Başlık
bana ait değil, Odatv’nin
haberinin başlığı..
İddialı
bir başlık..
A’dan
Z’ye.. 32 kısım tekmili birden..
Ben
de Yazıcıoğlu hakkında kitap yazdım ve “Muhsin Yazıcıoğlu Dosyası” alt
başlığını kullandım, fakat A’dan Z’ye demedim.
Konuyla
ilgilenen biri olarak böyle iddialı bir başlıkla karşılaşınca görmezden gelmek
olmaz..
Okumam gerekir.. Belki bilmediğim bazı şeyler vardır.
O
halde başlayalım.
*
1888 yılında İngiltere’de bir seri katil türemişti.. Ona Karındeşen Jack adı uygun görüldü.
Gerçek
kimliği bilinmiyordu, yakalanamadı..
Sonraki
yıllarda işlenen birçok faili meçhul (yapanı bilinmeyen) cinayet Karındeşen’in
gelir hanesine kaydedildi.
Tamam
bu Jack karın deşendi de, cinayetleri başkaları da işlemiş olamaz mıydı?
Aynı
soruyu FETÖ için de sorabiliriz: Tamam FETÖ’yü “terör örgütü” olarak tanımlamış
durumdasınız, fakat, Türkiye’nin tek terör örgütü FETÖ mü?!
Mesela
PKK ne?
DHKP-C
ne?
1993
yılının 5 Temmuz günü yaşanan Başbağlar katliamını kim yapmıştı, FETÖ mü?
(Ki orada öldürülenlerden ikisi benim arkadaşımdı.)
Aynı
şekilde, 1999 yılında CIA’in Abdullah Öcalan’ı Türkiye’ye teslim etmesi üzerine
artık işlevini tamamladığı düşünülerek Ocak 2000’de defteri dürülen (laik derin devlet güdümlü) Türkiye
Hizbullahı da bir terör örgütüydü.
Domuz bağlı
cinayetleri ve “mezar evleri” ile meşhur olmuştu.
*
Fethullahçılara
“terör örgütü” unvanının layık görülmesinin temel gerekçesini 15 Temmuz
darbe girişimi oluşturuyor.
İmdi,
bu darbe girişimi ile ilgili olarak kafalarda pekçok soru işareti var.. Ve
bunun temel nedenlerinden birini, TBMM’nin araştırma komisyonunun hazırlamış
olduğu 15 Temmuz raporunun kaybedilmiş olması oluşturuyor.
Şahsen
ben, devlette hiçbir evrak kaybolmaz, bir yerlerde mutlaka bir kopyası bulunur
diye biliyordum.
Demek
ki kaybolabiliyor.
Devletimize
güvenelim ve FETÖ’nün terör örgütü olduğunu kabul edelim..
Darbe
teşebbüsüne bir şekilde bulaştıkları kesin. (FETÖ’cü Ahmet Dönmez’in Anadolu
Ajansı’nın haberlerine konu olan yazılarından bu sonuç çıkıyor.)
FETÖ
ile ilgili bir başka gerçek, CIA ile iltisaklı olmaları.. Bu, inkâr
edilemez.. Fethullah, CIA’in kanatları altında Pensilvanya’daydı.
Ancak,
ülkemizdeki tek (kökü dışarda) “darbeci” terör örgütü FETÖ değil.
Öncesi
var.. 28 Şubat tam da böyle bir postmodern darbeydi.
Darbeci
ekip, İsrail, ABD ve uluslararası Masonluk ile bağlantılı çalıştı. Kökleri
dışarıdaydı.
Gözlerini
kan bürümüş olduğu da doğruydu.
28
Şubat döneminde yapılan zulümlerin haddi hesabı yok.
Peki
bedel ödediler mi?..
Maalesef..
*
Odatv’nin haberine dönelim..
Yazılanlar,
olayın FETÖ’nün hesabına kaydedilerek kapatılmaya çalışıldığı izlenimi veriyor.
Mesela
şu ifadeler:
“Soruşturma dosyasında yer alan teknik
incelemeler, HTS kayıtları, Bylock içerikleri ve tanık ifadeleri, kazanın
öncesi ve sonrasında örgüt içerisinde olağan dışı bir hareketlilik yaşandığı
iddialarını gündeme taşıdı.”
İmdi, Yazıcıoğlu’nun helikopterinin düşmesine neden
olan uçakların pilotlarına yukarıdan “Şurada, şu saatte uçacaksınız” şeklinde
bir talimat verilmiş olabilir. Orduda kendi keyfinize göre uçuş yapamazsınız.
Adamlar, tam da kendilerinin uçtuğu sırada Yazıcıoğlu’nun
helikopterinin oradan geçeceğini bilmiyor olabilirler.
Bu pilotlar, sonra helikopterin düşmüş olduğunu
öğrendiklerinde, kendi uçuş güzergâhlarında olduğunu fark ederek, “Acaba bizim
yüzümüzden mi düştü?” diye endişeye kapılacaklardır.
Ancak o pilotlar, askerî disiplin anlayışı
çerçevesinde amirlerine gidip hesap soramaz, “Bizi neden orada o saatte
uçurdunuz?” diyemezler.
Buna FETÖ’cü takiyyecilik, “kendini gizlemecilik”, herşeye
peki diyerek kurumlarda yerini sağlamlaştırma geleneği de engeldir.
Fakat bu, onlarda, “İlerde bu olaydan dolayı başımız
ağrıyabilir mi, suç bizim sırtımızda kalabilir mi, FETÖ’müz bundan zarar
görebilir mi?” şeklinde kaygılara yol açar.
Kendi aralarında bu konuyu görüşür, tartışırlar.. Bu
beklenmedik gelişme örgütte bir “hareketlenme”ye neden olur.
*
Odatv’nin haberinde şu ifadeler de yer alıyor:
“Dosyada dikkat çeken bir diğer başlık ise
F-4 savaş uçağının pilotlarından Ali Armağan oldu.
“Soruşturma kayıtlarına göre Armağan, daha
sonraki yıllarda FETÖ üyeliği nedeniyle işlem gördü ve 2018-2023 yılları
arasında cezaevinde kaldı.
“İncelemelerde Armağan'ın örgütün Hava
Kuvvetleri mahrem yapılanması içerisinde faaliyet gösterdiği, FETÖ'nün
"hava kuvvetleri mahrem imamı" olarak gösterilen Adil Öksüz ile yoğun
irtibatının bulunduğu öne sürüldü.
“Ayrıca Adil Öksüz'ün evinde ele geçirilen
Fetullah Gülen'e ait bir kitap üzerinde Ali Armağan'ın eşi Şerife Armağan'a ait
parmak izine rastlandığı da dosyaya yansıdı.”
Bu konuyla ilgili olarak daha önce şunları yazmıştık:
“Önemli
bir nokta olarak dikkat çektikleri hususlardan biri, söz konusu pilotlardan
birinin, 15 Temmuz’un kahramanı Adil Öksüz’le çok sayıda telefon
görüşmesi yapmış olması.
“Bu
bağlantı, söz konusu kişinin FETÖ’cü olduğunu gösteren delillerinden biri kabul
edilmeye elverişlidir..
Ancak,
Adil Öksüz üzerinden yürürseniz yol çatallaşacaktır.. Çünkü, Öksüz’ün FETÖ
içinde faaliyet gösteren bir MİT ajanı olduğu iddiası
karşımızda bir soru işareti olarak durmaktadır.
“Birincisi,
15 Temmuz olayı sırasında tutuklanan Öksüz’ün hemen serbest bırakılmış olması
düşündürücü..
“İkincisi,
sırra kadem basabilmiş olması da ayrı bir muamma..
