(Baş tarafı için bakınız: https://seyfisay.blogspot.com/2026/06/edebiyat-paralayan-sahte-tasavvufculuk.html)
ORKHAN MUSAKHANOV’UN “ES-SİNDÎ’NİN VAHDET-İ VÜCÛD REDDİYESİNİN ELEŞTİRİSİ”NİN ELEŞTİRİSİ - 9
Hayât
es-Sindî’nin Fethu’l-Vedûd ‘alâ Vahdeti’l-Vücûd isimli
eseri şöyle devam ediyor:
“Firavunun
Ben sizin en yüce rabbinizim [Nâzi‘ât, 79/24] sözünü tasdik ettiler ve
putperestleri [gerçekte putlara değil] ancak Allah’a ibadet eden kıldılar ve
dediler ki: “Firavun tahakküm ve güç sahibi olduğunda Ben sizin en yüce
rabbinizim [Nâzi‘ât, 79/24] [dedi,] yani nisbetlerden bir nisbetle her şey
rab’tır. Yani [nisbetlerden bir nisbetle rab olan Firavun şöyle dedi:
(çevirenin ilavesi)] ‘ben sizin aranızda zâhirdeki tahakkümde bana verilen şey
sebebiyle [tahakküm/hükmetme nisbetiyle, münasebetiyle] sizlerin
en yüce rabbinizim.’” Yine dediler ki: “Sihirbazlar Firavunun
dediği sözdeki doğruluğunu bildiklerinde onu ikrar ettiler ve şöyle dediler:
Hüküm ver, sen hüküm verici değilsin [sen ancak bu dünya hayatında hüküm
verirsin Tâhâ, 50/72.]” Şöyle dediler: “Firavunun Ben sizin en
yüce rabbinizim [Nâzi‘ât, 79/24]. Her ne kadar Firavun Hakk’ın ‘ayn’ı ise de
suret Firavuna aittir. [“Firavun’un suretinde konuşan gerçekte Allah’tır”
dediler.]” (104)
104’üncü dipnot şöyle:
“104. Hayât es-Sindî
bu kısmı birebir İbn Teymiyye’den iktibas etti. Fususu’l-Hikem’in
(s. 216) metni şöyledir: “Firavun tahakküm ve güç sahibi olduğunda -her
ne kadar meşru şeriatta zulmetse de- Ben sizin en yüce rabbinizim [Nâzi‘ât,
79/24] dedi. Her ne kadar nisbetlerden bir nisbetle her şey rab olsa da ben
zâhirde tahakkümde bana verilen şey sebebiyle onlardan yüceyim. Sihirbazlar
Firavunun dediği sözdeki doğruluğunu bildiklerinde onu inkâr etmediler ve şöyle
dediler: Hüküm ver, sen hüküm verici değilsin, sen ancak bu dünya hayatında
hüküm verirsin. [Tâhâ, 50/72] Devlet senindir. Firavunun Ben sizin en yüce
rabbinizim [Nâzi‘ât, 79/24]. Her ne kadar Firavun Hakk’ın ‘ayn’ı ise de suret
Firavuna aittir.”
Olay şu (Tâ-Hâ Sûresi):
70. (Mûsâ'nın değneği, sihirbazların
ipleriyle değneklerini yutunca) sihirbazlar hemen secdeye kapandılar ve, "Hârûn
ve Mûsâ'nın Rabbine inandık" dediler.
71. Firavun, "Demek, ben size
izin vermeden önce ona (Mûsâ'ya) inandınız ha! Şüphe yok, o size sihiri öğreten
büyüğünüzdür. Şimdi andolsun, sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama
keseceğim ve mutlaka sizi hurma dallarına asacağım. Hangimizin azabı daha
şiddetli ve daha kalıcıymış, mutlaka göreceksiniz."
72. Sihirbazlar şöyle dediler:
"Bize gelen apaçık delillere ve bizi yaratana seni asla tercih
etmeyeceğiz. Artık sen vereceğin hükmü ver. Sen ancak bu dünya
hayatında hüküm verirsin."
73. "Şüphesiz ki biz;
günahlarımızı ve bize zorla yaptırdığın sihri affetmesi için, Rabbimize
inandık. Allah'ın vereceği mükâfat daha hayırlı ve daha kalıcıdır."
Ayetlerden de anlaşılabileceği gibi, İbn
Arabî sahtekârı “Sihirbazlar Firavun’un dediği sözdeki doğruluğunu
bildiklerinde” diyerek gerçeği tersyüz ediyor.
Firavun’u
asıl tasdik eden kendisi, fakat bunu sihirbazlara malediyor.
“Sihirbazlar Firavun'un
dediği sözdeki doğruluğunu bildiklerinde onu (yani rabliğini) inkâr
etmediler” diyerek yalanını ikiye katlıyor.
Çift katlı yalan.
Göz göre göre yalan uydurmak ancak bu
kadar olur.
Durum onun iddia ettiği gibi olsaydı, Firavun da,
"Bunlar benim sözümdeki doğruluğu biliyorlar ve de beni inkâr
etmiyorlar" diye düşünür ve onlara "Şimdi andolsun, sizin ellerinizi ve ayaklarınızı
çaprazlama keseceğim ve mutlaka sizi hurma dallarına asacağım" demezdi.
Bu kararı almasının nedeni, onların
artık kendisinin sözlerini tasdik etmediklerini, onu inkâr ettiklerini kesin
bir biçimde biliyor olması.
Görüldüğü gibi, İbn Arabî adlı kitap
yüklü eşek, resmen Müslümanlar'la dalga geçiyor.
Deccallerden (çok yalancılardan) bir deccal.
Alim ve arif diye bilinip de bu alçağa kulak verenlere ne demek gerekir bilmiyorum.
*
Güya Firavun, “Her ne kadar
nisbetlerden bir nisbetle her şey rab olsa da (ve o herşey arasında sihirbazlar
da bulunduğu için, onlar da nisbetlerden bir nisbetle rab olsa da) ben zâhirde
tahakkümde (hükmetmede) bana verilen şey sebebiyle onlardan yüceyim (en yüce
rab durumundayım)” demek istemiş.
Bunu demek istemiş olması mümkün
değildir.
Çünkü o takdirde,
sihirbazların "Hârûn ve Mûsâ'nın Rabbine inandık"
demelerini dert etmemesi gerekirdi.. Zira ona göre zaten "nisbetlerden
bir nisbetle her şey rab".. Bu durumda "Varsın bir tane rab
fazla olsun, bana zararı ne!" diye düşünmesi lazım gelirdi.
Böylece, İbn Arabî kalpazanı, Tevbe
Suresi’nin 31’inci ayetini inkâr eden bir münkire dönüşmüş oluyor:
“(Yahudiler)
hahamlarını, (hristiyanlar da) râhiblerini ve Meryemoğlu Mesîh'i Allah'dan
başka rabler edindiler. Hâlbuki ancak tek bir İlâh'a ibâdet etmekle
emrolunmuşlardı. O'ndan başka ilâh yoktur! O, (onların) ortak koşmakta
oldukları şeylerden pek münezzehtir!”
İbn Arabî’ye göre, anılanlar zaten
“nisbetlerden bir nisbetle” rab durumundalar. Ve Meryemoğlu Mesih de, “zahirde
hikmet ve peygamberlikle kendisine verilen şey sebebiyle” diğerlerinden daha
“yüce rab” olma durumunda.
Ayrıca bu hahamlar ve rahipler, Hakk’ın
“ayn”ı durumundalar, gerçekte Hakk’ın (Allah’ın) ta kendisiler. Sadece “suret”
bunlara ait. (Zırvaya bak, ne demekse?)
*
Firavun bile rab olursa (Ki İbn Arabî
eşeği "Her
ne kadar Firavun Hakk’ın ‘ayn’ı ise de suret Firavun'a aittir” diyor) Meryemoğlu Mesih haydi haydi
olur..
Allah (haşa) ete kemiğe bürünmüş,
Firavun diye görünmüş..
Fakat, İbn Arabî eşeğine göre, Allah'ın
suretleri arasında savaş var, bir sureti diğer suretine savaş açıyor. Firavun,
Allah'ın "ayn"ı olduğu halde, "Hârûn ve Mûsâ'nın Rabbine
(yani Allah'a) inandık" demeleri yüzünden sihirbazları cezalandırıyor.
Bu mantıksızlık ve saçmalıkta nirvanayı yakalamış zırvaları, eğer kalem tutacak bir eli
olsa, bir eşek bile yazamazdı. "Ben bir eşşekoğlu eşşekken böyle bir zırvayı
nasıl yazabilirim, bana uyar mı, eşşekliğin şanına şerefine bu rezalet
yakışır mı?!" derdi.
Diyelim ki yazdı, diğer eşekler bunun
yüzüne tükürür, bir daha insan içine (pardon, hayvan içine) çıkamazdı.
Utancından ölürdü.
*
İşte, İbn Arabî sapığının vahdet-i
vücutçuluğu böyle birşey.
Nitekim (Mahmut Erol Kılıç ve Ekrem Demirli gibi şaşkınların dolmuşuna binen, gazına gelen) Dr. Kübra Zümrüt Orhan, “Ehl-i Tasavvufun İbnü’l-Arabî’ye Yönelik
Tenkitleri: Alâüddevle Simnânî Örneği” başlıklı makalesinde (Cumhuriyet
İlahiyat Dergisi, 2019, 23 (2): 631—649) şunu diyor:
“…
İbnü’l-Arabî, hakîkî
varlığın, bir başka ifâdeyle kendisine vücûd denebilecek yegâne varlığın Hak olduğunu “Vücûd [varlık] Hakk’ın aynı olunca...”, “O mevcûdâtın
aynıdır zira vücûd O’dur”, “Hak, Vücûd’dur, eşyâ [şeyler,
mevcudat] ise vücûdun sûretleridir” ve benzeri cümlelerle sık sık tekrar etmektedir.”
Evet, İbn Arabî sapığına göre Firavun,
Allah’ın suretlerinden bir suretmiş. Fakat bu sadece görünüşte böyleymiş,
gerçekte Allah’ın “ayn”ı imiş, ta kendisiymiş.
Alın size vahdet-i vücudçuluk!.. Bu da
küfür değilse, küfür nasıl birşeydir?!
*
(Burada şu noktaya dikkat çekmeyi
gerekli görüyoruz:
Selefîlerin de, tasavvuf ehlinin de hepsini
toptan reddetmiyoruz. Halid-i Bağdadî k. s. da itikatta selefi idi.. İmam
Matüridî ile İmam Eş’arî’den önce yaşayan selef de ne Matüridî idi, ne de Eş’arî..
Ancak, selefi geçinenlerin bir kısmının
selefi, maalesef Hz. Ali döneminin Haricîleri.
Tasavvufçuların
bir kısmı resmen sapık olduğu gibi, selefîlerin bir kısmı da o durumda.. Çünkü
selefleri, Haricîler; dolayısıyla, selefîlik iddiaları yanlış da değil.
O selef durumundaki Haricîler’in bir
kısmı gerçekten de sürekli ibadet eden abid adamlardı, içlerinden bazılarının
ağzı laf da yapıyordu, her söyledikleri yanlış da değildi, fakat birçok şeye
kafaları basmıyordu. Sakalları uzun, akılları kısa geri zekâlı hödüklerdi.
Hz. Ali'yi küfre düşmekle suçlayabilmişlerdi.
Günümüzün selefîlerinin bir kısmının geri zekâlılık ve ahmaklıkta o dönemin Haricîler’ini bile geçmiş oldukları görülüyor.
Tanınmalarını sağlayan alamet-i farikaları ise, tasavvuf ehlini toptan reddediyor olmaları.
Bunlar İbn Teymiyye'yi de istismar ediyorlar. Gerçekte İbn Teymiyye tasavvuf karşıtı değildir ve tasavvuf anlayışı, Seyda Mehmed Emin Er'in ifade ettiği gibi, düzgündür.)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder