Selanikli zampara
Mustafa Atatürk’ün başrol oyuncusu olarak arz-ı endam ettiği, senaryosu İngiliz
istihbaratı (gizli servisi) tarafından yazılmış olan “vatan kurtaran
kahraman” filminin en heyecanlı yerine geldik.
Zampara, filmin
sonunda (İngiliz desteği sayesinde) “devlet kuran adam” haline getirilmiş
bulunuyordu.
Gerçekte “vatan
kurtaran” değil, müthiş firarıyla Filistin ve Suriye gibi 400
yıllık vatan topraklarını İngiliz’e altın tepsi içinde hediye eden adamdı. (Selçuklu
ile başlayan müslüman Türk hakimiyeti düşünülürse 800 yıllık vatan toprağı.)
Ordularımız Çanakkale’de,
Irak’ta (Kûtu’l-Amare zaferi) ve (komünist devrim sayesinde Ruslar çekildiği
için) doğuda üstün durumdayken, Selanikli’nin Filistin’deki ihaneti
yüzünden, Osmanlı Devleti’nin (dört koca yıl süren) Birinci Dünya Savaşı
macerası iki haftada yenilgi ile sonuçlanmıştı.
Hezimetin mimarı
Selanikli zamparaydı. Bu yenilgi, Osmanlı Devleti’nin yıkılışının habercisiydi.
Selanikli, “devlet
yıkan adam”dı. Devletimizi yıkan adam..
*
Selanikli zamparayı
tarihî film yıldızı yapan senaryo kimler tarafından nasıl yazılmıştı?
Mehmet Hasan Bulut, bu
soruya cevap olacak bilgileri kitabında sıralamış:
“Harbin
bitişinden hemen sonra, (İngiliz siyasetçi) Seton-Watson’un liderliğindeki
Balkan mütehassısları (uzmanları) tarafından ‘New Europe’ (Yeni
Avrupa) adlı bir grup kurulmuştu. Bugünkü Avrupa Birliği’nin,
Commonwealth of Nations’ın (İngiliz Milletler Topluluğu) ve Chatham House’un
(Royal Institute of International Affairs / Milletlerarası Münasebetler
Kraliyet Enstitüsü olarak da bilinen think-tank, yani fikir teati cemiyeti)
temellerini atan bu grup, (İngilizler’in Güney Afrika’da aptığı) Boer Harbi’nin
mimârı Alfred Milner’in, (sonradan Zimbabve ve Zambiya diye ikiye bölünecek
olan Rodezya devletini kuran İngiliz siyasetçi) Cecil Rhodes’un vasiyeti
üzerine kurduğu ‘Round Table’ (Yuvarlak Masa) adlı grup ile beraber
çalışıyordu. İçlerinde Wickham-Steed, Bourchier, Leo Amery gibi kişilerin yanı
sıra, İngiltere Başvekili (Başbakanı) Lloyd George’un hususî sekreteri
Philip Kerr ve Balkan Komitesi’nden ayrılan (İngiliz casus) Aubrey
Herbert de vardı. Ekim 1916’dan beri aynı isimle haftalık bir mecmua
(dergi) bile çıkartıyorlardı. Yeni kurulan Çekoslovokya devletinin filozof
reisi Tomâs G. Masaryk’ın felsefesinden yola çıkarak, Birinci Cihan Harbi’nin
ardından dağılan Osmanlı, Rusya ve Avusturya-Macaristan
İmparatorluğunun topraklarında yeni devletler, yani ‘Yeni Avrupa’yı
kuruyorlardı.”
(Mehmet
Hasan Bulut, İngiliz Derviş: Yeni Türkiye’nin Doğuşu ve Aubrey
Herbert, 4. b., İstanbul: IQ Kültür Sanat Yayıncılık, 2018,
s. 351-2.)
Evet, Yeni Avrupa’yı,
yeni dünya düzenini kuracak olan heyette İngiltere başbakanı Lloyd
George, özel sekreteri aracılığıyla hazır ve nazır.
Lloyd George, Yunan’ın
İzmir’i işgaline yeşil ışık yakacak olan isimdir.
Ayrıca, 1913 yılında
Selanikli zampara Atatürk’ü İngiltere’deki evinde verdiği yemekle
ağırlayan, Lord Allenby ile (ileride Filistin’de devam edecek
olan) dostluğu kuran süper casus Aubrey Herbert de aynı kurulda.
Heyet üyeleri, Yeni
Avrupa’yı ve bu arada (Osmanlı’dan geriye kalan) Yeni Ortadoğu’yu tanzim için
kolları sıvıyorlar:
“‘Yeni
Dünya Nizamı’ hedefi için büyük bir adım olan bu projede, siyâsî ve
kültürel kapasitesi olan her milletin kendi müstakil (bağımsız) devletini
kurmasını istiyorlardı: Lehler için Polonya; Çek ve Slovaklar için
Çekoslovakya; Sırp, Hırvat ve Slovenler için Yugoslavya ve Türkler için
Yeni Türkiye gibi.” (s. 352.)
Yani, Osmanlı
Devleti diye bir devlet olmasın, fakat Türkler’e bir “Yeni Türkiye”
verelim.
Osmanlı zannediyor
ki, Mondros Mütarekesi’nin (ateşkesinin) ardından bir anlaşma
imzalanacak, bazı topraklardan vazgeçmekle birlikte varlığını sürdürecek.
Ve de Osmanlı Meclis-i
Mebusanı (milletvekilleri meclisi), bu doğrultuda “Misak-ı Milli”
(ulusal yemin) ilan ediyor, vazgeçilmez vatan sınırlarını içeren
harita yayınlıyor.
Oysa İngiliz, kendi
kafasında Osmanlı Devleti’nin varlığına çoktaan son vermiş.
“Yeni Türkiye”yi
kurmuş.
Hatta Yeni Türkiye’nin
başına geçireceği kişiyi bile belirlemiş.
Yeni dünya düzenini
oluşturmak üzere kolları sıvayan heyetin üyeleri, her birinin elinde bir
enstrüman olduğu halde Osmanlı İmparatorluğu için bir veda şarkısı yazmışlar,
fakat Osmanlı’nın haberi yok.
Bir kişinin var, o da
şarkıyı söyleyecek olan solist: Selanikli zampara. Black Jumbo.
*
Devam ediyor M. H.
Bulut:
“Fakat
bu milletler, Cemiyet-i Akvâm (Milletler Cemiyeti) çatısı altında Batılı
devletlerin medeniyetini taklit ederek gelişmelilerdi. İmparatorluk
halklarının geleceğinin konuşulduğu Paris’te, Lloyd George başta
olmak üzere Müttefiklerin (İngiltere, Fransa ve İtalya) danıştığı ve itimâd
ettiği (güvendiği) yegâne mütehassıslar (uzmanlar), New Europe (Yeni
Avrupa grubu diye adlandırılan düşünce kuruluşu) mensuplarıydı. Bu
grubun çok yakın olduğu devlet adamlarından ikisi, Fransız
Franklin-Bouillon ve Yunanistan Başvekili (Başbakanı)
Venizelos’tu.” (s.
352.)
Bu iki isim,
yani Fransız Henry Franklin-Bouillon ile Yunan
Venizelos, Selanikli zamparanın solist olarak icra-yı sanatta bulunacağı
Yeni Türkiye şarkısında vokalist olarak ona eşlik edeceklerdi.
Venizelos'a Lloyd
George, Yeni Avrupa grubunun (ve de o sırada İngiliz hükümetinin
Türkiye’den/Osmanlı’dan sorumlu yetkilisi olan) Lord Curzon’un
telkinleri doğrultusunda İzmir’i işgal vizesi verecekti.
Böylece
Selanikli-Venizelos örtülü işbirliği ve dostluğunun temeli atılacak,
Venizelos’un Yunan ordusunu İzmir’e göndermesi ile başlayan samimi dostluk,
sonraki yıllarda çok daha sıcak, sımsıcak hale gelecekti. Hatta maneviyatsız
Selanikli, kadîm dostunu Türkiye’de ağırlayacak, koluna “manevî” kızı Afet
İnan’ı takacaktı.
Ve de Venizelos, dostu
Selanikli'yi Nobel Barış Ödülü için aday gösterecekti.
(İngilizler'in "Milne
Hattı" ile İzmir dağlarında açan çiçekleri toplamaya ve ot yolmaya
mahkum ettikleri Yunan ordusu Anadolu içlerine fazla ilerlemeyecekti. Fakat o
arada Yunanistan'da, Almanya yanlısı olduğu için tahttan indirilmiş olan Kral
Konstantin tekrar başa geçti ve "dost" Venizelos devre dışı
kaldı. "Yedi düvel"in Fransa ve İtalya şubeleri tarafından gönlü hoş
edilen Selanikli, Yunanistan yüzünden biraz sıkıntı çekti.)
*
Fransız diplomat Henry Franklin-Bouillon üzerinde
biraz duralım.. Çünkü milletimiz Venizelos'u bilir, Selanikli'nin sözünden
çıkmadığı akıl hocalarından olan bu şahsı fazla bilmez.
Selanikli Ankara’ya
postu serip “Yeni Türkiye”nin temeline ilk harcı döktüğü sırada söz
konusu Fransız diplomat hemen bu şehirde bitiverecek, zampara ile birlikte
kameralara keyifli pozlar verecekti.
Evet, Franklin-Bouillon,
21 Ekim 1921’de Selanikli ile (Fransa’yı temsilen) Ankara Antlaşması’nı
imzalayarak, İngiliz projesi Yeni Türkiye’nin temeline ilk taşı koyacaktı.
Böylece, Osmanlı Devleti hükümetinin uluslararası denklemden düşürülmesi,
yerine Selanikli’nin oturtulması süreci başlatılmış oluyordu.
Dahası Selanikli,
(içeride “Padişah Efendimizi, Halife Hazretlerini kurtaracağız”
yalanıyla elde ettiği) meşruiyetin (meşrutiyet değil) dış ayağını
da oluşturma yolunda mesafe almış oluyordu.
Bu aynı zamanda, Misak-ı
Milli'nin güme gitmesi, Selanikli ile dostu Franklin-Bouillon
tarafından sözkonusu misakın (yeminin) cenaze
töreninin yapılması, Halep gibi beldelerin Fransızlar'a hediye
edilmesi demekti.
*
Fransa’nın bu
hamlesinin ardında İngilizler’in kararı vardı. Önce piyon Venizelos’u satranç
tahtasının İzmir karesine sürmüşler, ardından da Fransız filini Ankara'ya
göndermişlerdi.
Bu
gerçeği Türkiye’nin ikinci cumhurbaşkanı, İstiklal Harbi’nin Batı Cephesi
Komutanı, Selanikli’nin sağ kolu ve başbakanı Orgeneral İsmet İnönü,
1973 yılında, cumhuriyetin ilanının 50’nci yıldönümü vesilesiyle verdiği
demecinde şöyle dile getirecekti:
"İstiklâl
mücadelesinin başarısı da esasında İngilizlerin buna karar vermesi ve
diğer müttefikleri de bunu kabule mecbur etmesiyle mümkün
olmuştur."
(Milliyet Gazetesi‘nin 29 Ekim 1973 tarihli
sayısından aktaran Fikret Başkaya, Paradigmanın İflası,
İstanbul: Yordam Kitap, 2018, s. 60.)
Aynı gerçeği Kâzım
Karabekir de dile getirmiş durumdaydı:
“Yeni
Sabah'ta Rıza Tevfik'in [Bölükbaşı] hatıralannda dikkate şayan parçalar
var. Dün [Sadrazam] Damad Ferid'in şu sözleri yazılmıştı: ‘Mustafa
Kemal Paşa'yı müfettiş olarak tayin etmemizi isteyen İngilizlerdi. Şimdi de
geri almamızda ısrar ediyorlar.’
“Merhum
Karabekir, bana bir gün, Mustafa Kemal'in İngilizlerle anlaşarak Milli
Mücadele'ye girdiğini, İngilizlerin [komünist devrimini yapmış olan]
Ruslara karşı Türkiye'den daha iyi bir mukavemet [direniş] cephesi
kuramayacaklarını anladıklarını söylemişti.”
(Samet
Ağaoğlu, Siyasî Günlük, haz. Cemil Koçak, İstanbul: İletişim
Y., 1992, s. 219.)
*
İnönü’nün Milliyet gazetesine
verdiği demecinde dile getirdiği gerçeği Selanikli zampara “Black Jumbo”
Atatürk de bir gazeteciye açıklamış durumda.
Ancak o, böylesi
“netameli” açıklamaları Türk gazetelerine yapmıyordu.
Amerikalı bir
gazeteciye, “Yeni Türkiye’nin gerçek kurucusunun İngiltere
Başbakanı Lloyd George olduğu”nu itiraf etmiş bulunuyor.
Bu konuyu Mustafa
Armağan, 2-3 Aralık 2019 tarihli Twitter (X) paylaşımlarında
şöyle gündeme getirmişti:
“Türk Tarih Kurumu’nun ‘İngiliz
Belgelerinde Atatürk’ adlı kitabının 5. cildine göre Mustafa Kemal
ABDli Marcosson’a
“ ‘Yeni Türkiye’nin gerçek kurucusunun
İngiliz Başbakanı Lloyd George olduğunu ve İstanbul’da ona bir heykel
diktirmeyi düşündüğünü söylemiş”
“Sebebini ise şöyle açıklamış M. Kemal:
“ ‘Lloyd George’un Yunanları İzmir’e
çıkarması Türk vatanseverlerini topraklarını korumak için ayaklandırdı. Bu
teşvik olmadan Türkiye’yi ayaklandırmayı başaracağıma inanmıyordum.’
“İngiliz Belgelerinde Atatürk,
5, 2005, Türk Tarih K, 264”
(https://x.com/mustafarmagan/status/1201637797607755776)
Armağan’ın
Selanikli’nin bu sözlerini aktarması Kemalistleri çok rahatsız etmiş, hemen
savunmaya geçmişlerdi.
Cevap
olarak yazdıkları arasında şu satırlar da yer alıyor:
Mustafa Armağan’ın 2 Aralık 2019
tarihli paylaşımı şu şekildeydi: (…)
Bilâl N. Şimşir tarafından hazırlanan Türk Tarih
Kurumu Basımevi’nden çıkan 1973 basımı “İngiliz Belgelerinde
Atatürk” (“British Documents on Atatürk, 1919-1938“) adlı çalışmanın
5. cildinde bahsi geçen cümlenin geçtiği doğru. ...
İngiliz belgelerinden
alıntı taşıyan, 1923 yılında Türkiye’yi ziyaret ederek Atatürk’le röportaj
gerçekleştiren The Saturday Evening Post dergisinin
yazarı ABD’li gazeteci Isaac F. Marcosson’un aktarımını içeren
metnin ilgili bölümü şöyle:
“Ankara’da bir hafta geçirmiş olan
tanınmış Amerikan gazetecisi Isaac Marcossan ile görüştüm. Mustafa Kemal’in çok
içtiği söylentilerinin doğru olmadığını; eşinin güzel, zeki, İngilizce ve
Fransızca bilen ve siyasete karışmaya hevesli bir hanım olduğunu, kendisinin
(Marcossan’ın) Mustafa Kemal’in vatansever kişiliğinden etkilendiğini söyledi.
Mustafa Kemal, ülkesini kalkındırmak için Amerika’dan yardım umuyor,
İngiltere’ye kuşkuyla bakıyormuş; Yeni Türkiye’nin gerçek
kurucusunun Lloyd George olduğunu, onun İstanbul’a heykelini dikmek
gerektiğini, çünkü Yunanlıları İzmir’e çıkarınca Türk milletinin vatanı
savunmak için ayaklandığını söylemiş. Amerikan gazeteci,
Türkiye’deki yoğun vatanseverlik ve yabancı düşmanlığının Türkiye’nin ekonomik
kalkınmasını köstekleyeceğini, Ankara’nın başkent kalması için Mustafa Kemal’in
ısrar edeceğini söylüyor.” ...
... Bu ironik cümle ile Lloyd
George’un Osmanlı İmparatorluğu’nu parçalama stratejisi sürdürüp
Yunan işgalini destekleyerek Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasına vesile
olan Anadolu’daki hareketin kıvılcımını güçlendirdiği belirtiliyor.
Söz konusu ifadelerin
kaynağı olarak aktarılan Isaac F. Marcosson’un Anadolu gezisindeki
izlenimlerine ilişkin kaleme aldığı yazıda bu husus şöyle vurgulanmıştı:
“1919 Mayısında Yunanlılar, uzun
zamandır göz diktikleri İzmir’i işgal ettiler. Bu akılsızca eylem hemen
tamamen Lloyd George’un eseriydi ve İngiliz Başbakanı o zaman
anlamamışsa da, kendisini iktidardan düşüren olaylar zincirinin ilk halkası
buydu.
“Bu olay, nasıl Yunanlıların nihaî
felâketinin ve Lloyd George’un nihaî düşüşünün başlangıcını ifade ediyorsa,
aynı zamanda da Kemal’in büyük anının geldiğini anlatıyor.
Yunanlıların İzmir’i işgalleri ve iradelerini vahşice hâkim kılmak istemeleri,
sanki Türkiye’deki yeni milliyetçilik ateşini başlatan kıvılcım oldu.”
“In May, 1919, the Greeks occupied
Smyrna, which they had long coveted. This ill-advised procedure was due
almost entirely to Lloyd George, and, although the British premier did not
realize it at the time, was the first of the events that hurled him from power.
“Just as it marked the beginning of
ultimate disaster for the Greeks, and the final overthrow of Lloyd George, so
did it at the same time mean that Kemal’s great hour had come. The occupation
of Smyrna by the Greeks, together with the brutal way they imposed their will,
was the spark, as it were, that started the flame of the new nationalism in
Turkey.”
(https://www.malumatfurus.org/ataturk-lloyd-george-marcosson/;)
Lloyd George'un
sonraki süreçte başbakanlığı kaybetmesi önem taşımıyor, çünkü "Yeni
Türkiye" politikasının asıl sahibi Lord Curzon'du.
Lloyd'un
kabinesinde dışişleri bakanlığı koltuğunda oturmakta olan Curzon,
Lloyd gittikten sonra da koltuğunu korudu.
Ve Lozan'da
İngiltere'yi temsil edip eserini tamamladı.
Selanikli zamparanın
Türkiye'yi "medenî" hale getirmesini sağladı.
*
Milli Mücadele
sonucunda Yunan'dan İzmir alınınca Selanikli'nin yolu Franklin-Bouillon'la
yine kesişecekti.
Falih
Rıfkı Atay, meşhur kitibı Çankaya'da şunları yazmış
bulunuyor:
“… Notlarımın arasında Mustafa Kemal’in
şu fıkrası [anekdotu] var:
” ‘Franclin Bouillon [Buyyon] barış
konferansında benim bulunmamı istiyordu. O vakit konferansın İzmir’de
toplanması lâzım geleceğini söyledim. ‘Çalışırım, fakat birinci sınıf devlet
adamlarını İzmir’e getirmekliğim güçtür,’ dedi. Ben gitmiyeceğime göre konferansa [Lozan'a] kimi baş delege yapmaklığımı düşündüğünü sordum:
“- İsmet Paşa’yı gönder! dedi.
“- Yapabilir mi?
“- Evet… En iyisini…”
(Falih Rıfkı Atay, Çankaya III, Cumhuriyet Gazetesi Armağanı, Kasım
1999, s. 146.)
Selanikli
zampara, çatır çatır pazarlık yapması gerekirken, “düşman”ın karşısına, onun
istediği kişiyi çıkartıyordu.
Hatta,
kimi göndermesi gerektiğine “düşman”ın karar vermesini istiyordu. Muhatabı da, emir verir bir tonla konuşuyordu.
Olan
biteni İngilizler'in ve Fransızlar'ın "düşündüğünü" ve
kendisine talimat verdiklerini, onların Türkiye'deki taşeronu olduğunu
resmen itiraf etmiş, has adamı Atay da aynen aktarmış. (Aslında bu Selanikli
zampara çok fazla zeki değil, millet olarak biz aptalız.. Aziz Nesin haklıydı.)
Üst
akıl İngiliz ve Fransız.. Ayakçı ya da taşeron, Selanikli..
Peki
ya Türkiye Büyük Millet Meclisi?.. Milletin/halkın temsilcileri,
vekilleri?.. Millet?
Kanun-üstü
Kemal, Lozan’a kimin gönderileceğini onlara niçin
sormuyordu?
Çıkardığı
gazetenin adını bile (milletin gözünü boyamak için) Hakimiyet-i Milliye koyan şapkalı
zampara neden milleti umursamıyordu?
“Türk
milletinin iradesi”nin
yerini neden “Fransız iradesi” alıyordu?
Ve İsmet İnönü, düşman onu istediği,
onu seçtiği için Lozan’a gönderilirken, Türkiye Büyük Millet Meclisi mensubu
olan Ali Şükrü Bey, sırf, “Diplomasi tecrübesi olan birini
göndermeliydiniz” dediği için neden Mustafa Kemal’in hışmına uğruyor ve Topal Osman’ın tuzağında boğularak feci şekilde can
veriyordu?
*
İsmet
İnönü, Abdi İpekçi’nin Milliyet gazetesi
için kendisiyle yaptığı röportajda, Falih Rıfkı’nın yazdıklarını doğrulamış
durumda.
İpekçi’nin
sorusu şöyle:
“Millî Mücadeleden sonra Atatürk’ün
Lozan barış konferansının baş temsilciliğine sizi getirmesi nasıl oldu?”
Cevap:
“Hiç beklemiyordum. Atatürk ilk defa
söylediği zaman şaşırdım, hatta istemedim. … Atatürk ısrar etti.
“Bir Hariciye Vekili [Dışişleri Bakanı]
var, devletin siyasîleri var…” dedim. …
“Hülasa Atatürk ısrar etti ve ikna etti
beni. …
“İşin içyüzünü sonra öğrendim… Ben
Mudanya mütarekesinde konuşurken orada bir Fransız müşahidi [gözlemci]
vardı: Mösyö Franklin Bouillon. … Mudanya mütarekesi müzakerelerini
takip etti. … o bizde çok insan tanımış olarak … Atatürk ile konuşmuş derler.
Yani beni tavsiye etmiş…."
(Aktaran: Abdurrahman Dilipak, İnönü Dönemi, 9. b., İstanbul: Beyan Yayınları,
1989, s. 226-7.)