George Orwell’in Hayvan Çiftliği adlı ince romanını
lisedeyken okumuştum.
Aklımda kalan, çiftlikteki domuzların diğer hayvanları
da kandırıp çiftliğin sahipleri insanlara darbe yapmaları ve hayvanlar cumhuriyeti adını taşıyan bir
domuzlar diktatoryası kurmuş
olmaları.
Bir cumhuriyet kurdukları için anayasa yapmayı da unutmuyorlar. Ve anayasaya “değiştirilemez,
değiştirilmesi teklif dahi edilemez” nitelikte şöyle bir madde ekliyorlar:
“All animals are equal,
but some animals are more equal than others.” (Bütün hayvanlar eşittir, fakat bazı hayvanlar diğerlerinden daha
eşittir.)
O bazıları, domuzlar
oluyor.
*
Durup dururken Orwell’in romanını hatırlamama neden
olan kişi, Cübbeli Ahmet.
Cübbeli’nin bir zamanlar Habertürk TV’de Türkiye’nin Nabzı Özel programında
söyleyip de Odatv tarafından yazıya aktarılmış sözleri
arasında şöyle bir cümle de yer alıyor:
“Devlet hepimizin devleti, sahip çıkalım.
İstediğimizi seçelim, seçtiğimiz adamlar da kanunları değiştirsin.”
(https://www.haberturk.com/ahmet-mahmut-unlu-haberturk-te-sorulari-yanitliyor-2559404)
Bu ülkede, görünüşte, devletin sahibi olma bakımından (cumhuriyetçilik
zihniyeti/söylemi/rejimi ve demokrasi ilkesi gereği) hepimiz eşitiz, fakat
içimizden bazıları, diğerlerinden daha eşit.
O daha eşit olanlar, Atatürkistler (ata tür kistler)..
Kemalistler..
*
Cübbeli sefalet, bahtiyar bir adam, çünkü mutlu
olmasını sağlayacak şekilde bir hayal aleminde yaşıyor.
Sen, “İstediğimizi
seçelim” diye konuşabilen, bunu Türkiye için söyleyebilen bir adamın zekâ yaşının resmini yapabilir misin Abidin?
Bu rejimde sizin, bir tağutun, İngiliz işbirlikçisi
bir diktatörün İngiliz ilke ve
inkılapları demek olan ilkemsilerine ve devirimlerine bağlılık yemini
ederek şahsiyetinizi sıfırlamadan seçimlere girip seçilebilmeniz mümkün müdür, ey
yeşil sarıklı ulu hocalar?
Bana bundan hiç söz etmediniz, bunu bana hiç
söylemediniz!
Sen, zihniyet bakımından sen olarak kalarak,
değişmeden dönüşmeden, en iyi ihtimalle “takiyyecilik” kaypaklığını
içselleştirmeden ve karakterin haline getirmeden seçilebilir misin (Erbakan
gibi konuşalım) ey Sakallı Hüsnü?
*
Cübbeli Con Ahmet’in devr-i daim makinası..
Sen önce, rejimin kelime-i şehadetini getirerek Atatürk
ilke ve inkılaplarına bağlılık yemini ederek seçiliyor, ayrıca bir de “Atatürk
aleyhinde konuşmak caiz değildir” fetvası eşliğinde ata putu la yüs’ellik (sorgulanamazlık)
makamına oturtuyorsun, sonra da, kanunları değiştiriyorsun, fakat ata putun
aleyhinde konuşmanın caiz olmadığını dikkate alarak.
Aleyhinde konuşmak caiz olmayınca, “Şu devrim diye
yaptıkları zorbalığın, hatta ahlâksızlığın, ve de İslam düşmanlığının ta
kendisi” de diyemiyorsun.
Dersen, Cübbeli Con Ahmet’in İslamiyet’ine göre caiz
olmayan bir iş yapmış oluyorsun..
Ayna ayna, söyle ona, şu alemde kendisinden daha
fırıldağı var mı?
*
“Bu ülke hepimizin ülkesi, bu vatan
hepimizin vatanı” demek mümkün olabilir.. Fakat,
“Devlet, hepimizin devleti” ifadesi bir ölçüde yanlıştır.
Hiçbir devlet, hiçbir zaman, kelimenin tam anlamıyla “herkesin devleti” olmaz.
Demokratik devlet bile, herkesin “eşit ölçüde” devleti
değildir, “çoğunlukta olanların“ daha eşit oldukları devlettir.
Böyle bir devlette, azınlıkta kalanların
fazla bir söz hakkı olmaz.
Hiçbir talepleri kanun halini
almaz.
Hiçbir zaman yöneten olamazlar.
Yönetilen olarak
kalmaya mahkumdurlar.
Kendi hak ve hürriyetleri, hukukları (kaderleri demeyelim) üzerinde tam anlamıyla “malik/sahip”
konumda değildirler.
Bu yüzden, gerçekte, (beyin yıkamasına maruz
kaldıkları için farkında olmasalar da) kelimenin tam anlamıyla hür/özgür de kabul edilemezler.
Eğer siz bir hapishanede doğmuş ve oradaki hayata
alışmışsanız, dışarıya çıkmayı hiç aklınızdan da geçirmiyorsanız, kendinizi hür
zannedebilirsiniz, fakat değilsinizdir.
*
Hürriyet nedir?
Hürriyet, başkalarının (ister çoğunluk, isterse mütegallibe bir azınlık olsunlar) senin hukukun/hakların üzerinde
söz sahibi ve belirleyici olmamasıdır.
Merhum Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır hoca, Fatiha Suresi tefsirinde bunu şöyle ifade etmektedir:
“Lisan-ı İslâm’da hürriyet, hukukuna
malikiyet diye tarif olunur [Keşf-i Pezdevî], ki
bunun zıddı, hukukuna başkasının malik olması demek olan esaret ve rıkkiyettir. Asl-ı
hukuk ise vaz’-ı ilâhîdir. Binaenaleyh [insan, hakları
bakımından] her hangi bir ferdin vaz’-ı beşer’i ile
tebdil, tağyir veya tasarrufa mahkûm olabiliyorsa o artık yalnız Allah’ın kulu değildir. Ve onda bir
hisse-i esaret vardır. Ve artık onun vecaib ü
vezaifi mahz-ı hakkın icabına değil, şunun bunun keyf ü iradesine tâbidir.”
Sadeleştirilmiş metni de
verelim:
“İslâm literatüründe [terminolojisinde] hürriyet, kişinin haklarına (hukukuna) sahip olması diye tanımlanır (Keşf-i Pezdevî). Bunun tam tersi, kişinin haklarına (hukukuna) başkasının sahip olması demek olan esirlik ve köleliktir. Hakların (hukukun) aslı ise, Allahu Teala tarafından konulmuş olmasıdır. Bundan dolayı insan, herhangi bir kişinin Allah’ın koyduğu hukuku değiştirme, bozma veya üzerinde oynamada bulunmasına mahkum olabiliyorsa o artık yalnız Allah’ın kulu değildir. Ve onda bir esirlik payı vardır. Artık onun vecibeleri ve vazifeleri yalnız (ojektif/nesnel) hakkın gereği için değildir, şunun bunun (öznel/sübjektif/nefsanî) heves ve isteğine tâbidir.”
Bu ifadelerin ortaya koyduğu gibi, Allahu Teala’nın vaz’ ettiği kanunlarla, Şeriat’le yönetilmeyen
bir toplum ve fertler, kendi hukukuna/haklarına sahip kabul edilemezler.
*
Şeriat’te, kulun kula egemenliği söz konusu değildir.
Çünkü, peygamberler bile, insanlar için
“kendiliklerinden, kendi keyiflerine ve arzularına göre” kural koyamazlar.
Diğer insanlar için de, o peygamberler için de bizzat
Allahu Teala kural koyar, kanun yapar. Bu kanunların bir kısmı “kitap”la bildirilir, bir kısmı ise peygamberlerin sözleri aracılığıyla..
İslam/Şeriat dışı rejimlerde ise,
çoğunluğu ya da gücü bir şekilde ele geçirip iktidar olmuş birey (lider, elebaşı, çete reisi) ya da gruplar (fırkalar, partiler, gruplar, çeteler, örgütler),
kendi heva ve heveslerine, çıkarlarına, arzularına ve keyiflerine göre kanun
yapar, menfaatleri öyle gerektirdiğinde de bu kanunları derhal değiştirirler.
Rejimin bekasını garantiye
alan “Değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez” kanunlar da vardır tabiî..
Yani Cübbeli Con Ahmet’in “İstediğimizi seçelim,
seçtiğimiz adamlar da kanunları değiştirsin” lafı,
çocuk ruhlu ahmak taifesi için hazırlanmış “uykudan önce” programında beleş
ikram edilen bir “masal bahçesi” haşhaşıdır.
*
Böyle Allahu Teala’nın yasalarıyla değil de
birilerinin keyfine göre yönetilen bir devlette diğer insanların payına düşen,
merhum Elmalılı hocanın belirttiği gibi, yalnız Allah’ın kulu olmayıp,
bu tür ayrıcalıklı birey ya da gruplara kul olmaktır.
Hür değil,
bir tür esir ya da köle olmaktır.
Bu kölelerin bir kısmı, menfaat saikiyle ya da
korktuklarından, kendilerini kul edinip köleleştirmiş, hukukundan mahrum
bırakıp bir tür esir edinmiş efendilerine yağ çeker, yalakalık yaparlar.
Birkaç lokma yağlı kemik elde edebilmek, ya da salt
aferin alabilmek, “Hoşt!” yerine, “Aferin sana sevimli mahluk!” lafını
duyabilmek için “Ben de sizdenim, sizin gibiyim” makamından gazel okumaya
başlarlar.
“Firavun'un ve ileri gelenlerinin, kendilerini (eza ve cefa ile) fitneye
atmasından korktukları için Mûsâ'ya, kavminin (genç) bir tâifesinden başkası
îmân etmedi. Çünki Firavun yeryüzünde çok büyüklenen (bir zorba) idi. Ve
doğrusu o, gerçekten (haddini bilmeyip) aşırı gidenlerdendi.” (Yunus, 10/83)
*
Türkiye gibi laik ülkelerde müslümanlar kendi hukuklarına/haklarına bile malik
değildirler.
“Yalnız Allah’a kulluk etme” hak ve hürriyetinden mahrumdurlar.
Bir ölçüde esir durumdadırlar. Bir tür köledirler.
Yani kendi kendilerine, kendi hukuklarına bile sahip
değildirler, nerde kaldı ki devletin sahibi olsunlar.
Devletin imtiyazlı,
mutlu ve putlu “derine kök salmış sahipleri”, bütün bu gerçekler anlaşılmasın
diye, Cübbeli gibi “kullanışlı topaç”ları “piyasaya sürer” ve onlar vasıtasıyla
milleti aldatırlar.
*
“Devlet hepimizin devleti, sahip çıkalım”mış..
“Bu vatan, tarihin kara bağrında
sıradağlar gibi duranların“, bu tamam..
Fakat, “Bu devlet, pratikte önceklikle, başımızda
zebani ve gardiyan gibi durup kimimizi vatansever, kimimizi de vatan haini ilan
eden, ve vatan haini olarak yaftaladıklarını (açık ya da zhirleme ve
trafik kazası gibi örtülü veya gizli yöntemlerle) öldürme hakkını
kendilerinde bulanlarındır”.
Çünkü onlar, “Bu devlet hepimizin” masallarıyla
aldatılan samimi müslüman halkın aksine, kendileri gibi putperest olmayanların,
“yalnız Allah’ın değil, aynı zamanda kendilerinin de kulu”
olduğunu, kendilerinin istediği şekilde inanmak zorunda bulunan bir tür esirler/köleler sayılmaları gerektiğini, eğitilip
ıslah edilmeleri, ıslahları mümkün değilse zararlı haşerat gibi itlaf
edilmeleri ya da sokak köpeği gibi zehirlenmeleri
gerektiğini düşünüyorlar.
Kendilerinde bu hakkı görüyorlar.. Gördüler.
Acı gerçek budur.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder