BİSMİLLÂHİRRAHMÂNİRRAHÎM
Elhamdulillâhi Rabbi'l-âlemîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ Rasûlinâ ve alâ âlihî ve sahbihî ...
E-KİTAP: BİR İNGİLİZ OPERASYONU: TÜRK KURTULUŞ SAVAŞI
https://archive.org/details/bir-ingiliz-operasyonu-turk-kurtulus-savasi
BİR İNGİLİZ OPERASYONU:
TÜRK KURTULUŞ SAVAŞI
Dr. Seyfi SAY
İÇİNDEKİLER
DİBACE 4
İNGİLİZLER'İN
ATATÜRK İLE VAHİDEDDİN’E YAPTIKLARI "OYUN İÇİNDE OYUN" 9
YENİ OYUN: KEMALİZM-KAMALİZM
KAVGASI 21
İNGİLİZ 'DEVLET AKLI' VE OSMANLI PAŞALARI: KİMİNE
MALTA ESARETİ, KİMİNE 'VİZE'Lİ 'GAZOZ'LU SAMSUN SEYAHATİ 41
SELANİKLİ ATATÜRK, İNGİLİZ
İSTİHBARATININ (GİZLİ SERVİSİNİN) TÜRKİYE ŞEFİ RAHİP FREW (FRO, FRU) İLE NİÇİN
BAŞBAŞA GİZLİ GÖRÜŞMELER YAPMIŞTI? 80
İNGİLİZLER İLE BLACK JUMBO
KOD ADLI AJANLARI ATATÜRK'ÜN PADİŞAH VAHİDEDDİN'İ İSTANBUL'DAN KAÇIRTMAK İÇİN
ÇEVİRDİKLERİ DOLAP 101
SELANİKLİ ATATÜRK'ÜN İNGİLİZ İSTİHBARATININ AJANI
BİR HAİN OLDUĞUNUN İSPATI 116
DR. SELİM ERDOĞAN’IN
SELANİKLİ ATATÜRK’ÜN BLACK JUMBO’LUĞUNA İTİRAZINA DAİR 127
BİR “HALK DÜŞMANI”:
SELANİKLİ MUSTAFA ATATÜRK 137
OSMANLI DEVLETİ'NE KARŞI
CURZON-ATATÜRK KUMPAS VE KOMPLOSU 160
ZAMPARA ATATÜRK'ÜN TÜRK
KADININA YÖNELİK "COUP"SU 174
*
DİBACE
Selanikli
Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde gerçekleştiği söylenen Türk Kurtuluş
Savaşı’nın bir İngiliz operasyonu
olduğu kesindir.
Çünkü, söz konusu savaşın iki komutanı, yaşanan olayın bir İngiliz
operasyonu olduğunu itiraf etmiş durumdalar.
Bunlardan ilki, Selanikli’yi askerlikten istifa ettiği en zayıf anında
destekleyerek önünü açan (Kurtuluş Savaşı’nın Doğu Cephesi Komutanı) Kâzım
Karabekir Paşa.
Selanikli zamparanın has adamlarından Ahmet Akif Ağaoğlu’nun (Agayef) oğlu
Samet Ağaoğlu şunu yazmış bulunuyor:
“Merhum Karabekir, bana bir gün, Mustafa
Kemal'in İngilizlerle anlaşarak Milli Mücadele'ye girdiğini, İngilizlerin
[komünist devrimini yapmış olan] Ruslara karşı Türkiye'den daha iyi bir
mukavemet [direniş] cephesi kuramayacaklarını anladıklarını söylemişti.”
(Samet Ağaoğlu, Siyasî Günlük, haz.
Cemil Koçak, İstanbul: İletişim Y., 1992, s. 219.)
İkinci isim ise, tahmin edilebileceği gibi, Batı Cephesi Komutanı Orgeneral İsmet İnönü.
Selanikli’nin sağ kolu ve baş destekçisi olarak uzun yıllar başbakanlık yapan, ve onun ölümünün ardından Cumhuriyet’in ikinci cumhurbaşkanı olan İnönü, 1973
yılında, cumhuriyetin ilanının 50’nci yıldönümü vesilesiyle verdiği demecinde
aynen şunu demişti:
"İstiklâl mücadelesinin başarısı da
esasında İngilizlerin buna karar vermesi ve diğer müttefikleri de bunu
kabule mecbur etmesiyle mümkün olmuştur."
(Milliyet Gazetesi‘nin
29 Ekim 1973 tarihli sayısından aktaran Fikret Başkaya, Paradigmanın İflası, İstanbul: Yordam Kitap, 2018, s.
60.)
*
Türk Kurtuluş Savaşı’nın bir İngiliz operasyonu olduğunun anlaşılması için
başka belge ve tanığa ihtiyaç
bulunmamaktadır. Çünkü, savaşın iki asal komutanı bu gerçeği itiraf etmiş
durumdadır.
İtirafın bulunduğu yerde şahit ve delil aramak lüzumsuz
işgüzarlıktır. Daha doğrusu aptallık.
Doğal olarak (sonradan Atatürk soyadını alarak millete dolaylı biçimde
“Hepinizin ninesini gördüm” demek anlamına gelecek bir saygısızlık yapmış olan)
Selanikli’nin, kendisinin İngiliz
işbirlikçisi olduğunu itiraf etmesi beklenemezdi.
Sözlü olarak böylesi bir itirafta bulunmadıya da, Kurtuluş Savaşı’nın
ardından benimsediği (“hayatın olağan
akışı”na aykırı) radikal ve keskin söylem değişikliği ile darağaçlarının
gölgesinde sergilediği diktatöryal icraatı, itiraftan daha güçlü bir karine durumundadır.
*
Olayın bir İngiliz operasyonu olduğu Kurtuluş Savaşı’nın iki asal
komutanının beyanıyla sabit olduğu için, bu gerçeği ispat çabası içine girmek,
hâsılı tahsil nevinden bir tekrara düşme anlamına gelecektir.
Yapılması gerekenin, İngiliz “devlet
aklı”nın ve “istihbarat (gizli
servis)” mekanizmasının bu operasyonu nasıl bir ince planlama ve ne tür
hilelerle gerçekleştirmiş olduğu hususuna ışık tutmaktan ibaret olduğu
söylenebilir.
Söz konusu operasyonun temel amacı, Osmanlı
Devleti’nin siyasî ve hukukî varlığına son vermekti. İngilizler bunda
başarılı oldular, fakat onların asıl başarısı bu değildir. Asıl başarıları,
bunu Türk milletine, “kendisi yapıyormuş
gibi” gösterme becerisini göstermiş olmalarıdır.
Tarihte illüzyon harikası bu çapta başka bir operasyon yok. Eşsiz ve
emsalsizdir.
İngiliz “devlet aklı”, bu
operasyonu, profesyonel istihbaratçılardan beklenen bir mahviyetkârlığı, özveriyi
ve duygusallıktan uzak rasyonaliteyi (ismini ve cismini, operasyondaki rolünü
saklama, başarının başkalarının gelir hanesine yazılmasına razı olma
hasletlerini) politikasının esası yaparak başarmış durumda.
Bütün başarıyı, Black Jumbo kod
adını verdikleri işbirlikçileri ya da ajanları Selanikli’ye bahşedebildiler.
(Ki varlığı bilinen fakat kimliği meçhul olan Black Jumbo’nun anlı şanlı Mustafa Kemal Atatürk olduğunu tarihçi-yazar Yaşar Gören titiz ve
sabırlı inceleme ve araştırmasıyla ortaya koymuş durumda.)
*
Max Weber, geçtiğimiz asırlarda dünyada (esas itibariyle Batı’da) yaşanan
modernleşme ve sekülerleşmeyi, (bir başka deyişle) binlerce yıllık geleneksel
yaklaşım ve anlayışların terk edilişini, Entzauberung
(büyünün bozulması) kavramıyla ifade ediyordu.
Türkiye’de İngilizler’in gerçekleştirdiği operasyon da bir büyüye (Zauber)
karşılık geliyor ve bir Entzauberung’a ihtiyaç var.
Aksi takdirde Türkiye Cumhuriyeti Devleti “Made in England” damgası ile varlığını sürdürmek zorunda kalacaktır.
Kendisi olamayacaktır. Büyülenmiş bir otomat olmaktan kurtulamayacaktır.
Büyünün esasını, Selanikli Black
Jumbo’nun bir kurtarıcı gibi
gösterilmesi oluşturuyor.
Türk devleti, 1923’te kurulmuş (Afrika’nın muz cumhuriyetlerini andıran) hüdai nabit köksüz ve nevzuhur bir
devlet değildir. 1923’te yapılan şey, Osmanlı Devleti tabelasının kaldırılıp yerine cumhuriyet levhasının asılmasından
ibaretti. Devlet teşkilatı bütünüyle aynıydı.
Ancak, İngiliz büyüsü, devletin
bedeni ile ruhu arasındaki irtibatın kesilmesine yol açmıştı.
Yeni “gasıp” devlet eliti millete, milletin medeniyet ve kültürüne, dinine
ve imanına savaş açmış bulunuyordu.
*
İngiltere’nin İkinci Dünya Savaşı’nda burnunun sürtülmesi ve dünya
siyasetindeki ağırlığının azalması ile birlikte üzerimizdeki büyüsünün
etkisinde de tedricî bir zayıflama ortaya çıktı, fakat tümden son bulmuş değil.
Büyünün son bulması, Türkiye’nin Kemalizm/Atatürkizm
yükünü sırtından atmasına bağlı.
İnsanüstü-tanrısal Atatürk mitosu kaldırılıp atılmalı ve Selanikli Mustafa Kemal’in gerçekte İngilizler
tarafından Osmanlı Devleti’ni yıkmakla görevlendirilmiş bir taşeron olduğu millete anlatılmalıdır.
Bu gerçeğin İsmet İnönü ve Kâzım Karabekir’in yaptığı şekilde
masum kelimelerle söylenmesi yeterli değildir, milletin anlayacağı şekilde (“büyüyü bozacak” dozajda ve açıklıkta)
dile getirilmesi gerekmektedir.
Milletin, Ata Türk diyerek yücelttiği şahsın, Türk tarihinin en büyük hainlerinden
biri olduğunu öğrenmeye hakkı vardır.
Selanikli İngilizler’le işbirliği yaptı diye bizim de İngiliz’in
operasyonunun anıt mezarında mum yakmamız gerekmiyor.
E-KİTAP: DAĞLARDA PARÇALARIN TOPLANMAZ (MUHSİN YAZICIOĞLU DOSYASI)
https://archive.org/details/daglarda-parcalarin-toplanmaz
DAĞLARDA
PARÇALARIN TOPLANMAZ
(MUHSİN YAZICIOĞLU DOSYASI)
Dr. Seyfi SAY
İÇİNDEKİLER
“ONUN
ÖLÜMÜNE BÜTÜN SAN’A HALKI KATILMIŞ OLSAYDI, HEPSİNİ DE ÖLDÜRÜRDÜM” 4
SUİKAST VE KISAS 5
SİYASETEN
KATL (SİYASET GEREĞİ CİNAYET, HUKUK DIŞI İNFAZ) 7
MUHSİN
YAZICIOĞLU’NUN 13 “PARANOYA”SI 18
DÜNYA BEŞTEN
BÜYÜKTÜR, TÜRK DERİN DEVLETİ VE MİT DE FETÖ’DEN 21
“TÜRKİYE’YE DÖNME,
ÖLDÜRÜLECEKSİN!” 24
“İNGİLİZ İSTİHBARATI VE CIA TUTMADI, ABİME BARNABAS
İNCİLİ VERELİM” 28
MUHSİN
YAZICIOĞLU DAVASI DURUŞMALARINDAN BİR ÖRNEK 123
DAN BROWN BİLE BU KADARINI DÜŞÜNEMEZDİ 128
YAZICIOĞLU’NUN HELİKOPTERİ, İKİ UÇAĞIN YOLAÇTIĞI
BASINÇ YÜZÜNDEN Mİ DÜŞMÜŞTÜ? 138
SAHTEKÂR
BİR "DİN YOLU HARAMİSİ" SAPIK 136
BİR ZAMANLAR
KAHRAMANMARAŞ KEÇİLERİ 140
BARNABAS
İNCİLİ’Nİ ÖPME SEANSLARI 15 TEMMUZ’LA BİRLİKTE BIÇAK GİBİ KESİLDİ 158
YAZICIOĞLU
SUİKASTİ, MİT, EMNİYET İSTİHBARATI VE FETÖ 170
ESAD COŞAN
VE MUHSİN YAZICIOĞLU: SATILMIYORSAN BİR İHTİMAL DAHA VAR 177
“BÜTÜN BUNLAR VARKEN HİÇBİR
ŞEY YOKMUŞ GİBİ YAPAMAM!” 184
ALGI
OPERASYONU ALANINDA BİR ZİRVE: MUHSİN YAZICIOĞLU SUİKASTİ 199
ESKİ EMNİYET İSTİHBARAT MÜDÜRÜ BÜLENT ORAKOĞLU’NUN YAZDIKLARI 206
*
“ONUN ÖLÜMÜNE BÜTÜN SAN’A HALKI
KATILMIŞ OLSAYDI, HEPSİNİ DE ÖLDÜRÜRDÜM”
(Kütüb-ü Sitte’den)
4924
- İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor:
"Bir
erkek çocuk, hile (suikast) suretiyle öldürülmüştü. Hz. Ömer radıyallahu anh:
‘Bunun
öldürülmesine San'a ahalisi iştirak etmiş olsaydı, bu tek kişi yüzünden bütün
San'a ahalisini öldürürdüm!’ dedi."
4925
- Bir başka rivayet: "Dört kişi bir çocuğu öldürmüştü. Hz. Ömer dedi
ki.." diye başlar, yukarıdaki gibi devam eder.
Buharî,
Diyat 21; Muvatta, Ukûl 13, (2, 871).
4926
- İmam Mâlik anlatıyor:
"Hz.
Ömer radıyallahu anh, tek bir kişi için beş veya yedi kişiyi öldürttü. Bunlar
hile ile birini öldürmüşlerdi. Hz. Ömer talimatında şunu da ilave etmişti:
"Bu tek kişinin öldürülmesine bütün San'a halkı katılmış olsaydı, hepsinin
öldürülmesine hükmederdim."
Muvatta,
Ukûl 13, (2, 871).
ERDOĞAN DIŞ POLİTİKADA NEREYE KOŞUYOR? (MEDYADAKİ İZDÜŞÜM VE GÖLGELERİ)
Önce kısa bir hafıza tazeleme..
Bilindiği gibi 1979 yılında mollalar, Şah’ı İran’dan kovmuş, yönetimi ele geçirmişlerdi.
Bir yıl sonra ABD, Baasçı (Arap milliyetçisi) Saddam’ı gaza getirerek İran-Irak Savaşı’nı başlattı.
22 Eylül 1980’de başlayan savaş sekiz yıl sürdü.. 20 Ağustos 1988’de savaşı bitiren de, ABD’nin devreye girmesi ve İran’ı tehdit etmesi oldu..
Humeyni karizmasının çizilmesi pahasına barışı kabul etti.. Kabul etmek zorunda kaldı.
O gün bugündür İran ABD’nin tehditlerinden korkuyor.
*
İki yıl sonra, 2 Ağustos 1990’da ABD, Saddam’ı bir petrol ihtilafından dolayı Kuveyt’e saldırması yönünde cesaretlendirdi.
ABD’nin Irak Büyükelçisi April Glaspie’nin Saddam’ı bu yönde umutlandırdığı biliniyor.
Saddam, ABD’nin, İran Savaşı’nda olduğu gibi yine arkasında duracağını zannetti.
Gerçekteyse tuzağa çekilmişti.
Ocak 1991’de ABD ve müttefikleri Irak’a saldırdı. Buna Birinci Körfez Savaşı deniliyor.
O süreçte Amerikalılar Özal’ı ve Türkiye’yi de oyuna getirdiler.
*
Asıl gaye, Irak’ta uzun vadede (İsrail’in güvenliğine hizmet edecek) bir Kürt devletinin kurulmasıydı.
Bunun için de önce Irak’ta merkezî idarenin zayıflatılması gerekiyordu.
Ancak Irak’a durduk yere saldıramazlardı.. Önce ona bir suç işletmeleri, onu bir suça bulaştırmaları, bir bahane üretmeleri gerekiyordu.
(Yeri gelmişken söyeyelim, “çağdaş” istihbarat servislerinin tasfiye etmek istedikleri kendi ülke vatandaşlarına karşı başvurdukları “terbiye” yöntemlerinden biri budur.
Adamı şantaj yapıp kontrol altına almak için bir şekilde bir suça bulaştırırlar ya da bundan bir sonuç alamasalar bile itibarsızlaştırmak ve etkisizleştirmek için dedikodu çıkarırlar.
Bazen sorunu kökten çözmek için trafik kazası ve ziraî “ilaçlama” hizmetleri de sunarlar [Zehirleme demeyelim, zülfiyâre dokunnmasın].)
*
Ancak, ABD Irak’ta bir Kürt devletinin kurulması yönündeki çabalarından kesin sonuç alabilmiş değildi.
Böylece İsrail’in geleceği ve güvenliği için İkinci Körfez Savaşı’nı başlattı.
Tarih 20 Mart 2003’tü..
Türkiye’de AK Parti daha yeni iktidar olmuştu.. Başbakan, Abdullah Gül’dü.. Erdoğan ise fiilen çok etkiliydiyse de, “yasal” olarak Sarı Çizmeli Mehmet Ağa durumundaydı.
Erdoğan, ABD ile birlikte Irak’a saldırma konusunda son derece iştahlıydı.. İran’a ve Kuveyt’e saldıran Saddam gibi ağzının suları akıyordu.
Abdullah Gül ise “siyaseten” Irak’a girilmesi taraftarı gibi konuşuyordu, gönlü ise (kankası Fehmi Koru gibi) bu işten uzak durulmasından yanaydı.
Türkiye, TBMM kabul etmediği için Irak meselesine bu defa bulaşmadı.
*
Erdoğan, 2003’teki tutumundan pişman olmadı..
Görece yakın zamanlarda “uçak gazetecileri” hazeratına en az iki defa bu konudaki teessüflerini bildirdiği, bunu bir fırsatın kaçırılması olarak gördüğünü söylediği biliniyor.
Erdoğan, aradığı “ABD’li fırsat”ı sekiz yıl sonra, 2011 yılında Suriye’de yakaladı.
Bir yandan Suriye ile dostane görüşmeler yaparken diğer taraftan (Davutoğlu taifesi ile MİT’çi üstün zekâların gaz vermesi sonucu) perde arkasında ABD ile anlaşıp Türkiye’yi Suriye bataklığına soktu.
Bataklıktan Türkiye’ye çamur değilse de insanlar aktı.
ABD’nin asıl hedefi, Kuzey Irak’ta oluşturdukları Kürt yapılanmasının bir benzerini Suriye’de de oluşturmaktı.
“Uzak görüşlü” Hariciyemiz ve MİT’çi “üstün zekâlar” bunu biraz geç farkettiler.
*
Şimdi soru şu:
ABD ile işbirliği yapma konusunda pek hevesli olan Erdoğan, son zamanlardaki ekonomik darboğazı ve dış politikadaki sıkışmışlığı aklınca aşmak için ABD’nin İran’a yönelik bir operasyonunda rol alabilir mi?
Olmaz olmaz deme, olmaz olmaz.
Merhum Prof. Dr. Mahmud Esad Coşan Hoca, 1990’lı yılların ilk yarısında, böyle bir Türkiye-İran kapış(tır)masından endişe ettiği için yazı ve konuşmalarında bu konu üzerinde çok durmuştu.
*
Yeri gelmişken şunu da söyleyelim:
Erdoğan’ın Filistin konusundaki o kahramanca laflarına itibar edilmez.
Çünkü zatıalileri “siyaset”i iyi bilir.. Siyasetin gelmiş geçmiş en iyi ustalarından biridir.
Bir zamanlar, İslam İşbirliği Teşkilatı Ekonomik ve Ticari İşbirliği Daimi Komitesi (İSEDAK) 32. Toplantısı’nın açılış oturumunda, ABD başkanı seçilen Trump’ı savunmak için bütün bir İslam dünyasına hitaben şunları söylemişti:
“… Bize de geliyorlar diyorlar ki ‘Bak Trump, Müslümanların aleyhinde konuştu, İslam’ın aleyhinde konuştu’… Biz siyasette bu tür şeylerin hepsine alışığız. Bugün böyle konuşulur, sonra bu yanlış düzeltilir. Fakat biz burada kalkıp kesinlikle oyuna gelmememiz lazım.”
(http://www.sabah.com.tr/gundem/2016/11/23/cumhurbaskani-erdogandan-islam-ulkelerine-tarihi-cagri)
Soru şu:
Erdoğan’ın bu Filistinci konuşmaları hakkında İsrailliler de şunları söylüyor olabilirler mi (ya da Erdoğan, İsrailliler’in şu şekilde akıl yürüteceklerini düşünüyor olabilir mi):
“… Bize de geliyorlar diyorlar ki ‘Bak Erdoğan, siyonistlerin aleyhinde konuştu, İsrail’in aleyhinde konuştu’… Biz siyasette bu tür şeylerin hepsine alışığız. Bugün böyle konuşulur, sonra bu yanlış düzeltilir. Fakat bizim burada kalkıp kesinlikle oyuna gelmememiz lazım.”
*
Kısa bir hafıza tazeleme diye söze başladık fakat laf uzadı.
Gelelim asıl mevzuya..
Odatv.com dün (yani 19 Nisan 2024 günü) Ertuğrul Özkök’ün bir yazısını yayınladı.
Yazının başlığı şöyle: “Özkök açık kaynaklara bakarak gazetecilik dersi verdi… Erdoğan’ın yeni yönü”.
Özkök, yazısını şöyle bitiriyor:
Çarşamba günü Ankara’da basına açık verilen brifingden aktardığım bu 4 önemli bilginin anlamı ne?
Benim yorumum şöyle:
BİR: … Türkiye Orta Doğu ile ilişkilerinde yeniden Batı eksenine dönüyor.
Ve bizim için asıl “Tehdit” unsuru Batı değil, Doğu sınırımız.
… bu iki açık istihbarat, Türkiye dış politikasının bu en tehlikeli bölge konusunda, kişisel ve ideolojik saplantıları aşarak, ülke menfaatlerine uygun rasyonel bir zemine oturtma işaretleri…
… mesele ülke güvenliği, bölge istikrarı olunca…
Gerçekçilik ağır basıyor.
Yine de bir şüphe şerhi düşeyim.
Çünkü mesele iç politika olunca, hala Rabia işaretinden medet uman bir medya var.
Ben de Özkök’e sevineceği bir haber vereyim..
Artık o Rabiacılar’ın yerinde yeller esiyor.
Erdoğan’ın yandaş medyadaki leşkerleri doğu sınırımızda İran’a karşı savaşı başlattılar bile.. Sivri uçlu kalemleriyle..
*
Evet, kimisi “İran’a karşı atom bombası vs. hazırlamalıyız” filan diyor, kimisi Ortadoğu’da hiç müslüman ülke göremediğini ilan ediyor.
Fakat haklarını yemeyelim, “Erdoğan leşkerliğinin hakkını” iyi veriyorlar.
Patlıcanın değil padişahın dalkavuğu olduğunu söyleyen şahıs gibi bunlarda da can var, fakat vicdan var mı, varsa ne kadar var, bilmiyorum.
Ancak, bir hatırlatma yapmakta fayda var:
İran’a yönelik bir Batı harekatına Rusya seyirci kalamaz.. Suriye’de yaptığı gibi işe müdahil olur.. Böylece Türkiye-Rusya ilişkileri bir çıkmaza girer.
Öte yandan, Afganistan ve Pakistan’da da hareketlenmeler olur..
Ve bu hengâmede Türkiye bir kaza kurşunu ile yaralanabilir.
Komşunun evinde yangın çıkmaması bizim için de hayatî öneme sahiptir.
Çünkü yangın bizim eve de sıçrayabilir.
*
Özkök’ün yazısı şöyle:
Tarihe dikkat…
14 Nisan 2024
Yani İran’ın İsrail’e 300 balistik füze ve IHA gönderdiği gecenin ertesi günü…
Şimdi vereceğim şu haber eminim sizi de şaşırtacak.
İşte o gün, yani 14 Nisan günü Adana İncirlik üssüne 2 adet B-1B uçağı indi.
Diyeceksiniz ki, ne var bunda.
Biraz sabredin.
ERTESİ GÜN TÜRK F-16’LARI
İLE BİRLİKTE HAVALANIYOR
Ertesi gün bu iki uçak Türk F-16’ları ile birlikte havalandı.
Uçtukları bölge Türk hava sahasıydı ve iki gün boyunca birlikte uçtular.
Bu uçuşların, iki ülkenin genelkurmay kayıtlarındaki resmi tanımı şuydu:
“Havada Yakıt İkmali ve Müşterek Taaruz Kontrolör Eğitimleri…”
Tatbikat yaptıkları havasahası neresi?
Suriye, Irak ve İran sınırlarına yakın bölge…
UÇTUKLARI BÖLGENİN DÜNYA
GÖZÜNDEKİ KOORDİNATLARI NE
Şu an bütün dünyanın nefesini tutup izlediği ve her an kontrolden çıkıp dejenere olabilecek bir “Savaş” bölgesine dört dakikalık uçuş mesafesi…
İran saldırısından 24 saat sonra sınırımızda böyle bir tatbikat başlıyor.
F-16’ları biliyoruz.
Ya “B-1B” uçakları ne?
Yani Amerika”nın İncirlik’ten havalanan o iki uçağı.
VİKİPEDİA’YA GÖRE İNCİRLİKE’TEN
HAVALANAN B-1B UÇAĞI NEDİR
Ben savunma uzmanı değilim.
Girip Vikipedia’dan baktım.
Tam adı şu:
“Rockwell B-1 Lancer…”
“ABD Hava Kuvvetleri’nde bulunan uzun menzilli stratejik bombardıman uçağı… Stratofortress ve B-2 Spiritile beraber ABD uzun menzilli bombardıman kuvvetlerinin belkemiğini oluşturur…”
‘YAKIT İKMALİ’ VE ‘TAARUZ’
KELİMELERİ AYNI CÜMLEDE
Ne demek şimdi bu?
Tatbikat Türk hava sahasında ama kullanılan uçakların menzilleri uzun ve adı “Bombardıman” uçağı.
Buna aynı cümlede geçen, “Havada ikmal” kelimelerini de eklerseniz, bu tatbikatın rotası da kendiliğinden ortayla çıkmıyor mu?
Dediğim gibi bu tatbikat İran saldırısından sadece 24 saat sonra yapılıyor.
ZAMANLAMA SORUSU: ÖNCEDEN
PLANLI MI? TESADÜF MÜ, YOKSA
Zamanlaması bir tesadüf mü? Önceden planlanmış bir tatbikat mı? O Amerikan uçakları hep orada mı? Yoksa yeni mi geldiler?
Kesin bilgim yok.
Ama ister önceden planlanmış olsun ister yeni…
Bu tatbikatın “Birilerine” verdiği “Bir mesaj” olacak.
Bu mesaj herhalde İsrail’e değil…
Öyleyse kime?
Acaba 24 saat önceatılan 300 Balistik füze ve kamikaze drona mı?
Hiç yorum yapmayacağım, çünkü kesin bilgim yok.
BU ‘TOP SECRET’ BİLGİYİ
BANA VEREN TÜMAMİRAL
Merak etmişinizdir bu “Top Secret” gibi görünen bilgi nereden aldığımı?
Yok hiç öyle ‘Top Secret’, bir ‘Classified’ bilgi değil.
Bu askeri bilgileri dün sabah Milli Savunma Bakanlığı’nın resmi internet sitesinde okudum.
Hem de Bakanlığın “Haftalık Basın Bilgilendirme” toplantısından.
Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri Tuğamiral Zeki Aktürk’ün verdiği açık ve resmi bilgi bu.
ANKARA, İNCİRLİK’TEN GELEN BU BİLGİYİ
BÜTÜN KOMŞULAR BİLSİN Mİ İSTEDİ
Demek ki Savunma Bakanlığı İncirlik’teki bu ortak tatbikatın bütün dünya tarafından duyulmasını istemiş.
“Şeffaflık” mı? Yoksa kadife bir şeffaflık eldiveni içinde demir bir mesaj mı…
Yorum yapmıyorum…
Çünkü kesin bilgim yok.
BRİFİNG HİYERARŞİSİNDE
ALTINCI SIRADA VERİLDİ
Gazeteci olarak brifingle ilgili bir gözlemim daha var.
Bu çok önemli bilgi, brifingin “Altıncı bölümünde” verilmiş.
Yani, günün önem sırasında baya altlara atılmış.
Tatbikat 15 Nisan’da başlamış ve iki gün sürmüş.
Bu brifing 18 Nisan günü bakanlığın resmi sitesine konmuş.
Yani 17 Nisan’da bitişinden 12 saat sonra…
AYNI GÜN EDİRNE SINIRINDAN GEÇEN
ÜST DÜZEY YUNANLI KOMUTAN KİMDİ
Aynı brifingden çok ilginç bir açık istihbarat daha…
Doğu sınırımızda bu tatbikatın yapıldığı aynı gün, yani 16-17 Nisan günü, en Batı sınırımızda da çok ilginç bir şey yaşanıyor.
Yunanistan’ın “Kamia” adıyla bilinen 31’inci Mekanize Piyade Tugayı komutanı, o gün Türkiye sınırını geçerek Edirne’ye geliyor…
Ve orada Türk silahlı Kuvvetlerinin 54’cü Mekanize Piyade Tugay’ını ziyaret ediyor.
DÜN YANİ CUMA GÜNÜ EDİRNE SINIRINDAN
YUNANİSTAN’A GEÇEN TÜRK KOMUTAN
Aynı Yunanistan sınırından ikinci açık istihbarat:
Bu yazıyı yazdığım saatlerde, yani dün, 54’cü Mekanize Piyade Tugayımızın Komutanı, Yunanistan sınırı geçmişti ve Trakya’daki Feres’te bulunan Yunan 31’inci Mekanize Piyade Tugayını ziyaret ediyordu.
Bu ziyaretler ilk ama son olmayacak.
Düşünebiliyor musunuz? Bu iki asker bir Türk-Yunan savaşında karşı karşıya gelecek iki tugayın komutanları.
TÜRK VE YUNAN KOMUTANLAR 14
KARŞILIKLI ZİYARET DAHA YAPACAK
Türk ve Yunan birliklerinin komutanları 14 karşılıklı ziyaret daha yapacaklar.
Yani, bir zamanlar, boynunda fotoğraf makinası ile gezen turistlerin bile casus muamelesi gördüğü yerleri birbirlerine açacaklar.
Ve son bir açık istihbarat.
Türk. Ve Yunan askeri ve sivil heyetleri bu Pazartesi günü Atina’da biraraya geliyor.
Amaç “İki ülke arasındaki güven artırıcı önlemleri arttırmak.”
ERDOĞAN’IN WASHİNGTON ZİYARETİNE
İKİ HAFTA KALA GELEN 4 HABER
Çarşamba günü Ankara’da basına açık verilen brifingden aktardığım bu 4 önemli bilginin anlamı ne?
Benim yorumum şöyle:
(*) BİR: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Washington’a yapacağı ziyaretten 2 hafta önce İncirlik’teki bu ortak tatbikat bence şu anlama geliyor:
Türkiye Orta Doğu ile ilişkilerinde yeniden Batı eksenine dönüyor.
Ve bizim için asıl “Tehdit” unsuru Batı değil, Doğu sınırımız.
Yani Orta Doğu…
İNŞALLAH BU HABERİ DOĞRU
YORUMLUYORUMDUR
Evet, inşallah doğru yorumluyorumdur.
Çünkü bu iki açık istihbarat, Türkiye dış politikasının bu en tehlikeli bölge konusunda, kişisel ve ideolojik saplantıları aşarak, ülke menfaatlerine uygun rasyonel bir zemine oturtma işaretleri…
BAŞKENTLERDE ‘DENİZ PARKI”
SAVAŞI CEPHEDE OMUZ OMUZA
Dikkat edin dış görünüşte ABD ile durmadan çekişiyoruz.
Yunanistan ile “Deniz Parkı” vs gibi konularda diplomatik savaş veriyoruz.
Ama mesele ülke güvenliği, bölge istikrarı olunca…
Gerçekçilik ağır basıyor.
Yine de bir şüphe şerhi düşeyim.
Çünkü mesele iç politika olunca, hala Rabia işaretinden medet uman bir medya var.
(https://www.odatv.com/guncel/ozkok-acik-kaynaklara-bakarak-gazetecilik-dersi-verdi-erdoganin-yeni-yonu-120039426#google_vignette)
(İlk yayın tarihi: 20 Nisan 2024)
-
Şu Hiranur Vakfı hocasının kızının evliliği meselesi, 28 Şubat 'taki (derin tezgâh) Müslüm-Fadime olayı gibi arsızca köpürtülüyor. ...
-
ŞORTLU KIZLARIN HATIRI İÇİN DİNİ TERK ETMEYE HAZIR BİR YANDAŞ YAZAR (https://salabet.wordpress.com/2021/07/03/erem-senturk-icin-kafir-olma...
-
Takvimler 20 Eylül 2023’ü gösterirken Odatv.com ’da şöyle bir haber yer almıştı: Odatv, hadsiz Kuveytlinin peşine düştü... Ne zaman v...