goldziher etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
goldziher etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

E-KİTAP: SÜNNET’E KARŞI METİN TENKİDİ ŞARLATANLIĞI -HİLAFET HADÎSLERİ ÖRNEĞİ-

 

https://archive.org/details/sunnete-karsi-metin-tenkidi-sarlatanligi-hilafet-hadisleri-ornegi 

SÜNNET’E KARŞI METİN TENKİDİ ŞARLATANLIĞI

-HİLAFET HADÎSLERİ ÖRNEĞİ-

 

Dr. Seyfi SAY


İÇİNDEKİLER

 

ÖNSÖZ YERİNE: LAİKLİĞİN (SİYASAL DİNSİZLİĞİN) EMRİNDEKİ SİYASAL İLAHİYATÇILARIN SİYASAL İSLAM DÜŞMANLIĞI 4

BİR İLAHİYAT GAZİNOSU ASSOLİSTİNİN ENCAMI 9

TARİHSELCİ-MODERNİST İLAHİYATÇILARIN “ZEKÂ YAŞI” ORTALAMASI SEKİZ GİBİ GÖRÜNÜYOR 16

ANKARA İLAHİYAT TİPİ “ZAMAN MAKİNASI” YA DA “GAYBA VUKUF” MUCİZESİ 22

‘SÜNNET’SİZ BUDALALIĞIN ALTIN ÇAĞI 25

ÇIFIT GOLDZIHER’İN YERLİ-MİLLİ GAYRİMEŞRÛ (NESEBİ GAYRİ SAHİH) “DÖL”Ü: ANKARA EKOLÜ 30

ÇIFIT GOLDZIHER’İN MANEVÎ DÖLÜ (MANEN ÖLÜ) ANKARA EKOLÜ 34

“ANKARA ÖLÜ GOLDZİHER DÖLÜ EKOLÜ’NÜN HADÎS USÛLÜ’NDE YAPTIĞI “NİYET OKUMA” DEVRİMİ 38

DEFOLU ANKARA EKOLÜ EZBERİ: ÇIFIT-I AZAM GOLDZİHER’İN İZİNDE METİN TENKİDİ 46

NE SİHİRDİR NE KERAMET, METİN TENKİDİDİR BU MERET 51

ANKARA EKOLÜ UKALALARINA (ATATÜRK KONULU BİR ÖRNEK OLAYLA) ÜCRETSİZ “METİN TENKİDİ” KURSU (1) 57

ANKARA EKOLÜ PALYAÇOLARININ METİN TENKİDİ BALONU 70

ANKARA ŞOVMENLER EKOLÜ'NÜN METİN TENKİDİ (KRİTİK-ANALİTİK DÜŞÜNCE) İLLÜZYONU 77

ANKARA EKOLÜ ŞOVMENLERİNE (ATATÜRK KONULU BİR ÖRNEK OLAYLA) ÜCRETSİZ “METİN TENKİDİ” KURSU (2) 82

AKADEMİK İŞPORTACILIĞA "CERH" NEŞTERİ 99

İLAHİYATÇILAR PANAYIRININ PUTPERESTLİĞE MEYİLLİ CESUR CAHİL VE AHMAKLARI 104

SÜNNET SAHASININ KARTALLARINI YERE SEREN ANKARA DEFOLU EKOL SİVRİ SİNEĞİ 109

SİYASALSIZ İSLAMCILIĞIN ORYANTALİST DANSININ KIVRAK VE FIRILDAK FİGÜRLERİ 120

AKADEMİK CEHALETİN AĞINDAKİ İLAHİYAT 130

NEBEVÎ HİLAFET VE MÜLKÎ (MELİKÇE) HİLAFET 142

İMAM BUHARÎ VE İMAM MÜSLİM'E HADÎS DERSİ VERMEK 152

EN KARA EKOLÜN MÜZELİK ZIRVALARI 158

MASALIN BİLE BİR KENDİ İÇ MANTIĞI VARKEN ANKARA EKOLÜ TİPİ AKADEMİK CÜRUFTA NEDEN YOK? 163

MANTIĞIN KÜSÜP TERK ETTİĞİ TOPLULUK: ANKARA EKOLÜ 171

İLYAS CANİKLİ’NİN HEYBESİNDEKİ ASIL BÜYÜK TURPUN SİYASAL RENGİ 182

*

ÖNSÖZ YERİNE: LAİKLİĞİN (SİYASAL DİNSİZLİĞİN) EMRİNDEKİ SİYASAL İLAHİYATÇILARIN SİYASAL İSLAM DÜŞMANLIĞI

 

İslam devleti tabirinin birçoklarının tüylerini diken diken ettiğinin farkındayız.

Üstelik bunların birçoğu kendilerini dindarlıkta yekta zannetmekte.

Fakat, dinsizliğe (küfre, şirke) devleti bonkörce bağışlarken, İslam’a devleti çok görüyorlar.

Laiklik (siyasal dinsizlik) için her gün iman tazelerken, sözde müslüman oldukları halde, İslam’ın devlete hâkim olmasını gereksiz ilan ediyor, hatta “tehlike” ilan edenlere dolaylı destek veriyorlar.

Bunu yaparken de “Siyasal İslam”dan, “İslamcılık”tan vs. söz ederek dolambaçlı ifadeler kullanıyorlar.

Hristiyan ve Yahudiler ile onların izinden giden yerli-milli işbirlikçileri, çağdaş Batı uygarlığının Amerika’da hayata geçirdiği “En iyi kızılderili ölü kızılderilidir” politikasından uyarlanmış olan “En iyi İslam, devletsiz, siyasetsiz, laik (siyasal dinsiz) rejimin insafına terk edilmiş köle İslam’dır” felsefesinin üzerine yapıştırdıkları “laik tandanslı din ve vicdan hürriyeti” etiketi ile Müslümanları aldatıp dolandırıyorlar.

*

İslam kelimesi yetmiyormuş gibi “Siyasal İslam” ve İslamcılık tabirlerini ortaya atıyor, böylece içimizdeki aptalları ve de “Ne şiş yansın ne kebap” babından aptal görünmeyi çıkarlarına uygun bulanları peşlerine takıyorlar.

Sözde İslam’a değil, Siyasal İslam’a ya da İslamcılığa karşılar.

Bu, Erdoğan iyi, Siyasal Erdoğan (siyaset yapan, devlet yöneten Erdoğan) kötü” demek gibi birşey..

Evinde oturan, etliye sütlüye karışmayan, kanun yapmayıp konulan kanunlara tıpış tıpış uyan etkisiz yetkisiz, güdülen koyundan farksız, ayaklar altında çiğnenen aciz bir Erdoğan’ı baş tacı etmeye hazırlar, fakat Siyasal Erdoğan’ı ise ellerine geçirseler bir kaşık suda boğacak, diri diri derisini yüzecekler.

Güya Erdoğan’a karşı değiller, Siyasal Erdoğan’a karşılar.

*

Böyle yazdığımıza bakmayın, Erdoğan gibi siyasetçiler söz konusu olduğunda kimse böylesi bir söylemle ortaya çıkmıyor.

Çünkü bu tür numaraları kimsenin yutmayacağını gayet iyi biliyorlar.

Fakat İslam söz konusu olduğunda bu bayat ve aptalca söylem sözde “bilimsel” kitaplarda bile kendisine yer buluyor.

İslam’a değil Siyasal İslam’a karşı olduklarını söyleyenler çok akıllılar ya, dünyada bir tek onlar akıllı ya, Müslümanları aptal zannediyorlar.

Bu hokkabaz abrakadabrasını Müslümanlardan ahmak ya da dünyaperest olanlara yutturmak için de, özellikle İslamî camiadaki “nüfuz/etki ajanı” konumundaki adamlarını kullanıyorlar.

(Bunlardan biri, Genelkurmay İstihbarat Dairesi Başkanlığını da yapmış olan Korgeneral İsmail Hakkı Pekin’in “Özel Harp”in adamı olduğunu açıklamış bulunduğu Mehmet Şevket Eygi idi. Bu şahıs, Erbakan’ın gazetesi Millî Gazete’de “Bütün İslamcılıklar sapıklıktır” diye yazabilmişti. Yazmasına müsaade edilmişti.)

*

Fakat böyleleri, mesela Atatürkçülük vs. söz konusu olduğunda “Atatürk’e değilse de,  her tür Atatürkçülüğe ve dolayısıyla Siyasal Atatürkçülüğe karşıyız” demiyorlar. (Atatürk öldüğü için, onun “şahsına” taraftar veya muhalif olmanın “fiilen” bir önemi yok. Fakat Atatürkçülük ideolojisi millete dayatılıyor.)

İslam’a değil İslamcılığa karşı olduğunu söyleyen süper sivri zekâlar milliyetçilik bahis mevzuu olduğunda Milliyetle sorunumuz yok, fakat siyaset arenasında milliyetçilik yapmak, milliyet istismarıdır. Biz siyasal milliyetçiliğe karşıyız” diye konuşmuyorlar.

“Milliyete diyeceğimiz bir şey yok, fakat milliyetçiliğin (ırkçılığın) her türü sapıklıktır diye yazmıyor, yazdırmıyorlar.

Dinsizlik, fertlerin kendi karar verecekleri birşeydir, isteyen dinsiz olabilir, fakat dinsizlik devlete hâkim hale getirilerek dinsizler lehine dinliler baskı altına alınmamalıdır, siyasal dinsizlik (dinsizlikçilik) tehlikelidir” demeyi kimse düşünmüyor.

İslam’a değil İslamcılığa karşı olduğunu söyleyen beyzadeler, “Türkiye’ye değil, Türkiyeciliğe, özellikle de Siyasal Türkiyeciliğe karşıyız” deme ihtiyacı duymuyorlar.

Türkiye yaşasın, var olsun, fakat Siyasal Türkiye kahrolsun, Türkiyecilik kahrolsun! Türkiyeciliğin her türü sapıklıktır” demek, Türkiye düşmanlığı değilse, Türkiye düşmanlığı nasıl birşeydir?

Sözde İslam’a değil İslamcılığa karşı olanlar, kendi putlaştırdıkları şahıslar, kurumlar, devletler, gruplar, cemaatler, ideolojiler vs. söz konusu olduğunda böyle akla ziyan ayrımlar yapıp konuşmak bir yana, öyle konuşacak olanları hain ilan edip çarmıha germek için alesta bekliyorlar.

Bunlara göre, herşeyin “siyasal”ına kapı sonuna kadar açık olmalı, milliyetçiliğin/ırkçılığın, sosyalizmin/solculuğun, her zihniyetin “siyasal”ı, siyaseti serbest olmalı, siyaset ve siyasallık bir tek İslam’a yasaklanmalı.

*

Laiklik (siyasal dinsizlik) devlet işleriyle din işlerini birbirinden ayırma iddiasında..

İslam ise, devlet işleriyle dinsizlik işlerini birbirinden ayırıyor

İslam’a göre dinsizlik devlete karışamaz, dinsizliğin devlet işlerine bulaştırılmasına müsaade edilemez, din de (İslam devleti de) dinsize karışmaz, ona müslüman olma dayatmasında bulunmaz.

İşte bu noktada Siyasal İslam (İslam’ın siyaseti) ile siyasal dinsizlik (laiklik) karşı karşıya gelmektedir.

Müslümanlar, “Siyasal alanın temel kurallarını kullar koyamaz, bunlar ancak kulların yaratıcısı olan Allahu Teala tarafından belirlenir. Biz insanların, temel hak ve hürriyetler söz konusu olduğunda birbirimiz için kural koymamız, birbirimize tanrılık taslamamız anlamına gelir, birbirimizi kendimize kul ve köle yapmaktır” derken, açık ya da örtülü (takiyyeci) dinsizler (kâfirler ve münafıklar), “Kuralları Allah koyamaz, bizim putlaştırdığımız, tanrı yapıp taptığımız şahıslar (tağut) koyar, biz onların ilke ve inkılaplarına tabi oluruz. Siyasal alan, tağutlarımızın tekelindedir” diyorlar.

*

Ve bu tağutçu laikler, tağutun egemenliğinin sürmesi için bir yandan jakoben siyaset izlerken, diğer yandan da Müslümanlar arasındaki ajanları ve işbirlikçileri ile beşinci kol faaliyeti yürütüyor, içerideki “itikadî sabotaj timleri” eliyle İslam’ı içeriden tahrif ve tahrip etmeye çalışıyorlar.

Adamlarına “Bütün İslamcılıklar sapıklıktır” diye yazdırabiliyorlar.

Bu arada, kullanışlı dünyaperestler olan “devlet memuru” modernist-tarihselci ilahiyatçıları da tepe tepe kullanmayı ihmal etmiyorlar.

Bu “siyasal ilahiyatçılar” eliyle, İslam’ın siyaseti demek olan Siyasal İslam’ı yok etmeye, İslam’ın siyasete ilişkin hükümlerini geçersiz hale getirmeye ve itibarsızlaştırıp unutturmaya çalışıyorlar.

Bunun için de, Kur’an’daki siyasete ilişkin hükümleri tarihsel (tarihte kalmış, devri geçmiş) ilan ediyorlar.

Hadîslere gelince.. Onları da ya ravîleri (rivayet edip aktaranları) bahane ederek ya da “metin tenkidi” adını verdikleri “Bence Peygamber bunu demiş olamaz” şeklinde özetlenebilecek sözde bilimsel “her hadîsin üzerine giydirebildikleri konfeksiyon kılıf” ile, “uydurma” etiketli çuvala dolduruyorlar.

Böylece, hem o hadîsleri rivayet eden selefi, hem bütün bir ömürlerini bu işe harcayarak onları toplayıp yazmış olan muhaddisleri, hem de onlardan hareketle bize “fıkıh” mirası bırakmış olan ulemayı cahil, anlayışsız, uydurmalar peşinde ömürlerini ziyan etmiş ahmaklar taifesi ilan etmiş oluyorlar.

Fakat dertleri aslında onlarla değil.. Dertleri, hadîslerdeki İslamcılığa, Siyasal İslam’a dayanak olan tebligatla..

O tebligatı, bildirimleri katletmek için çalışıyorlar.

Kim için, kim hesabına?

Hristiyan Batı patentli laikçi tağut düzeninin bekası için..

Bu işbirliğinde nimet-külfet dengesi de gözetiliyor tabiî.. İşbirlikçi “siyasal ilahiyatçı” makulesinin hizmetleri karşılığında aldıkları samansal "semen", ömür boyu garantili bir maaş ile hristiyan yüksek öğrenim sisteminden ithal edilmiş prof., doç. ve dr. gibi unvanlar.


DEFOLU ANKARA EKOLÜ EZBERİ: ÇIFIT-I AZAM GOLDZİHER’İN İZİNDE METİN TENKİDİ

 






ANKARA SÜNNETSİZLER EKOLÜNÜN YEDİĞİ NANELERE YAKINDAN BAKIŞ - 8

 

Laik (siyasal dinsiz) rejimin ilahiyat fakültelerinden beklediği bir ölçüde şu:

İslam’ı adına reform demeden reforma tabi tutmaları, güncelleyerek siyasetsiz bir İslam üretmeleri, Şeriat hükümlerini ecdâd yadigârı olarak “tarihsellik” tabutuna tıkıp tarih müzesinin raflarına dizmeleri.

Mevcut rejime uydurulmuş, ona ayak bağı olmayan, gerektiğinde hizmetine koşan güncel ya da çağdaş bir İslam icat etmeleri..

Bunun için de önce bir arazi temizliği yapmaları, bazı kavram ve kurumları itibarsızlaştırmaları gerekiyor.

Bu çerçevede hedef alınan temel kavramlardan birini “hilafet” oluşturuyor.

Çünkü bu rejim, hilafeti kaldırmış, yok etmiş.. Yapılanın makul ve meşru olduğunun gösterilmesi, böylece “dinin laik (siyasal dinsiz) devlete uydurulması” gerekiyor.

Rejimin hayli kabarık olan sabıka kaydındaki (zaman aşımından yararlanması mümkün olmayan) suçların başta geleni bu hilafet meselesi.

O yüzden, hilafet kurumunun yok edilmesi yetmiyormuş gibi, kavramın itibarsızlaştırılması için de elden gelen yapılıyor.

Hilafet kavramının itibarsızlaştırılması, aynı zamanda İslam devleti idealinin de (laikliğin, yani “siyasal dinsizliğin” hatırı için) itibarsızlaştırılması anlamına geliyor.

*

Rejimin dinî kurumları yok eden ya da dönüştüren laik icraatı ile, Ankara Ölü Goldziher Dölü Ekolü’nün Müslümanların İslam anlayışını dönüştürme amaçlı kuramsal gürültü ve patırtıları, tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş dedirtecek şekilde örtüşüyor.

Ancak, en güvenilir hadîs kitaplarında yer alan ve sahihliğinde şüphe bulunmayan hadîsleri (Goldziher gibi çıfıtların “bilimselliğine” olan imanlarının gücüyle “metin tenkidi” adı altında) “Dönemin siyasal gelişmeleri çerçevesinde uydurulmuş sözler” olarak nitelendirmekten kaçınmayan bu Defolu Ölü Ekol yamakları, sıra kendilerine geldiğinde, “laiklik gemisinde dönemin laik (siyasal dinsiz) siyaseti gereği yeni bir İslam pişirme işine soyunan, mısmıl malzemeyi çıfıt sosuna batırıp murdar hale getiren acemi ve beceriksiz miçolar” olduklarının söylenmesine razı olmuyorlar.

Eğer hadîsleri inkâr etmek için ezberledikleri çıfıt efsunlarını ve tılsımlarını güvenilir buluyorlarsa, selefe yönelttikleri suçlamaları (farkında olmadan) kendileri için de yapmış olduklarını kabul etmeleri gerekir.

Fakat işin gerçeği şu ki, ezberledikleri şablonlar kendileri için doğru, selef için yanlıştır.

*

İlyas Canikli’nin Hayri Kırbaşoğlu’nun danışmanlığında hazırladığı “Hilâfet Kavramıyla İlgili Hadislerin Tetkiki” başlıklı (önceki yazılarda konu edindiğimiz) doktora tezinde yer alan bilinçli çarpıtmaların durumu da bu.

Türkiye’de hilafetin kaldırılması süreci, dünya siyasetine yön vermeye çalışan emperyalist Batılı güçlerin (yeni bir devlet olarak tanınma ihtiyacı duyan) Ankara hükümeti ile yaptıkları pazarlıkların gölgesinde yaşandı.

Ancak, modernist-reformist-tarihselci-güncellemeci ilahiyat şovmenlerinin bu meseleyi Atatürk İlke ve İnkılapları başlıklı ders kitaplarındaki üslupla savunmaları, “Atamız yaptıysa vardır bir hikmeti, üstelik Batılı dostlarımız da bundan memnunlar” türünden postmodern hikâyeler anlatmaları “ilahiyat fakültesi” tabelasının doğasına aykırı.

