https://archive.org/details/ak-parti-ve-feto-ne-istenildi-de-verilmedi
AK PARTİ VE FETÖ:
NE İSTENİLDİ DE VERİLMEDİ?
Dr. Seyfi
SAY
İÇİNDEKİLER
BİRİNCİ BÖLÜM: FETÖ’DEN (FETHULLAHÇI TAKİYYE ÖRGÜTÜ’NDEN) İSTENEN
FETHULLAH GÜLEN’İN MASUMİYETİ 6
DERİN DEVLET VE FETÖ 16
LAİK (SİYASAL DİNSİZ, SİYASAL İSLAMSIZ) KEMALİST
DÜZEN VE FETÖ (FETHULLAHÇI TAKİYYE ÖRGÜTÜ) 20
FETÖ
VE MİT 24
“TSK’YA KUMPAS”
SÖYLEMİNİN ZAAFLARI 31
YABANCI AĞA, YERLİ-MİLLİ KÂHYA VE PARALEL MARABA 43
FETHULLAH’IN
VEBALİ 48
FETHULLAHÇI TAKİYYE ÖRGÜTÜ (FETÖ) VE ATATÜRKİZM
50
AK PARTİ -
FETÖ KARDEŞLİĞİ SÜRERKEN YAZILMIŞ SATIRLAR 59
“DERİN
HÜSEYİN”İN MISIR’DAKİ SİNSİ SİSİ DARBESİ İÇİN FETHULLAHÇILAR ADINA YAZDIKLARI 62
MÜMTAZ’ER TÜRKÖNE’NİN DÜDÜKLÜ TENCERESİ (YA DA SOSYOLOJİZMİ) 69
FETHULLAHÇI TAKİYYE KAFASINDAN LAİK ZULÜM TAVSİYESİ 75
KASETLERİN HESABI NİÇİN SORULMUYOR? 78
15 TEMMUZ’A
DAİR ÜÇ SENARYO 79
İKİNCİ
BÖLÜM: FETÖ’NÜN İSTEDİĞİ
DIRAHŞAN KOMEDYA 84
FETHULLAH’I
DOĞRU ANLAMAK VE ADİL YARGILAMAK 92
FETHULLAH GÜLEN’İN
“ELEŞTİREL BİR TAHLİL” (KRİTİK-ANALİTİK DÜŞÜNME) DEVRİMİ 121
BAZI FETÖ'CÜLERDEKİ (HÜKMÜ KÜFÜR OLAN) İTİKADÎ
SAPMA 131
ABANT PLATFORMU’NUN DİNDE
REFORMU: TECDİD 134
ABANT
ZIRVALARI: ALLAH’IN HAKİMİYETİ - MİLLETİN HAKİMİYETİ TAKSİMİ 138
ABANT
PLATFORMU FACİASI: EVET, AKLINIZI KULLANIN! 142
İBRAHİMÎ
DİNLER ÇELİŞKİSİ 146
DİNLER
YA DA HİNLER ARASI DİYALOG 152
FETHULLAH GÜLEN YİNE ÇARPITIYOR (CEMAATİ TERK MESELESİ) 158
CEMAATİN RÜYASI (YA DA GÜLEN FIKIH USULÜNÜ NE KADAR BİLİYOR?) 164
ÜÇÜNCÜ
BÖLÜM: FETHULLAHÇI AK PARTİLİLİK YA DA AK PARTİLİ FETHULLAHÇILIK
FETHULLAHÇILIKLA ERDOĞANCILIK ARASINDA 173
İKTİDAR SAHİPLERİNİ AKLAMAK İÇİN DİNÎ HAKİKATLERİ
SULANDIRMAK 178
ALDANMAYANLAR
DA VARDI! 191
LAİK (SİYASAL DİNSİZ) DEVLETİ BIRAKIP İSLAM DEVLETİNİ
SORGULAMAK 197
DEVLETİ
YIKMAK 218
GÜZEL
AHLÂKI VE İRFANI KENDİSİNDEN MENKUL 229
FARUK
BEŞER’İN AKREDİTE ŞEHİTLİK YORUMU 237
“FETHULLAH GÜLEN FIKHI”NDAN KURTULAN FARUK
BEŞER, “RECEP TAYYİP ERDOĞAN FIKHI”NDAN NE ZAMAN KURTULACAK? 260
FARUK BEŞER VE İSLAMCILIK 265
MEVCUT
MİLLETVEKİLİ YEMİNİ ANAYASA’YA AYKIRIDIR, DEĞİŞTİRİLMELİDİR! 279
FARUK BEŞER, BEŞER ŞAŞAR 292
İLAHİYATÇILARIN “SAVAŞ”I 296
