Fikriyat.com yazarı Mustafa Özcan’ın son yazısının başlığı hayli
iddialı:
“Olaylara ibret ve hikmet
nazarıyla bakabilmek”.
Sanırsın ki yanı yöresi, cebi kuşağı hikmetle dolu, cömertçe
dağıtıyor.
Gerçekte, yazdıklarıyla kendisi ibret konusu haline
geliyor, farkında değil.
*
Bu arkadaşın bazı yazılarına daha önce de değinmiştik..
Mesela ashabdan Amr ibnü’l-As r. a.’in Rumlar’la (Batılılar’la) ilgili
bazı övücü ifadelerini, Peygamber Efendimiz s.a.s.’e ait hadismiş gibi aktarmış
olduğunu dile getirmiştik.
Bu
hatasını köşesinde düzeltmesi gerekirdi, düzeltmedi.. Böylece, yalan hadîs
uydurma konumuna düşmüş oldu.
Yazılarında
çok sık hata yapıyor.. (Hatasız kul olmaz, hepimiz hata yapıyoruz, fakat
hatamız deliliyle ortaya konulduğunda düzeltmeliyiz.)
Yanlış
öğreniyor, yanlış hatırlıyor, ve yanlış yazıyor.
Mesela
“Korsanlara karşı Hızır’ın gemisine
binmek” başlıklı yazısında şunu diyordu:
“Musa ile Hızır aleyhisselam
bir gemiye buyur ediliyor. Hızır geminin altında delik açıyor. Musa
Aleyhisselam mahut haliyle celalleniyor ve kendilerini gemiye alan hayır
sahiplerine böyle mi mukabele etmek gerektiğini soruyor. Hızır Aleyhisselam
bunun nedenini şöyle açıklıyor: Arkalarında korsan bir gemi var. Sağlam
gördükleri gemilere el koyuyorlar. Ben de ayıplı görsünler de gemiye
ilişmesinler diye bu deliği açtım diyor.”
(https://www.fikriyat.com/yazarlar/mustafa-ozcan/2025/02/07/korsanlara-karsi-hizirin-gemisine-binmek)
Bir defa, gemi sahipleri, hayrına yolcu taşıyan kişiler
değil.. Geçimlerini denizden sağlayan yoksul kimseler..
Arkalarında “korsan bir gemi” de yok.. “Gâsıp bir kral” var: “…
ve kâne verâehum melikun
ye'huzu kulle sefînetin ğasben.”
*
Son yazısında bol keseden dağıttığı hikmetlere gelelim.
Sözlerine şöyle başlamış:
“Şimdi içimizdeki bazı aklı
evveller çıkmış şöyle diyorlar: Eskileri kurcalamayın. Şimdiki sahneye
odaklanın! Sanki ikisi birbirinden kopuk ve arada asırlar varmış gibi! Heyhat!
Kendilerini şöyle avutuyorlar: Allah zalimi başka bir zalimle bertaraf
etmez! İran muhabbetiyle bu ihtimali peşinen
dışlıyorlar.”
(https://www.fikriyat.com/yazarlar/mustafa-ozcan/2026/04/05/olaylara-ibret-ve-hikmet-nazariyla-bakabilmek)
“Hikmet” sahibine bakın, lafa iftira ile başlamış..
“Allah zalimi başka bir zalimle bertaraf etmez!” demiş olan
kim, ismini ver de biz de bilelim!
Kafadan uyduruyor.. Sebebi ise devasız İran düşmanlığı..
Fakat zeytinyağı gibi üste çıkıp başkalarını “İran muhabbetiyle” bir ihtimali
peşinen dışlamakla suçluyor.
*
İmdi, bazı durumlarda “eskiler kurcalanmaz”.
Kurcalanamaz.
Mesela Doç. Sinan Ateş
cinayetini alalım.. Hanımının itiraflarından biliyoruz ki Sinan Ateş de
geçmişte bazı zulüm ve haksızlıklara alet olmuştu.. Ancak, Sinan Ateş cinayeti
davası görülürken bunlar olaya dahil edilemez. (Edilmesi için, cinayeti
işleyenlerin geçmişte maktulden zarar görmüş olmaları gerekir.)
Olayımızda İran, kalkıp Atlas Okyanusu’nu geçip New York’a,
Boston’a filan saldırıyor değil.. Öteden beri İran hep ABD’nin zulmüne uğramış, baskısına maruz kalmış durumda..
(Bu, İran’ın başkalarına hiç zulmetmemiş olması anlamına
gelmiyor. Fakat, İran’ın bugünkü mağduriyeti, geçmişteki
sabıkası üzerinden haklı, meşru ve makul gösterilemez.)
*
Yazar, bunun arkasından ABD
avukatlığına soyunuyor:
“Bu kelamda Mutezile
anlayışını yansıtıyor. El emru unfun. Yani öncesi yok. Süreç ve sorumluluk yeni
başlıyor! Halbuki Amerikalılar için böyle düşünmüyorlar.”
İlk cümle bazılarına anlamsız gelebilir: Kelam kelimesiyle
kastettiği şey, Kelam ilmi.. (Ne
alâka demeyin!.. Arap medyasını takip ediyor, orada okuduklarını yazılarında
aktarıyor. Böylece ortaya sapla samanı karıştıran yazılar çıkıyor.)
Dertlendiği şeye bakın! Birileri İran için böyle
düşünüyorlarmış.. Zavallı Amerikalılar
için ise öyle düşünmüyorlarmış.
Nerden biliyorsun?
ABD’nin haksızlığa uğradığı, zulme maruz kaldığı bir olay göster,
birlikte kınayalım.
“Atma Recep, din kardeşiyiz” diyeceğiz de, adın Recep değil.
ABD avukatlığı yapmaktan utanmıyor musun?
*
Yazar şunları da diyor:
“Bugün ise organize olmayan
ehl-i sünnet mensupları İran karşısında kırılgandır. Onunla kolay kolay başa
çıkamaz. Bu nedenle de İran, cinsinden bir düşman ile karşı karşıya kalmıştır.
Bu kaderin bir cilvesidir. Eskiler buna 'el cezau min cinsi'l amel'
demişlerdir. Dolayısıyla burada mahza bir hikmet var. Allah mazlumları kayırır,
zalimler arasından çekip alır. Sevseniz de sevmeseniz de durum böyledir. Burada
zalimi zalimle karşılaştırmaya karşı çıkıyorlar ve taraflardan birinin Müslüman
veya en azından bidat ehli olduğunu hatırlatıyorlar. Onun karşısında da gayri
Müslim bir güç olduğunu hatırlatıyorlar. Zehi gaflet! Bu eşleştirme meramı
perdeleyen eksik bir değerlendirmedir.
“Lübnanlı Sünni ulemadan
Hasan el Mu'rib'in dediği gibi Allah bir zalimi başka bir zalimle bertaraf
eder, def eder. Tarihte buna dair birçok misal ve örnek vardır. Ayette 'Allah
insanları birbirleriyle def etmeseydi, savuşturmasaydı yeryüzü fesada gark
olurdu' buyrulmaktadır.
“… Bugün isimleri ne olursa
olsun iki zalim karşı karşıyadır. Cinsleri farklı olan piton ile timsah
karşılaşması gibi farklı sıfatlarla birbirlerini pert ediyorlar. Allah
zalimleri birbiriyle söküyor. Valluhu galibun ala emrihi ve lakin ekseren nasi
la ya'lemun. Zalimleri sadece
kimliklerinden biriyle eşleştirmek bizi sağlıklı değerlendirmeye götürmez! İnsanlar hikmet nazarıyla bakmayınca
olaylardan ibret de alamıyor. Takıntılı ve saplantılı bir biçimde kendi
ezberlerini tekrarlıyorlar.”
*
Böylece yazar, “İran’a
oh olsun, ABD’nin elleri dert görmesin” demiş oluyor.
Keyfi yerinde..
Birtakım doğruları kendi bakımsız, çarpık, eğri büğrü ve çelimsiz “hikmet”i için
kurban ediyor.
İmdi, hayatta yaşanan herşey, bir zalimin başka bir zalim
eliyle cezalandırılması veya def edilmesi olarak yorumlanamaz.
Olaya böyle bakarsanız, İsrailoğulları’nın öldürdükleri peygamberleri de “ektiklerini
biçen” zalimler olarak göstermiş olursunuz.
Yurtlarından sürgün edilen Rasulullah (sallallahu aleyhi ve
sellem) ile Mekkeli ilk müslümanları da..
Aynı şekilde, zulmen şehid edilen Ashab-ı Uhdud’u da:
“O mü’minlerden, başka bir sebeple değil, sadece
karşı konulmaz kudret sahibi ve her türlü övgüye lâyık olan Allah’a iman
etmelerinden ötürü nefret edip, intikam alıyorlardı.” (Bürûc, 85/8)
Belaya
maruz kalan herkes, her zaman, “zalim” olduğu için bunu yaşamaz:
“Sadece içinizden zulmedenlere dokunmakla kalmayacak olan bir fitneden sakının ve bilin ki Allah’ın cezası şiddetlidir.” (Enfal, 8/25)
*
Allahu Teala şöyle buyuruyor:
“İnsanlardan öyle kimseler de vardır ki, 'Allah'a îmân ettik' der, fakat Allah uğrunda bir eziyete uğranıldığı zaman,
insanların verdiği sıkıntıyı Allah'ın azâbı gibi tutar! Şânım hakkı için, eğer
Rabbinden (size) bir yardım (bir zafer) gelirse, (onlar) mutlaka 'Şüphesiz biz
sizinle berâberdik!' diyeceklerdir. Allah, âlemlerin sînelerinde bulunanları en
iyi bilen değil midir?!” (Ankebut, 29/10)
Allahu Teala kulları hayırla da, şerle de imtihan eder:
”Her nefis ölümü tadıcıdır. Bir imtihan olarak
sizi şerle de hayırla da deneriz. Ve ancak bize döndürüleceksiniz.”
(Enbiya, 21/35)
“Celâlim hakkı için, mallarınız ve canlarınız
husûsunda imtihan olunacaksınız ve sizden önce kendilerine kitap verilenlerden
ve şirk koşanlardan şüphesiz (size ağır gelen) birçok eza (incitici, kırıcı, suçlayıcı ve aşağılayıcı sözler) işiteceksiniz!
Buna rağmen sabreder ve (günahlardan) sakınırsanız, artık şüphesiz ki bu,
azmedilecek (kararlı sabra lâyık) işlerdendir.” (Al-i İmran, 3/186)
*
Mustafa
Özcan tipi “hikmet”e göre, şunu düşünmemiz gerekiyor: Allahu Teala, zalim İsrail ile bir başka zalimden, Filistinliler’den
ve özellikle de Gazze’den intikam
alıyor.
Otur,
keyifle izle!..
Hatta
İsrail’le açıkça ya da el altından ticaret yap, cüzdanını doldur..
Öyle
ya, “kader”deki “hikmet”le muaraza mı edeceksin!
(Burada
şunu da belirtelim:
Bu,
bütün Filistinliler’in ve Gazzeliler’in pir ü pak olması anlamına gelmez..
Gazze’de şu anda bile İsrail hesabına
terör estiren çeteler ve ajanlar mevcut.. Geçmişte de Filistinliler
İslamcılıktan ziyade solculukla tanınıyorlardı.
Şu
anda nasıl genelde Filistinliler ve özelde Gazzeliler arasında MOSSAD’a çalışan ajanlar da varsa,
geçmişte de Yahudiler’e sempati duyan ve arazi, arsa, tarla, bahçe, ev vs.
satanlar da vardı.
Toptancı
düşünmeyelim..
Ancak
bu, İsrail-Filistin/Gazze ihtilafında tutup bütün sorumluluğu “kader”in “hikmet”ine
yüklememizi, “Gazzeliler hak etmeselerdi bunlar başlarına gelmezdi” dememizi
gerektirmez..
Bununla
birlikte, bir müslüman olarak Gazzeliler için elini taşın altına koymayan “müslüman”
ülkelerin “içinde yaşadığı rejimden memnun” tuzu kurularının suçu Allahu Teala’ya
attıklarına, “Allah niye buna müsaade
ediyor?” diye konuştuklarına da şahit olunabiliyor.
Şahsen
böyle birine rastladım.
İşte
böylesi tiplere, Allahu Teala’nın takdirinde hikmet olduğu Allahu Teala
hesabına hatırlatılabilir, fakat ABD ve İsrail hesabına ve de “elini taşın altına
koymayan beleşçi rejimler” yararına “kader” istismarı yapılamaz.)
*
İnsanın
kendi başına gelen bela ve musibetlerde (zalimi mazur görmemekle birlikte, "kadere rıza" ve "sabır" çerçevesinde) “kaderin adaleti”ni ve “Allahu Teala’nın
kaza ve kaderindeki hikmeti” hatırlaması iyidir, fakat kendisi dışındaki
dünyaya bakarken zalim-mazlum ayrımı
yapmadan her iki tarafı da“zalimler kompartımanı”na yerleştirmesi “hikmet” değildir.
Eyyamcılık
ve konformizmdir.
Hikmetten
nasipsizliktir.
Zulme yardakçılık ve "zalimin hınk deyiciliği"dir.