“Devlet
büyüklerimizin tabiriyle Irak gibi yabancı (yurtdışı) topraklarda bile kılcal
damarlara kadar sızmış olan MİT’in, pekçok FETÖ’cüyü (gücünün yettiği ülkelerden)
derdest edip getiren MİT’in, (İsveç ve Almanya gibi) gücünün yetmediği ülkelere
de oralardaki FETÖ’cüler için iade talebinde bulunan MİT’in, 10 yıl sonra bile
Öksüz’ün izine tozuna ulaşamamış olması, ister istemez akıllarda birtakım
şüphelerin uyanmasına yol açıyor.
“İşi
Öksüz’e bağlarsanız ipin ucu FETÖ’ye mi, yoksa MİT’e mi (MİT’teki ve TSK'daki
bir kliğe mi) gider, emin değilim.”
*
Haberde şu ifadeler de
yer alıyor:
“Dosyadaki en dikkat çekici delillerden
biri ise ByLock içerikleri oldu.
“Soruşturmaya göre olay tarihinde FETÖ'nün
Elazığ il imamı olduğu belirtilen Mehmet
Durakoğlu ile örgütün mülki idare mahrem yapılanmasında görev yaptığı öne
sürülen Ömer Hakan Kısıkkaya arasında gerçekleşen yazışmalarda şu ifadeler yer
aldı:
"Benim başıma Yazıcıoğlu hadisesi
gelince hemen İzmir'e gittim. Barbaros abiyle görüştüm. O büyüğümüzle konuştu.
Sabah İstanbul'da heyet toplandı. Öğlen El Aziz'e geldim, noktayı koyduk. Tereyağından kıl çeker gibi iş halledildi.
Amerika'ya gittiğimde büyüğümüz, sürecin
en sıkıntılı hadisesiydi dedi."
Bu mesele biraz uzun.. “Dağlarda Parçaların Toplanmaz – Muhsin Yazıcıoğlu Dosyası” başlıklı
kitabımızda üzerinde durmuştuk.
Yeni Şafak gazetesi
yazarı Bülent Orakoğlu'nun bir yazısında bu mesele geçiyor.
Orakoğlu
sıradan biri değil.
Emniyet
İstihbarat Daire başkanlığı yapmış tecrübeli bir isim.
Yazısının
başlığı şöyle:
"EGM’den ByLock kayıtlarında Muhsin Yazıcıoğlu’nun
aranmasını kim, neden istedi?"
Yayınlandığı tarih 5 Ekim 2022.
*
Orakoğlu’nun yazısının bir bölümü şöyle:
“2009’da Muhsin Yazıcıoğlu’nun içerisinde bulunduğu helikopterin kırıma uğraması sonucu Yazıcıoğlu ve 5 kişinin hayatını kaybettiği olay, FETÖ’nün gizli haberleşme ağı ByLock’ta çıkan örgüt imamları arasındaki yazışmalarla da yeni bir boyut kazandı. Yazıcıoğlu suikastı ByLock konuşmalarına yansıyordu. FETÖ’nün ByLock konuşmaları şöyle: “Elazığ İl İmamı Mehmet D. “Benim başıma Yazıcıoğlu hadisesi gelince, hemen İzmir’e gittim. Barbaros abiyle görüştüm. O büyüğümüzle görüştü. İstanbul’da heyet toplandı. Öğlen El Aziz’e geldim noktayı koyduk. Tereyağından kıl çeker gibi iş halloldu. Amerika’ya gittiğimde büyüğümüz, ‘sürecin en sıkıntılı hadisesiydi’ dedi. Doğru yerle istişare. Bizim abilere kalsak ne var ki dedi bazıları. Hızlı hareket edilemedi bana göre.”
Adam, "başına Yazıcıoğlu hadisesinin
gelmesinden" söz ediyor. Böyle bir hadisede etkin olan, "özne"
konumunda bulunan bir adam böyle bir cümle kurmaz.
Bununla birlikte yapılması gereken şey basit: Bu
Mehmet D.'yi (Durakoğlu'nu), Barbaros abisini, İstanbul'daki heyetin
mensuplarını tespit eder, hepsini sorgularsınız.
"Bu adamın
başına ne geldi, size neyi sordu, mesele
nasıl tereyağından kıl çeker gibi halloldu, anlatın bakalım" denilir.
Bunu yapmayıp "Böyle bir yazışma var"
diyerek konuyu kapatmak, abrakadabra hokuspokus diyerek elçabukluğuyla hemen bir sonuca varmak, meseleyi
örtbas etmeye çalışmak anlamına gelir.
Ne bu acele, bu telaş!.. Hele önce adamları sakin kafayla bir dinleyin!.
17 yılda çözemediğiniz meseleyi 17 saatte çözdüğünüze inanmamızı beklemeyin.
*
Nedim Şener'in Hürriyet'te
yayınlanan 30 Aralık 2020 tarihli yazısı ise, Bülent Orakoğlu'nun habersiz olduğu
bazı noktalara ışık tutuyor.
Okuyalım:
“Geçen 11 yılda göz
göre göre “yargı suikastına” uğrayan Yazıcıoğlu dosyası hakkında
şimdi beşinci dava açıldı. Kahramanmaraş 2. Sulh Ceza Hâkimliği’nin 10 Nisan
2018 tarihinde takipsizlik kararını kaldırdığı 20 kişi ile ilgili dosya
kapsamında açılan 17 sanıklı davanın, 11 Aralık 2020 tarihli
iddianamesinde, sanıklar davayı takip edenler için tanıdık isimler.
Göksun’da açılan davanın sanıklarından 7’si bu davada da sanık oldu. Bunlar,
Kayseri İstihbarat Şube Müdürü Ali Orhan Dinç, helikopterden
elektronik cihazları söken FETÖ’cü darbeci Davut Uçum ile Aydın Özsıcak ve bunların savunmasını üstlenen FETÖ’cü avukat Mustafa Atalar. İddianamenin diğer sanıkları,
FETÖ’cülerin amaçları doğrultusunda tanıklık yapan Ergenekon soruşturmasında
yargılanan Erol Ölmez, soruşturmada daha önce gizli tanık
olan Ünal Kurt, kod adı
“Erzincan” olan Abdulvahap Güllü oldu. Ayrıca
FETÖ’nün üst düzey yönetimiyle irtibatlı olan Mehmet Yaşar Durukan da sanıklar arasında. Sanıklar arasında,
“Yazıcıoğlu ölmeden olay yerinde çekilmiş görüntülerini izledim” diye ifade
veren BBP üyesi Emrullah Önalan, sahtecilikten kaydı
olan gizli tanık Muharrem Tunç, daha önce tanık olan Erkin Çözeli de sanık oldu.
“Fetullahçı Terör
Örgütü’nün Yazıcıoğlu dosyasının
aydınlatılması konusunda en önemli ifadeyi 8 Mayıs 2018 tarihinde itirafçı Abdullah Önder verdi. Bu ifade son iddianamede yer
aldı. Önder ifadesinde, 2014
yılında FETÖ’nün Elazığ avukatlar sorumlusu olduğunu, aynı yıl
özel yetkili mahkemelerin kapatılması sonrası Kahramanmaraş’a gelen Yazıcıoğlu dosyasında gizlilik kararının kalktığında
FETÖ’cü askerler Davut Uçum ile Aydın Özsıcak’ın savunmasını FETÖ’cü avukat Mustafa Atalar’ın üstlendiğinin ortaya çıkmasının
örgütte büyük bir kargaşaya yol açtığını söyledi.
“Bunun üzerine, FETÖ’nün il
imamı Mehmet Durakoğlu, Gaziantep il avukatlar sorumlusu Turan Canpolat, Gaziantep bölge avukat sorumlusu Kamil Bakum, Malatya dar bölge avukat sorumlusu Halil Kayış ve başka örgüt üyeleri ile toplantılar
yaptıklarını söyledi. Önder ifadesinde, Mehmet Durakoğlu’nun,
konunun Amerika’ya aktarıldığını, Fetullah Gülen’in olayın “bomba” olarak nitelendirdiğini ve
“ortaya çıkarsa altından kalkamayacaklarını söylediğini” anlattı.
Daha sonra konuyu sorulduğunda, Durakoğlu’nun “İnşallah tereyağından kıl çeker gibi bu işi
halledeceğiz” dediğini ifadesinde söyledi. Önder’in ifadesinde
söyledikleri, yalnızca dosya hakkında verilen kararlarla değil, adı geçen
FETÖ’cülerle ilgili yapılan HTS analiziyle de kanıtlandı. Ayrıca adı geçenlerin
tamamının ByLock kullanıcısı olduğu ortaya çıktı. ByLock içeriklerinde de Yazıcıoğlu dosyasının nasıl karartıldığına dair
ifadeler yer aldı.”
Bu ifadeler, Orakoğlu'nun yazısında geçen
tereyağı ve kıl hikayesine açıklık getiriyor.
Meselenin öyle Odatv'cilerin göstermek istedikleri kadar esrarengiz olmadığı görülüyor.
Adamlar davanın seyrinden dolayı "Buradan birileri bize çamur atabilirler mi?" diye paniğe kapılmışlar, hepsi bu.
*
Olayın gerisinde (Nedim Şener'in belirttiği gibi) bir FETÖ itirafçısının beyanı var.
FETÖ'cü avukat Abdullah Önder, itirafçı olmuş.
Ve, Yazıcıoğlu davasında yargılanan Davut Uçum ile Aydın Özsıcak'ın avukatı Mustafa Atalar'ın da (kendisi gibi) FETÖ'cü olduğunu haber vermiş.
Ancak bu adamların avukatlığını kendilerinden birinin üstlenmesi FETÖ'cülerin kararı değil.. Yani ortada bir "örgüt kararı" bulunmuyor.
Hatta bundan rahatsız olmuşlar, "Bu avukat üzerinden
bizi zan altında bırakabilirler" diye paniklemişler, olayı Fethullah'a kadar
ulaştırmışlar.
İşte burası meselenin bam teli..
Orakoğlu'nun yazısında geçtiğine göre, "bazı abiler", "(Bunda) Ne var ki? (Avukatları FETÖ'cü olabilir, bundan ne çıkar!)" demişler, olayın ciddiyetini anlayamamışlar.
(Haksız sayılmazlar, FETÖ'cü birinin diyelim ki canı Adana kebap çekti, "Terör örgütü kebapçıdaydı" diyecek haliniz yok.. Tuvalete gitti, bunu "örgütsel faaliyet" ya da "terör eylemi" kabul edip "Örgüt gene tuvaletlerimizi pis işlerine alet etti" deseniz olmaz.)
*
Fakat Fethullah işi ciddiye almış, bunun (yani söz konusu kişilerin savunmasını kendi "terör" örgütlerinden bir avukatın üstlenmiş olmasının) patlamaya hazır bir bomba olduğunu
düşünmüş.
Söz konusu askerlerin avukatlığını üstlenen kişinin
(askerlerin değil, avukatın) kendileriyle bağlantısının ortaya çıkması
durumunda bunun altından kalkamayacaklarını söylemiş.
Endişesi yersiz değil.. Burası Türkiye.. Herşey mümkün..
Böylesi bir durumda, birilerinin, olayı FETÖ'cülerin
üzerine yıkma yönünde adım atabilmek için FETÖ'cü olan (ya da FETÖ'cülerin
içine sızdırılmış) bir avukatı bir şekilde devreye koymuş olmadıklarından emin olmak
kolay değildir.
Söz konusu FETÖ'cü (ya da FETÖ'cü bilinen) avukat, terör örgütünün (FETÖ'nün) yöneticilerinden izin almadan tutup o kişilerin avukatlığını üstlenmiş.
Terör örgütü de bundan rahatsız olmuş.. "Açığımızı arayan birileri, bu adamlara bizim sahip çıktığımız ve bu avukatı görevlendirdiğimiz iddiasında bulunabilirler, ve tutuklu sanıkların (varsa bir yanlış işleri) bizden kaynaklandığı iddia edilebilir, o yüzden, bizden hiç kimse onlara sahip çıkmasın, ilgilenmeyin" demişler.
*
Bu gelişme, 2014'te olmuş.
O sırada AK Parti Hükümeti ile FETÖ kanlı bıçaklı hale
gelmiş bulunuyordu.
Erdoğan ile Fethullah birbirlerine ağza alınmayacak
laflar söylüyorlar ve birbirlerini yerin dibine sokup sokup çıkarıyorlardı.
Ancak, burada şöyle birşey var:
Davut Uçum ile Aydın Özsıcak'ın elektronik cihazları
sökmüş olmaları önemli değil. Onlar öyle bırakılacak değildi, eninde sonunda
sökülecekti.
O cihazları kimlere verdiler, akıbetleri ne
oldu?
Bunun için emir almışlar mıydı?
Kim emir vermişti?
Asıl bunlar önemli.
*
Bu şahıslar FETÖ'nün talimatıyla suikastin
karartılmasında rol aldılarsa, itirafçı olmamaları için FETÖ'nün onlara
dolaylı yollardan da olsa sahip çıkması gerekirdi.
Çıkmamışlar.
Avukat bile vermek istememişler.
Eldeki verilere göre, onlara sahip çıkmak
istemedikleri, kendileriyle bağlantılı birinin avukatlıklarını
üstlenmesinden bile rahatsız oldukları ortaya çıkıyor.
Onların, "Örgüt bizi sattıysa biz de onları
satarız, kendimizi kurtarmak için itirafçı oluruz"
diyebilecek olmaları umurlarında bile değil. Yani onlara herhangi bir borçlarının bulunmadığını, onlarla, "kendilerini ele vermekle" tehdit edebilecekleri bir bağlantıları ve ilişkilerinin olmadığını düşünüyorlar.
Normalde, bu kişiler kendi adamları olsalar (ya da söz konusu davalık icraatları kendilerinin emriyle yapılmış olsa) sahip çıkarlar.. Olaydaki örgüt izini silmek için de FETÖ'cü olmayan piyasa avukatlarını onlar için ayarlarlar.
Hiç oralı olmamışlar. "Aman bir kumpasa gelmeyelim, bu işe hiç bulaşmayalım" demişler.
Şöyle düşündükleri anlaşılıyor:
"Tamam, bu kişiler bizim toplantılarımıza, sohbetlerimize belki iştirak eden kişiler, belki bizden biri gibi biliniyorlar, fakat, devlet kurumlarında çalıştıkları için oralardaki amirlerinin talimatlarını yerine getirmişler, ve şimdi bu yaptıkları, bizimle ilgisiz olduğu halde, bizim sırtımıza yüklenebilir. Burada bir tezgâh, bir kumpas var gibi görünüyor.. Aman ha, uzak duralım, tedbirli olalım!. Bu arkadaşlara biz mi devlet memuru olun dedik, hamama giren terler, bize bulaşmasınlar."
*
Bu Davut Uçum ile Aydın Özsıcak davada (olayın kapatılması, delillerin yok edilmeye çalışılması hususunda) kilit
isim gibi görünüyor.
Gerçekten FETÖ'cüler mi, yoksa FETÖ'cü gibi mi
gösteriliyorlar, orası da bir muamma..
Davanın düğüm noktasını da sanırım elektronik
cihazların akıbeti oluşturuyor.
O cihazlar kimlere verilmişti?
Nereye gittiler?
Asıl araştırılması gereken, bunlar!
Pilotun karısının bir kitaptaki parmak izi değil.
*
Odatv’nin haberinde ciddiye alınıp tartışılmayı
hak eden başka birşey yok..
Boş laf salatası.. Fasa fiso..
Birileri resmen aklımızla alay ediyor.
Tamam FETÖ'ye yönelik bazı iddialarınız doğru, fakat hepsi değil.
Konuyu merak edenlere ilgili kitabımızı tavsiye
ederiz.