DOĞRUYU EKSİK VE YANLIŞ ANLAŞILMAYA AÇIK BİÇİMDE
SÖYLEMEK 304
FARUK BEŞER’İN HAYALİNDEKİ CİHATSIZ HİLAFET 309
15 TEMMUZ’U
SORGULAMAK 311
ÜMMET, CEMAAT, FIRKA,
İSLAM BİRLİĞİ VE LAİK (SİYASAL DİNSİZ) DEVLET 317
İBLİS’İN
HİLELERİ, FARUK BEŞER VE ERDOĞAN 323
GEÇMİŞİ
KURCALAMAK 330
“FETHULLAH
GÜLEN FIKHI”NIN PEŞİNİ BIRAKTI, “FARUK BEŞER FIKHI”NI İNŞA YOLUNDA 336
FARUK
BEŞERGİLLER, HİKMET VE İRFAN 343
DERİN DEVLETİN ( DERİN İHANETİN) SURET-İ HAKTAN GELME
OYUNLARI 347
DÜŞENE VURAN ÇOK OLUR 352
FETÖ’CÜ “HOŞGÖRÜ VE SEVGİ
DİSTRİBÜTÖRLÜĞÜ”NE KARŞI AK PARTİ TİPİ “AHLÂK VE İRFAN PAZARLAMACILIĞI” 356
BİRİNCİ BÖLÜM
FETÖ’DEN (FETHULLAHÇI TAKİYYE
ÖRGÜTÜ’NDEN) İSTENEN
FETHULLAH GÜLEN’İN MASUMİYETİ
Sene 2012’ydi.
Dönemin başbakanı
Recep Tayyip Erdoğan’ın Arena stadında düzenlenen görkemli ve kalabalık Türkçe
Olimpiyatları etkinliğine katılıp Pensilvanya’daki Fethullah “Hocaefendi”ye “Yurda dön, bitsin bu hasret!” çağrısı yaptığı
yıldı.
Fethullah Türkiye’ye
dönmeyecekti, fakat Haziran’da yapılan bu çağrının üzerinden üç ay geçtikten
sonra Financial Times’te, o günlerin tartışılan bir filmine ilişkin bir yazı kaleme alacaktı.
Konu edindiği film, yahudi
asıllı Amerikan film yapımcısı Sam Bacile’nin ‘Müslümanların Masumiyeti’ adlı filmiydi..
Filmin yapımcısı
Bacile, Amerikan Wall Street Journal gazetesine verdiği demeçte, “İslam kanserdir, Müslümanlar
da yok edilmesi gereken böceklerdir. Bu film ile İslam’ın nefret içerikli bir din olduğunu göstereceğim” ifadelerini
kullanmış bulunuyordu
Film, Peygamber
Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’i ve İslam dinini küçük düşürüyor
gerekçesiyle Mısır, Libya, Tunus ve Gazze’de protesto edilmişti.
Ancak, Türkiye’den ya
da Türkler’den herhangi bir tepki gelmemişti. Bu tepkisizliğin bir istisnası
vardı: Fethullah Gülen.
O, tepki vermişti.
*
Ancak, Fethullah’ın
tepkisi filme değildi, filme tepki gösterenlereydi.
Bunun üzerine biz de
Fethullah’a tepki olarak konuyla ilgili düşüncelerimizi internet ortamında
paylaşmıştık.
Aşağıda okuyacağınız
satırlar o zaman kaleme alındı.
Fethullah’ın yazısı
için “Yanlış bir zeminde yayınlanmış, yanlış akıl yürütüşlere dayalı bir yazı”
değerlendirmesini yapmıştık.
*
Vikipedi, söz konusu film hakkında şu bilgileri veriyor:
“Müslümanların Masumiyeti, Sam Bacile
takma adıyla Nakoula Basseley Nakoula tarafından yazılan ve
yönetilen 2012 yapımı İslam karşıtı kısa bir 14 dakikalık
videonun iki versiyonu, Temmuz 2012'de YouTube’a "Muhammed'in
Gerçek Hayatı" ve "Muhammed Film Fragmanı" başlıkları altında
yüklendi. Arapça dublajlı videolarEylül 2012'nin başlarında
yüklendi. Oyuncuların bilgisi olmadan, post-prodüksiyon aşamasında
dublaj yoluylaİslam
karşıtı içerik eklendi.
“Videonun bazı bölümlerinin İslam peygamberi
Muhammed’e hakaret olarak algılanması, 11 Eylül'de Mısır'da videoya karşı gösterilere ve
şiddet olaylarına yol açtı ve bu olaylar diğer Arap ve Müslüman
ülkelerin yanı sıra bazı batı ülkelerine de yayıldı. Protestolar yüzlerce
yaralanmaya ve 50'den fazla ölüme neden oldu. Videonun katılımcılarının
cezalandırılmasını isteyen fetvalar yayınlandı ve Pakistan
hükümeti bakanı Gulam Ahmed Bilour, yapımcı Nakoula'nın
öldürülmesi için ödül teklif etti. Film, ifade
özgürlüğü ve internet sansürü hakkında tartışmalara yol
açtı.”
(https://en.wikipedia.org/wiki/Innocence_of_Muslims)
Fethullah’ın yazısı şu
cümlelerle başlıyordu:
“Müslümanlar her gün şöyle dua eder: Allah’ım, bizi doğru yolda tut. Bu
dua bizim aşırı uçlardan uzaklaşmamıza ve hayatlarımızda bir denge tutturmamıza yardım eder.”
Doğal olarak burada,
Fatiha Suresi’ndeki “Bizi doğru yola
ilet” duası aktarılmaktadır.
Duanın Fatiha’daki devamı,
hadîslerde belirtildiği şekilde, “aşırı uçların” Yahudiler [gadap olunanlar]
ile Hristiyanlar [dalalete düşenler] olduğunu ortaya koymaktadır.
Ancak, Fethullah Gülen’in burada gördüğü “denge”, Fatiha
Suresi’nde anlatılan denge değil, çok farklı birşeydi. Bir tür pasifizmdi.
Ayrıca, dengesizler
olarak hedef aldığı kitle de Yahudiler ile Hristiyanlar değildi, dinlerinin
hakarete uğramasını içlerine sindiremeyen Müslümanlardı.
*
Fethullah şunu diyordu:
“Tepkisel içgüdülerimizin rehinesi olmamalıyız ama aynı zamanda
değerlerimizin ve inançlarımızın sistematik bir şekilde aşağılanmasının
karşısında tamamen sessiz de kalmamalıyız. Bu iki uç arasındaki denge,
Peygamberimiz Hazreti Muhammed’in (sas) mirasına karşı gösterilen hakaretlere
verilen şiddet dolu tepkilerle bozuldu. Bu şiddet içeren tepkiler yanlıştı ve
bizi doğru yoldan saptırdı. Müslümanlar, Peygamber’e (sas) karşı yapılan bu
saldırılara tepkisiz kalmamalılar. Aksine en büyük hassasiyeti göstermeliler ve
temkinli olmalılar. İslam’ı aşağılayanlar Müslümanları olumsuz bir şekilde
tanıtmaya çalışıyor olabilirler, böylece Müslümanların ayrımcılığa uğramalarını,
izole edilmelerini, kovuşturulmalarını ve sınır dışı edilmelerini meşru
göstermek isteyebilirler. Müslüman dünyasında kasıtlı bir şekilde karmaşa
başlatmak yeni bir husus değildir. Geçmişte kutsal değerlerimize karikatürlerle
saldırılmıştı. Bugün bir film ve yine bir Fransız dergisindeki karikatürlerle
saldırılıyor. Yarın başka araçlar kullanılabilir. Müslümanlar aldanmamalı ve bu
kandırmacaya inanmamalılar. Aksine şiddete başvurmak
noktasında kolay kışkırtılanları engellemek ve durdurmak için açıklamalarda
bulunmalılar.”
Kabul etmek
gerekiyor ki, Fethullah usta bir hatip, usta bir yazar.. İşi, tereyağından kıl
çeker gibi, “hakaretçiler”in şiddet eylemlerine maruz kalmamaları için
yine Müslümanlar’ı istihdam etme noktasına getirip
bağlıyor.
Bize düşen görev
şuymuş, “kolay kışkırtılanları engellemek ve durdurmak için açıklamalarda
bulunmak”.
Böylece iş, dönüp
dolaşıp, filme tepki göstermekten, tepki gösterenlere tepki göstermeye gelip
dayanıyor.
Bu arada Fethullah
Gülen, Batı ülkelerinde yaşayan Müslümanlar’a “korku vermekten” de
geri kalmıyor:
“İslam’ı aşağılayanlar Müslümanları olumsuz bir şekilde tanıtmaya
çalışıyor olabilirler, böylece Müslümanların ayrımcılığa uğramalarını, izole
edilmelerini, kovuşturulmalarını ve sınır dışı edilmelerini meşru göstermek
isteyebilirler.”
Sanki zaten
ayrımcılığa uğramıyor, izole edilmiyorlarmış gibi..
Kaldı ki, Batı
ülkelerinde yaşayan Müslümanlar, İslâm ülkelerinde yaşayan Müslümanların
tepkilerinden niçin sorumlu olsunlar ki?!..
Fakat mesele sadece
bu da değil, ortada bir hakaret varsa, bunun kendi cinsinden bir bedeli
olmalıdır. Ceza, amelin cinsinden olmalıdır.
Ancak, bir müslüman
tutup, haşa Hz. İsa’ya dil uzatamaz.
Onların papa’sına vs. dil uzatmak da, Himalaya ile foseptik
çukurunu eşdeğer görmeye benzer.
*
Diyelim ki Fethullah Gülen’e birisi sövdü, yapacağı en doğal şey,
mahkemelerde hakaret davası açmak, kendisine söven kimsenin maddî ve manevî
tazminat cezasına mahkum edilmesini istemektir. Bu onun, en doğal kişilik
hakkıdır.
Bu iş için mahkemeye
başvurduğunda, şayet hakim ona, “İyi de kardeşim, fikir
özgürlüğü var” diyorsa, onunla alay ediyor demektir.
Eğer buna bir de, “Sen kendini iyi anlatamamışsın, kendini iyi tanıt”
lafını eklerse, iki kere alay ediyor demektir.
İşte Batılılar bize
tam da bunu diyorlar.
Bir başka örnek:
Namuslu bir kadına yakışıksız ithamda bulunan kişiye verilecek “adil” ceza, ona
herkesin içinde 80 sopa vurulması ve şahitliğinin artık ebediyen kabul
edilmemesidir.
Burada yapılması
gereken şey, söz konusu namuslu kadına, “Sakin ol, tepkiselliğinin
rehinesi olma, namuslu olduğunu iyi anlat, hatta bu konuda gazetelere yazı yaz.
Sen kendini iyi anlatamamışsın” demek olamaz.
*
Bir cinayete, bir
günaha razı olan, ona ortak oluyor demektir. Hele sebep oluyor, ona zemin
hazırlıyorsa, zaten ortaktır.
Şu çok açık: Söz
konusu film dolayısıyla Amerikan devleti ve hükümeti
kesinlikle sorumludur. Buna izin verdiği, engel olmadığı,
cezalandırmadığı için o rezalete ortaktır.
Burada, “İyi ama Obama’ya da hakaret ediliyor” denilemez. Bir
insanın bir kimseye, kendisine hakaret etme iznini vermesi, başkaları için,
aynı şekilde hakarete katlanma yükümlülüğü üretmez.
Bir insanın kendi
kişilik haklarını korumaması, başkalarından da aynı şeyi yapmalarını isteme
hakkını ona vermez.
Ancak, Fethullah Gülen böyle düşünmüyor. Tutup, “ortak akıl bilgeliği” edebiyatı yapıyor:
“Peygamber’le ilgili olumsuz bir yorum -bu ne olursa olsun- bir
Müslüman’ın derin bir üzüntü hissetmesine neden olur. Bu üzüntünün nasıl ifade
edildiği ise bir başka konudur. Bireylerin sorumsuz davranışları İslam’ın
imajına zarar verir ve savundukları bu geleneğin yıkılmasına sebep olur. Böyle
bir durumda tüm Müslümanların hakları, Allah, Kur’an ve Peygamber söz konusu
olacağı için, kimse sorumsuzca davranamaz. İnsan, her bir hareketinin muhtemel
sonuçlarını çok iyi değerlendirmeli ve ortak aklın bilgeliğine başvurmalıdır.”
İyi güzel de,
İslâm’ın imajı böyle mi korunur! Hz. Peygamber s.a.s.’e hakaret ediliyor, sen
hâlâ tutmuş imajdan bahsediyorsun! Ortada imaj
mı kalmış! Şu çok açık ki sen, gerçekte kendi imajının
derdindesin..
Neymiş, biz Hz.
Peygamber s.a.s.’i “dünyaya hakkıyla tanıtamamışız”:
“Müslümanlar olarak kendimize sormamız gereken soru şudur: Biz
İslam’ı ve Peygamber’i dünyaya hakkıyla tanıtabildik mi? Peygamber’in örneğine
uyup onu hayranlık uyandırıcı bir şekilde tanıtabildik mi? Sadece sözlerimizle
değil, hareketlerimizle de bunu amaçlamalıyız.”
Senin elini tutan mı
var, bunu niye yapmıyorsun? Niye tutup Financial Times’te masal okuyacağına Hz. Peygamber s.a.s.’i anlatmıyorsun?!
Vatandaş Financial Times’ta Hz. Peygamber s.a.s.’i anlatmak
yerine, başka birşeyi anlatıyor:
“Eğer İslam denildiğinde insanların aklına ilk gelen intihar
bombacılarıysa, onlarda nasıl İslam’la ilgili olumlu fikirler oluşabilir? Masum
sivilleri öldürmek tarih boyunca Müslümanların maruz kaldığı barbarlıktan
farklı mı gerçekten? Bu rezil filmle hiçbir alakaları olmayan Libya’daki
Amerikan elçiliğine saldırmanın, elçiyi ve elçilik görevlilerini öldürmenin ne
gibi bir mantığı olabilir? Eğer bu saldırıların arkasında Müslümanlar varsa, bu
Müslümanlar İslam’ın ne olduğundan tamamen habersiz olmalılar ve İslam adına en
büyük suçu işliyorlar.”
Aferin, senden de bu
beklenirdi! İntihar bombacılarını hatırlatmak… Tabiî Batılılar’ın ve
İsrail’in intihar bombacılarına ihtiyacı yok.
Onların sadece bombaları var.. Daha fazlasına ihtiyaç
duymuyorlar.
Bombalar, ona eşlik
eden “intiharcılar” bulunmadığında, masum hale mi geliyorlar?..
Sen neden ABD’nin ve
İsrail’in yağdırdığı bombaları hiç diline dolamıyorsun?..
*
Bitti mi?..
Hayır, Fethullah Gülen bir de “tutarlılık” dersi veriyor
ki, ne yenilir, ne yutulur:
“Bir Müslüman, her zaman hilesiz olmalıdır ve hareketlerinde ve
sözlerinde tutarlı olmalıdır. Hıristiyanların, Yahudilerin, Budistlerin ve
diğerlerinin kutsal değerlerine kendi dinine ve değerlerine karşı
gösterilmesini beklediği saygıyı göstermelidir.”
Bu halinle sana bir
de “hocaefendi” diyorlar, kendine hocaefendi
dedirtiyorsun. Söylediğin lafı, daha doğrusu gafı ise,
Yozgat’ın bilmem hangi köyündeki Çoban Feyzullah’tan bile duyamazsın.
Daha şunu bile
anlayamamışsın ki, farklı bir din mensubundan kendi kutsal değerlerimize
saygıyı değil, sadece hakaret etmemesini bekleyebiliriz. Mesela, Müslümanlar
olarak, gâvurdan Hz. Peygamber s.a.s.’e salavat getirmesini isteyemeyiz, saygı
göstermesini de bekleyemeyiz. Ancak, hakaret etmeme yükümlülüğü vardır.
Aynı şekilde biz de,
Hristiyan’ın, Yahudi’nin, ya da Budist’in her “kutsal değer”ine saygı göstermek
zorunda değiliz. Hakaret etmeyiz; o başka birşey. Onların putlarına sövmeyiz,
ama saygı da göstermeyiz.
Tam aksine, onların putlarına saygı göstermek küfürdür.
Daha neyin iman,
neyin küfür olduğunu bile ayırabilmekten aciz değilsen, nedir bu sözler?..
*
Ve bu Fethullah
Gülen, bu haliyle çıkıp güya Müslümanlar’ı temsilen Financial Times’te yazı yayınlatıyor.
Daha makul görünen
şu son ifadeleri, boş bir temenni ile Müslümanlar’ı oyalamaya çalışmaktan
ibaret:
“Müslüman, tepkisini gösterirken doğru olan “orta yoldan” ayrılmamalıdır.
Toplumun kolektif vicdanına ve uluslararası topluma seslenerek birçok doğru
tepki biçimi bulunabilir. Şiddeti kışkırtmayı amaçlayan nefret konuşmaları,
ifade özgürlüğü ilkesini suiistimal etmektedir. Başkalarının haklarını, onurunu
ve özgürlüğünü çiğnerken bir yandan da korkunç silahlarla dolu bir çağda
insanlığı çatışmaya doğru itmektedir. Bu tür kışkırtmalara kanmaktansa, İslam
İşbirliği Teşkilatı ya da Birleşmiş Milletler gibi ilgili uluslararası
kurumlara seslenilmeli, onlardan bu tür nefret konuşmaları vakalarında müdahale
etmeleri ve kınamaları istenmeli. Sadece Hazreti Muhammed’e (sas) değil, tüm
saygıdeğer dinî önderlere karşı gösterilen saygısızlıkları engellemek için
gereken her şeyi yasalar çerçevesinde yapabiliriz. Peygamber’e yöneltilmiş bu
saldırılar kınanmalıdır fakat doğru cevap şiddet değildir. Şiddet göstermek
yerine tüm dinlerin kutsal değerlerine saygı gösterilmesi için sürekli bir çaba
içinde olmalıyız.”
Sonunda fatura yine
biz Müslümanlar’a çıkıyor: Tüm dinlerin kutsal değerlerine saygı gösterilmesi
için sürekli bir çaba içinde olma borcu..
Bu borcu da nerden
çıkarıyorsun ki?..
Neden, “Bir müslüman
zaten başkalarının putlarına sövmez” demiyorsun da, sanki bu yetmiyormuş gibi,
ayrıca bir de “saygı” yükümlülüğü icat ediyorsun?!..
Başkasının putuna neden
saygı gösterecekmişim?.. Saygı gösterilmesi için neden uğraşacakmışım?..
Biz Müslümanlar,
gâvurlardan Peygamber Efendimiz s.a.s.’e saygı göstermelerini beklemiyoruz,
onlardan istediğimiz şey sadece hakaret etmemeleri.
Fakat onlar,
bunu fikir özgürlüğü kabul ediyorlar. Öyle ki, Fethullah Gülen’in hatırı için bu “özgürlüklerinden” taviz
verecekleri de yok.
Ama, Fethullah Gülen
gibi isimlere gazetelerinde yazı yazdırıp bize ayrıca bir de kendi “kutsal değerlerine saygı” vazifesi yüklemeyi
de ihmal etmiyorlar.
Hem de, sanki bu,
bizim dinimizin bir gereğiymiş gibi göstererek..
Yazık ki, “Dinime dahleden bari müselman olsa” diyen
şeyhülislâmlarımız artık yok.
Financial Times‘te yazan
“hocaefendi”ler var..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder