e-kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
e-kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

E-KİTAP: İSTİHBARAT HİLE VE OYUNLARI

 

https://archive.org/details/istihbarat-hile-ve-oyunlari 


İSTİHBARAT

HİLE VE OYUNLARI

 

Dr. Seyfi SAY

 

İÇİNDEKİLER

 

CASUSLUĞA, TECESSÜSE VE RÖNTGENCİLİĞE DAİR 5

ŞEYTANIN AVANESİNİN DİNLEMELERİ, AJANLARI, BÖCEKLERİ VS. VARDIR.. MÜMİNİN DE ŞAŞMAZ FİRASETİ.. 7

BÜYÜKLÜK İDDİASI VE İSTİHBARATÇILIĞIN TUZAK, ŞANTAJ VE KONTROL MERAKI 9

PARALEL OLMAYAN YAPILAR DA BÖYLE ÇALIŞIYOR KARDEŞ 12

“CASUS, O İDİ” 17

"DAVUNCU BİZE BUHRAN İMİŞ" KONUŞUYOR: BİZİ SALÇA YAPARLAR! 24

PROF. HAYRETTİN KARAMAN'I KİMLER ÖLDÜRMEK İSTEMİŞ OLABİLİR? 33

BİR SURİYE GAZİSİ: ÜMİT ÖZDAĞ 52

KOMPLO “TEORİ”Sİ DEĞİL, İSTİHBARAT “YASA”SI 60

BAYAT OPERASYON 82

CHARLIE'YE MELEKLER, NUH'A KELEKLER 87

HİRANUR VAKFI OLAYI BİR KUMPAS MI (KUMPAS BİR TEK ERGENEKON'DAN YANA MI DÜŞER USTA)? 93

MAKBUL KUMPAS 105

ANLATILAMAYAN 109

İSKENDERPAŞA CEMAATİ, TAĞUT, FETÖ, VE DERİN OYUNLAR 116

“SANA DARBENİN YOLLARI, BANA SORUŞTURMA KURŞUNLARI” 128

DAHLEDEN DİNİMİZE BARİ MÜSELMAN OLSA 139

2011 YILINDA YAPTIĞIMIZ “ZORUNLU BİR AÇIKLAMA” 144

CÜMLENİN MAKSUDU BİR AMMA… 151

PSİKOLOJİK SAVAŞ, GİZLİ SERVİSLER VE ÜNİVERSİTELERDE OYNANAN DERİN(LİKSİZ) KOMEDYALAR 163

GİZLİ SERVİSLERİN “ZEK” VE “TECRÜBE”Sİ 173

NASIL SÖYLEMELİDİR? 175

YUSUF KAPLAN, AYAKTA UYUYORSUN! YA DA MİLLETİ UYUTMAYA ÇALIŞIYORSUN 177

FUAT AVNİ KİM? 180

BÖYLE OLACAĞI BELLİYDİ 186

BU NASIL BİR MUSİBETMİŞ ARKADAŞ! 208

ŞİFRE VE KRİPTO 221

MİT DE BÖYLE Mİ ÇALIŞIYOR? 226

FUAT UĞUR ŞUNU DA AÇIKLAR MI: “TARDAKİ TAVUKLAR”IN SUÇ İŞLEMELERİNİ BEKLEYEN “DEVLET”, SUÇLU OLSUNLAR DİYE TUZAK DA KURAR MI? 232

KUNG FU SİYASÎ BİLGELİĞİ: ALMANYA’DAKİ KÖKSÜZ 238

“KAFDAĞINI ASSALAR BELKİ ÇEKER DE BİR KIL / BU İFRİTTEN SUALİN KILINI ÇEKMEZ AKIL” 242

DERİN ODAĞIN ŞEYHİNİ DERİNLER DE KURTARAMAZ 246

KILCAL DAMARLARDAKİ VATANSÖVERLİK VE VATANDAŞDÖVERLİK 251


E-KİTAP: DAĞLARDA PARÇALARIN TOPLANMAZ (MUHSİN YAZICIOĞLU DOSYASI)

 

https://archive.org/details/daglarda-parcalarin-toplanmaz

 

DAĞLARDA

PARÇALARIN TOPLANMAZ

(MUHSİN YAZICIOĞLU DOSYASI)


Dr. Seyfi SAY

 

İÇİNDEKİLER

 

