tercüme ettirdi” dediler. Ben
de “şu anda kadınlarımız çarşaf giyiyorlar. Ben de gidiyorum Elmalılı
Hamdi Yazır’ın tefsirine… Atatürk buna müdahale etmemiş. Şimdi bile
Diyanet Buhari‘yi tolere edemiyor. Atatürk tümünü tercüme edene
dememiş, ‘şu hadis ne biçim hadis’ dememiş. Biz bunlardan din adına
yararlanıyoruz. Şu andaki ilahiyatçıları Atatürk’ün yazdırdığı tefsirlerle
susturuyorsunuz.”
“Devleti kurucu olarak Selçuklu’nun, Osmanlı’nın devamı görüyorum.
Rejimler, hükümetler değişebiliyor. Evvelce zina yasaktı bu
hükümet zamanında serbest oldu. Faize karşıyım. Hükümetle devleti eş görmeyelim.
Devlet hepimizin devleti, sahip çıkalım. İstediğimizi
seçelim, seçtiğimiz adamlar da kanunları değiştirsin.
“Türkçe Kuran‘la namaz, ezan bizi rahatsız ediyor. Öyle
laflar var o tarafa delil, öyle laflar var bize delil oluyor. Atatürk zaten kurucu başkan. Cumhuriyet rejiminin kurucusu. Kurucu
başkanın aleyhine konuşmak, onu yıpratmak, uğraşmak ne İslamiyet’in razı
geldiği bir şey olamaz. Bir tanesi kalktı ‘Atatürk hafızdı’ diyor.
Şimdi hafız demeye de lüzum yok, içki içmiyordu demeye lüzum yok.”
(https://www.odatv.com/siyaset/imam-hatiplerden-ateist-ve-deist-olanlar-cikti-176642)
Bu dalkavuk, derini ve yüzeyseliyle devleti ve
kanunları, o kanunları uygulayacak kolluk güçlerini ve yargıyı arkasına almış
olarak konuşuyor.
Yani kendisi, Don Kişot gibi zırhlı.. Elinde telgraf direği uzunluğunda bir mızrak, belinde keskin kılıç, altında yürük at, üzerinde silah olarak değnek bile bulunmayan zırhsız ve savunmasız, bir “koruma kanunu” marifetiyle silahsızlandırılmış, elleri ayakları kelepçelenmiş insanlara meydan okuyor.
*
Başlığa “Selanikli
Atatürk’ün son model Cübbeli meddahı” yazmış olmamıza bakmayın, aslında o,
Selanikli’ye değil, Selaniklicilere, Atatürkistlere
(ata tür kistlere) / Kemalistlere yalakalık yapıyor.
Ali Rıza ile Zübeyde’nin oğlu rakısever Kemal ölmüş
gitmiş, kendisine hayrı yok, Cübbeli’ye nerden ve nasıl hayrı dokunsun!
Fakat milletimizin Atatürkist eğitim sistemi
marifetiyle cahil bırakılmış, yanlış bilgilendirilmiş, işin içyüzünü bilenlerin
zorbalıkla, suikastlerle, haksız suçlamalarla
susturulmuş, hakkı söyleyenlerin ezilmiş, eline imkân ve fırsat geçen bazı
müslüman evlatlarının da kendilerinin ve çoluk çocuklarının istikbali putu için
düzene ayak uydurmuş olmaları yüzünden, aslında güçsüz ve zavallı durumdaki bir Atatürkist
azgın azınlık Türkiye’nin derinliklerinde ipleri ellerinde tutmaya devam
ediyorlar.
Bazen tehditle, bazen de (zulalarındaki sihirli kasetler gibi etkileyici ve
ikna edici materyallerle) birilerini koyun sürüsü gibi güdüyorlar.