İşte bu noktada imdatlarına Batı’nın siyasetçileri değil, “emperyalizmin keşif kolu” olan oryantalist çıfıt çetesi yetişiyor.

*

Bu çetenin önde gelen ismi ise Goldziher adlı akademik sansar..

Bu çıfıt ve benzerleri yerli-milli ilahiyat şaklabanlarına fazla iş bırakmamış, gerekli hammadde ve levazımatı bunlar için hazırlamış, lojistik hizmetlerinin bütün planlamalarını yapmış, altyapı tesislerini inşa etmişler.

Bunlara sadece, “büyük müceddid, dinin yenileyicisi, dinî ilimleri ihya hizmetinin kutbu, eşsiz bilgin, muhteşem müçtehit Çıfıt-ı Azam Goldziher kepazelerinin” laflarını ezberleyip tekrarlamak düşüyor.

Yerli-milli modernist akademik soytarılar cemaati, yeni ihtira ve icatlar yapamıyorlarsa da, ilahiyat montaj sanayiinin (gözü kulağı Avrupa’da) taklitçileri olarak üzerlerine düşeni yapmakta kusur etmiyorlar.

Yiğidi öldür hakkını yeme.

*

Bu montajcı beleşçilerden biri, söz konusu doktora tezini hazırlayan ilahiyat kapkaççısı..

Bu yazı serisinin ilk ikisinde, onun “iki halife” konulu rivayetleri inkâr için başvurduğu köylü kurnazlıklarını ortaya koymuş, kötü niyetlilikle ahmaklığın mutlu izdivacından mütevellit cahilce iddiasının aksine, o rivayetlerin sübutlarının kesin olduğunu göstermiştik.

Mezkur akademikimsinin, doktora tezinde bu şekilde akademik hokkabazlığın abrakabadra ve hokuspokus faslının hakkını verdikten sonra el çabukluğuyla Atatürk ilke ve inkılapları marka şapkasından uzun kulaklı bir “metin tenkidi” tavşanı çıkardığını görüyoruz:

“Görüldüğü gibi rivayetin bizlere kadar ulaşmasında katkısı olan raviler hakkında birbiri ile çelişen değerlendirmelere rastlanmaktadır. Diğer bir ifadeyle hem cerh hem de ta’dil yapılmaktadır. Bu değerlendirmeler esas alınarak iki hâlife rivayetinin sıhhatli olup olmadığı hususunda herhangi bir yargıda bulunmak bizleri iki halife hadisi hakkında sağlıklı bir sonuca götürmeyebilir. Bu nedenle söz konusu rivayetlerin metin bakımından da tetkîki lüzumludur.” (s. 153)

Böylece top, “mutlak müçtehit” Goldziher’in, onun “mezhepte müçtehit” talebesi tilki suratlı Joseph Schacht hazretlerinin ve (bu ikisinin mezhebinin İslam dünyasında yayılmasına öncülük eden) “meselede müçtehit” Fazlur Rahman’ın ayağına gelmiş oluyor.

Canikli için bundan sonrası zahmetsiz:

Mezhep imamı sansar Goldziher’in, yedek müçtehit tilki Schacht’ın, “meselede müçtehit” Fazlur Rahman’ın, “ashab-ı tahric”ten yerli-milli akademikimsiler Mehmet Aydın ile Mehmed Said Hatipoğlu’nun, ve Kırbaşoğlu gibi “ashab-ı tercih”in izinden gittiğini göstererek “ashab-ı taklid ya da temyiz” olduğunu ispatlayacak.

Böylece “ilahiyat doktoru” unvanını alarak fetva makamına oturacak.

*

Modern bir çocuk oyuncağı olan metin tenkidi icadı hem bir oyuncaktan beklenen oyun keyfini garanti ediyor, hem de “içindeki çocuğu öldürmemiş” her akademik sabi sübyanın zorlanmadan uyum sağlayacağı kolaylıkta..

Müçtehid-i azam Goldziher çıfıtı ile yamağı tilki Schacht’ın kallavi kazanlarda hazırladığı metin tenkidi kezzabından bir kova alıp Kütüb-ü Sitte’yi hazırlamış olan imamlarımızın rivayetlerinin üzerine dökmek için fazla zeki ve becerikli olmaya gerek yok.

Hem işlem kolay, hem sonuç muhteşem, bir kova kezzap ve hurdahaş olan yığınla hadîs..

Hepsi eriyip gidiyor.. Ara ki erimemiş, sağlam kalmış bir tane hadîs bulasın..

Öyle bir metin tenkidi işlemi ki, onun eleğinden hadîs imamlarımızın “Sahihtir” dediği hadîsler geçemiyor, fakat “Mevzudur, uydurmadır” hükmünü verdikleri rivayetler, haşmetle ve heybetle, tantanayla geçiyor.

*

Canikli gibilerin keyfi yerinde, çünkü yeni metin kezzabı üretmeleri gerekmiyor.. 

Çıfıt mezhep imamları ile onların taklitçisi olan yerli milli büyükleri kıyamete kadar yetecek kezzabı stokladıkları için, bütün yapmaları gereken, onların laflarının tercümelerini alıp tez diye karaladıkları zırvaların ötesine berisine yamamaları..

Evet, Canikli gibilerin bütün yapmaları gereken, Goldziher ve Schacht gibilerin her derde deva kezzabî şablon ifadelerini, maymuncuk gibi her kapıyı açan basmakalıp ezberlerini alıp, sözde inceleme konusu yaptıkları rivayetlere giydirmekten ibaret.

O yüzden, bu tarihselci-modernist-güncellemeci maskaralar kulübü üyelerinin yazdıklarına baktığınızda hepsinin aynı türküyü “çığırıyor” olduğunu görürsünüz.

Ezberleri aynıdır.. Ellerindeki bütün avadanlık parlak, yaldızlı ve süslü içi boş balonlardan ibarettir.

Birinin tekerlemesini dinlediğinizde artık bir başkasını dinlemenize gerek kalmaz, çünkü ellerindeki enstrüman farklı olsa da seslendirdikleri çıfıt müziği aynıdır.

*

Bir sonraki yazıda inşaallah metin tenkidi kezzabının kâzipliğini konu edineceğiz.


“ANKARA ÖLÜ GOLDZİHER DÖLÜ EKOLÜ’NÜN HADÎS USÛLÜ’NDE YAPTIĞI “NİYET OKUMA” DEVRİMİ










ANKARA SÜNNETSİZLER EKOLÜNÜN YEDİĞİ NANELERE YAKINDAN BAKIŞ - 7

 

Önceki yazılarda, Ankara Sünnetsizler Ekolü’nün, “devlet yönetimi ve siyaset”le ilgili hadîslerin o dönemdeki siyasî şartlara bağlı olarak uydurulmuş olduğu şeklindeki ezberlerini, “manevî dölü” olmayı şeref bildikleri Goldziher adlı İslam düşmanı sinsi çıfıttan almış olduklarına dikkat çekmiştik.

Evet Ankara Ekolü adlı manen ölü ilahiyat eşkıyası (şakîler, bedbahtlar taifesi), İmam Buharî ve İmam Müslim gibi salih selefin halefi olmayı kendilerine yakıştıramıyorlar.

Hadlerini bilmelerinden, tevazularından kaynaklanmıyor bu..

Başı bulutlarda Himalaya heybetindeki o büyük âlimleri beğenmeyen vadi sürüngenleri olmalarından ileri geliyor.

Onların gözü, Goldziher adlı yahudinin Çıfitiye tarikatının müritliğinde, çıfıt çorbasında.

Goldziher’in ilk delik olarak Samirî’nin buzağısı gibi böğürdüğü zurnada bunlar da yerli milli son delik olma telaşındalar.

*

Hadîslere “senet”leri (rivayet silsileleri) üzerinden bir şey diyemeyince hemen “metin tenkidi” adlı modern kepçe makinasına (ekskavatöre) kuruluyor, başlıyorlar Goldziher’in işkembesinin ürünü olan “ezber” pislikleri merhum hadîs imamlarımızın kabirlerinin üstüne kova kova dökmeye..

Kendilerine ait bir tanecik olsun özgün ve orijinal fikirleri var mı?..

Yok!

Evet, bir tanecik bile yok..

Söylediklerinin hepsi temcit pilavı kabilinden “ithal” ezberler..

Hayır, zekâdan mahrumlar demiyorum, sütçü beygirleri ve Anadolu’daki çerçi eşekleriyle birlikte zekâ testine tabi tutulsalar onları kesinlikle geçerler.

*

Metin tenkidi” adı altında üretilen zırvalar ise bir yığın basmakalıp/klişe faraziyeden ibaret..

“Böyle olduğunu düşünüyoruz, şöyle olduğu anlaşılıyor” türünden acemi falcı diskuru “bilimsel” çalışma diye yutturulmaya çalışılıyor.

Yıldız falcılarının, astroloji gurularının, tarotçuların vs. kehanetlerinin bile, bunların “düşünce”lerinden daha fazla olgusal karşılığının bulunduğu görülüyor.

Çünkü yıldız falcısı “Elimdeki yıldız haritasına göre böyle”, tarotçusu “Tarot kartları böyle söylüyor” filan diyor, bu “metin tenkitçisi” ukala taifenin dağarcığında ise Nasrettin Hoca’nın hindisi gibi sadece “düşünme” meziyeti var.

Onlar “düşünüyor”, ve “düşünce gücü” ile, hadîs imamlarının (“Bu hadisi Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den falan sahabî, ondan filan salih zat, ondan da benim gayet iyi tanıdığım filanca değerli kişi rivayet etti, ondan duyduğum gibi yazıyorum” şeklindeki “yaşanmışlık”lara, zahmetli araştırmalara, emek sarfına dayanan) şahitliklerini geçersiz hale getiriyorlar.

Çünkü bunlar “düşünüyor”..

Dahası bunlar geçmişin hadîs imamlarının sahip olmadığı başka meziyetlere de sahipler, bunlar “üniversite” cemaatinden.. Bunların “doktora”sı var.

Böylece, “düşünce gücü” ile, hadîslerin uydurma olduğunu Goldziher’ce zehir gibi ispatlıyorlar.

*

Gel gör ki, bilgi ve bilim felsefelerinden biraz anlayanlar, bu akademik soytarılık ve şaklabanlık, üniversite tipi don kilotlu gulu gulu dansı karşısında ağlamaları mı gerekir, gülmeleri mi, karar veremiyorlar.

Düşünüyorum”lu üfürmelerin ispata değil iddiaya karşılık geldiğini ve iddianın tek başına bir değer taşımadığını bile anlayamamış böylesi akademik angutlara bir şey anlatmanın mümkün olmadığını bildikleri için yürekleri yanıyor.

Popper’ın jargonuyla konuşmak gerekirse, bir iddianın, bilimsel değerinin olması için “yanlışlanabilir” (yani sınanabilir, yanlışsa yanlışlığı gösterilebilir) nitelikte olması gerektiğini bile bilmeyen bu sözde üniversiteli özde ilkokullu “içindeki çocuğu öldürmemiş” sabi sübyana kim ne anlatabilir!.

Bin 200 – bin 300 sene önce yaşayıp vefat etmiş, hiç görmediğimiz insanları geçtik, şu anda aramızda yaşamakta olan insanların bile bir söz rivayet ettiklerinde bunu hangi niyetlerle yaptıkları konusunda kesin konuşmak mümkün olmaz.

Çünkü bu “niyet okuyuculuğu”dur ve sübjektif/öznel bir değerlendirme olması itibariyle “bilimsel”lik taşımaz.

Söylediklerimiz, karşımızdakinin niyetini değil, bizim zihniyetimizi, algılayış biçimimizi ve anlayış düzeyimizi gösteren bir belge olur.

*

“Niyet okuyuculuğu” yapan kişinin sözleri “yanlışlanabilir” olmaktan uzaktır. Dolayısıyla icat, buluş ve keşifleri bilimin değil (Popper’ın işaret ettiği gibi) falcılığın alanına girer.

Eğer böylesi kişilerin “niyet okuma” faaliyeti isabetli olabiliyorsa, şunu söylemek mümkün olur: İnsanların kalbini okuyan, düşünce akışını bilgisayar ekranı gibi seyreden bu “gaybe vakıf” kişilerden iyi kumarbaz çıkar, kumar masasında karşılarındakinin zihnini okuyarak herkesi soyup soğana çevirirler.

Ne var ki, kumarbazlar âlemi böylesi sıradışı zekâlardan mahrum, onların hepsi ilahiyat fakültelerine yönelmişler, ayrıca hepsi de Ankara Ölü Goldziher Dölü Ekolü üyesi olmuşlar.

İlahiyat Fakültesi’ni İlahiyat Falcılığı Meslek Yüksek Okulu haline getirmiş olan bu tipler, bin yıldan daha uzun zaman önce yaşamış insanların zihinlerini ve niyetlerini okuyarak İslamî ilimler alanında acayip keşifler yapmakla meşguller..

Bu sanatı öğrendikleri pîrleri, şıhları ise Goldziher çıfıtı.

Gaybın anahtarlarını ellerine geçirmişler, insanların akıllarından, kalplerinden geçeni okuyabiliyor, niyetlere vakıf oluyorlar, kumar masalarına çökseler dünyayı yalayıp yutacaklar, fakat kul hakkı ve haramlar konusunda son derece hassas oldukları için bu üstün yeteneklerini kötüye kullanmaktan özenle kaçınıyorlar..

Çok takvalılar canım!..

Sıradışı kabiliyetlerini sadece hadîs imamlarımızın mezarları başında höykürmek ve vahşi çığlıklar atmak için kullanıyorlar.

*

Goldziher’in sözünü ettiği “dinî metin (ayet, hadîs) uydurmacılığı” Yahudi milletinin karakteristik özelliği durumunda.

Kitaplarını ve peygamberlerinin sözlerini güncelleyip çağa uydura uydura bugünlere gelmişler.

Yaptıklarını savunabilecek halleri yok, o yüzden Müslümanların karşısına “Siz de bizim gibisiniz, siz de hadîs uydurmuşsunuz” diyerek çıkmak için efsun okuyor, masal anlatıyorlar.

İçimizdeki (aşağılık kompleksli gâvur hayranı) ciğeri beş para etmez soytarıları peşlerine takmayı da başarıyorlar.

Evet, bu (zekâ bakımından sütçü beygirlerinden daha iyi durumda olmak gibi inkâr edemeyeceğimiz bir meziyete sahip bulunan) kişilik özürlü soytarılar, Goldziher gibi çıfıtların işkembesinin ürünü olan ezberleri tekrarlıyor, onlardan ithal ettikleri “şablon” ret ve inkâr tekerlemelerini hıfzedip “akademik tez” ve makale görünümlü türrehatlarına kelimesi kelimesine aktarıyorlar.

Bu hususta birbirleriyle yarış halindeler, izdiham yaşanıyor. Aralarında “Yok ben daha fazla Goldziher oldum, yok sen daha fazla oldun” diye rekabet yaşanıyor.

Bu sayede kendilerini Ortaçağ’ın karanlığından kurtulmuş aydın bilim adamı gibi görmeye başlıyor, acayip bir ruh haline giriyorlar.

İşin kötü tarafı, bu ruh haline bir girdiklerinde bir daha çıkamıyorlar.

Esrarkeşleri, eroinmanları, bilumum uyuşturucu bağımlılarını tedavi etmek belki mümkün, fakat bunlardaki Hasan Sabbahvari haşhaşîyan cezbe iptilasının çaresini şimdiye kadar bulabilmiş biri yok.

*

Müslüman toplumlar içinden de hadîs uydurmacılığına yeltenen deccallar ve münafıklar çıkmamış değil, çıkmışlar.

Fakat hadîs imamlarımız o uydurmaları ayıklamış, “mevzu/uydurma” damgasını vurup bir kenara atmışlar.

Kimi hadîsler için de “zayıf” notunu vermişler.

Eğer o müstesna imamların değeri ölçülemez hizmetleri olmasaydı, hadîs kitaplarında at izi it izine karışır, Ehl-i Kitab’ın, müşriklerin ve münafıkların uydurmalarını hadîs diye okuyor olurduk.

İşte, Goldziher gibi sinsi çıfıtlar bundan dertliler.

Uydurmalara geçit vermeyen ciddiyet abidesi imamlarımızı uydurmacılığa alet olmakla suçlayarak akıllarınca yüreklerini soğutmaya çalışıyorlar.

*

İmamlarımızın mücadele ettiği hadîs uydurmacılığı ne yazık ki günümüzde de farklı şekillerde devam ediyor.

Sorun şurada ki, eskinin siyasî otoriteye gerektiğinde kafa tutan uleması şimdi yok.

İmam Buharî’ye laf atan tarihselci-modernist (laik düzenin “derin” güçlerinin yalakası) soytarılar, onun nasıl vefat ettiğine, yaşadığı beldenin hükümdarına yüz vermediği için başına nelerin geldiğine bir baksınlar.

İmam-ı Azam’ın, İmam Malik’in, İmam Şafiî’nin ve İmam Ahmed bin Hanbel’in, hapsedilme, kırbaçlanma ve sürgün edilme pahasına doğru bildiklerini eğip bükmeden söyledikleri biliniyor.

Salih selef, günümüzün kel-fodul ekol soytarıları gibi “düzen”in adamı değildiler, düzen-bazlık umurlarında olmayan adam gibi adamdılar.

Her devrin adamı değildiler, her devirde adamdılar.

Evet, onlar sayesinde, hadîslerin kayda geçirildiği ve İslam fıkhının tedvin edildiği o ilk asırlarda, uydurmacılar, uydurmalarıyla başbaşa kaldılar.

İslamî bilgi birikimine nüfuz edemediler. Marjinal gruplar haline geldiler.

Günümüzde ise tam tersi yaşanıyor.

Ülkedeki hakim siyasal eğilimleri, resmî ideolojiyi, laik (siyasal dinsiz) siyaseti umursamadan İslamî gerçekleri dile getirenler marjinal kalıyor.

*

Evet, uydurmacılık günümüzde de olanca hızıyla devam ediyor.

İki şekilde:

Birincisi, eski uydurmalardan günümüzün laik (siyasal dinsiz) siyasetinin işine yarayacak olanlar (ulema bunların uydurma olduklarını açıklamış oldukları halde) yeniden tedavüle konuluyor. (Mesela, 1990’lı yıllarda AKRA FM’de yorumları yayınlanan Agâh Oktay Güner şöyle bir hadîs rivayet etmişti: “Zaman sana uymazsa sen zamana uy!”)

Ancak, yeni hadîs uydurmak (daha doğrusu onlar için “kaynak” bulmak) artık mümkün değil..

Burada uydurmacılığın ikinci şekli devreye giriyor.

Bu ikinci şekil, uydurmacılık çarkının ters yönde döndürülmesi esasına dayanıyor.

Halihazırda hâkim olan siyasî anlayışa (laik yani siyasal dinsiz ulus-devletin resmî ideolojisine) aykırı hadîsler uydurma ilan ediliyor.

Beğenilmeyen hadîsler için birer “uydurma olma hikâyesi” uyduruluyor.

O hadîsler uydurma ilan edilip ıskartaya çıkartıldığında heva ve heves düzenlerinin ayaklarındaki hakikat prangaları çözülmüş olacak.

Çağdaşlaşıp güncelleşmenin, çağdaş yaşamın bütün güncel zevklerinden nasiplenmenin önündeki engeller kalkacak.

*

Evet, uydurmacılık günümüzde bu iki şekilde devam ediyor.

İlkine (eski uydurmaların bit pazarından toplanıp antika diye yeniden tedavüle konulmasna) örnek olarak, “Vatan sevgisi imandandır” şeklindeki sözü gösterebiliriz.

Geçmişte ulema, yöneticilerin (devletlerin) hoşuna gidip gitmemesini umursamadan bunun uydurma olduğunu söylemiş, eserlerine yazmışlar.

Batı’da vatan kavramı son yüzyıllarda laik-seküler “ulus-devlet”çilik ideolojisi çerçevesinde kutsal bir iman esası haline getirildiği ve bizimki gibi ülkelerde batılılaşma saplantısı “değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez” politika haline geldiği için, Ankara İlahiyat Eşkıyalığı Ekolü gibi Goldziherci şakiler “Vatan sevgisi imandandır” türünden uydurmaları sorun olarak görmüyorlar.

Onlar ancak, hadîs uydurmacılığının ikinci şekli söz konusu olduğunda devreye giriyorlar.

Çarkı tersine döndürüyor, “tersinden uydurmacılık” yapıyor, sahih hadîslerin uydurma olduğu uydurmasından oluşan bir balonu deccalâne bir ustalıkla şişiriyorlar.

*

Uydurma diye kesip biçmeye çalıştıkları hadîsler ise “tesadüfen” hep küresel küfür düzeninin ve onun (İslam dünyasındaki) yerli-milli ve de laik (siyasal dinsiz) acentalarının keyfini bozan hususlarla ilgili..

Hadîslerin devletin düzeni ve devlet başkanlığı (hilafet) konularında gündeme getirdiği ilkeler, onların başta gelen karın ağrısı..

İşte, şişirilmiş boş beleş balonlar demetinden ibaret oldukları halde “ekol” afra tafrası ile ahkâm kesen Goldziher “manevî döl”lerinin hilafet konulu hadîslere olan alerjilerinin altında yatan etken bu..

Atatürk ilke ve inkılaplarının en okkalısı olan (İngiliz-yahudi konsorsiyumu destekli) hilafetin ilgası politik manevrasına karınca kararınca destek olup omuz vermek, fiilen yok edilmiş olan hilafeti zihniyet düzeyinde de bitirmek için, kendilerini rezil kepaze ve madara etme pahasına akla ziyan saçmalıkları yazıyorlar, ve serapa mantık sefaleti olan hezeyanlarını akademik eser diye, bilimsel çalışma diye ortaya sürüyorlar.

Hilafet öldü, çıfıtlık ise kıtalar dolaşıyor, çıfıt yabanlar bayram yapıyor.


ÇIFIT GOLDZIHER’İN MANEVÎ DÖLÜ (MANEN ÖLÜ) ANKARA EKOLÜ

 






ANKARA SÜNNETSİZLER EKOLÜNÜN YEDİĞİ NANELERE YAKINDAN BAKIŞ - 6

 

Evet, Goldziher adlı İslam düşmanı sinsi çıfıtın, özellikle “devlet yönetimi ve siyaset”le ilgili hadîslerin, o dönemdeki siyasî şartlara bağlı olarak uydurulmuş olduğu iddiasıyla ortaya çıkmış olduğunu belirtmiştik.

Yahudilerin böyle hareket ettiklerini, hem Tevrat ayetlerinde hem de peygamberlerinin sözlerinde zaman ve zemine göre değişiklikler yaptıklarını, dinlerini “donukluk”tan kurtarıp “yaşanabilir” hale getirmek için sürekli güncelleme ve “düzeltme”lere başvurduklarını biliyoruz:

“Ve onlardan bir fırka da vardır ki, Kitap ile dillerini eğer bükerler. Onu Kitap'tan sanasınız diye. Halbuki o Kitap'tan değildir. Ve derler ki, «O Allah katındandır.» Halbuki o, Allah tarafından değildir. Ve onlar bildikleri halde Allah Teâlâ'ya karşı yalan söylerler.” (Ömer Nasuhi Bilmen meali, Âl-i İmran, 3/78)

Allahu Teala böylece Goldziher tipi çıfıtların durumunu açıklıyor.

Hz. Musa’ya indirilmiş olan Tevrat’ı bile tahrif edebilen, kendi peygamberlerinin sözlerini değiştirebilen, hatta onları ahlâksız insanlar gibi gösterebilen bu çıfıtların, kendi sabıkalarını, adlî sicil kayıtlarını ortaya döken Kur’an hakkında ne tür “iyilikler ve güzellikler” düşüneceklerini varın siz hesab edin!

*

Bu çıfıtlar herhalde, İsrail’in oğullarından, kendi soylarından olmadığı için, bile bile inkâr ettikleri Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetinin doğru anlaşılması ve yaşanması, uydurmalardan arındırılması için alın teri dökecek değiller.

O alın terini, elimizdeki hadîs kitaplarını binbir meşakkat ve hadsiz hesapsız fedakârlıkla meydana getirmiş olan İmam Buharî, İmam Müslim ve İmam Tirmizî gibi müstesna âlimlerimiz döktüler.

Uydurma rivayetlere geçit vermemek için son derece ince eleyip sık dokuyucu doğruluk kriterleri belirlediler, yalan ve dolanların sızmasına izin vermeyecek aşılmaz ve geçilmez bariyer ve duvarlar ördüler, tarihte eşi benzeri görülmemiş bir “hadîs usulü (metodolojisi)” geliştirdiler.

Öyle ki, bugün revaçta olan tarih kitaplarındaki anlatılara (rivayetlere) o “usûl” (yöntem) uygulandığında ortada neredeyse tarih diye bir şey kalmıyor.

Diyelim ki elinizde bin sayfalık bir tarih kitabı var, o usulü uyguladığınızda geriye beş, bilemediniz 10 sayfalık “sağlam” (güvenilir) bir şey kalıyor. Gerisi “zayıfın da zayıfı” güvenilmez rivayet kategorisine giriyor.

Bazı kitapları ise toptan çöpe atmanız gerekiyor. Çünkü, yazılanlardan tek bir cümle bile hadîs usûlünün güvenilirlik kriterlerini karşılayamıyor.

*

Ancak, hayatında bir tane bile hadîs usulü kitabı okumamış Caner Taslamanlıman gibi şımartılmış ekran külhanbeyleri, kahvehane berduşu edasıyla yaylanarak oturdukları televizyon yayınlarında (bazen gömleklerinin üst düğmelerini de çözerek raconun gereklerini tamamlamayı unutmadan), İmam Buharî gibi hadîs imamlarımızı itibarsızlaştırmak için deve sidiği servisi bile yapabiliyorlar. (Galiba içmek için evlerinde epeyce miktarda stoklamışlar, lâzım olduğunda ellerinin altında.)

Pîrleri Çıfıt-ı Azam Goldziher sergerdesinin izinde sidik yarışı yapıyorlar.

Goldziher çıfıtı “Ecdadımın ajan tıynetlileri münafıklık yaparak Müslümanlar arasına sızma konusunda yeterince başarılı olamamışlar, onların Peygamberleri adına hadîs uyduramamışlar, âlimleri devreye girip hemen ‘Bunlar uydurmadır, mevzudur’ demişler, geriye tek bir yol kaldı, bari onların ellerindekilere uydurma diyelim, dinlerini bu şekilde bozalım der de, onun yerli milli manevî veletleri (döletleri) boş durur mu?!

*

Sadece Caner Taslamanlıman gibi ekran soytarıları değil, bütün bir Ankara Manen Ölü Goldziher Dölü Ekolü ayaktakımı da, pîrleri çıfıtın kesip biçip diktiği yahudi kefenini hadîs-i şerîflere giydirmek için canhıraş bir gayret gösteriyor, acayip ter döküyor, neredeyse kendilerini paralıyorlar.

İbn Haldun’un Mukaddime’sinde, “Sanatlarda fazîlet (üstünlük) başlatanlarındır, fakat kemâl (olgunluk ve gelişmişlik) onların izleyicilerine nasip olur” anlamına gelen bir tespit mevcut.. Çıfıt-ı Azam Goldziher’i pîr kabul edip onun Çıfıtiye tarikatını yayma işini bu ülkede Mehmed Said Hatipoğlu adlı duayen soytarı başlatmış olmakla birlikte, boynuz kulağı geçer hesabı çıfıtlığı kemâle erdirme arsızlık, densizlik ve şirretliği Caner Taslamanlıman gibi kendini bilmezlere nasip olmuş durumda.

Evet, sağ olsa da çağdaş müritlerinden mesela İlyas Canikli’nin şu satırlarını okusaydı çıfıt Goldziher herhalde “Bu kadar saçmalamayı ben bile beceremezdim, beceremedim, bu kadarına cesaret edemedim, ektiğim tohumlar Türkler’in başkenti Ankara’da, hem de onların ilahiyat fakültelerinde filizlenip yeşermiş, ortaya bir ebucehil karpuzu tarlası çıkmış, artık ölsem de gam yemem, gönül rahatlığıyla Cehennem’de emeklilik moduna geçebilirim” derdi:

“Sonuçta iki halife rivayetleri için şunları söylemek mümkündür: İki halife rivayetinin yer aldığı Muslim, Ebû Avane, Neysâbûrî, Beyhakî’nin ortak ravisi olan Ebû Nadra’nın cerh edildiği görülmektedir. Taberâni’nin ve Heysemî’nin ravilerinden olan Ebû Hilâl de hadiste zayıf kabul edilmektedir. Dolayısıyla söz konusu rivayetlerin subûtunda şüpheler vardır. Ayrıca iki halifeden birinin ne şekilde siyaset sahnesinden kaldırılacağı konusu ne Hz. Peygamber döneminde ne de ilk halife seçiminde gündeme gelmiştir.

“Bu rivayeti de hilâfet ve saltanat ile ilgili rivayetlerin bir uzantısı olarak düşünmekteyiz. İlk dönemlerde tek devlet, tek yönetici fikrini benimsemiş olan kimseler tabiî parçalanma ve fikir ayrılıkları sonucunda merkezî yönetime muhalif olan veya olabilecek kimseleri bu yolla susturma yoluna gitmişlerdir. Muaviye’den sonraki dönemlerde çeşitli bölgelerde başlayan iktidar mücadeleleri bunu doğrular niteliktedir. Abdullah b. Zubeyr olayının iki halife rivayetinin ortaya çıkmasında etkili olduğu düşüncesindeyiz. Tarih sahnesinde meydana gelen herhangi bir olaya haklı gerekçe aramak başka bir şey, bu olayların Hz. Peygamber kanalıyla dile getirilmesi bambaşka bir şeydir. Birtakım siyasî rivayetlerde olduğu gibi, bu tür siyasî rivayetlerin de Hz. Peygamber ile ilgisinin olduğunu düşünmemekteyiz.” (s. 163)

İmam Buharîlere, İmam Müslimlere, İmam Tirmizîlere artık Goldziher gibi çıfıtların saldırması gerekmiyor.

Goldziher çıfıtının manevî döllüğünü en büyük asalet unvanı kabul eden, ona yaraşır "dölüt" olmak için hezeyanlarını bir harf bile atlamadan ezberleyip tekrarlayan yerli milli (laik yani siyasal dinsiz rejimin istediği türden) ilahiyatçı kepazeler, bayrağı ondan devralmış durumdalar.

Çıfıtlık bayrağını yere düşürmemek için işkembeden atıyor, Goldziher’den düşünmeden, sorgulamadan aldıkları “ezber”lerini, içinde “düşünce” kelimesini kaynattıkları kapkara çıfıt kazanına daldırıp daldırıp çıkarıyorlar.


"EĞER AKLIMIZI KULLANMIŞ OLSAYDIK..."