“ONUN ÖLÜMÜNE BÜTÜN SAN’A HALKI KATILMIŞ OLSAYDI, HEPSİNİ DE ÖLDÜRÜRDÜM” 4

SUİKAST VE KISAS 5

SİYASETEN KATL (SİYASET GEREĞİ CİNAYET, HUKUK DIŞI İNFAZ) 7

MUHSİN YAZICIOĞLU’NUN 13 “PARANOYA”SI 18

DÜNYA BEŞTEN BÜYÜKTÜR, TÜRK DERİN DEVLETİ VE MİT DE FETÖ’DEN 21

“TÜRKİYE’YE DÖNME, ÖLDÜRÜLECEKSİN!” 24

“İNGİLİZ İSTİHBARATI VE CIA TUTMADI, ABİME BARNABAS İNCİLİ VERELİM” 28

MUHSİN YAZICIOĞLU DAVASI DURUŞMALARINDAN BİR ÖRNEK 123

DAN BROWN BİLE BU KADARINI DÜŞÜNEMEZDİ 128

YAZICIOĞLU’NUN HELİKOPTERİ, İKİ UÇAĞIN YOLAÇTIĞI BASINÇ YÜZÜNDEN Mİ DÜŞMÜŞTÜ? 138

SAHTEKÂR BİR "DİN YOLU HARAMİSİ" SAPIK 136

BİR ZAMANLAR KAHRAMANMARAŞ KEÇİLERİ 140

BARNABAS İNCİLİ’Nİ ÖPME SEANSLARI 15 TEMMUZ’LA BİRLİKTE BIÇAK GİBİ KESİLDİ 158

YAZICIOĞLU SUİKASTİ, MİT, EMNİYET İSTİHBARATI VE FETÖ 170

ESAD COŞAN VE MUHSİN YAZICIOĞLU: SATILMIYORSAN BİR İHTİMAL DAHA VAR 177

“BÜTÜN BUNLAR VARKEN HİÇBİR ŞEY YOKMUŞ GİBİ YAPAMAM!” 184

ALGI OPERASYONU ALANINDA BİR ZİRVE: MUHSİN YAZICIOĞLU SUİKASTİ 199

ESKİ EMNİYET İSTİHBARAT MÜDÜRÜ BÜLENT ORAKOĞLU’NUN YAZDIKLARI 206

*

“ONUN ÖLÜMÜNE BÜTÜN SAN’A HALKI KATILMIŞ OLSAYDI, HEPSİNİ DE ÖLDÜRÜRDÜM”

 

 (Kütüb-ü Sitte’den)

 

4924 - İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor:

"Bir erkek çocuk, hile (suikast) suretiyle öldürülmüştü. Hz. Ömer radıyallahu anh:

‘Bunun öldürülmesine San'a ahalisi iştirak etmiş olsaydı, bu tek kişi yüzünden bütün San'a ahalisini öldürürdüm!’ dedi."

4925 - Bir başka rivayet: "Dört kişi bir çocuğu öldürmüştü. Hz. Ömer dedi ki.." diye başlar, yukarıdaki gibi devam eder.

Buharî, Diyat 21; Muvatta, Ukûl 13, (2, 871).

 

4926 - İmam Mâlik anlatıyor:

"Hz. Ömer radıyallahu anh, tek bir kişi için beş veya yedi kişiyi öldürttü. Bunlar hile ile birini öldürmüşlerdi. Hz. Ömer talimatında şunu da ilave etmişti: "Bu tek kişinin öldürülmesine bütün San'a halkı katılmış olsaydı, hepsinin öldürülmesine hükmederdim."

Muvatta, Ukûl 13, (2, 871).

 


E-KİTAP: İBN ARABÎ’NİN MUTLAK TEŞVİŞİ

 

https://archive.org/details/ibn-arabinin-mutlak-tesvisi


İBN ARABÎ’NİN MUTLAK TEŞVİŞİ

 

Dr. Seyfi SAY


 

İÇİNDEKİLER

 

ŞARLATANIN SALAKLAR İÇİN UYDURDUĞU AKILLARA ZİYAN İBN RÜŞD PALAVRASI 3

SAĞDAN SOLDAN TOPLADIĞI ZIRVALARI KEŞF DİYE PAZARLAYAN SAHTEKÂR 14

ZAMPARANIN KERAMETİ 25

ZIRVALAR KOLEKSİYONUNDA ÜSLUB ARAMAK 32

ZAMPARALIĞA MARİFETULLAH KOSTÜMÜ GİYDİRMEK 41

ESKİ YUNAN’IN “HEYULA”SINI “NEFES-İ İLAHΔ YAPAN “HYLE”KÂRLIK 50

ALTIN KERPİÇ DEĞİL, TEZEK 56

KERAMETİ VE ÖZGÜNLÜĞÜ KENDİSİNDEN MENKUL ŞARLATAN 63

ENDÜLÜSLÜ KÜÇÜK BOY DECCAL 78

VAHDET-İ VÜCUD HEZEYANI 83

SAHTEKÂR BİR "DİN YOLU HARAMİSİ" SAPIK 135

 *

ŞARLATANIN SALAKLAR İÇİN UYDURDUĞU AKILLARA ZİYAN İBN RÜŞD PALAVRASI

 

TDV İslâm Ansiklopedisi’nin “İbnü’l-Arabî, Muhyiddin” maddesi üç isim tarafından kaleme alınmış bulunuyor. O isimlerden Prof. Mahmut Erol Kılıç şunları söylüyor:

… İbnü’l-Arabî’nin görüşlerini takdir edenler onun tasavvufta otorite oluşunu kendisine “Şeyhü’l-Ekber”, dinî ilimlerde müceddid oluşunu da “Muhyiddin” lakaplarını vererek ifade etmek istemişlerdir. Mâlikî kadısı ve kelâm âlimi Ebû Bekir İbnü’l-Arabî’den (ö. 543/1148) ayırt edilebilmesi için bazı kaynaklarda adı İbn Arabî şeklinde de yazılmıştır. …

… İbnü’l-Arabî, bulûğ çağlarında bir mânevî işaretle inzivaya çekilip kendi iç âlemindeki hazineleri ortaya çıkarmaya karar verdiğini, bazan on dört ay kadar süren bu halvet ve riyâzetlerin neticesinde mârifet kapılarının kendisine yavaş yavaş açılmaya başladığını söyler (el-Fütûḥât, I, 616). …

Bu sıralarda henüz on beş - on altı yaşlarında bulunan İbnü’l-Arabî, İbn Rüşd’ün dikkatini çekmiş, İbn Rüşd bu gençle tanışmak için babasından görüşme talebinde bulunmuştu. İbnü’l-Arabî, felsefî bakış açısıyla tasavvufî bakış açısının mukayesesi bakımından önemli semboller içeren bu görüşmede filozofun kendisine, “Senin keşif ve feyz-i ilâhîde bulduğun şey mantığın (nazar) bize verdiği şey midir?” diye sorduğunu, ona hem “evet” hem “hayır” diye cevap verdiğini, “Bu ‘evet’ ve ‘hayır’ arasında ruhlar yerlerinden, boyunlar cesetlerinden fırlar” deyince İbn Rüşd’ün benzinin sarardığını, titremeye başladığını, birden sanki elli yaş yaşlandığını söyler ve bu görüşmenin sonunda İbn Rüşd’ün, herhangi bir eğitim ve öğrenim görmeden bilgisiz olarak halvete girip de böyle bir bilgiyle oradan çıkan birini kendisine tanıttığı için Allah’a şükrettikten sonra, “Zira artık bu gibi hallerin erbabı kalmadı, biz hiç görmedik” dediğini, kendisinin de, “Allah’a hamdolsun ki işte biz bu zamanda bunlardan biriyiz” diye karşılık verdiğini kaydeder (el-Fütûḥât [nşr. Osman Yahyâ], II, 372-373).

Çocuk ne sanat öğrenmiş, ne mektebe gitmiş, ekmek elden su gölden, yan gelip yatmış..

Neymiş, keşf bekliyormuş.

Tembelliğin ve asalaklığın adını inziva koymuş.

*

İddiasına göre, bulûğ çağlarında bir mânevî işaretle inzivaya çekilmişmiş.

Büluğ çağından öncesi çocukluktur, çocukken inzivaya çekilmeyip de topluma karışsan ne yazar?

Ve de daha yeni âkil baliğ olmuş bir çocuğun manevî işaret hikayesini kim takar?

Senin anan baban yok mu, sana “Oğlum böyle inziva minziva ayaklarıyla temsel tembel asalakça bir hayat süremezsin, ya bir mektebe medreseye gideceksin, ya da bir sanat öğreneceksin, elinin emeğiyle geçinmenin yolunu yordamını bilmen gerekiyor” demiyorlar mı?

Neymiş, kendi iç âlemindeki hazineleri ortaya çıkarmaya karar vermişmiş.

İç aleminde çocukluktan başka ne vardıysa?

Hz. Musa aleyhisselam gibi bir ulu’l-azm peygamber bile o yaşta “iç alemindeki hazineleri” ortaya çıkarabilmiş değil..

Lafa bakın, o yaştaki çocuk “bazan on dört ay kadar halvet ve riyâzetler” yapmışmış. Ve bunun neticesinde mârifet kapıları kendisine yavaş yavaş açılmaya başlamışmış..

Neyin marifeti?

İbn Rüşd’le ilgili hikayesine bakılırsa, herşeyin marifeti..

*

Hem inzivaya çekiliyorsun, hem de (İbn Rüşd de dahil olmak üzere) herkesin dikkatini çekiyorsun, bu nasıl oluyor?

Mesela şimdi şu yaşadığımız çağda 15-16 yaşlarındaki bir genç evinden hiç dışarı çıkmasa, insanların dikkatini nasıl çekebilir?. Milletin işi gücü yok da egzantrik bir çocuğu mu merak edecek?!

Dikkat çekmek için inzivada olmamak, insanlarla haşır neşir olmak gerekir. (Günümüzde inzivaya çekilen biri internet ve telefonla başkalarıyla temas kurabilir de, o devirde insanlarla ihtilat halinde olmadan dikkat çekmek mümkün değil.. İnsanlarla görüşüp konuşan biri inzivaya çekilmiş sayılmaz. Mesela sarayında oturup ayağına gelen kişilerle görüşen bir padişah inzivaya çekilmiş sayılabilir mi?!)

Dikkat çekmek için başkalarıyla görüşmek de yetmez, bunun için “sıra dışı” eylem ve sözler gerekir.

Ancak, ulema ve meşayihin önünde uzun yıllar diz çöküp ilim ve edep öğrenen alim ve fazıl kişiler, öyle duydukları her zırtabozluğa müşteri olmazlar.

Hele o yaştaki mektep medrese görmemiş bir çocuğa, bir tembel asalağa İbn Rüşd gibi bir adam asla itibar etmez.

Keşf ve marifet iddiasına da çöp kadar kıymet vermez.

*

Diyelim ki İbn Rüşd gibi biri böyle bir cahil çocuğa Senin keşif ve feyz-i ilâhîde bulduğun şey mantığın (nazar) bize verdiği şey midir?” diye sordu..

Sormaz da, sordu diyelim.

Bunu, verilecek cevabı (anlatılan hikayedeki gibi) kabul etmeye hazır bir öğrenci edasıyla sormaz, imtihan ve deneme için sorabilir.

Karşısındaki tüyü bitmemiş tıfıl, mantıksız şeyler söylerse, onun keşf hikâyelerinin batıl olduğu sonucuna varır.

İbn Arabî’nin anlattığı hikâyede ise İbn Rüşd, (Türkiye’de şeyhlik taslayan bazı sapık sahetkârların cahil halkı keşf, ilham vs. masallarıyla aldatarak şehevî arzularına ram etmelerini hatırlatacak şekilde) aptal bir cahil gibi davranıyor.

Güya tüyü bitmemiş tıfıl, İbn Rüşd’e hem evet, hem hayır diye cevap vermiş..

Cevap ya evet ya da hayır olabilir.. “Üçüncü hal” imkânsızdır.

“Bazısı uyuyor, bazısı uymuyor” dese, onu anlayacağız. Demiyor.

“Ne evet, ne hayır!” dese, bunun da bir mantığı var.. Böylece dolaylı olarak “Cevap vermiyorum” demiş olur..

Öyle yapmıyor, cevap veriyor, akıl ve mantığın bütün kurallarının içine ederek.

İbn Rüşt böyle salakça bir cevaba kıymet verecek adam mıdır?!

Sararıp solmuşmuş da, titremişmiş de, 50 yaş yaşlanmışmış da..

Gel de inan!

*

İnsanlar, “âdeten imkânsız” mucizeler gösteren yaşlı başlı, toplumda saygınlığı olan peygamberler karşısında bile böyle haller sergilemiyorlardı.

Hele de sahip oldukları ilim dolayısıyla herkesin saygı gösterdiği kişiler hiç..

Mesela, Yahudiler’in arasından çıkan Hz. İsa aleyhisselam’a yahudi alimleri, itibarlı bir aileden geldiği, olağanüstü ve şaşırtıcı mucizeler gösterdiği, daha üç günlük bebekken konuşmuş olduğu halde tabi olmadılar.

Sayısız mucize gösterdiği halde..

Böyle bir dünyada, İbn Rüşd gibi bir adam, peygamber olmadığı kesin olan, elinden mucize vs. de çıkmayan bir cahil yeniyetme çocuk karşısında böylesi aptalca haller sergileyebilir mi?!

Sergilemeyeceği kesin, fakat şu yaşlı dünyada, İbn Arabî şarlatanının aptalların aklını almak için uydurduğu bir masala sorgusuz sualsiz inanancak sürü sepet dangalak var.

*

İbn Rüşd gibi bir adamın böyle bir soruyu sorulabilmesi için, karşısındaki kişinin uzun bir medrese öğrenimi görmüş, Kelâm ve Mantık ilimlerini yalayıp yutmuş bir otorite olması gerekir.

Onun gibi bir adam, büluğ çağına girince inzivaya çekilen (mektep medrese görmemiş) cahil bir çocuğa, sanki kendisinin “aklî ve naklî ilimler” çerçevesinde bildiği herşeyi biliyormuş gibi, “Keşfin o bilgilere uyuyor mu?” diye sorabilir mi?!

Keşf ile kazanılan bilgi (marifet), Kelamcıların bilgisine karşılık geliyorsa, keşf sahiplerinin Kelamcılara (hem manen, hem de bilgi açısından) hiçbir üstünlüğü yok demektir.

