Anadolu Ajansı, 2016
yılının Aralık ayı başlarında, büyük Türk sanatçısı, Türk tiyatrosunun parlayan
yıldızı Ahmet Yenilmez ile bir röportaj yapmış ve
bunu haberleştirmişti.
Neden herhangi bir televizyon kanalı, gazete, dergi
vs. değil de Anadolu Ajansı?
Sebebi şu: Derin “algı operasyonu”nundan
ibaret olan “devlet” destekli mesaj, devlete
ait Anadolu Ajansı’na abone olan bütün medya organlarına ulaşsın diye..
Eski Kültür Bakanı Zeybekçi’nin ajan olduğunu söylediği gazeteci Emin Pazarcı ile aynı yerden talimat ve destek
aldığı açık olan bu tiyatrocu, Prof. Dr. Mahmud Esad Coşan hocanın 28 Şubat döneminde İsrail-ABD-CIA-mason
işbirlikçisi darbeci askerler ve MİT yüzünden ülkesini terk
ettiğini unutturmaya çalışıyordu.
Güya, o dönemde Esad Efendi, FETÖ‘nün hedefindeymiş.. MİT‘in ve darbeci askerlerin değil..
Esad Efendi, kendi
hayal dünyasında yaşadığı için darbeci askerler ile MİT’ten çekinen bir paranoyakmış..
FETÖ’nün hedefinde olduğunun ise farkında değilmiş..
Paranoyasının büyüklüğüne bakın ki, kendisinin MİT ile
darbeci askerler tarafından hedef alındığını zannediyormuş.
*
Halbuki, o dönemde hedef olan
birileri var: Erbakan ve onun hükümet
kurmasını sağlayan Esad Efendi ile Muhsin Yazıcıoğlu..
Onları hedef alanlar ise MİT ile TSK’daki hainler..
O sırada FETÖ diye
birşey yok..
FETÖ, bütün devlet desteğine ragmen henüz rüşeym
halinde.. ABD gibi dış güçler ile
ülke içindeki işbirlikçi derin güçlerin Erbakan’a
karşı (dolaylı ve örtülü biçimde) desteklemeleri sonucunda iktidar koltuğuna
oturacak olan Erdoğan sayesinde dal budak salacak..
Sonra da aralarında “ganimet paylaşımı”
ve “Sen mi bana biat edeceksin, ben mi sana?”
kavgası çıkacak..
Fethullah,
kendisinden biat bekleyen Erdoğan’a, “Sen
daha dünkü çocuksun, ustan Erbakan’a ihanet etmiş, onun mirasına konmuş bir
çömezsin, bense sıfırdan bir cemaat inşa etmişim, ilmim de var, üstelik benim
ABD ile aram seninkine göre daha iyi, benden biat beklemeyecek, sözümü
dinleyeceksin” diyecek..
*
Fakat aslında mesele daha derin..
Erdoğan’ın FETÖ için sarfettiği “Bunlar
insanların mahremine girdiler” lafını
unutmayın..
Olayın bir yönü bu..
Diğer yönü ise 17-25 Aralık..
Kuşçu Eşref takma
adıyla Twitter‘da The
Cemaat’i tehdit eden şahsın/odağın, daha
2014’te, henüz ortada hiçbir şey yokken hakimi, savcısı, öğretmeni, memuru,
askeri ile bütün Cemaat mensuplarının cezalandırılacağını söylemiş, sonradan
yaşanacakları haber vermiş olması tesadüf değildir.
Mahremiyet meselesini Odatv yazarı Asiye Güldoğan kod derin şahıs eliyle algı operasyonuna bağlayıp işi Emine Hanım ile Tayyip Bey’in görüntüleri basitliğine
dönüştürmeye çalıştılar, fakat aslında mesele Defne Samyeli idi..
Şunu da belirtelim: Bu ülkede insanların mahremine girme işi MİT’ten sorulur.. MİT’in (babası da
MİT’çi olan) önemli isimlerinden Mehmet
Eymür, devletin mahkemesine verdiği ifadesinde “yatak odalarının istihbaratta çok önemli olduğunu, dinlediklerini”
ifade etmişti.
Doğal olarak MİT’ten personeli Eymür’e bir yalanlama
gelmedi.
Kendilerini biliyorlar.
*
İktidarın şu Selam Tevhid Örgütü Davası konusundaki
hassasiyet ve öfkesinin temelinde de bu yatıyordu.
Çünkü, polisler, bu dava kapsamındaki telefon dinlemeleri sırasında Erdoğan ile Defne Samyeli‘nin konuşmalarına da muttali
olmuşlardı.
Evet Erdoğan, Samyeli ile aynı fotoğraf karesine
girmiş, objektiflere yan yana poz vermişti, Samyeli konuşmadığı biri değildi.
Fakat telefon konuşmaları özel hayata
giriyordu.
Buna bir de 17-25 Aralık eklenince
Erdoğan’ın öfkesi son raddesine ulaştı.
Ve bu öfke hâlâ dinmiş değil.. Capcanlı duruyor..
Fethullah ve
onun ardındaki CIA “üst akıl(sızlığ)ı” burada
hesap hatası yaptı..
Kediyi köşeye sıkıştırır, onun herşeyini hedef alırsanız, yani geride “kaybetmekten korkacağı” hiçbir şey
bırakmazsanız, olacağı budur.
Ölmüş koç kurttan korkmaz.
*
Evet, FETÖ‘yü FETÖ yapan bir
ölçüde Erdoğan’dı.. Devletin (kökü 1970’lere dayanan) Fethullah'ı büyütme politikasını
sürdürdü.
28 Şubat’ta FETÖ yoktu ki Esad Efendi‘yi hedef alsındı..
Esad Efendi’yi hedef alanlar, İsrail ile ABD paralelindeki askerler ile MİT’çi hainlerdi.
Ve yıllar sonra, tiyatrocu Ahmet Yenilmez‘in, söz konusu hainleri unutturmak için algı operasyonu yaptığını,
28 Şubat süreciyle başlayan operasyonun bu defa algı düzeyinde devam ettirildiğini görüyoruz.
Kimin desteğiyle?
Tayyip Erdoğan‘ın başında
bulunduğu devletin desteğiyle.. Yani
28 Şubat farklı kanallardan farklı vasıtalarla devam ettiriliyor.
Kültür Bakanlığı’ndan para alarak
saçmasapan paranoya üzerine kurulu film
çeviriyor: Sevdam Gözlerinde Kaldı. Evet, “S. G. Kaldı”.
Emin Pazarcı‘nın izinde
yürüyerek film yapıyor.. Daha doğrusu, ikisi aynı orkestra şefinin çubuğuna
bakarak ellerindeki enstrümanların tellerine dokunuyorlar.
*
Aslında ABD
ve Fethullah, Esad Efendi’ye
“havuç” uzatarak onu “kontrol” altına almayı (bir başka deyişle satın
almayı) denemişlerdi.
Bir ara analitikbakis.com adlı
bir internet sitesini yöneten Av. Hüseyin Yürük, söz
konusu sitede, Fethullah’ın, Türkiye’yi 28 Şubat sürecinde terk eden Esad
Efendi’yi ABD’ye davet etmiş olduğunu yazmıştı.
Esad Efendi kabul etmemişti..
Vefatından beş ay önce ise, son haccı
sırasında, 2000 yılında, kendisine teklifte bulunanın sadece Fethullah olmadığını
açıklamıştı.
CIA’in stratejik ortağı, vazgeçilmez
müttefiği, can ciğer kuzu sarması dostu MİT (Nasıl olmasın ki, bir ara ondan maaş alıyor, aynı
binada beraber çalışıyorlardı), görünüşte daha “yerli, milli,
Türkiyeli” bir teklif ile ona yanaşmıştı.
Esad Efendi bunu da kabul etmemişti..
Ve yapılan teklifi, hacda kendisine refakat edenlere
açıklamıştı.
Onlara, “Kabul etseydim siz de rahat ederdiniz fakat kabul
edilecek şey değil” demişti. (Şahitlerden biri, o sene Esad Efendi ile birlikte
hac yapan Av. Yalçın Ünal.. Bunu, Av. Kemal Yavuz Ataman ile bana
söylemişti.)
*
Tekrar söyleyelim, tiyatrocu Ahmet Yenilmez, 28 Şubat döneminin asıl hainlerini unutturmak için, bütün fanatik holiganlar gibi, son yarım yüzyılın devasa günah keçisi FETÖ'yü öne çıkarmış bulunuyor.
"Canbaza bak, canbaza!.." çığlıkları atarak..
Daha doğrusu bunu ona, devletin
parasıyla ve desteğiyle, “üst aklı”yla yaptırdılar.
Seri katil Barnabas İncili paranoyasının kaynağı buydu..
Fakat, böyle bir paranoya tutmaz..
Sabun köpüğünden bir balon bu.. Onu yok etmek için bir
üflemek yeterli..
Ancak, bu üfleme işi kolay olsa da, büyük cesaret
istiyor, çünkü paranoya balonunun ardında, (28 Şubat‘ta marifetlerini
görmüş bulunduğumuz, 1990’lı yıllarda faili meçhulleri ile
tanıştığımız, 12 Eylül döneminde işkenceciliği zirve
yapmış) devletin parası ve desteği var..
Üflemek kolay da, arkasından neler geleceğini
kestirmek zor..
O yüzden, bu işe aklı erenler, “Amman haa!” deyip
susuyorlar.
Aklı ermeyen angut taifesi ise “Hee, bizim
hocamız Esad Efendi çok yerli, milli, Türkiyeli idi, hain
FETÖ’cülerin hedefindeydi, yaşasaymış Barnabas İncili‘ni
de yayınlayacakmış, Barnabas İncili
Hafızlık Okulu açacakmış” diyerek 28 Şubat’ın hainlerini
kendilerine güldürüyorlar.
*
Trafik kazalarıyla, zehirlemelerle vs. birilerini öldürme hakkını kendilerinde görenler
şunu unutuyorlar: Kendileri de ölümlüler.
Onlar da (Allahu Teala’nın takdiri gereği) ölümlüler,
yani aslında onlar da idama mahkumlar.
Sadece, infaz günü ve saatini bilmiyorlar. Ölümlü olduklarını
unutmanın sarhoşluğu içinde mestler.
Ve şunu da hatırlamak istemiyorlar: Asıl hesaplaşma bu
dünyada değil, ahirette.
Bütün sırların ortaya döküldüğü, herkesin ne mal
olduğunun ortaya çıktığı ahirette..