FETÖ VE ÇAĞDAŞ KÖLE TELEKIZLARIN DRAMI

 






Sabah gazetesinin Yeni Akit gazetesini kaynak göstererek yayınladığı haberde “A planı”, “B planı”, “İnternet” ve “KKTC yapılanma” başlıklı dosyalardan ve powerpoint sunum materyallerinden söz edildiğini görmüştük.

Habere göre bunlar, “telekızların askerlere nasıl ulaşacağının adım adım gösterildiği” dosyalardı. 

Evet FETÖ’cüler powerpoint sunum dosyaları bile hazırlamışlarmış. Gazeteler öyle diyor.

A Planı’nı aktarmıştık. Sıra geldi B Planı’na.. O biraz daha şenlikli:

B PLÂNI

1. İLK TANIŞMA

1.1. Birlikte olunan personelin bütün çevresi ile tanışılacak.

1.2. Tanışılan personel ile duygusal bağ kurulacak.

1.3. Araba kiralanıp yazın denize, kışın havuzlu otellere gidilecek.

1.4. En kısa sürede sex hayatı başlayacak.

1.5. Araç ve otel paraları güven kazanılıncaya kadar bizim tarafımızdan karşılanacak.

2.1. BOŞLUKLARI / PARA VE BORÇ

2.2. Evlilik ve nişanlılık hayatı olmayacak

2.3. Evlenmek isteyenler engellenecek

2.4. Evli üst rütbeli subayların karşısına birinci sınıf bakımlılıkla çıkılacak.

2.5. Evli üst rütbelilerin fantezileri kesinlikle karşılanacak.

2.6. Evli üst rütbelilerle kamera sistemi olmadan sex yapılmayacak.

4. SEX GÖRÜNTÜLERİNİN KULLANILMASI

4.1. Görüntünün personele varlığı hissettirilecek

4.2. Personelin kendi isteği ve haberi ile çekilen görüntülerin kaybolduğu söylenecek.

4.3. Bu görüntüleri Marmaris uygun metodlarla şahsa bildirecek.

(http://www.sabah.com.tr/gundem/2015/11/14/feto-tskya-telekizlarla-sizmis)

*

3 no.lu başlık atlanmış, nedenini bilmiyoruz. Her neyse..

Plana göre, FETÖ’nün telekızı, kanca takılan personelin (kahraman TSK’lı askerimizin) bütün çevresi ile tanışacakmış..

Bütün çevresi ile..

Nasıl yapacaksa? Kendisini ne olarak tanıtacaksa?

Bu arada “duygusal bağ” da kurulacakmış.

Ancak, bu duygusal bağ için biraz “maddesel birliktelik” gerekiyor. Duygu tek başına yetmez.

Bu gayeyle araba kiralanacakmış.. Araba ne için kiralanır? Tabiî ki gezip tozmak için.. Duygusal bağ için en uygun ortamlar nerelermiş?.. Soyunmayı gerektiren yerlermiş..

Araba hamam için kiralanacak değil ya, ver elini deniz..

Tamam da, uzun vadeli düşünmek gerekiyor, kışın karında fırtınasında, çamurunda, dondurucu soğuğunda, rüzgârlı kasırgasında dalgalı denizde ne yapacaksın?

FETÖ’nün acelesi yokmuş, yazı da, kışı da değerlendirirmiş.. Kışın, duygusal bağ kurmaya elverişli soyunulacak mekânlar, sımsıcacık havuzlu otellermiş.

Eh, bu kadar soyunduktan sonra bu duygusal bağı artık “sex”le taçlandırmak da gerekiyormuş.

*

FETÖ’cü polisler, hazırladıkları plana “Araç ve otel paraları güven kazanılıncaya kadar bizim tarafımızdan karşılanacak” notunu düşmeyi de ihmal etmemişler.

Akıllı adamlar, herşeyi düşünüyorlar.

Bu çok zekice plana göre, para babası cüzdanı şişkin telekızlar kimbilir kendilerini ne olarak tanıtacaklar..

Telekıza bakın, kahraman askerimiz için cebinden araba kiralıyor, otel odası tutuyor.. E peki nerden geliyor bu değirmenin suyu?

Paranın kaynağı inandırıcı biçimde açıklanmadan güven nasıl kazanılacak?

Senaryodaki boşluklardan birisi burası..

Ama, boşluğun FETÖ’yü ilgilendiren bir tarafı da var.. Bu FETÖ’cü polisler bu kadar bol parayı nerden buluyorlar?

Ve bu kızlara nasıl “güvenip” de o parayı hemen ceplerine koyuyorlar?

(O FETÖ’cü polisler yargılandılar, haberlerden anladığım kadarıyla, hiçbirine, “Sizin banka hesaplarınızda, mal varlığınızda olağan dışı artış yaşanmış, nerden geldi bu servet?” sorusu yöneltilemedi.

Adamlarda fahişelere gözü kapalı yedirilecek bu kadar bol para olsa önce kendileri abad olurlardı.

Ama, FETÖ’cüleri mahkum ettiren savcı, memur maaşıyla ultra zengin hale gelebilmişti.)

Senaryoya göre, FETÖ’cü polislerin telekızlara itimadı tam.. Onlara tam güven duyuyorlar.

Bu nasıl oluyor diye sormayın, masalda mantık aranmaz.

*

Evet, bu hikâyede mantık yok.

İstihbarat dünyasında “bal tuzağı” (honey trap) diye adlandırılan operasyonlar yok değilse de, telekızlar arasziye bu şekilde davar sürüsünün meraya salındığı gibi salınmıyorlar.

Irmak, göl veya denizde oltayla balık avlamaya çalışıyorsunuz diyelim, oltanın ucuna değersiz bir yemi takar, özel bir hedefiniz olmadan tesadüfî bir av için beklersiniz.

Artık bahtınıza ne çıkarsa..

Fakat, son teknoloji ürünü alet edevatla donatılan deneyimli telekızların kullanıldığı, paraya para denilmeden kesenin ağzının açıldığı operasyonlar böyle olta balıkçısı mantığıyla yapılmıyor.

Sarfedilen paraya, harcanan zamana, kullanılan personelin çektiği zahmete değecek kıymette özel ve değerli tekil hedefler üzerinde çalışılıyor. Buffalo sürüsünden deri kapma güdüsüyle hareket edilmiyor.

Ve böylesi tekil hedeflere yaklaşılırken de onların şüphelenmemesi için uygun evsafta kişiler seçiliyor. Tanışma faslı için de yadırganmayacak doğal süreçler planlanıyor.

Bunlar ince işçilik, sabır ve itina isteyen operasyonlar.

Ancak, her gördüğü yeme koşuşan aç ve de açgözlü balık sürülerinin olduğu yerde bunlara gerek yok. Oltada yem olması yeterli.

İzmir casusluk davasına konu olan bin (rakamla 1000) CD, özel plan gerektirmeyen bir “sürü şehveti”nden haber veriyor.

(Sürü şehveti deyince aklıma, Çanakkale'de 116'ncı jandarma er eğitim alayında yaptığım askerlik geldi. Beşinci taburun adı vardı, kendisi yoktu; ona dair ilginç bir hikaye anlatılıyordu.)

*

Böylesi durumlarda, söz konusu haberde geçtiği gibi A planı, B planı hazırlanmaz. Özel bir hedefiniz yoksa, genel çalışıyorsanız, ve balıkların da hormonlu yemlere olan düşkünlüğünü keşfetmişseniz, sadece o yemlere yoğunlaşırsınız.

Yani, birileri telekızlı etkinliklerin cümbür cemaat müptelası ya da abonesi olmuşlarsa, ve o birileri başka birileri tarafından takip ediliyorlarsa, söz konusu telekızlarla bağlantıya geçilir ve onlardan sonraki buluşmaları için bazı taleplerde bulunulur. Bu hizmetleri karşılığında da gerekli ödeme yapılır.

Mesela onlardan, ilişkileri kaydetmeleri ve görüntüleri getirmeleri istenir. O görüntüler, kötü niyetli şantajcıların ya da yabancı istihbarat teşkilatlarının eline geçtiğinde, onlar vasıtasıyla bazı kişilerin ajanlaştırılması ya da kaz gibi yolunması mümkün olabilir.

İmdi, söz konusu gazetelere konu olan hadisede eğer telekızlar FETÖ’cü polisler tarafından böyle menfaat karşılığı organize biçimde kullanılmış olsalardı, yargılama sürecinde FETÖ’cülere hiç aman zaman verilmez, konuşturulan bazı telekızların tanıklığıyla onlar perişan edilirlerdi. Gizli tanık yapılmaları da söz konusu olurdu.

Fakat, yargılamalarda böyle birşey yaşanmadı. Sadece özel hayatın gizliliğinin ihlali suçlaması yapıldı. Ve de, bu gizliliği ihlal eyleminin, “silahlı terör örgütü” FETÖ’ye üyelikle bağlantılı olduğu iddia edildi.

*

Haberde geçen B planına göre, bu FETÖ'cü polisler öyle 'nalet' adamlar ki, her şeytanlığı düşünmüşler.

Ellerindeki telekızların, kahraman askerlerimizle tanıştıklarında, "Ben niye bu FETÖ'cü polislerin böyle köleliğini yapayım ki, bulmuşum bir saftirik asker, onunla evleneyim, sağda solda sürünmekten kurtulayım, çoluk çocuğa karışayım, mutlu bir yuvam olsun" şeklinde düşüncelere kapıldıklarını varsayalım..

Ya da diyelim ki bu kızların tanıştığı askerler, Selanikli Mustafa Atatürk'ün istediği ölçüde "çağdaş ve uygar" değiller, "Bulmuşum beleş kız, şununla biraz gönül eğlendireyim, taş attım da kolum mu yoruldu" diye düşünmüyorlar, masum Anadolu'nun "gözü açılmadık sığırcık yavrusu" formatında saf çocuğu durumundalar, ve de tutup kıza "Nişanlanalım, evlenelim" filan diyorlar..

Ne yapılacaktır, izin verilecek midir?

Asla ve kat'a! FETÖ'cülük mesleği böyle "yoldan çıkmalara" asla izin vermez.  

FETÖ lideri Fethullah, yakın arkadaşlarından birine, "Dini ve ahlâkı olanlar aç kalmaya mahkûmdurlar. Dini ve namusu olanlar kazanamazlar, fakir kalmaya mahkûmdurlar. Banka hesapları boş olur. Böyle kimselerle cemaatimizi zenginleştirmek mümkün değildir. Mal varlıklarında, servetlerinde artış olmaz. Çulsuz yaşayıp ölürler. Onun için önce din ve namus telâkkisini kaldırmalıyız" demiş olacak ki, FETÖ'cülerin kitabında nikâh, nişanlılık, evlilik vs. yazmıyormuş.. 

B planı böyle diyor.

Onlar, kadrolarındaki telekızların bu şekilde yoldan çıkıp fakir kalmalarına izin vermezlermiş. "Varsa yoksa zina.. En hakiki tarikat olan medeniyet bunu gerektiriyor" derlermiş.

Yeni Akit ile Sabah'ın yayınladığı "belge"ye göre durum bu.

Onun için, plana anayasa hükmü gibi kesin, esnetilip bükülemez hükümler koymuşlar:

"Evlilik ve nişanlılık hayatı olmayacak.. Evlenmek isteyenler engellenecek."

Yani, telekızlar, işe yaradıkları sürece böyle kullanılmalılar.. Evliliğin zamanı da gelecektir elbette.. Ama, kızların çaptan düştükleri, şekl ü şemaillerinin bozulduğu, birilerini ağlarına düşürme kabiliyetlerini yitirdikleri çağda..  

Telekızlar da bu polislerin sadık ve muti köleleri ya, asla itiraz edemez, hiçbiri "Hayır, artık sizinle işim yok, ben evleneceğim" diyemezmiş. 

Diyemezler, çünkü nişanlanmaları veya evlenmeleri FETÖ'cü efendileri için çifte zarar anlamına geliyor. Hem, "görüntüler" vasıtasıyla şantaj yapma fırsatı kaçırılmış oluyor, hem de ellerindeki kölece kullandıkları "beşerî sermaye"yi karşı tarafa kaptırmış, elden kaçırmış oluyorlar. 

Evet, senaryonun mantığı bu.

*

Böyle olmakla birlikte, bu “güvenilir ve itaatkâr” telekızlar, plana göre, tam fahişe.. Profesyonelliğin en üst seviyesindeler.

Öyle en üst seviyedeler ki, evli üst rütbeli subayların karşısına hem birinci sınıf bakımlılıkla çıkıyor, hem de onların fantezilerini kesinlikle karşılıyorlar.

Böyle bir adanmışlıkla çalışıyorlar, fantezilerin her türünü kesinlikle yerine getiriyorlar.

Plana göre, evli üst rütbeli subaylarımız da maşallah fantezili adamlar.

Bu telekızlar sadece fahişelikte değil, casuslukta da tam profesyoneller, nasıl oluyorsa, birlikteliklerini kamera sistemi olmadığı zaman “sex”siz atlatmayı başarıyorlar.

KGB’nin, CIA’in, aklınıza gelecek bilumum istihbarat teşkilatlarının bu işler için kullandıkları kadınlar, FETÖ’nün telekızlarının yanında solda sıfır.. Acemi çaylak..

*

Planın devamı, hem FETÖ’cü pezevenk polislerin, hem de kullandıkları telekızların, işin şantaj tarafını dünyanın en iyi istihbarat teşkilatlarından bile daha ustaca kotarmayı kafalarına koyduklarını gösteriyor.

Telekızlar fantazyalı “sex”i boşa harcamıyorlar, kayda alınmasını sağlıyorlar, sonra da kahraman askerlerimize bunu “hissettiriyorlar”.

Bu kahraman askerlerin, bu "hissettirme" sonucunda hislerine mağlup olup, “Ulan kaltak, beni oyuna mı getirdin, bana şantaj mı yapıyorsun, lan sen kimin adamısın?” diyecek olmalarından korkmuyorlar.

Fakat tam da bu noktada, B Planı’nı yazan üstün zekâlının kafasının kısa devre yapmış olduğunu görüyoruz.

Önce “Görüntünün personele varlığı hissettirilecek” diye yazmış, ardından “Personelin kendi isteği ve haberi ile çekilen görüntülerin kaybolduğu söylenecek” notunu düşmüş.

FETÖ’cüleri karalamak için bu uyduruk metni yazan dahi istihbaratçımız, ne yazdığının farkında değil.

Üstün zekâsını böyle basit meseleler hakkında yormaya tenezzül etmeyeceği için hatırlatalım: Görüntüler TSK personelinin kendi isteği ve haberi ile çekilmişse artık hissettirme diye birşey olmaz.

Görünen köy kılavuz istemez.

*

Planın devamı, tam “şantaj” operasyonlarına göre..

Telekız önce, görüntülerin kaybolduğunu iddia ediyor.

Yani, çalındıklarını, birileri tarafından çalınmış olduğunu hissettirmeye çalışıyor.

Ve devreye Marmaris kod giriyor.

Normalda FETÖ’cülerin bu noktada “İşte tam da o aşamada biz devreye gireceğiz” ya da “Arkadaşlarımızdan biri devreye girecek” gibi bir ifade kullanıyor olmaları gerekir, fakat bir istihbarat teşkilatıymışçasına belirli bir kod ad kullanmışlar.

Eğer böyle bir belgede kod ad kullanıyorlarsa, FETÖ’cülerin bilgisayarlarında böyle bir belgeyi bulanların, kod adların ve onlara karşılık gelen gerçek isimlerin listesini de aynı bilgisayarlarda bulmaları gerekirdi.

Plana göre, “Bu görüntüleri Marmaris uygun metodlarla şahsa bildirecek”miş.

Uygun metodlarla.. Ne demekse?

Böylece, Marmaris kod adını kullanan FETÖ’cü polis, maşa (telekız) varken kendi elini ateşe sokuyor. Kestaneleri ateşten kendisi almaya koyuluyor.

Plana göre, telekız tertemiz biçimde oyunun dışında kalıyor. Görüntülerin kaybolması onun suçu değil.

*

Marmaris’in, görüntüleri uygun metodlarla "şahıs"a bildirdikten sonra şantaj faslının başlıyor olacağını tahmin etmek için uzman istihbaratçı olmak gerekmiyor.

Şahsa şu denilecektir: 

“Bundan böyle bizim istediklerimizi yapacaksın. Aksi takdirde bu görüntüleri ailene, kurumdaki amirlerine, dost çevrene göndereceğiz. Ayrıca internete de yükleyeceğiz. Ama biz halden anlayan insanlarız. Senin bu yaptıklarını kim yapmıyor ki?!.. Biz, namuslu geçinen fakat perde arkasında böyle dümenler çeviren ne anlı şanlı parti liderleri, ne takvalı geçinen 'dindar' kanaat önderleri, ne heykel duruşlu akademisyenler, ne takkeli-cübbeli hacı hocalar, ne kallavi sarıklı mollalar, ne uçar kaçar şeyhler, ne "eli çenesinde düşünür" yazar çizerler biliyoruz. Sana isimlerini açıklasak küçük dilini yutarsın, üç gün kendine gelemezsin.. Fakat biz özel hayata saygılıyız. Senin bu marifetlerin bizde sır olarak kalacak. Fakat sen de şu şu hususlarda bize ara sıra yardımcı olacaksın. Onun dışında hayatın eskiden olduğu gibi normal seyrinde devam edecek. Bizimle olan irtibatın da gizli kalacak.”

Böylesi bir durumda, şahsı için olmasa bile, ailesi, dost çevresi, çoluk çocuğu için “Peki abiler, dediğiniz gibi olsun” demeyecek insan çıkar mı, bilmiyorum.

*

[Seni, çalıştığın kurumda rezil rüsvay etmek için böylesi bir görüntü elde edemezlerse, senaryo yazıp başka türden iftiralar da atabilirler.

Benim başıma böyle birşey geldi..

2013-15 arasında Erciyes Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde yardımcı doçent unvanıyla çalışıyordum. (Ve de yüksek lisans ve doktora öğrencilerine “bilimsel araştırma yöntemleri” dersi verirken, Güldür Güldür Show’un yardımcı doçenti Hüseyin gibi “Aslında yerçekimi diye birşeyin olduğu kesin değil, bu sadece bir tahmin, zan. Başka bilimsel açıklamalar da var” diyordum. –Bence o skeçlerde yardımcı doçent rolünü, babamın asker arkadaşının torunu Konakpınarlı oynamalıydı-).

İnternetteki (bazısı kendi adımla, bazısı müstear isimli) yazılarımdan rahatsız olan dekan yardımcısı H. A., günlerden bir gün, yanında bacanağı Osman olduğu halde odama geldi. Altı ay kadar önce kendilerine, fakültedeki bütün personele benimle ilgili bir e-posta gelmiş olduğunu, benim haberimin olup olmadığını sordu. Hayır, hiç kimse bana bundan bahsetmemişti. Haberim yoktu.

Dekan yardımcısı H. hemen odasına koştu, e-postanın bir çıktısını alıp getirdi. E-postada, benim, "ilaçlarını almadığı zaman saldırganlaşabilen bir paranoid şizofren" olduğum bildiriliyordu.

İstihbaratçı dehası burada kendisini gösteriyordu.

Görevli birtakım öğrenciler tarafından kışkırtılmaya çalışıldığımın farkındaydım ve sabırlı davranıyordum. Demek ki sabrım, fakülte personeli (ve belki aynı zamanda öğrenciler) tarafından, ilaçlarımı almış olmama bağlanıyordu. (İstihbarat bağlantılı akademik personel ile görevli öğrenciler hariç tabiî.)

Ve demek ki, personelin bazısı tarafından, acınmayı hak eden bir kafadan kontak olarak görülüyordum. (Zaten, bu özelliğimle Güldür Güldür Show’a bile konu olmayı başarmıştım.) Bazısı da, “Ne olur ne olmaz, bakarsın ilaçsız zamanına denk geliriz, şundan uzak duralım” diye düşünüyorlardı.

Burası laik (siyasal dinsiz) Türkiye Cumhuriyeti.. 

Burada alçaklığın sınırı yok.]

*

Şimdi, meselenin can damarına, püf noktasına geliyoruz.

Yeni Akit ve Sabah gazetelerinin yayınladığı haber (Ki başka mecralarda da yayınlanmış olabilir), FETÖ’cü polislerin, telekızlar vasıtasıyla sızdıkları TSK’daki hedef personeli suçlu göstererek yargılatmayı amaçladıkları iddiası üzerine kurulu.

Bu durumda FETÖ’cülerin (Marmaris gibi adlar altında) zinacı TSK’lılara görüntüleri hakkında bilgi vermeleri anlamsız olur.

Niye haber versinler ki?.. Olayda polis konumundalar, şantajcı değil..

Ancak, istihbarat teşkilatları (gizli servisler) böyle çalışmaz.. Onların böylesi görüntüler aldıkları zaman ulaşmak istedikleri sonuç, hedef şahsın o görüntüler vasıtasıyla yargılanması ve “bitirilmesi” değil, “şantaj” yapılarak kullanılmasıdır.

Anlaşılan o ki, üstün zekâlı bir istihbaratçı, halkımızın ve “dindar” medyanın aptallığına inancı tam olduğu için, fazla özenip bezenmeden, elinin altındaki hazır bir “plan”ı FETÖ’cülere uyarlamak istemiş. Üzerinde biraz oynayıp, haber diye gazetelere ulaştırmış. Ancak, bazı ayrıntılar gözünden kaçmış. Numaralandırmayı bile düzgün yapamamış.

Bu arada, böylesi bir başka olayda Marmaris kod adıyla hizmet vermiş olan bir elemanlarının (ya da ajanlarının) oynayacağı (ya da oynadığı) rol de dalgınlıkla belgede kalmış.

*

Devam edeceğiz inşallah.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

FETÖ VE ÇAĞDAŞ KÖLE TELEKIZLARIN DRAMI

  Sabah  gazetesinin  Yeni Akit  gazetesini kaynak göstererek yayınladığı haberde “A planı”, “B planı”, “İnternet” ve “KKTC yapılanma” başlı...