"YOKSA ONLARIN, DİNDEN ALLAH'IN İZİN VERMEDİĞİ ŞEYLERİ KENDİLERİNE ŞERİAT (ANAYASA VE YASA, HUKUK SİSTEMİ) YAPAN (ALLAH'A ORTAK KOŞTUKLARI, ALLAH'A DENK) ORTAKLARI MI VAR? EĞER (HESABIN AHİRETE ERTELENMESİNE DAİR) AYIRMA SÖZÜ OLMASAYDI, (BU YAPTIKLARINDAN DOLAYI) ARALARINDA ELBETTE ÇOKTAN HÜKÜM VERİLMİŞ (İŞLERİ BİTİRİLMİŞ) OLURDU. ŞÜPHESİZ Kİ O ZALİMLER İÇİN ELÎM BİR AZAP VARDIR"

 

Birtakim vesilelerle (cenaze, açılış vs.) milletin huzurunda Kur'an okumak güzeldir.

Ondan da güzel olan ise, Kur'an'ın mesajının (bir kısmı gizlenmeden, çarpıtılmadan, eksiksiz biçimde) duyurulmasına çalışmaktır. 

Bundan da güzel olan ise, şayet güç (yetki) sahibiysen, Kur'an'daki hükümlerin (Şeriat'in) uygulanması, kamusal yaşama hakim kılınması, şirk-küfür olan eylem ve söylemlerin yok edilmesi için o gücü kullanmandır.




LAİK-KEMALİST DÜZENİN "ATEİZMDEN GELEN GENC"İ "RİSKSİZ" ALTAY CEM MERİÇ VE ŞAH REJİMİNİN "TEHLİKELİ"Sİ ALİ ŞERİATİ

 












Üzeyir Ademoğlu adına açılmış Facebook hesabında yazılmış olanları okuyunca (Ki bazı ifadelerini aktaracağım) Altay Cem Meriç'in başlattığı Ali Şeriati tartışmasına katkıda bulunmak gerektiğini düşündüm.

İsmin sahte olduğu belli, bangır bangır bağırıyor. 

İmdi, adamın soyadı Türkoğlu, Saraçoğlu, Topaloğlu, İslamoğlu, Vanlıoğlu, Karamollaoğlu, Müftüoğlu, İmamoğlu, Müezzinoğlu vs. olabilir.. Hepsi de sonuçta Adem oğludur, fakat her Adem oğlu Türk oğlu ya da topal oğlu değildir. 

Bir insanın bu tür soyadlara sahip olması anlaşılabilir bir durumdur. Fakat bir kimse şayet soyadı olarak "Ademoğlu" ismini seçiyorsa, şu mesajı veriyor demektir: Ben ne it oğluyum, ne eşşek oğlu, ne de "maymın" oğlu, ben de sizin gibi Adem oğluyum. 

Ademoğlu soyadını seçen kişi maymunlar, domuzlar, eşekler, develer gibi hayvanlarla bir hayvanat bahçesine kapatılmış biri olsa, kendisini böylesi bir soyadıyla tanıtmak istemesi, aslını/soyunu bu şekilde ortaya koymaya çalışması doğal karşılanabilir, fakat sosyal medyada bu soyadı ile arz-ı endam ediyorsa, sahte isim kullanmakta olduğunun bilinmesini istiyor demektir.

Selefî görünen bu kişi "samimi bir selefî" olabilir mi?.. Mümkün.. Bir istihbaratçının, bu kadar aptalca bir soyadı ile sosyal medya cangılına girmeyecek kadar zeki olması beklenir, o açıdan mümkün.. 

Fakat hesabın sahibi bir istihbaratçı-ajan da olabilir. 

*

Evet, sosyal medyada kendi ismiyle fikir teröristliği yapan bir selefînin de ajan olması mümkündür, fakat bu ihtimalden söz edilmesinden hoşlanmayıp "Niçin müslümana karşı suizanda bulunuyorsun?" diyenler de çıkabilir. 

Ancak, böyle biri sahte isimle ortaya çıkıyorsa, kimliği gizliyse, artık onun için hüsnüzanda bulunmak mevzubahis olamaz. 

Olamaz, çünkü ismini gizlemesi bir "komplo"dur ve insanların elinde, onun hakkında "komplo teorisi" geliştirme, spekülasyonda bulunma dışında bir çare bulunmamaktadır. 

Sahte isim kullanan kişi, bu sahteciliğiyle, "Benim hakkımda komplo teorisi üretmenize izin veriyor, bunu yürekten istiyorum" mesajını vermiş olur.

Üzeyir ismine gelince.. Yahudiler’in “Allah’ın oğlu” ilan etmiş oldukları bir peygamberin ismi.. Yahudiler için önemli bir isim (Üzeyir Garih’i hatırlayalım).. Hesabın sahibi, bu şekilde yahudilik mesajı vererek saflığımızla dalga geçmek, bize nanik yapmak istiyor olabilir mi sorusunun akla gelmesi tabiîdir.

Evet, bu sahte isimli hesabın sahibinin (selefi görünerek) selefîleri takip eden, onları manipüle edip yönlendirmeye, ajite etmeye, hassasiyetlerini kullanarak “dolmuşa bindirmeye” çalışan bir istihbaratçı olduğu tahmininde bulunmak zorundayız gibi görünüyor. 

En azından, bir istihbaratçı gibi icra-yı sanatta bulunduğunu kabul etmek durumundayız. 

*

Görünüşte "ultra selefî", fakat Selefîlik karşıtı Altay Cem'in avukatlığını yapıyor.. 

Şu bir gerçek, selefîliğin (Vehhabîliğin de etkisiyle) bir bakıma moda olduğu son dönemlerde selefîlerin içinde mücahid ve ilim ehli olanlara da rastlanmaktaysa da büyük çoğunluğu ahmak ve cahil. 

(Geçmişte öyle değildi, selefîler sadece alimler arasından çıkıyordu. İmam Matüridî kimdir, İmam Eş'arî necidir, bunlar neyi savunmuştur, selef kimlerdir, bunlar arasındaki fikir farklılıkları nelerdir gibi soruların cevabını bilmeyen avamın, "Yok gardaş, İmam Matüridî'nin görüşleri beni kesmedi, selefî olmaya karar verdim" demesi beklenebilir mi?!)

Selefîlerin ilim sahibi ve aklı başında olanları, diğer selefîleri (ipini koparmış dana tarzı) cahilce tekfircilikten sakındırmaya çalışıyorlar. Fakat bunlarla ilgili asıl acı gerçek şu: Haricîliğe alabildiğine yatkın ahmak bir topluluk oldukları için, istihbarat teşkilatları yani gizli servisler tarafından çok kolay kullanılıyorlar. 

Mesela DAEŞ/IŞİD.. ABD tarafından kuruldu ve İsrail'in emellerine hizmet ettiler.

Evet, bu ahmaklar nasıl uluslararası ilişkiler arenasında (kendini mücahit zanneden) ipi gâvurun elinde "terörist" olarak arz-ı endam edebiliyorlarsa, fikir bağ ve bahçesine de aynı şekilde (gâvura hizmet eden, eşekten hallice) fikir teröristleri olarak destursuz girebiliyorlar. 

Aralarında dünya kadar ajan-istihbaratçı-eleman-muhbir var, farkında değiller. 

Daha kötüsü, arkalarında o istihbarat teşkilatları var. Sözde fikir sahasında cihat ediyor, tebliğde bulunuyorlar, gerçekte ise, tıpkı DAEŞ militanları gibi ABD-İsrail hattının şuursuz piyonları durumundalar.

Yukarıda sözünü ettiğimiz Ademoğlu (ve sosyal medyadaki benzerleri), MİT’çi de olabilir, MOSSAD ajanı da, CIA ajanı da..

Ha, yazdıkları hepten yanlış mı? Değil!.. Fakat kime çalım attığın değil, kritik zamanlarda kimin kalesine gol attığın önemli.. 

Doğruları oltadaki yem olarak kullanmadan safları avlayamaz, “yanlış”ını onlara yediremezsin. “Zehiri altın tas içinde sunarlar, bal da onun suç ortağı.” 

*

Türkiye’deki ABD ve İsrail yanlılarının geleneksel Sünnî-Şiî kavgası ateşinin harlanmasına şu sıralarda şiddetle ihtiyaçları var.

Altay Cem efendi de tam da Ali Şeriati ile uğraşacak zamanı bulmuş.

Başka bir zaman (Mesela İran’ın rahat bir zamanında, ve de Erdoğan’ın onlara “Biz sünnî de, şiî de değiliz, müslümanız” diyerek zeytin dalı uzattığı, onların hatırına Sünnîlik'ten, yani Sünnet’e bağlılık vurgusundan vazgeçme iradesi ortaya koyduğu bir zamanda) bunu yapmış olsa, alkışlayacağız.

İmdi, Sünnîlik ile Şiîlik aynı kategoride değerlendirilemez.. Çünkü Sünnîlik, doğrudan Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e, Sünnet'e bağlılık ilanıdır, ashab arasında ayrım yaparak bir Hz. Ebubekir’e, bir Hz. Ömer’e, bir Hz. Osman’a, bir Hz. Muaviye’ye vs.yönelik  –ashabın diğerleriyle karşıtlık ilişkisi kurmak suretiyle yapılmış- bağlılık deklarasyonu değildir.

Sünnîlik için Hz. Ömer ne ise Hz. Ali de odur. 

Şiîlik ise Hz. Ali taraftarlığıdır, saf ve pür Ehl-i Beyt taraftarlığı bile değildir, çünkü Hz. Peygamber s.a.s.’in hanımları da (ayet-i kerime gereğince, ve de "aile" ve "beyt" kavramlarının "doğa"sı icabı) Ehl-i Beyt’tendir. 

Ve ayrıca Şiîlik, (istisnaları varsa da geneli itibariyle) sadece Hz. Ali taraftarlığı da değildir, “Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman” karşıtlığıdır. Özellikle de Hz. Ömer karşıtlığıdır, İran onun zamanında fethedildi diye.

Hz. Ali taraftarı olmamak adamı dinden çıkarmaz, ki ashabdan cennetle müjdelenmiş olanların ekseriyeti, Hz. Ömer’in vefatından sonraki halife seçiminde Hz. Ali taraftarı olmadıklarını beyan ettiler, böylece Hz. Osman halife oldu. Fakat aynı şey “Sünnet taraftarlığı (Sünnîlik)” için söylenemez. Yani "Müslümanlık" adına Sünnîlik karşıtlığı yapılamaz. 

Ya da şöyle söyleyelim: "Tanım gereği" Sünnîlik, Müslümanlık adına "vazgeçilebilir" birşey olarak gösterilemez. Müslümanlığın lazım-ı gayr-i mufarıkıdır, mütemmim cüzüdür. 

Sünnîlik ile Şiîliği aynı kefeye koymak, elmalarla armutları toplamaktır.. Sünnîlik, "ilkeler"e bağlılıktır, şiîlik ise "şahsa" bağlılık.

Hak ve hakikat adına bunları söylemek, hatırlatmak zorundayız.

*

Erdoğan’ın o şekilde konuşması büyük hata idi.. 

Hangi üstün zekâlı metin yazarları bunları yazıp eline tutuşturuyorlardı bilmiyorum. Fakat bir türlü “istikamet”i tutturamıyorlar. İnsan, Erdoğan’ın etrafında hiç mi aklı başında adam yok, bu nasıl bir kaht-ı rical diye düşünmeden edemiyor.

İlk düğmeyi yanlış iliklerseniz, bütün düğmeler yanlış gider. Şiîlerin, ne kadar iyi niyetli olurlarsa olsunlar, en başta yaptıkları basit gibi görünen temel bir hata, onun üstüne inşa ettikleri bütün bir binanın yamuk ve çarpık olmasına neden oluyor.

Yanlış anlamaya meydan vermemek için bunları söyledikten sonra asıl konumuza dönebiliriz. 

Şia’nın (emr-i bi’l-maruf nehy-i ani’l-münker kapsamında) uyarılmaya ihtiyacının bulunduğu kesindir. Fakat birileri Türkiye’de bugün bunu öyle bir zamanda ve öyle bir üslupla yapıyorlar ki, “Bunu ancak ya bir CIA ya da MOSSAD ajanı, ya onların yerli-milli bir acentasının işbirlikçi elemanı, ya da bilgiçlik ve sansasyon meraklısı aptal bir şöhret tutkunu, dikkat çekmek için Zemzem kuyusuna işeyebilecek tıynette bir kazma yapabilir” demek zorunda kalıyoruz.

Ancak şunu da belirtelim: Altay Cem'in başlattığı bu tartışmaya “Ali Şeriaticilik” yaparak dahil olanların da bir kısmı (hepsi değil) kesinlikle “derin” elemandır. 

Kavganın kızışması için amigoluk yaparak gürültü çıkardıklarını, karşı tarafın “penaltıdan gol” atmasını sağlamak için bilerek “faul” yaptıklarını düşünmemek elde değil.

*

Sözünü ettiğimiz ("maymın" oğlu olmadığını ilan etmeyi gerekli gören) Adem oğlu Zübeyir şunları yazmış:

Altay can Meriç kendi youtube hesbından Ali Şeriati eleştirisi yapan bir video hazırlamış..!

Meriç, Özellikle Ali Şeriatinin Sahabe hakındaki çirkin sözleri ve hakaretemiz ifadelerine tepki gösteriyor bu videosunda.!

Ali Şeriati'nin; Hz Ömer, Hz Osman ve Hz Ebubekir için kulandığı ağır ve hakaret ifade eden sözlerine tepki gösteriyor Meriç..!

Şeriati'nin gerek sahabe gerekse Halifeler hakında uydurduğu hikayeler ve yaptığı hakaretemiz ifadeler, hiçbir müslümanın kabul edeceği ifadeler değil anlaşılan.!

Meriç, Ali şeriatinin islam müktesebatına ve müslümanların değerlerine yaptığı bu haksız eleştirileri, kitablarındaki kaynakları delil gösterip makul eleştirilerle tepki gösteriyor..

Yani "Altay Cem Meriç, Ali Şeriati’nin kitaplarını satır satır okuyarak eleştiriyor.

Karşısına dikilip sözü olan da ACM’nin fikirlerini tek tek dillendirerek eleştirme yeterliliği ve iradesini göstermelidir.

Meriç'in takındığı üslup ise Hz. Osman’a “firavun” diyen, birçok sahabeye edilmedik hakaret ve iftira bırakmayan Şeriati’ye ne eksik ne fazla hak ettiği tondadır.

itirazınız varsa, kaçak dövüşmeyin, buyrun bir kamera ve mikrofon karşısına geçin siz de aynı cesareti gösterin.”

Altay Can meriç, Ali şeriatinin ilk nesil islam toplumu ve sahabe toplumu hakındaki olumsuz ve zehirli fikirlerine karşı uyarı görevini yaparak, bilinçsiz ve kör taasupçu okumalara karşı müslümanlara uyarı görevini yapıyor..

Anlaşılan, Altay Can Meriç'in Ali şeriatiden tevarüs eden bu zehirli fikirkerini deşifre etmesi bu zehirli fikirleri yıllarca suni topluma ihrac eden kesimleri rahatsız etmiş durumda..

*

Ali Şeriati Türkiye’de bir ara (İran Devrimi rüzgârının da etkisiyle) (İrancı diye bilinen kesimde) moda oldu ve bütün modalar gibi gelip geçti, bitti gitti.

İrancı olmadığı halde "entellik" icabı ya da modaya uyup kitaplarını alan kitap meraklıları da olmuştu. 

Kitapları satın alınmıştır da, fazla okunduğunu zannetmiyorum.

“Ali Şeriati okudum, bu yüzden Sünnîlikten vazgeçtim, şiî oldum” diyen bir tek Allah’ın kulunun bulunduğunu da sanmıyorum. 

"Sünnîliği bıraktım, şiî oldum" diyene rastladım da, işin açıkçası, İrancı çevreleri takip için “görev” icabı Şiîliği seçmiş olduğunu düşündüm. Bunun başka pratik faydaları da var tabiî, ibadetlerde kolaylık yapmayı, cuma namazına bile gitmemeyi garanti ediyor, insanı epeyce bir zahmetten kurtarıyor.

Bu ülkede, Ali Şeriati okuduğu için şiî olunmasını geçtik, tam tersi yaşandı. Bir zamanların İrancıları sonradan acayip Hz. Osmancı oldular.

Tipik örnek AK Parti eski milletvekili Mehmet Metiner.. Bir zamanlar kendisi gibilerle birlikte Girişim diye bir “bitirim” dergi çıkarıp İrancılık, radikallik vs. yapmıştı.

Sonradan laik-Atatürkist düzenin nimetlerinin tadını keşfetti, bir “aydınlanma” yaşadı.

Öyle bir aydınlanma ki, AK Parti iktidarı döneminde yaşanan akraba u taallukat kayırmacılığını savunmak için “Ne var bunda, Hz. Osman da böyle yapmıştı” diyebildi.

*

Evet, Türkiye’de Ali Şeriaticilik diye bir akım yok.. Kitapları bazı Batı dillerine de çevrildiği için bizde de kıymete binmiş, mevsimlik bir nezle olarak bazılarının burunlarını yoklamıştı.

Ve unutuldu gitti.. “Ondan kalan boynu bükük ve sefil / Devrik bir lamba ile sönük fitil.”

Şimdi müflis tüccar hesabı eski defterleri karıştırmanın, soğuk, izbe ve karanlık mahzenlerde çürümekte olan dosyaları çıkarıp tartışma konusu yapmanın faydası nedir?

Hem de böyle bir zamanda..

*

Türkiye için asıl sorun Ali Şeriati değildir.. Selanikli zampara Atatürk’tür.. Ali Şeriati, Atatürk'ün yanında devede kulak bile değildir, devede tüydür.

Şu anda bile ilkokula giden altı yedi yaşındaki saf zihinler, Atatürk putçuluğu ile kafaları doldurularak yetiştiriliyor.

Tablo şu: Yukarıdan gelen bir sel var, bostandaki bütün mahsulü alıp götürüyor, kenarda Kadir Mısıroğlu gibi birkaç kişi oturmuş mahsulden birazını olsun kurtarmaya çalışıyorlar, fakat kurtarabildikleri devede kulak bile değil.

Fazla birşeyi kurtaramama bir tarafa, kendileri de selin suyundan çamurundan paylarını alıyor, oraya buraya savruluyorlar.

Halihazırda bütün devlet kurumları Selanikli zamparaya hizmet ediyor. Her yerde onun resimleri, heykelleri, sözleri..

Ve bu Selanikli zampara, ashabı da geçtik, doğru sözlü ve dürüst bir asker olan Kâzım Karabekir’in şahitliğine göre, doğrudan Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e hakaret etmiş bulunuyor. 

Yazdırdığı tarih kitaplarında da benzer ifadeler var.

Orada da durmamış, Allahu Teala’nın kelamını da aşağılamış.. Milletin önünde “gökten indiği sanılan” kitaplara karşı kendisinin süflî “hayat”ının reklamını yapmış.

"Devrim" adı altında yaptıkları da ortada..

Ve de bu devletin derinlikleri, Haydar Baş belası gibi adamlarını devreye koyarak onu seyyid, hafız, evliya yapmış, resmen İslam'la ve müslüman halkla dalga geçmiş..

Peki buna karşı Altay Cem efendi ne yapmış?

*

Yaptığı şu: Kadir Mısıroğlu’nu ve onun şahsında diğer anti-Kemalist araştırmacı ve yazarları itibarsızlaştırmaya çalışma şaşkınlığı..

Bakın ne diyor:

“(Atatürk’e karşı) Bir aşk nefret ilişkisi içinde de değilim. Ben tarihî karakterlerle öyle bir ilişki kurmuyorum. Ama, bana sorarsanız mesela Kadir Mısıroğlu’nu tenkit edeceğim konulardan birisi budur: Çok hissî tarih okuma tarzı, özellikle Mustafa Kemal konusunda, üslubu da bence..”

Vay uyanık vay!

Sen merhum Kadir Mısıroğlu’na karşı hissî değilsin, öyle mi?

Cem Yılmaz’ın tabiriyle “duygusal” da mı değilsin?

*

Açık konuşalım.. Evet Altay Cem'in, Peygamberliğin İspatı gibi güzel çalışmaları var.. 

Fakat sen, evet sen, (bu halinle) Kadir Mısıroğlu’nun attığı tırnak bile olamazsın. O bir Erciyes, sen ise Kayışdağı bile olamazsın. (Mısıroğlu hatasız değildi, fakat hizmeti büyük, ve çok büyük bedel ödedi, saygı duymak gerekiyor.)

Ha, bir Kadir Mısıroğlu olmayı sağlayacak zekâ ve kabiliyet sende yok mu?.. Var!.. O zekâ sende var da, o yürek, o ciğer yok..

Öyle görünüyor.

Bu şahsın parlaması, "atezimden gelen genç" olarak sosyal medya sinemasında arz-ı endam etmesiyle olmuş. Böylece dikkat çekmiş, ilgi odağı haline gelmiş. Tam da "Gençler ateist oluyor, deist oluyor" feryatlarının koparıldığı bir zamanda. 

İyi ve güzel çalışmaları var, fakat hep "risksiz" sularda yüzüyor. 

Üstelik, yaptığı hizmet "yeri doldurulamaz, benzeri bulunmayan" nitelikte de değil.. Sayısız benzer faaliyet ve çalışma var.. Tek kusurları "ateizmden gelen genç" olarak şöhreti yakalayamamış olmaları. 

*

Bu açıdan İsmet Özel'e benziyor.. İsmet efendi de solculuğun/komünistliğin moda olduğu, 1968 rüzgârının henüz kesilmediği bir zamanda "müslüman" olmuş, eski solculuğunun ve solcular arasında "şair" diye tanınmış bulunmasının hatırına yüceltilmiş de yüceltilmişti. 

İsmet'in İslamî kesimin yabancı olduğu (eski solculuğundan kaynaklanan) kendisine özgü bir dili ve jargonu vardı. Ayrıca en basit fikirleri karmaşık ve dolambaçlı ifadelerle eşi bulunmaz tefekkür ürünleri gibi yaldızlayıp satmayı beceriyordu. İslamî bilgi birikimi bakımından ise bomboştu, fakat ne gam! Artistik lafları, kendisinden daha boş olan gençlerin ilgisini çekiyordu. 

Evet, vatandaşın ne tefsirden, ne hadîsten, ne kelam ilminden, ne fıkıhtan, ne de tasavvuftan haberi vardı. Fakat Batı düşüncesine merakı vardı ve yüzeysel biçimde biliyordu, hatta William Ebenstein'dan Siyasi Felsefenin Büyük Düşünürleri adıyla bir çeviri de yapacaktı. Beslendiği asıl kaynak Batılı entelektüellerdi.

İsmet'in yarım asırlık "ideolojik sergüzeşt"i "risk"siz bir mecrada devam etti.. Aykırı çıkışlar yapmıyor değildi fakat bunlar da sansasyonel ve dikkat çekici olmakla birlikte yine "risksiz"di.. 

Tam da NATO'nun İslam'ı hedefe koyduğu bir zamanda, İslamcılık'tan istifa edip ulusalcılığa (yerli-milli Türkçülüğe) kapağı attı.. İslam'ın ümmetçiliğini ve evrenselliğini katledip onu Türklük parantezi içine sıkıştırmak için sloganlarla örülü bir "protestan (millileştirilmiş) İslam" icat etmeye kalkıştı.

Satışa sunduğu malın üstündeki reklam "gâvurla çatışma"dan söz ediyor, teslimat ise "Türk olduğunu söylüyorsan zaten gâvurla çatışmış sayılırsın, ayrıca birşey yapmana gerek yok. Türk olmayan 'hadsiz müslüman'lardan da uzak dur" mesajı veriyordu. 

Böylece NATO'nun istediği "ırkçılıkla ılımlılaştırılıp sulandırılmış İslam" Türkiş kebabı pişirilmiş oluyordu. 

Zahiren şanslı, batınen bahtsız İsmet'in kaderi NATO'nunkine paralel yazılmış gibiydi.

NATO'nun komünizm karşıtı olduğu zamanda komünistliği bırakıp "müslüman" olmuş, İslam'ı hedefe koyduğu zamanda ise İslamcılığı bırakıp Türkçülük trenine atlamıştı.

*

İslamî bilgi birikimi bakımından Altay Cem, İsmet kadar boş değil, fakat "risksiz" alanlarda top koşturma bakımından ondan farksız.

Sonradan "müslüman" olanlar genelde İslam'la tanışmalarını sağlayan İslamî düşünce akımı ya da grup ile sarsılmaz bir bağ kurarlar. Mesela Necip FazılAbdülhakim Arvasî rh. a. vasıtasıyla İslam'ı tanıdığı için tutkulu bir tasavvuf yanlısı olmuş, Nakşbendiye meşayihi silsilesi için "Sonsuzluk Kervanı, peşinizde ben, / Üç ayakla seken topal köpeğim! / Bastığınız yeri taş taş öpeyim. / Bir kırıntı yeter kereminizden! / Sonsuzluk Kervanı, peşinizde ben" mısralarını yazabilmiştir. 

Nurettin Topçu'da da tasavvufa ve Abdülaziz Bekkine rh. a.'e karşı böylesi bir bağlılık mevcut.. 

Buna karşılık, Bediüzzaman'ın Risaleler'i ile büyümüş olanlar da onu aşırı yüceltiyor, neredeyse alemde ondan başka alim bulunmadığını zannediyorlar. Salt müceddid olarak görseler mesele değil de onu birçoğu Mehdî yapmış durumdalar. Bu açıdan, (Mehdî'leri gelmiş fakat kaybolmuş) Şiîler'den fazla bir farkları yok.

Buna karşılık, Batı'da entelektüel derinliği olup da müslüman olanların genelde doğrudan Kur'an ve hadîslere yönelmeyi tercih ettikleri, mezhepleri ve tarikatları çok fazla önemsemedikleri müşahede olunuyor. Mesela Roger Garaudy böyleydi. 

"Ateizmden gelen genç" Altay Cem'e gelince.. Anladığım kadarıyla ateizmden vazgeçmesi herhangi bir cemaat ya da topluluk sayesinde olmamış.. 

Ancak, izlediği "risksiz" ve "akredite" çizgiye baktığımızda, sanki "hidayet"ine "laik-Kemalist Türkiye Cumhuriyeti Devleti" vesile olmuş gibi bir izlenim veriyor.

*

Yıl 1990.. Aylardan Kasım..

Almanya’da, Köln şehrindeyim.

Millî Görüş Teşkilatı’nın kitap fuarı var.

Fuara Türkiye’den Ali Bulaç, Abdurrahman Dilipak, İsmet Özel, ve D. Mehmet Doğan gibi yazarlar da, kitaplarını imzalamak için katılmışlardı.

Bir akşam Erbakan da geldi, yazar çizer ve yayıncılara teşkilat merkezinde bir konuşma yaptı.

Kadir Mısıroğlu’nu ilk ve son kez o fuarda gördüm. Gündüz, küçük bir standdaki bir masanın arkasında o gür sesiyle bağırarak birşeyler anlatıyordu.

Sorun şurada ki, etrafında onu dinleyen hiç kimse yoktu. Tuhaf bir manzaraydı.

Fuarın tenha bir zamanıydı ve etraftakiler onu görmezden geliyorlardı.

O sırada Mısıroğlu 10 yıldır (12 Eylül darbesinden beri) yurtdışında yaşamakta olan bir kaçaktı.

Türkiye’ye dönemiyordu.

Suçu anti-Kemalist olmasıydı.. Selanikli zampara hakkında bazı gerçekleri yazıp söylemiş bulunmasıydı.

Bu yüzden 1960’larda da, 70’lerde de hapis yatmıştı.

Yurtdışındaki ticarî girişimleri de (hatıratında anlattığına göre), “derin” iyi saatte olsunların “örtülü” müdahaleleri yüzünden akamete uğramış, tamı tamına bir milyon mark borçlu hale gelmişti.

Çile üstüne çile..

Yine, hatıratında yazdığına göre, Almanya’daki bir MİT’çi onu ziyaret edip, “Kadir Bey, biliyoruz sen vatansever adamsın, Atatürk konusunda geri adım at, sorunlarını çözelim, memlekete dönmeni sağlayalım” demiş, fakat o bunu kabul etmemişti.

*

Şimdi gelelim “hissî/duygusal” olmayan Altay Cem’e..

Sen Kadir Mısıroğlu tarzı duygusallığın resmini yapabilir misin Abidin?

Yapamazsın..

Sen ancak Cem Yılmaz tipi duygusallığın resmini yapabilirsin..

Altay Cem, Atatürk konusunda tutup Kadir Mısıroğlu gibi bir tavır sergilesin (tam onunki kadar da değil, onunkinin onda biri kadar bir tavır sergilesin) bakalım onu sağa sola davet edip konferans verdiriyorlar mı?

Sosyal medyadaki “derin” goygoycular, beleş hınk deyiciler reklamını yapıyorlar mı?

“Maymunoğlu” olmayan Ademoğulları arkasında saf tutuyorlar mı?

Denemesi bedava..

 

MUHSİN YAZICIOĞLU'NUN ÖLÜM YILDÖNÜMÜ VESİLESİYLE: "... SORULDUĞU ZAMAN" (O SORGU ZAMANI YAKIN.. "KÜLLÜ ÂTİN KARÎBÜN: HER GELECEK YAKINDIR")

* O general in ismini Yazıcıoğlu mutlaka birilerine söylemiştir.  Söylememiş olması " hayatın olağan akışı "na aykırıdır.  MİT...