Dolayısıyla, Cübbeli tipi fırıldakların Atatürkçülüklerinin
mezardaki ölü Atatürk’e bir faydası yoksa da, ne yapacakları belli olmayan
azgın derin Atatürkistlere “Agalarım, vallaha da billaha da size biat ettim, Atatürk’ünüze iman
ettim, n’olur bana dokanmayın, kurbanınız olirem, elinizi ayagınızı öpirem. Hemi
de Mustafa Kemal’in kabak kafalı askerlerinden olmaya, laiklik (siyasal
dinsizlik) hesabına Siyasal İslamcılara (Hepsini Vehhabîlik çuvalına doldurarak)
saldırmaya hazirem” mesajı vermelerini sağlıyor.
Bu şeytanî dayanışmanın gerisindeki mantığı Hz. İbrahim
aleyhisselam kendi zamanındaki batıl ehline şu şekilde açıklamış durumda:
“Ve (İbrâhîm onlara) dedi ki: “(Siz) ancak dünya hayâtında aranızdaki
muhabbet(e vesîle olmasın)dan dolayı, Allah'tan başka birtakım putları (ilâh)
edindiniz. Sonra kıyâmet günü bazılarınız bazınızı inkâr edecek ve birbirinizi
lâ'netleyeceksiniz. Varacağınız yer ise ateştir; (o gün artık) sizin için
hiçbir yardımcı da yoktur!” (Ankebut, 29/25)
*
Cübbeli'nin yukarıda aktardığımız sözleri çerçevesinde önce Selanikli Mustafa Kemal‘in vatanı niçin ve nasıl kurtardığını ayrıntılı bir biçimde tartışmak gerekir.
İşin aslı özetle şu: Birinci Dünya Savaşı’nın galipleri olan
İngiltere, Fransa ve İtalya, vatanı Osmanlı
Devleti’nden ve Türk milletinden kurtarıp, adamları Selanikli Mustafa
Atatürk’e verdiler.
Bunu ben mi diyorum?.. Hayır, Selanikli Mustafa Atatürk’ün sağ kolu, başbakanı, Türkiye’nin ikinci
cumhurbaşkanı, İstiklal Harbi’nin Batı Cephesi Komutanı Orgeneral İsmet
İnönü diyor:
"İstiklâl mücadelesinin başarısı da
esasında İngilizlerin buna karar vermesi ve diğer müttefikleri de bunu
kabule mecbur etmesiyle mümkün olmuştur."
(Milliyet Gazetesi‘nin
29 Ekim 1973 tarihli sayısından aktaran Fikret Başkaya, Paradigmanın İflası, İstanbul: Yordam Kitap, 2018, s.
60.)
“Osmanlı
Devleti’ni içerden yıkma” operasyonunun başarısı için Selanikli Atatürk’e bir
“vatanı kurtarma tiyatrosu” oynatılması gerekiyordu, filmin (ya da tiyatronun)
“kötü adam”ı olma şerefi Yunanistan’a bahşedildi.
Parasız oyunculuk olmuyor, perde kapandıktan sonra Yunanistan’a da ücret olarak 12 Adalar ve Batı Trakya bırakıldı.
Ayrıca muzaffer komutan Selanikli Mustafa Atatürk, paçoz Yunanistan’dan tek kuruş savaş tazminatı almadı.
“Anadolu’da döktüğünüz kan, yaptığınız tecavüzler helal ü hoş olsun” demeye getirdi. Bu neyin cömertliğiydi, nerden icab etmişti?
Bu yetmiyormuş gibi sonra da Venizelos’u memlekette alayıvala ile ağırladı.
(Zavallı İran bile, ABD ile
kapışmasının ardından 300 milyar dolar savaş tazminatı talep edebilmiş durumda.)
*
Atatürk’ün tefsir (Hak Dini Kur’an Dili)
yazdırması ve Buharî‘yi tercüme ettirmesine
gelelim..
Niyetinin ne olduğunu, Kâzım
Karabekir‘in ifadelerinden biliyoruz. “Evet Karabekir, Arap oğlunun yavelerini Türk
oğullarına öğretmek için Kur’ân’ı Türkçe'ye çevirttireceğim.
Ve böylece de okutacağım. Ta ki budalalık edip de aldanmakta devam etmesinler”
demişti.
Hadîs
kitaplarımız genelde “Ameller niyetlere
göredir” hadisiyle başlar. Çünkü niyet işin başıdır. Cübbeli sefalet daha
bunu bile kavrayamamış, vıdı vıdı edip duruyor.
Atatürk aleyhinde konuşmamak lazımmış.. Peki bay dalkavuk,
neden, “Mustafa Kemal’in de Peygamberimiz s.a.s. aleyhinde böyle
konuşmaması lazımdı” diyemiyorsun?
Çünkü, önlerinde şaklabanlık yaptığın kişiler, şayet
böyle konuşursan, sana televizyon ekranlarında sululuk yapma fırsatı vermezler.
Bunu gayet iyi biliyorsun.
O yüzden, karşılarında bin türlü takla atıyor, amuda
kalkıyor, kaşını gözünü oynatarak komiklikler yapıyor, salaş salçalık ve
sululuğun dibini buluyorsun.
*
Aslında Osmanlı, devlet
olarak, Selçuklu‘nun devamı sayılmaz. Devlet yapılanması,
kadroları, kurumları ve ülkesi ile yeni bir oluşumdur.
Ki, Osmanlı’nın kurulduğu sırada Anadolu’da İlhanlı Devleti‘nin sözü geçiyordu. Anadolu Selçuklu Devleti onların hükmü altındaydı.
1320’lerde bile Osmanlı, İlhanlı’ya bağlılık arzediyor, otoritesine tabi olduğunu ifade ediyordu:
“Orhan Bey zamanında Orta-Anadolu
hâlâ doğrudan doğruya İlhanlılara tâbi bulunuyor ve Orhan’ın ülkesi İlhanlı
hazinesine vergi ödeyen serhad vilâyetleri (Ucât) meyanında sayılıyordu.”
(Halil İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu: Toplum ve Ekonomi, İstanbul:
Eren Y., 1993, s. 324)
İlhanlı Devleti‘nin
Anadolu’daki otoritesinin son buluşu, Selçuklu’nun da yıkılışı oldu.
Kendilerini Selçuklu‘nun doğal
varisi olarak görenler de, coğrafî konumlarından dolayı Karamanoğulları idi.
Ancak, Cumhuriyet‘in devlet
olarak Osmanlı’nın devamı olduğu doğrudur. Devlet, kurumları,
bürokrasisi-memurları, vatandaşları ve toprağı ile Osmanlı’nın ta kendisiydi.
Sadece tabela değişti.
Sonra da, yeni bir devlet izlenimi verilmek için eski
köye saçmasapan yeni adetler getirilmeye çalışıldı.
*
Cübbeli’nin laflarına dönersek.. Atatürk‘ün rejimin kurucusu olması
nedeniyle onun aleyhinde konuşmanın doğru olmadığını söylüyor.
Bu, rejimi de aleyhinde
konuşulmaması gereken birşey olarak görmek demektir.
Eğer rejim kötüyse, Atatürk
kötü birşey yapmış demektir.
Yok, rejim iyiyse, o zaman da
iyi birşey yapmış kabul edileceği açıktır.
Cübbeli kurnazlığın laflarının gerisinde
şöyle bir mantık arızası silsilesi var: “Rejim gayet kötü..
Allah belasını versin.. Ve bu rejimin kurucu başkanı Atatürk.. Rejimi
kurduğu için de, Atatürk aleyhinde konuşmak İslam‘a aykırı..”
Behey şaşkın, rejimin kurucu başkanı olduğu için
Atatürk’ün aleyhinde konuşmanın yanlış olduğunu söylemek, “Rejim gayet iyidir” demek değilse nedir?!
*
Cübbeli’ye göre, Atatürk’ün aleyhinde konuşmak İslamiyet’in razı geldiği birşey olamazmış..
Atatürk‘ün (hakaret
şeklinde) aleyhinde konuşmak Atatürk’ü
Koruma Kanunu adlı lüzumsuzluğa aykırı.. Ve bugünkü rejim, onun
aleyhinde konuşulmasına razı gelmiyor.
Gayet açık ki, Cübbeli dalkavuk, rejimin benimsediği anlayışı ve sergilediği şahısperest
duyarlılığı, millete İslamiyet diye
yutturmaya çalışıyor.
Rejimin adını İslamiyet koyuyor. Bir başka deyişle,
İslamiyet diye tanıttığı şey, mevcut rejim.
İslamiyet, Allahu Teala’nın Rasulü sallallahu aleyhi
ve sellem aleyhinde konuşan, ona hakaret eden kişinin
aleyhinde konuşmaya niçin razı gelmeyecekmiş?!
Razı gelmeseydi, Peygamber Efendimiz s.a.s.’e hakaret
eden Ebu Leheb için sure inmez, ve onun kıyamete kadar
lanetle anılmasına yol verilmezdi.
Hakkında, “Sonuçta Peygamber’in amcasıdır, aleyhinde
konuşmak caiz olmaz” deniliyor mu?!
*
Atatürk aleyhinde konuşulmasına rejim razı gelmez, gelmiyor, burası tamam.
Fakat, İslamiyet‘in razı gelmediğini söyleyebilmek için şer’î delil getirmek gerekir.
Mesela İslamiyet, Cebrail a. s.
gibi melekler aleyhinde konuşulmasına razı gelmez.. Hz. İsa aleyhisselam gibi peygamberler aleyhinde
konuşulmasına razı gelmez.. Resulullah’ın (sallallahu
aleyhi ve sellem) ashabı aleyhinde konuşulmasına razı gelmez,
gelmiyor.
Fakat, mesela Firavun, Nemrut, İsrailoğulları ve Ehl-i
Kitab aleyhinde konuşulmasına razı gelmemesi diye birşey yok.
Eğer böyle derseniz, ayetlerin önemli bir bölümünü Kur’an‘dan çıkartıp atmanız gerekir.
Peygamber Efendimiz s.a.s.’e hakaret etmiş bulunduğu
birçok kişinin şahitliğiyle sabit olan Atatürk‘ün aleyhinde
konuşmanın İslamiyet’e aykırı olduğunu söyleyebilen bir kişi, en iyi ihtimalle
aklını ve mantığını yitirmiş bir zekâ özürlü kabul edilebilir.
Rejim, Atatürk aleyhinde konuşulmasını yasaklayabilir;
fakat bu, İslamiyet açısından kaale alınacak birşey değildir.
Nasıl rejim, laikliği (siyasal dinsizliği) gereği
Allahu Teala’nın emir ve yasaklarını hiç de umursamıyorsa, umursamamanın da
ötesinde bazen aleyhinde bulunuyorsa, biti kanlandığında “irtica” diye
yaftaladığı İslam’ı ayrılıkçı terörden bile daha tehlikeli ilan edebiliyorsa,
Şer’i Şerîf’i (Şerefli Şeriati), Şeriat-ı Garra’yı (Aydınlık Şeriati) “tehlike” ilan edebiliyorsa, rejimin
yasakları ve tabuları, putları ve küfrü, nifakı ve sefahati, fıskı ve fücuru da
İslamiyet’in umurunda olmaz.
*
Bu Cübbeli rezalet, “Bana göre, Atatürk aleyhinde konuşmak uygun değildir” dese, tutup
zırvalarını tartışmamız gerekmez.
Herkesi bizim gibi düşünmeye zorlayamayız. Adam öyle
görüyorsa görsün, bizi ilgilendirmez.
Fakat zırvasını İslam
etiketi yapıştırarak, “İslamiyet’e göre böyle” diyerek deccalane bir surette ortaya sürerse, bu din kendisinin tekelinde olmadığı için ona itiraz
edilir.
Etmek zorundayız.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder