2023 SEÇİMİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2023 SEÇİMİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

SUİKAST

 



Konuyu gündeme getiren kişi bir CHP'li.. Alaattin Aldemir.

Ancak eski MHP'li.. Ülkü Ocakları eski genel başkanı..

Halk TV’den İsmail Küçükkaya’ya şunları söyledi:

"Diyorlar ki ‘Sandık güvenliği’. Sandık güvenliğinden önce millet ittifakını oluşturan liderlerin can güvenliği… Bir mafya grubu üzerinden Kılıçdaroğlu’na hamle yapılacağıyla ilgili duyumlarım var. Devlet görevlilerini göreve çağırıyorum. Hepsi ortağı olur bu işin. Genel başkana haber vermeden ben bunu sizinle paylaşıyorum. Bir mafya grubunun üzerinden, Sinan’a (öldürülen eski Ülkü Ocakları başkanı Sinan Ateş) yaptıkları gibi bir uyuşturucu grubu üzerinden bir şeyler duyuyorum liderlere yönelik, sakın ha. Sakın ha. Bu ateş hepimizi yakar. Çok açık söylüyorum.”

Bunları söylediğinde takvimler 7 Mart'ı gösteriyordu.

13 Mart günü ise Kılıçdaroğlu T24'ten Murat Sabuncu'ya şunları söyledi:

“Olur, böyle şeyler; önemsemiyorum. … Bu türden haberlerin aynı zamanda bazı mahfillerin propaganda enstrümanı olduğunu da biliyorum. Toplumda bu tür haberler üzerinden korku, endişe yaratmaya çalışırlar; bu tür haberlerle toplumu sindirmeye çalışırlar.”

Konuyu gündeme getiren CHP’li Aldemir olduğuna göre, toplumda korku ve endişe yaratmaya çalışan odak da CHP olmuş oluyor.

*

Böylesi dedikoduları Kılıçdaroğlu karşıtlarının çıkarması ihtimali düşük.. Çünkü bu, onu mağdur hale getirir ve toplum nezdinde güçlendirir.

Henüz adaylık başvurularının yapılmadığı bir zamanda ona yönelik bir suikast da Kılıçdaroğlu karşıtları için faydalı olmazdı.. Diyelim ki hayatını kaybetti, yerine gösterilecek aday ezici bir galibiyet sahibi olurdu.

Siyasî suikastler sadece iç ihtilaflardan beslenmez, dış güçler de içerdeki uzantılarını kullanarak bunu yapabilirler.

Mesela Sultan Abdülhamid’e böylesi bir suikast düzenlenmişti. Ölseydi mesele yoktu, fakat atlatınca suikasti planlayan dış güçler deşifre oldular.

*

Şu anda dünya karmakarışık durumda..

Rusya-Ukrayna savaşı devam ediyor.

Suudi Arabistan ve İran yakınlaşıyor, beklenmedik gelişmeler yaşanıyor.

Türkiye’de Erdoğan’ın kesin olarak kaybetmesini isteyen dış güçlerin içeride onu zor duruma düşürecek bir suikast düzenlemeleri mümkündür.

Diyelim ki düşündüler, kurban kim olabilir?

Kılıçdaroğlu ve Akşener olmaz. Onlar lazım.

Gültekin Uysal da olmaz.. Önemsiz figür.

Babacan da olmaz, ABD’lilerin seveceği türden bir “ılımlı”.

Geriye Davutoğlu ve Karamollaoğlu kalıyor..

Davutoğlu çok sert bir üslup kullandığı için ideal “kurban” gibi görünüyor.


OPERASYON 2023 MÜ?

 





Savaşın gereği şudur: 

Piyadeyi sahaya sürmeden önce düşman saflarını top atışıyla döver, hallaç pamuğu gibi atar, bir taraftan canlarını alırken, kalan sağların da, top gürültüleri ve göğe yükselen dumanlarla akıl sağlığı ile oynar, psikolojilerini alt üst edersiniz.

28 Şubat sürecinde böyle olmuştu.

Birileri, yıllarca üzerinde çalıştıkları, medyada meşhur ettikleri "derin" adamları Müslüm ile "derin kız"ları Fadime'yi biraraya getirmiş, senaryosunu kendi yazdıkları seks filminde oynatmışlar, bunu bir medya sineması bombardımanına dönüştürmüşlerdi.

O günleri hatırlamayan gençler bilmez, öyle bir hava oluşmuştu ki, Müslüm yüzünden sakallı sakalından, başörtülü de Fadime yüzünden başörtüsünden utanır hale gelmişti.

Öyle acımasız, yoğun ve korkunç bir bombardımandı.

Dindar/mütedeyyin camianın psikolojisi alt üst olmuş, susup sinmişler, küfür cephesi ve münafıklar ise bayram yapmaya başlamıştı.

Ardından Sincan'da resmî izinle sıradan bir Kudüs Gecesi tantanası yaşanmış, medya eliyle ulusal bir felaket ya da doğal olmayan afete dönüştürülmüş, o hengâmede Sincan'da "tesadüfen" tanklar yürümüştü.

*

Asıl dert ne Müslüm ile Fadime'nin aşkına olan öfke, ne de Kudüs duyarlılığına olan Yahudice nefretti, asıl dert, başbakanlığını Erbakan'ın yaptığı hükümetin İslamcı biliniyor olmasıydı. 

Hükümet ile onun arka bahçesi olduğu düşünülen "yeşil sermaye", imam hatip liseleri ve Kur'an kurslarının ocağına incir dikilmek isteniyordu..

Şimdi, Hiranur Vakfı olayı çerçevesinde o günleri hatırlatan bir şamata ile karşı karşıyayız.

Ancak, 28 Şubat sürecindeki olay bir tsunamiydi, bu ise, kış mevsimine özgü sıradan bir fırtına.

Bununla birlikte, arada şöyle bir fark var: 28 Şubat tsunamisine Erbakan hükümeti ancak üç buçuk ay dayanabilmişti, yıkılıp gitmişti. Bugünkü fırtına ise, mevcut iktidar için ancak yaz sıcağındaki serin ve ferahlatıcı meltem işlevi görebilir.

*

Evet, 28 Şubat fırtınası, Erbakan hükümetini, partisini (Refah Partisi'ni, ve onun devamı Fazilet Partisi'ni) ezip geçmişti.

Geriye kolu kanadı kırık bir Saadet Partisi enkazı, cılız ve bodur bir parti makisi kalmıştı.

Bu arada İskenderpaşa gibi bazı cemaatlerin yayın faaliyetleri de eriyip gitmiş, Prof. Mahmud Es'ad Coşan hoca Türkiye'yi terk etmek zorunda kalmış, birçok başörtülü öğrenci ve öğretmen perişan olmuştu. 

*

Dedik ki, bugünkü fırtına mevcut iktidar için, ancak yaz sıcağındaki serin ve ferahlatıcı bir meltem işlevi görebilir.

Öyledir, çünkü, ne Erdoğan bir Erbakan'dır, ne de partisinin zihniyeti/ideolojisi Millî Görüşçülüktür (Erbakan'ın tabiriyle "kuş dili" ile ifade edilen İslamcılık/Şeriatçılıktır).

Akparti, muhafazakâr demokrat laik bir partidir, (Fethullahçı bazı ahmaklar Erdoğan'ın MSP ve Refah geçmişinden dolayı İslamcı deseler de) İslamcı değildir, laiktir. Öyle ki, Erdoğan, Mısır ve Tunus'a gidip "Şeriat'e karşı laikliği" tavsiye edebilmiştir.

Nasıl Fethullahçılık hareketine birileri "ılımlı İslam" unvanını layık görüyorlarsa, Akparti için de "ılımlı laik" parti denilebilir.

Konuya dönelim, bugünkü Hiranur Vakfı türünden olaylar, mevcut iktidar için, hele de böyle bir seçim öncesinde, ancak yaz sıcağındaki serin ve ferahlatıcı meltem işlevi görebilir.

Çünkü, Türkiye'nin "siyaset sosyolojisi", bu tür kavga gürültülerin, çekişme ve gerginliklerin, pirenin deve yapılmasıyla oluşturulan gerilimlerin, bir bardak suda kopartılan fırtınaların, akla ziyan kutuplaşmaların Akparti'ye ve Erdoğan'a hizmet etmesini sağlamaktadır. 

*

Bugünkü kavgada, Kemal Kılıçdaroğlu ve Selahattin Demirtaş gibi "siyaset dersinden notu sıfır" laikçilerin, Hiranur Vakfı yem'ine hemen balıklama atladıklarını görüyoruz. 

Bu hıyar kavgasının sonunun nereye varacağını hesaplayamayan böylesi tuzluk siyasetçilerine Erdoğan'ın çok ihtiyacı var.

Erdoğan'ın şansı ve zenginliği bu.

Sonuçta muhafazakâr seçmen, "Ulaaa şunlara bak, bir erken evlilik olayını bahane edip işi nerelere götürüyorlar! Allah muhafaza bunlar bir iktidar olsalar nerdeyse Kur'an okumayı bile yasaklarlar, canımıza okur, ocağımıza incir dikerler.. Cenazelerde, mezarlıklarda Kur'an okuyan Reis nerdeee, bunlar nerde!" diyecektir.

Akpartililer de muhafazakârlara, mesajı almış olduklarını umarak, "Sizi nankörler, bizim kıymetimizi bilmiyorsunuz ha, bakın da görün biz gidersek sizi neler bekliyor!" diye bıyık altından gülerek bakacaktır. 

Hiranur Vakfı şamatası aslında kritik bir seçim öncesinde fırtınalı bir denizde dalgalarla boğuşan Erdoğan'a atılmış bir can simidi olarak değerlendirilebilir.

Projektörleri böylesi bir zamanlamayla bu olaya çevirenler, bu işi biliyorlar. (Ya da hiç bilmiyor, kendi ayaklarına kurşun sıkıyorlar; nerede durduklarına bağlı.)

Kötü olan şu ki, bu arada İslam'ın haysiyeti ve şerefi ile oynanıyor


"EĞER AKLIMIZI KULLANMIŞ OLSAYDIK..."