Yok eğer keşf ile kazanılan bilgi (marifet), Kelamcıların bilgisi ile ilgisizse, o takdirde de, bir kimse, keşf ile ulaştığı bilginin Kelamcıların bilgisi ile ne kadar örtüşüp ne kadar örtüşmediğini bilemez.

Bilebilmesi için önce Kelamcıların ilmini öğrenip sonra keşfte bulunmuş olması gerekir.

*

Evet, İbn Arabî denilen kalpazan soytarı güzel hikâye uydurmuş.. İbn Rüşd’e “Bu ‘evet’ ve ‘hayır’ arasında ruhlar yerlerinden, boyunlar cesetlerinden fırlar” demişmiş de, İbn Rüşd’ün benzi sararmış da, titremeye başlamışmış da, birden sanki elli yaş yaşlanmışmış da..

Sen onu külahıma anlat!..

Beş on yaş da değil, birden bire elli yaş yaşlanmışmış.. Hey babam, dile kolay, 50 yaş.. Yarım asır..

Niye yaşlanmışsa?.. Sanki kıyamet suruna üfürülmüş..

Peygemberlerle karşılaşan insanlar bile onların sözleri karşısında böyle bir hale girmiyorlardı. Küçük at da civcivcler yesin!

Dahası da var, bu görüşmenin sonunda İbn Rüşd, “herhangi bir eğitim ve öğrenim görmeden bilgisiz olarak halvete girip de böyle bir bilgiyle oradan çıkan” birini kendisine tanıttığı için Allah’a şükretmişmiş.

Hikayede bilgi diye birşey de yok.. Som ve saf zırva var.

Çocuk cahil.. Mektep medrese görmemiş.. Hocaların önünde diz çökmemiş.. Bütün yaptığı halvete girmek.. Tembelin önde gideni, mektep kaçkınlığının, tembellik ve asalaklığın adını halvet koymuş.

Sanki halvete girmek zor birşey..

Halvetin en keskin biçimi, hapishanede hücreye kapatılıp bütün insanlardan tecrit ve izole edilmektir.

Evinden çıkmazsın, al sana halvet!.. Oh, yan gel yat!. Yaptığın hiçbir şey yok, oturmuş keşf bekliyorsun..

Yani bu çok mu önemli birşey?!

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in bir hadîsini öğrenmek için günlerce yol kateden ilim aşıkları nerde, bu tembel asalak nerde!

*

Hani İbn Rüşd bu tüyü bitmemiş cahil tıfıla imtihan için bazı sorular sormuş, o da bunlara (medresede yıllarca dirsek çürütüldükten sonra zar zor öğrenilen hususlarda) şaşırtıcı derinlikte cevaplar vermiş olsa, anlayacağız.

Anlatılan hikâyede bu da yok.

Masala göre İbn Rüşd, “Artık bu gibi hallerin erbabı kalmadı, biz hiç görmedik” diyor.

Böyle diyen bir insan, 15-16 yaşındaki bir çocuk hakkında birşeyler duyduğunda buna önem verir mi?!

“Artık bu gibi hallerin erbabı kalmadı, önce medrese tahsili görmüş nice büyük büyük şeyhler gördük, hiçbirinde böyle bir hal yok yok, cahil bir çocukta mı olacak!” der, geçer.

Hikayeye göre İbn Rüşd bunu demiyor,  “herhangi bir eğitim ve öğrenim görmeden bilgisiz olarak halvete girip de böyle bir bilgiyle oradan çıkan” birini kendisine tanıttığı için Allah’a şükrediyor.

Bilgi dediği de (masala göre) evet ve hayırı buluşturma salaklığı..

Zır cahil çocuk, gayet mütevazi bir şekilde “Allah’a hamdolsun ki işte biz bu zamanda bunlardan biriyiz” diye karşılık vermeyi de unutmamış.

Yersen!

Yaşadığı devrin sahtekâr sapık yalancılarından biri.. Başka da birşey değil.

*

Belli ki bu İbn Arabî denilen soytarı, Eski Yunan filozoflarından Plotinus’un bu intihalci müridi, memleketi Endülüs’te dikiş tutturamamış, cemaziyelevvelini bilen insanlara masal anlatamayacağı için denizi aşıp çok uzaklara, Mısır, Suriye ve Anadolu’ya gitmiş, uydurduğu masallarla, mazisini bilmeyen aptalları peşine takmış.

O devirde telefon yok, internet yok, kim kalkıp da adamın soyunu sopunu, Endülüs’teki halini araştıracak, gidip onu tanıyanlardan gençliği hakkında malumat toplayacak?

Dolayısıyla atış serbest..

Yalandan, palavradan kim ölmüş?!

*

Bir başka husus şu: İbn Rüşd, öyle keşf ü keramet babından söylenecek sözlere itibar edecek biri değil.

Böyle mektep medrese görmemiş cahil bir çocuğu geçtik, ömrü medrese ve tekkelerde geçmiş yaşlı bir alim ya da şeyhin bile keşfiyat adına söyleyeceği sözlere dönüp bakmayacak biri.

Onun, 15 yaşındaki tüysüz bir cahil çocuğa, vahyin muhatabı peygamber muamelesi yaparcasına “Senin keşif ve feyz-i ilâhîde bulduğun şey mantığın (nazar) bize verdiği şey midir?” diye (Türkiye’deki sapık şeyh taslaklarının peşine takılmış hurafeci cahil vatandaşlar gibi saftirikçe, verilecek cevabı ilkokul öğrencisi safiyetiyle kabul etmeye hazır şekilde) bir soru yöneltmesi mümkün değildir.

TDV İslâm Ansiklopedisi’nin “İbn Rüşd” maddesinde yer alan şu satırlar bunu anlamak için yeterlidir:

Ona göre vahiy ile akıl uyum halindedir. Bu uyum, ya doğrudan nassın zâhirinden anlaşılan mâna ile veya hakikatin birliği ilkesine dayalı olarak yapılan te’villerle gerçekleşir. … Akıl burhan yöntemini kullanır, vahiy ise hem akla hem hayale hem de hisse hitap eder; dolayısıyla akıl yürütme (burhan), diyalektik (cedel) ve retorik (hitabet) yönteminin üçünü birden kullanır. Nitekim Allah Teâlâ, “Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle davet et; onlarla en güzel şekilde tartış” (en-Nahl 16/125) buyururken bu konuda her üç yöntemin (hikmet, öğüt ve cedel) kullanılmasını istemektedir. İbn Rüşd’e göre kesin bilgi burhanadiyalektik bilgi zan ve tahmine, retorik ise hayale dayanır. …

… Bu demektir ki şeriat, insanların Allah’ı ve bütün var olanları burhana dayanarak bilmesini emretmektedir. …

… İbn Rüşd, Aristo mantığının genel kavramlarından yola çıkarak zihnî ve kültürel kapasite açısından insanları üç grupta değerlendirir: Bilgi edinme sürecinde aklî yöntemi kullananlar (burhan ehli), diyalektiği kullananlar (cedelciler), başkalarından duyup işiterek bilgi edinenler (hitabet ehli). … Hakikat hakikate zıt olamayacağına göre akılla elde edilen bilgi ve delillerle vahiy yoluyla elde edilen bilgi ve deliller asla birbirine ters düşmez

*

İşte İbn Rüşd, bu kafada bir adam.. Ona göre, bilgi ve marifet bahsinde keşfin yeri yok.

Böyle birinin, 15 yaşındaki cahil bir keşf pazarlamacısına (ahmak bir öğrenci ya da ilkokul birinci sınıf öğrencisi edasıyla, verilecek cevaba inanmaya hazır halde), “Senin keşif ve feyz-i ilâhîde bulduğun şey mantığın (nazar) bize verdiği şey midir?” şeklinde aptalca bir soru yöneltmesi mümkün müdür?!

İbn Arabî soytarısına göre bunu yapmış, aldığı cevaplar karşısında da titremiş, sararıp solmuş, hatta neredeyse elli yaş yaşlanmış.

Soytarı büyük palavracı, büyük şarlatan.

*

Sözde daha 15-16 yaşlarında keşf yoluyla herşeyi öğrenmiş, hatta İbn Rüşd’ün bütün bildiklerine vakıf olmuş, onun Senin keşif ve feyz-i ilâhîde bulduğun şey mantığın (nazar) bize verdiği şey midir?” şeklindeki sorusuna cevap verecek hale gelmiş.

Ve de verdiği evetli ve hayırlı saçmasapan cevabıyla İbn Rüşd’ün sararıp solmasına, titremesine, neredeyse 50 yaş yaşlanmasına neden olmuş.

Ancak, M. Erol Kılıç’ın laflarının devamı, İbn Arabî’nin o yaşlarda bomboş bir cahil çocuk olduğunu ortaya koyuyor:

“On sekiz yaşında iken Lahmî’den kırâat-i seb‘a, aşere ve takrîb öğrenimi gördü. Lahmî’den ayrıca İbn Şüreyh’in el-Kâfî’sini, Abdurrahman b. Abdullah es-Süheylî’den de bazı hadis kitaplarının yanı sıra İbn Hişâm’ın es-Sîre’sinin şerhi olan er-Ravżü’l-ünüf isimli kitabını okudu. Kadı İbn Zerkūn’un derslerine uzun bir süre devam edip icâzet aldı (kendisi, bütün hocalarının ve okuduğu kitapların listesini el-İcâze adlı eserinin başında saymıştır [s. 23-32]). Bu suretle zâhirî ilimlerde yeterli derecede eğitim aldıktan sonra mânevî ilimlerde derinleşmek üzere halvet ve murakabeye daha fazla yönelen İbnü’l-Arabî, 580 (1184) yılında seyrüsülûkünün henüz başında iken bazı tasavvufî makamlara ulaştı (el-Fütûḥât, II, 425). Başlangıçta kendisine dertlerini açacağı hiçbir rehberi olmadığını söyleyen İbnü’l-Arabî sonraları gerek zâhir gerekse bâtın ehli birçok üstattan istifade etmiş; büyük bir kadirşinaslık örneği olarak kendilerinden faydalandığı 300’ü aşkın kişinin mânevî hallerine ve hikmetli sözlerine yeri geldikçe el-FütûḥâtKitâbü’l-ḲuṭbDürretü’l-fâḫire ve Rûḥu’l-ḳuds gibi eserlerinde isimlerini de vererek temas etmiştir. İlk mürşidinin adını Ebü’l-Abbas el-Uryebî olarak verir.”

İlk mürşidi Ebu’l-Abbas el-Uryebî diye biriymiş.. Hani sen daha büluğ çağında keşf ü keramet sahibi olmuş, herşeyi bilir hale gelmiştin, ne oldu, niye mürşid eteğine yapışıyorsun?

Üstelik, bunu terbiye için bir mürşid de kâfi gelmemiş.. Ebu’l-Abbas onun ilk mürşidi.. Turpun büyükleri geride..

Görüldüğü gibi, sözleri birbirini çürüten saçmasapan palavralar durumunda.


E-KİTAP: MİT'İN FRANKEŞTAYN'I FETÖ


https://archive.org/details/mi-tin-frankestayni-feto


MİT’İN 

FRANKEŞTAYN’I

 FETÖ

 

Dr. Seyfi SAY

 


İÇİNDEKİLER

HAYATINI BOŞA ÇIKARMAK 4

GÜLEN’İN İZİNDESİNİZ, 30 YIL GERİDEN 7

AK PARTİ – THE CEMAAT, İHVAN-ORDU 12

İSLÂM’I PROTESTANLAŞTIRAN DİYALOGCULARLA YAHUDİLEŞTİREN DEVLETÇİLER NEYİ PAYLAŞAMIYOR? 16

BİR SİNEK VE BİR KARTAL 21

İSLAMCILAR ARASINDAKİ KRİPTO KEMALİSTLER VE FETÖ 24

VAR SENİN ELBETTE FESADIN KANDEDİR 33

LAİKLİĞİN (SİYASAL DİNSİZLİĞİN) SİYASAL “SİYASALSIZ İSLAM”I 36

15 TEMMUZ’DAN ÇIKAN DERSLER YA DA KADERİN ADALETİ 39

FETÖ DARBE DİLİN BİLİR DEDİLER, BİR FETÖ VAR FETÖ’DEN İÇERÜ 43

İSTİSMARIN DİNAMİĞİ: ERDEMSİZ ERDEMLİLİK TİYATROSU 101

"SİYASAL ANTİ-İSLAMCI" FETÖ, AK PARTİ'NİN SİYASAL ANTİ-İSLAMCILIĞINI YETERSİZ BULUYOR 105

METASTAZ 112

MAHKEMEYE GÖRE ŞERİATÇI (SİYASAL İSLAMCI), DİYANET’E GÖRE SAPIK 116

GECİKMİŞ CEMAAT ELEŞTİRİSİNİN İLKESİZ VE FIRSATÇI YÜZÜ 120

HAYRETTİN KARAMAN VE FETÖ  122                        

DEVLETİN KODLARI VE GÜLEN-FİDAN GÖRÜŞMESİ 128

DÜŞENE VURAN ÇOK OLUR 134

SİYASET VE MİT’İN FRENKEŞTAYNLAŞAN FRANKEŞTAYN’I FETÖ 138

MİT’İN TARİKATLARI, CEMAATLERİ 142

FETHULLAH GÜLEN’İN DERİN GÖREVİ 146

GLADIO, KONTRGERİLLA, FETHULLAH GÜLEN, PROF. ESAD COŞAN, MEHMET ŞEVKET EYGİ 151

FETÖ (FETHULLAHÇI TAKİYYE ÖRGÜTÜ) KİMİN ESERİ? 159

NERESİ SİVİL? 164

GÜLEN Mİ MİT’İ BULDU, MİT Mİ GÜLEN’İ? 170

ARANAN ADAM: VAHŞİ DOĞU’NUN “WANTED”I 178

AKPARTİLİ UYUŞTURUCU SATICILARI 189

BUĞDAY VE SAMAN 195

“FETÖ SANA SÖYLÜYORUM, DİNCİ-DİNDAR SEN ANLA!” 200

MÜLKÜN TEMELİ ADALETSE… 208

FETÖ İLE MÜCATELENİN MANTIĞI 217

 

HAYATINI BOŞA ÇIKARMAK

 

Ankara’daki “FETÖ Ana Çatı” davasının bir celsesi Hüseyin Gülerce’nin tanıklığı ile başlamıştı.

FETÖ ile tanışmasını anlatan Gülerce, kendisinin “legal görünümlü illegal yapının legal görünümü” olduğunu, ama bunu bilerek yapmadığını söylemişti.

Dediğine göre, illegal yapının, bilmeyerek, legal görünümü olmuş..

Herşeyi bilmeden yapmış..

Biz de inandık (mı?)..

Tabiî, aslında herşeyin “bilerek” yapılmış olduğunu, Hüseyin Gülerce’nin “illegal yapı” içinde “görev icabı” yer almış bulunduğunu, sonra da, yine görev icabı tövbekâr olduğunu iddia edenler de var.

Onlara göre, Hüseyin Gülerce’nin tövbesi ile “devlet”in “Hizmet hareketi”nin aslında bir terör örgütü olduğunu keşfetmesi arasındaki olağanüstü senkronizasyon ve “paralel”lik mutlu bir tesadüften ibaret olamaz.

Bilmiyoruz deyip geçelim mi?

*

Hüseyin Gülerce mahkemede Fethullah Gülen için, “En büyük numarası tavşana kaç tazıya tut yapmaktır. İnsanlarla kedinin fareyle oynadığı gibi oynar. İnsanların onuruyla oynayan biri” demişti.

Bunu da bilmiyor muymuş?

Gülen için, “Kendisini Mehdi zannediyor” da diyor.

Bunu da bilmiyor muymuş?

Bilmiyorduysa, tövbekâr olup ayrıldıktan sonra nasıl bilir hale gelmiş?

*

Hüseyin Gülerce şunu da söylüyor:

“Fethullah Gülen’i anlamak, bir şemaya oturtmak ancak Gülen’i konuşturmakla mümkündür. Tutuklular her şeyi söylemez. İtirafçılar da söylemez. Çünkü kendi hayatlarını boşa çıkarmış olurlar.”

Burası önemli..

Hayatını boşa çıkarmak“..

Evet, insanların pekçoğunun, “hayatlarını boşa çıkarmamak için”, yanlış yollarda bile bile yürüdükleri kesindir.

Fakat aslında, tam da bunu yapmakla hayatlarını boşa harcamış olurlar.

Ve bu, sadece FETÖ tutuklu ve itirafçıları için geçerli olan birşey değildir.

*

Mevlana’nın da anlattığı, çok bilinen bir hikâye vardır.

Bir dilbilgisi bilgini, rüzgârlı zamanda kayığa binmiş..

Bir süre sonra kayıkçıya, “Sen gramer bilir misin?” diye sormuş.

“Hayır” demiş kayıkçı..

Bilgin, “Hayatının yarısı boşa gitmiş” diyerek tebessüm etmiş.

Bir süre sonra, fırtınanın etkisiyle kayık sallanmaya başlamış.

Kayıkçı sormuş: “Sen yüzme bilir misin?”

Beriki endişeyle cevap vermiş: “Hayır!”

Kayıkçı tebessüm etmiş: “Hayatının tümü boşa gitmiş!”

*

FETÖ gibi örgütlerden ayrılanlar, “hayatlarının yarısı boşa gitmiş” gibi bir duyguya kapılabilirler.

Fakat, gizli servisler için şuraya buraya sızan, oradan oraya savrulanlar, yani kuklalar, kuklacıdan hiçbir zaman ayrılamazlar.

Çünkü..

Ayrılmak istediklerinde, hayatlarının yarısı değil, tamamı “boşa gider”.

Fethullah Gülen, CIA’in kanatları altına bir defa girdi, artık kendiliğinden çıkamaz.

Ve, bu “hayatı tümüyle boşa çıkaran” ilişki biçimi sadece Fethullah’ın şahsına özgü de değil..

Diğer gizli servislerin bu konudaki “teamül”lerinin CIA’inkinden bir farkının bulunmadığı da kesin.

Herkes “Hür Adam“lık taslayabilir, fakat bu inişli çıkışlı, upuzun, sarp yokuşlu, derin sularla çevrili dünya imtihanında herkes gerçekten “Hür Adam” olmayı başaramaz.


FUHUŞ KASETLERİ, FETÖ, VE MUHSİN YAZICIOĞLU'NA KURULAN TUZAK

"Bazı ilahiyatçıları ve din adamlarını [Fetullahçı]  polisler tarafından gizli çekilmiş videolarınız   var  diye korkuttular. Polisle...