Aşağıya aldığımız videoların ortaya koyduğu gibi, olay çok karışık..
Ya birileri Muhsin Yazıcıoğlu hakkında yalan söylüyorlar.
Ya da, Yazıcıoğlu'nda da biraz "siyasetçi mavi boncukçuluğu" vardı. (Yazıcıoğlu'nun Fethullah'a karşı tavrı konusunda Sabahattin Önkibar ile Adem Yavuz Arslan'ın söyledikleri birbirine zıt.. Üç ihtimal var: Birincisi, ikisi de yalan söylüyor olabilir. İkinci ihtimal, birisi doğrucudur diğeri yalancı.. Üçüncü ihtimal ise ikisinin de doğruyu söylüyor olması.. Bu durumda Yazıcıoğlu'nun bazen "nabza göre şerbet" vermiş olduğu sonucuna varılır.)
Eğer Önkibar'ın her söylediği doğruysa, Yazıcıoğlu'nun, kendisinin ve arkadaşlarının 1995 seçimlerinde TBMM'ye girmesine vesile olan ve 28 Şubat Süreci'nde (başka yazılarımızda açıkladığımız üzere) "kahraman"laşmasını sağlayan Prof. Dr. Mahmud Esad Coşan Hoca'ya bir ölçüde nankörlük ettiğini kabul etmek gerekir.
(Ancak, Esad Efendi'yi tanımadığı halde onun hakkında kafasından ya da işkembesinden atıp tutan, buna karşılık "İsrail-ABD beslemesi 28 Şubatçılar" hakkında pek mülayim konuşan Önkibar'ın, doğruları da söylüyor olmakla birlikte, her söylediğine inanmamız beklenemez. Hele de saçmasapan ve mantıksız yorumlar ve yakıştırmalar yapabildiği gözönüne alınınca..)
*
Aşağdaki videolar, olaya ilişkin üç farklı değerlendirme ya da senaryoyu yansıtıyor.
Birinci senaryonun sahibi, gazeteci Önkibar..
Üslubuna baktığımızda, illüzyonist elçabukluğu ve gözboyamacılığı ile, ve de "hokus pokus, abrakadabra" kabilinden kafa karıştırıcı bir laf kalabalığıyla, olayı hemen FETÖ'nün günah defterine kaydetmek için ter döktüğünü farkediyoruz.
Dikkatli bir gözün, bunun için propaganda sanatının inceliklerinden ve belagatın/retoriğin gücünden yararlanmaya çalıştığını anlamaması imkânsız.
Sanki bu yönde bir "ihale" almış gibi coşku, heyecan ve gayretle koşturuyor.
Açgözlü bir satıcı/pazarlamacı gibi "yemin" de ediyor.
Sözleri, Türkiye'deki bütün dindar gruplara karşı içinde acayip bir kindarlık yanardağı barındırdığını ortaya koyuyor.
*
Adem Yavuz'a gelince..
Önkibar'dan daha kibar olduğu kesin..
O da dolaylı olarak AK Parti iktidarını suçluyor. Ancak, Önkibar'ın aksine, bir "propagandist"in yapacağı türden kesin ve keskin ifadeler kullanmaktan kaçınıyor. Mahcup bir dille, "FETÖ'yü suçlamasanız ben bu topa girmezdim" der gibi..
Üçüncü isim, Bekir Öztürk..
Sakin fakat kendinden emin konuşuyor. Lafı eğip bükmüyor, dolandırmıyor, doğrudan Erdoğan'ı suçluyor.
Konuyu sıkı takip etmiş, ve üzerinde çok düşünmüş olduğu anlaşılıyor.