Hz. Ali, “İlim bir nokta idi, onu
cahiller çoğalttı” buyuruyor.
Cahiller yüzünden uzun uzadıya
açıklamalar yapmak gerekiyor ve böylece söz (ilim) çoğalıyor.
Böylesi bilgisizlerden biri, Yeni
Şafak gazetesi yazarlarından İsmail Kılıçarslan..
Ona perde arkasında akıl ve gaz verip
yazdıranlar da aynı durumda.. (Onların bir kısmı cahil olmanın ötesinde kötü
niyetli..)
Bilgisizliği anlayışla karşılanabilir,
herkes herşeyi bilecek diye birşey yok, fakat bilgisizliğin propagandisti,
dâîsi, reklamcısı, fedaisi olarak arz-ı endam ettiği ceridede "Bedeviler,
leşler, yarasalar" diye vahşi naralar atarak sağa sola sataşması,
mızrağıyla önüne geleni dürtmesi, bu yetmiyormuş gibi bir de "Lan size
küfrediyorum, niye cevap vermiyorsunuz?" kıvamında ajitatif ve
provokatif yazılar yazması mide bulandırıyor.
Bu tavrını başka alanlarda ve konularda
sergilese meseleye müdahil olmamız gerekmez, fakat bunu dinî konularda
yapıyor.
Saldırıp hakaret ettiği kişiler, kendisi
gibi düşünmeyen müslümanlar..
*
Bu bilgisiz yazar, 14 Ocak 2023 tarihli
yazısında şöyle diyordu:
"Saygıdeğer Hayrettin
Karaman hocamız, Yeni Şafak’ta yayınlanan
“Kardeşler ve Ötekiler” başlıklı yazısında şunları yazdı: “Kardeşler
arası ilişkilerde aslolan rahmettir, hoşgörüdür, ıslah kastıdır, yumuşaklık ve
tatlılıktır. Yumuşaklık beyanda (ifadede), hoşgörü de içtihad farkında kendini
gösterir. Farklı içtihadı (görüşü, yorumu, anlayışı) dine eşdeğer saymak ve
doğruyu, içtihadlardan birinin tekeline vermek Müslümanca bir yaklaşım ve
davranış biçimi değildir…”
"Sadece işin
burasını anlasak mesele kendiliğinden çözülecek. Ama hayır, kardeşimizi kâfir,
mürtet ilan etmenin tezgâhı daha kıymetli geliyor Türkiye’deki din dilinin
vasatına."
Hayrettin Karaman, “Ne şiş yansın ne kebap!” makamından
doğruları yanlış yorumlanmaya açık bir şekilde yazmanın ustası.. Duayen..
Sözlerinin yanlış yorumlandığını gördüğü
zaman da, “Evladım, benim sözümden o mana çıkmaz” diye uyarıda bulunmaz,
onaylıyormuş ve istediği buymuş gibi susar..
Allah ıslah etsin, böyle pis bir huyu
var.
*
İmdi, Karaman’dan alıntı yapan yazar, “Sadece
işin burasını anlasak mesele kendiliğinden çözülecek” diyor da,
meseleyi anlayabilmiş mi?..
Karaman şunu diyor:
"Farklı içtihadı (görüşü,
yorumu, anlayışı) dine eşdeğer saymak ve doğruyu,
içtihadlardan birinin tekeline vermek Müslümanca bir yaklaşım ve davranış
biçimi değildir."
Bu söz doğru da, müslüman dediğimiz
insanlar arasındaki tartışmalar sadece içtihadî konularda mı?
Sanki tartışan taraflar (İmam-ı Azam,
İmam Şafiî, İmam Ahmed, İmam Malik, İmam Ebu Yusuf vs. gibi) müctehid,
ve yeni meseleler için ayet ve hadîslerden hareketle içtihatta
bulunuyorlar..
Ve sanki, ortaya atılan her “görüş,
yorum ve anlayış” ictihad mahiyeti taşıyor.
Adam inkâr ediyor, tahrif ediyor,
usûlüddîni ve fıkıh usûlünü kökünden reddederek hristiyanların papazlarından
aldığı tarihselcilik mitralyözü ile müslümanların müctehidlerini
tarıyor, kan revan içinde bırakıyor, bir taraftan da o papazların mutfağındaki
(ne niyetle yersen o tadı veren) hermenötik tabağından şapır
şupur keyifle zıkkımlanıyor.
Ve sen bunu ictihad kabul
ediyorsun. Bu cinayeti işleyenleri İmam-ı Azam gibi müctehid konumuna
çıkarıyorsun..
Bu komediye ağlamak mı, gülmek mi
gerekir, karar vermek zor.
*
Evet, “farklı içtihadı dine eşdeğer
saymak ve doğruyu içtihadlardan birinin tekeline vermek”
müslümanca bir yaklaşım değildir.
Usul ilkesi olarak, “içtihad, içtihadı
nakzetmez”.
Ancak, dinde herşey içtihadî nitelikte
midir, hiç mi “içtihat üstü” doğru bulunmuyor?!
Neden “Mevrid-i nassta içtihada mesağ
yoktur” denilmiştir?
Adam “içtihad üstü” alanda bile bile,
kasten nassa aykırı zırvaları ortaya attığı zaman bunun küfür olduğunu
söylemeyecek misin?!
Ona, ancak müçtehit konumundaki büyük
alimlere verilen içtihat madalyasını mı takacaksın?!
Bu da küfür değilse, küfür nedir?!
Bunu niye hiç söylemiyorsun? Niye?
Allahu Teala'nın bunun hesabını senden
sormayacağını mı sanıyorsun?
*
Tekrar Karaman’ın sözüne dönelim:
“Farklı içtihadı
(görüşü, yorumu, anlayışı) dine eşdeğer saymak ve doğruyu, içtihadlardan
birinin tekeline vermek Müslümanca bir yaklaşım ve davranış biçimi değildir.”
Mesela, Taliban’ın eğitim
politikasını alalım..
Afganistan İslam Emirliği bir karar aldı, konulmuş olan
kurallara uyulmamasını gerekçe göstererek kız öğrencilerin üniversiteye
devamını bir yıl süreyle durdurdu.
Kız ve erkek öğrencilerin ihtilatı,
tesettür ve eğitim için aileden uzakta yaşama gibi hususlarda çekincelerinin bulunduğunu
belirtti.
Ve buna karşı “büyük Türk büyükleri”
hemen ahkâm kesmeye başladılar.
Cumhurbaşkanlığı mürettebatından İbrahim
Kalın bunun İslam’ın ruhuna aykırı olduğunu ilan etti.
Hayrettin Karaman'ın bu "müçtehid"e ayar
vermesini, “Kendi içtihadını dine eşdeğer sayman yakışık almadı
İbrahim, bu yaptığın müslümana yakışmaz” demesini bekledik..
Demedi..
Hâlâ bekliyoruz.
*
Ardından Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu İslam
Emirliği’nin kararı için “İnsanî de değil, İslamî de değil” dedi.
Biz yine Hayrettin efendiden bir inilti,
bir sızıltı, bir vızıltı gelir mi diye kulak kabarttık..
Gelmedi..
“Kardeşim Mevlüt, İslamî değil de ne
demek, kendi içtihadını dine eşdeğer saymak da ne oluyor!”
demedi.
Daha sonra ise
Cumhurbaşkanı Erdoğan sahnede boy gösterdi.
Aynen şunu dedi:
"Afganistan'da
son dönemdeki özellikle başörtülü kızların üniversitelerde, okullarda
okutulmasını engelleme anlayışını gayri insani, gayri İslami buluyoruz
Bu kızlar burada eğitim, öğretimini almalıdır. Onlara mani bir şeyi
kimse İslam'la bize tanımlamasın, anlatmasın. İslam böyle bir şeyi
kabul etmiyor."
Seçilen kelimelere bakılırsa, Taliban kızları
başlarını örttükleri için cezalandırıyor diye düşünmemiz gerekiyor.
Ardından emir veriyor: Bu kızlar
burada eğitim, öğretimini almalıdır.
*
Özgüveninin tavan yapmış olduğu, diplomatik
teamülleri hiçe sayarak emir vermesinden, adamlara çocuk muamelesi yapmasından
belli.. Ama onunla sınırlı değil..
"Kendi dışındaki hiçbir düşüncenin
haklı olabileceği ihtimaline tahammülü yok" ki, "Onlara mani bir şeyi kimse
İslam'la bize tanımlamasın, anlatmasın" diyor.
Kendisinin bu konudaki görüşü "din
ile eşdeğer"..
"Bu Taliban da boş
değil.. Bunların da büyük alimleri, köklü medreseleri mevcut, aralarında ömrü
ilim öğrenmek ve öğretmekle geçmiş yaşlı başlı müderrisler var" demiyor.
Onlara zır cahil, terbiye edilmesi
gereken bedevi muamelesi yapıyor.
Bu üslupla konuşan adam, kimbilir kaç
tane tefsir kitabını yalayıp yutmuş olmalıdır. Zemahşerî'yi, Elmalılı Hamdi
Hoca'yı okutacak seviyeye mutlaka gelmiştir.
Arapça'sı da mutlaka süperdir, değil
sarf ve nahivini, belagatini bile yalayıp yutmuştur.
Hadîs kitabı bırakmamış hepsini
okumuştur.
Usul kitapları dersen zaten hepsini
biliyordur.
Binlerce kitap okumuş, hepsinin altından
girip üstünden çıkmıştır.
Son 40 yılda bir tane ciddi kitabı bile
başından sonuna kadar okuma zahmetine katlanmamış zamane siyasetçileri gibi
laga lugayla vakit geçirmemiştir.
Böyle üst perdeden konuştuğuna göre öyle
olmalı.. Bu üsluba böyle bir müktesebat yakışır.
*
Muhataplarına şunu demeye getiriyor:
Ben herşeyin en iyisini biliyorum, tek
doğru benim doğrum. Sizin benim görüşüme karşı ortaya sürebileceğiniz
argümanları bile daha baştan biliyorum, o yüzden sizi dinlemek bile
istemiyorum. Çünkü benim bildiğimin dışında birşey biliyor olmanız münkün
değil. Diyelim ki biliyorsunuz, doğru olması mümkün değil.
Evet, sözleri ve sözlerinden çıkan anlam
Hayrettin Karaman'ınkiyle çelişiyor.
Onun bu lafları üzerine gözlerimiz yine
Hayrettin efendiyi aradı, “Tayyip Bey, din kardeşiyiz, kendi içtihadını
İslam’a eşdeğer sayman olacak şey değil.. Müslümana yakışmaz” demesini
bekledik.
Yine ses çıkmadı. Tıs yok.
*
İmdi, Erdoğan ve şürekâsı işlerine
gelmeyince böyle herkesin ya kendisini ya da görüşünü İslam’dan ihraç
ediyorlar.
Fethullahçılara, DEAŞ’a filan “Bunlar
müslüman değil” demelerine, onları “günahkâr müslüman, sapıtmış bid’atçi, zalim
katiller” filan bile saymamalarına, ana avrat dümdüz tekfir etmelerine,
kendi yandaşlarının 100 binlerce Fethullahçıya PİÇler diyerek sövmelerini beşuş
bir çehreyle seyretmelerine alışmıştık.
Fakat, bu İslam’dan ihraç
ameliyesini Taliban’a karşı bile sergilemeye başladılar.
Buna karşılık, kendilerinin eylem ve
söylemleri için birisi çıkıp “Bu İslamî değil, bunun İslam’da yeri yok, bu
gayri İslamî, bunu da kafadan atarak söylemiyoruz, delilimiz şu” dediğinde
hemen yandaşları feryad ü figan kopartıyorlar: “Bedeviler, leşler, yarasalar,
içtihat, dine eşdeğer, tekel, tekfir, mürted, laga luga, kem küm, glu glu..”
*
İmdi, bu müçtehitmiş gibi ahkâm kesen
şahısların dayandıkları argümanların neler olduğunu biliyoruz..
İlmin kadın erkek herkese farz olması,
beşikten mezara kadar ilim tahsili gibi hususlar..
Taliban’ı eleştirirken bunlara mutlak (kayıt
ve şarttan azade, sınır tanımayan) bir anlam yüklüyorlar.
Sanki modern çağda ilim adı verilen her
“bilimsel disiplin” İslam’ın “ilim” tanımının içine giriyormuş gibi
konuşuyorlar.
İkincisi, farz-ı ayn ile farz-ı
kifaye ayrımı yapmıyorlar.
Batılıların bilim adını verdikleri bazı
meşgalelerin farz veya vacip değil mübah olabileceğini, bazılarının da düpedüz
haram olduğunu görmezden geliyorlar.
Onlar için faydalı-faydasız ilim ayrımı
da yok gibi görünüyor.
*
Mesela kimya da bir bilim dalı.. Kimya
öğrenimi görmek herkese farz mıdır?! Kimyayı herkes beşikten mezara kadar
öğrenmek zorunda mıdır?!
Mesela astronomi tahsili görmek herkese
farz mı?!
Herkesin beşikten mezara kadar astronot
olma çabası içinde olması mı gerekiyor?!
Türkiye’nin üniversitelerinde “arıcılık”
gibi bölümler de var. Erdoğan beşikten mezara kadar arıcılık
eğitimi almadığı için günah mı işlemiş oluyor?!
“Güzel sanatlar”, tiyatroculuk, bale
filan da üniversitelerde bilim diye okutuluyor. Erdoğan buralara
devam edip saz çalmayı öğrenmediği, heykel yapmaya çalışmadığı, vals yapmayı
öğrenmediği için “İlim kadın erkek herkese farzdır” emrine aykırı mı hareket
etmiş oluyor?!
Bale kadın erkek herkese farz mıdır?!
*
İmdi, “İlim kadın erkek herkese farzdır”
ve “Beşikten mezara kadar ilim öğrenilmelidir” deyip bunları ambalaj kâğıdı
gibi kullanarak kendi heva ve heveslerinizi, arzularınızı, şartlanmalarınızı,
Batılılardan ithal ettiğiniz hurafeleri bunlara sararsanız size şu denilir:
Eğer, meseleyi bu şekilde ele alırsanız,
mesela tıp okuyup hekimlik öğrenmek isteyen hiç kimseyi tıp fakültelerinin
önünden geri çevirmemeniz gerekir.
“Tamam da, ben herkesi buralara
almıyorum, bazı şartlarım var, yönetmelik var”
diyorsanız, Taliban’ın da bazı şartlar öne sürebileceğini kabul
etmek durumundasınızdır.
Eğer eğitim söz konusu olduğunda başka
hiçbir şartın değeri yoksa, değil imtihana sokup başarılı olmasını isteme,
ilkokul diploması bile istememeniz, kadın erkek, yaşlı genç, diplomalı
diplomasız demeden herkesin talep ettiğinde tıp fakültesine kaydolmasına izin
vermeniz gerekir.
Neden?
Şundan, sizin anlayışınız çerçevesinde
eğitim sadece diplomalılara ya da imtihana girenlere değil, herkese her durumda
farz.. Ve dolayısıyla herkesin hakkı..
Devletin bunu (kendi kafasından koyduğu
diplomalılık, başkalarıyla yarışıp onları imtihanda geçme gibi) birtakım
şartlar öne sürerek kısıtlaması İslam’a aykırı..
Sizin yaklaşımınız çerçevesinde durum
bu..
*
Taliban ne diyor?
Şunu: Eğitimi, İslam’ın başka emirlerini
çiğnemeden (bizim yasal düzenlemelerimize, mevzuatımıza göre suç işlemeden)
alacaksınız.
Hepsi bu..
Ve size göre bu, İslam'a aykırı..
Allah akıl fikir versin!
(İlk yayın tarihi: 23 Ocak 2023)