ESKİ MÜFTÜ VE MİLLETVEKİLİ HASAN MEZARCI VE TRT'NİN TEŞKİLAT DİZİSİNİN SELEN'İ İLE YARBAY LEVENT'İ

 








Yaşadığımız dünyada rejim muhaliflerini zehirleme konusunda en büyük şöhrete sahip isim, Rusya Devlet Başkanı Putin.

Zehirlettiği muhaliflerden biri, Alexander Litvinenko’ydu.

‘Ölüm emrini Putin verdi’ başlıklı bir haberde şunlar söyleniyordu:

“İngiliz istihbaratı için çalışan eski Rus ajanı Alexander Litvinenko’nun ölümüyle ilgili yürütülen soruşturmada, ‘Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Litvinenko’nun ölüm emrini verdiği’ iddiasında bulunuldu.

“Litvinenko ailesini temsil eden avukat Ben Emmerson Londra’daki Yüksek Mahkemede yürütülen soruşturmanın kapanış oturumunda yaptığı açıklamada, “Rusya devletinin Litvinenko’nun ölümünden sorumlu olduğunu ve buna şüphe vermeyecek kanıtların ortada olduğunu” iddia etti.

“Emmerson, “Litvinenko’nun ölüm emrini Putin vermiştir. Bu organize suçun kanıtları ortadadır” dedi.

“Alexander Litvinenko’nun eşi Marina da, “Soruşturmayla eşinin katillerinin ve onlara ödeme yapanların foyasının ortaya çıktığını” kaydetti.

“Ancak İngiliz basınında yer alan haberlerde, Kremlin’in Londra’da 6 aydır yürütülen soruşturmaya güvenmediği belirtiliyor. Soruşturmanın başkanı Sir Robert Owen’ın dinledikleriyle ilgili bir rapor hazırlaması ve bu yıl sonuna kadar raporu İçişleri Bakanlığı’na sunması bekleniyor.

“Litvinenko 2006 yılında, Londra’da bir otelde iki eski Rus arkadaşı Andrei Lugovoy ve Dimitri Kovtun ile çay içtikten sonra, Polonyum-210 maddesinden zehirlenerek 43 yaşında hayatını kaybetmişti.

“Rusya, Lugovoy ve Kovtun’u İngiltere’ye iade etmeyi reddetmiş, olay iki ülke ilişkilerinde gerginliğe neden olmuştu. Litvinenko’nun eşi Marina eski Rus ajanının ölümünden Rusya’yı sorumlu tutarken, Moskova yönetimi Litvinenko’nun ölümüyle ilişkili olduğu yönündeki iddiaları reddediyor.”

(http://www.timeturk.com/olum-emrini-putin-verdi/haber-37776)

*

Putin’in bereketli zehirinden nasiplenen bir başka muhalif, Aleksey Navalny idi.

Konuyla ilgili olarak 3 Eylül 2020’de medyaya yansıyan AB, NATO ve BM'den Rusya'ya kınama: Navalny'nin zehirlenmesi alçakça ve ödlekçe” başlıklı haber şöyleydi:

Almanya’nın Rus muhalif Aleksey Navalny’nin Sovyet dönemi Noviçok sinir gazı ile zehirlendiğini açıklamasının ardından AB’nden ve NATO’dan Rusya’ya sert kınama geldi.

Çarşamba günü yapılan açıklamalarda Rusya’ya suikast girişimi ile ilgili detaylı bir soruşturma yapma çağrısında bulunan AB, sorumluların zaman kaybedilmeden mahkemeye çıkarılmasını istedi.

Euronews’in haberine göre, “Kimyasal silahların kullanımı hiçbir koşul ve şart altında kabul edilemez ve uluslararası hukukun açık bir ihlalidir” diyen AB Dışişleri Temsilcisi Josep Borrell, konunun takipçisi olacaklarını kaydetti.

Almanya Başbakanı Angela Merkel de tüm batı ülkelerinin Kremlin’den konuya ilişkin cevap talep etmesini ve kınamaya katılmalarını istedi. Merkel “Aleksey Navalny’nin bir suç kurbanı olduğu kesin. Susturulmak istendi ve ben bunu Alman devleti adına en sert şekilde kınıyorum” şeklinde açıklama yaptı.

İngiltere Başbakanı Boris Johnson da gelişmeyi ‘akıl almaz’ olarak değerlendirirken Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian “şok edici ve sorumsuzca” şeklinde değerlendirdi. İtalyan Dışişleri Bakanı da ayrıca Navalny’nin zehirlenmesini ülkesi adına sert biçimde kınadı.

KOMİSYON BAŞKANI: ALÇAKÇA VE ÖDLEKÇE

AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise “Bir kez daha alçakça ve ödlekçe bir hareket” ifadelerini kullandı.

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg de “askeri bir sinir gazının bu şekilde şok edici kullanımını kınadığını” duyurdu ve Rusya’ya şeffaf ve detaylı bir soruşturma yapma çağrısında bulundu.

BMGK SÖZCÜSÜ: RUS HALKI KENDİNİ KORKMADAN İFADE EDEBİLMELİ

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) Sözcüsü John Ulyot da sosyal medya hesabından paylaştığı mesajda “Rus halkı görüşlerini özgürce, korkmadan ve hiçbir yaptırıma uğramadan ifade etme hakkına sahiptir. Hele sinir gazı gibi yaptırımlar hiç olamaz.”

Çarşamba günü Almanya’nın askeri laboratuarlarında yapılan testlerin sonuçları açıklanmış ve bulunan kanıtların Türkçe’deki tabiri ile “su götürmez” (unequivocal) olduğu belirtilmişti.

(https://tr.euronews.com/2020/09/03/ab-nato-ve-bm-den-rusya-ya-k-nama-navalny-nin-zehirlenmesi-alcakca-ve-odlekce)

*

Bu zehirleme taraklarında ABD ve İsrail gibi ülkelerin bezlerinin olmadığı zannedilmesin, hiç kuşkusuz onlar da bu işlerde en az Rusya kadar tecrübe ve maharet sahibidir.

Fark şurada ki, Rusya dışındaki ülkelerde bu zehirleme işlerine bizzat devlet başkanı değil de daha alt düzey yetkililer karar veriyor gibi görünüyor.

Mesela şu habere bakalım:

“IRAK’ın Musul kentindeki 45 IŞİD militanının yemeklerine zehir katılarak öldürüldüğü bildirildi

“Erbil’deki İRNA muhabirine açıklamada bulunan yerel kaynaklar, yemekten zehirlenen 100 kadar militanın da hastaneye kaldırıldığını söyledi. Musul’un Vadi Hicr mahallesinde verilen bir toplu iftarda IŞİD militanlarının yemeklerine zehir katıldığını belirten kaynaklar, halkın, yaptığı katliamlar nedeniyle IŞİD’den bu şekilde intikam almak istediğini söyledi.

“Zehirlendikten sonra hastaneye kaldırılan bazı IŞİD militanlarının durumunun ağır olduğunu belirten kaynaklar, Musul’da IŞİD’e karşı direniş komiteleri oluşturulduğunu ve bunların çeşitli yöntemlerle militanlarla mücadele ettiklerini ifade etti.”

(http://www.internethaber.com/isid-militanlarini-iftarda-zehirlediler-799671h.htm)

Görüldüğü gibi, 45 kişi ölmüş, 100 kişi hastaneye kaldırılmış, ve bunlardan bazılarının durumu ağırmış. Aralarından ölen mutlaka olmuştur.

45 kelimesi kolay söyleniyor da, o kadar basit değil.. 5 değil, 15 değil, 25 değil..

Bu kadar kişi ölünce tabiî mesele anlaşılmış.. Sadece bir kişi zehirlenmiş olsa, “Eceli gelmiş ki öldü” denilir, geçilirdi.  

*

Yukarıda, Putin’in muhalifleri zehirletmiş olduğunu görmüştük.

Bizim 28 Şubatçılar bu noktada Putin’e fark atmış bulunuyorlardı. Onlar zehirleyip öldürmek yerine daha işe yarar bir çözüm bulmuşlardı: Delirtmek.

Öldürmekten daha beter bir ceza.. Adam zihnen ve manen ölüyor, fakat ceset olarak yaşıyor. Buna yaşamak denirse..

Evet, Hasan Mezarcı’dan söz ediyoruz.

Mezarcı, aklı başında bir müftü idi. Sonra Refah Partisi’nden milletvekili oldu. Sıkı bir anti-Kemalistti. Sesini bütün Türkiye’ye duyurmayı başarmıştı. MİT'le iltisaklı oldukları izlenimi veren haber sitelerinin ikide bir haber yaptıkları, casuscasına özenle takip edip unutturmamaya çalıştıkları, sinsice alay ederek hunharca keyif çattıkları Mezarcı, 1990'lı yıllarda, "Bir zamanlar kartaldı" destanını nakış nakış örmekle meşguldü. Gayet aklı başında, zeki, cesur, atak, bilgili, aşırı derecede sosyal ve cevval bir adamdı. 

Dikkat çekici çıkışlar yapıyordu. Mesela Ali Şükrü Bey cinayetini TBMM gündemine getirmişti.

Sonra tutuklandı, hapis cezası aldı, ve hapishaneden Hz. İsa olarak çıktı.

Bir başka Refah Partisi milletvekili, Şevki Yılmaz, onun hakkında “Hasan Mezarcı kitleleri etkiledi, o nedenle ondan intikam aldılar” diye konuşmuştu.

Şevki Yılmaz, Yeni Şafak gazetesine şunları söylemişti:

“HASAN MEZARCI’YI İĞNELERLE BU HALE GETİRDİLER

“Eski Milletvekili Şevki Yılmaz, bir dönem sözleri çok tartışılan, hapse giren ve hapis sonrası rahatsızlanan Hasan Mezarcı için şu sözleri sarfetti.

Hasan Mezarcı çok eski arkadaşımdır, çok zeki, hafız ve hatiptir. Kitleleri sürükleyen biriydi. Biliyorsunuz, emperyalistlerin sömürdüğü ülkelerde sohbet etmek en büyük terör aletinden daha tehlikelidir. Hasan Mezarcı müftülük yaptı sonra parlementoya girdi. Bir milletvekili olarak bilinmeyen arşive girmek istedi. Suçu budur. Kardeşimizi cezaevine attılarO zaman da beni zehirliyorlar diye bağırmıştı. İğnelerle bu hale getirdiler. Normal konuşuyor ama sonra ben İsa’yım diyor. Bunlar bugün tıpta yapılabiliyor. Biz de hicret etmeseydik belki size Musa’yım diyecektim. (Onlar) Silivri’de beş yıldızlı otelde yattılar, her tür hakları vardı. Ama bunların (Silivri’de yatanların) eline bir düş bakalım. Cezaevinden çıkan Mirzabeyoğlu ne haldedir? Bugün Sivas’ta hiçbir eyleme katılmayan onlarca kardeşimiz müebbet hapis aldılar. Onlara yapılan eza ve cefayı bir düşünün. Hasan Mezarcı kitleleri etkiledi o nedenle ondan intikam aldılar.”

(http://www.yenisafak.com.tr/gundem/saadet-partisine-yakisan-ak-parti-ile-birlik-yapmaktir-2090275)

Evet, Hasan Mezarcı, yargılamalar sırasında “Beni zehirliyorlar” diye bağırmış.. Fakat dinleyen kim!..

Dava duruşmalarından birinde “Bana ilaç veriyorlar, beni delirtecekler” dediğini Şevki Yılmaz bir başka beyanında açıklamıştı.

*

Devlet televizyonu TRT'nin MİT'i konu edinen Teşkilat dizisinde verilen mesaja bakılırsa, istihbarat dünyasında bu tür dümenlerin çevrilebildiğini dost düşman herkesin kabul etmesi gerekiyor.

Baş kahraman MİT görevlisi Kurtbey Altay'ın MİT'çi kızkardeşi Selen, düşmanlar tarafından esir edilince iğneler ve ilaçlarla zombileştirilmiş, başka bir insan olduğuna inandırılmıştır.

"İlaçlandığı" için, gerçekte Türkiye düşmanlarının kendisine yaptığı şeyi MİT'in kendisine yapmış olduğuna, Altay'ın kendisinin "abi"si olmadığına, “beyin yıkamasına tabi tutulmuş bulunması yüzünden onu abisi zannetmeye başlamış olduğuna” inandırılmış, böylece, babası ve abisini, "kendisini aldatıp zombileştirmiş düşmanlar" olarak görür hale gelmiştir.

Teşkilat dizisi, bu mevzuyu Selen örneği ile bırakmadı, buna bir de, düşman karanlık odağın Türkiye sorumlusu Davut’u ekledi. Dizinin yeni sezonunun süper kötü adamı Davut, MİT’çilerle samimiyet kurmayı başarmış, aralarına sızmıştır. Çünkü, “epilepsi” (sara) hastası olan yaşlı bir kahraman subayın, Yarbay Levent Karayurt’un yüzünü kendisine naklettirmiş, onun kimliğini çalmış, sanki Davut değil de Yarbay Levent’miş gibi yaşamaya başlamıştır. (Bu arada Davut, ABD’de yaşayan Doruk adlı üstün yetenekli bir bilgi işlem uzmanı Türk’ten de entrikaları için yararlanır, fakat sonra öldürür. Kara Doruk, Sarı Davut’un kurbanı olmuştur.)

Ancak Davut, “Olur böyle vakalar, Türk polisi yakalar” hesabı, yakayı Türk istihbaratına kaptırır. Dişleri kadar koku alma duyusu da olağanüstü gelişmiş olan Kurtbey Altay, onun maskesini düşürmeyi başarır. Dizinin 180’inci bölümünün sonu ve 181’inci bölümünün başında buna şahit oluruz. Kurtbey Altay, sahte Yarbay Levent’i, her zaman devam ettiği kahvehanede çay içerken enseler. Altay, Davut’a şunu der:

“- (Yüz ameliyatını yapan doktor) İsmet Hoca ölmeden önce senin ve rahmetli Levent Yarbay’ın yüzlerini çizmeyi de başarmıştı.”

Davut şaşırmıştır:

“- Bu kadarını kimse hesaplayamaz.”

Devreye Hilal girer:

“- Senin problemin bu. Yani tek akıllı sen kendini sanıyorsun di mi?!”

Konuşma bu minval üzere devam eder. Altay, Davut’a şunu der:

“- Yarbay’ın hastalığından faydalandın. Ameliyattan sonra yıllarca adama ilaç verip beynini yıkadın.”

Davut, Altay’ın sözünü tamamlamasına fırsat vermez, araya girer:

“- Öldüğünde kendini Davut sanıyordu. O benim ustalık eserim. Yazık oldu.”

*

Eski müftü ve eski milletvekili Hasan Mezarcı’ya da yazık oldu. O, ölmedi, "yaşamıyor gibi yaşıyor", ve kendisini Hz. İsa zannediyor.

Ve günü geldiğinde kendisini Hz. İsa zannediyor olarak ölecek.

Peki, "O benim ustalık eserim" diyerek onun felaketiyle övünme makamında olan kim?

"İbrahim, kırılan putların yerine yenilerini koyan kim?"


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ESKİ MÜFTÜ VE MİLLETVEKİLİ HASAN MEZARCI VE TRT'NİN TEŞKİLAT DİZİSİNİN SELEN'İ İLE YARBAY LEVENT'İ

  Yaşadığımız dünyada rejim muhaliflerini zehirleme konusunda en büyük şöhrete sahip isim, Rusya Devlet Başkanı Putin. Zehirlettiği muhali...