“İran neden
çıldırdı?” diyor.
Hayır, bunu
diyen Netanyahu ya da Trump değil.. İçinde devasa bir Netanyahu nezaketi ve
Trump aklı taşıyan bir Türk yazar.
Yazısına bu
başlığı atmış.
İran savaş halinde.. Üst düzey yöneticileri av hayvanı gibi takip ediliyor, birer birer öldürülüyor.
ABD ve İsrail, bu ülkedeki 7 bin küsur yeri vurduklarını söylüyorlar.
Ve bölge
ülkeleri, ABD’nin uçak gemisi gibi hareket ediyorlar. Çünkü topraklarını üs
olarak kullanmasına izin veriyorlar.
Bu aynı
zamanda İsrail tarafından kullanılmak anlamına geliyor.
İran, Araplar’a
ufaktan ufaktan mesaj veriyor: Kendinizi gemi olarak kullandırıp benim
mahvolmama katkı sağlamanızın bir karşılığı olacaktır.
*
Bunu
yapmadığında Araplar, ABD’ye (ve arkasındaki İsrail’e), “Bu işe bizi
bulaştırma, bizim topraklarımızı İran'a saldırmak için kullanma” diyorlar mı? Derler mi?
Demiyorlar. Demezler!
"Dükkân senin agam, sana hizmet bizim için onurdur" derler.
Diyorlar.
Dolayısıyla pragmatik ve işbilir Araplar'ın çıldırmış olduklarını düşünmek uygun düşmüyor. Çılgınlık, vurulan İran'ın payına düşüyor.
Yazarımızın kafa değirmeninin taşı böyle dönüyor, olayları böyle öğütüyor.
“İran niçin çıldırdı?” diyen böyle üstün bir zekânın Netanyahu ve Trump’tan (MOSSAD ve CIA'den) değilse bile Ortadoğu’daki acentalarından aferin alacağından kuşku duyulamaz.
(MOSSAD ve CIA'in aferin demeseler bile "Çılgın değil, çok akıllı" diyecekleri kesin.)
*
Bu üstün zekâ
bakın ne diyor:
“İran bu savaşta mantık döngüsü yaşıyor.
Dostlarını artıracağı ve düşmanlarını azaltacağı yerde nefret söylem ve
eylemleriyle kendini yalnızlığa itiyor.”
Bu satırları yazan vatandaşa
bir yahudi saldırsa, ayağının altına alıp çiğnese, elindeki çekiçle kafasına ha
bire vursa, bu arada etraftaki Türkler de bu yahudiye “Acıkmışsındır, buyur
şunu ye, susamışsındır şunu iç, sadece çekiç olmaz, şu testereyi de kullanabilirsin,
ödünç olarak alabilirsin” deseler, bu vatandaşın o sırada dostlarını artırmak
ve düşmanlarını azaltmak için ne yapması gerekir?
O yahudi işbirlikçisi Türkler’e “Çok
teşekkür ederim, çok naziksiniz” dese yeterli olur mu?
“Lan hayvan oğlu hayvanlar, burdan
kurtulursam bunun hesabını size sormaz mıyım lan!” derse, düşman çoğaltmış,
dost kaybetmiş mi olur?
Kibar yazarımız belki kendi
hayatında böyle hareket ediyordur, fakat başkalarından da aynısını beklemesi bana çılgınca değilse bile salakça göründü.
Yanılıyor muyum?
*
Savaşta iki şey önemlidir:
Caydırıcılık ve imha.
Saldırmış olan düşmanı
teslimiyetçilikle durduramazsın.. ABD ve İsrail durmuyor, saldırıyor.
Seni yok etmek isteyene,
kendisinin de yaralanabileceğini, zarar görebileceğini göstermek gerekir. Caydırıcılığın başka bir yolu yok.
Düşmanı yalnızlaştırmanın bir
yolu, ona destek olanları caydırmaktan geçer.
Bu, her zaman nasihatla,
zeytin dalı uzatmakla gerçekleşmez.
Diş göstermen gerekir.
İran, kendisi açısından makul
hareket ediyor.
Araplar ABD’ye, ABD Başkanı pedofil
Trump’a neden “Netanyahu seni uçkurundan
yakaladı diye, marifetlerinin tamamı açığa çıkartılmasın diye tuttun komşumuz İran’a
savaş açtın. Topraklarımızdaki üslerini bunun için kullanamazsın, bunu kabul etmiyoruz”
diyemiyorlar?
Neden?
Ha, o zaman ABD ile
başlarının belaya gireceğini düşünüyorlar, değil mi?
İşte İran bunlara, “ABD’den
korkuyorsun da benden niye korkmuyorsun, benim başım kel mi?!” diyor.
*
Diyelim ki İran yanlış bir
strateji izliyor.
Dostlarını çoğaltması,
düşmanlarını azaltması mümkünken akılsızca ya da çılgınca hareket ediyor.
Ve bizim üstün zekâlı
yazarımız da bunu fark etmiş..
Şayet yazarımız İran’ın
dostuysa, bu yanlış stratejiden dolayı İran’a kahırlanması normal
karşılanabilir.
“Ne yapıyorsun, kendine gel,
çıldırdın mı?” diyebilir.
Ancak, bahis konusu
yazar, böyle biri değil.. İran’a sürekli kin kusan, nefret objesi haline
getirmeye çalışan, durmaksızın çamur atan bir acayip adam..
MOSSAD ajanıdır demiyorum,
diyemem, fakat MOSSAD ajanlarına taş çıkartacak türden bir ahir zaman alâmeti. MOSSAD ajanlarına iş bırakmıyor, onların ekmeğini elinden almak ister gibi hareket ediyor. (28 Şubat'ın subay bozuntuları ve MİT'çileri bu hususta, yani MOSSAD ajanlarına iş bırakmama, onları işsiz bırakma konusunda deneyimliler.)
Böyle bir yazar, İran’ın (dost
kaybetmesine ve düşman çoğaltmasına yol açacak) yanlış stratejisine, İran hesabına üzülüyor
olabilir mi?!
Bilakis buna memnun olur.
Üstün zekâlı yazarımız bu
tipte biri.. Demek ki İran, (söz konusu yazar gibi) düşmanlarını üzen bir
strateji izliyor.
İran’dan bekledikleri,
kendisini savunmaması, düşmanlarına destek verecek olanları caydıracak bir
tavır sergilememesi..
Ancak, İranlılar belki bu
yazarımız kadar üstün zekâlı değiller, fakat onun zannettiği kadar aptal da değiller.
Yumuşaklık göstermeleri,
alttan almaları, uyarı mesajı vermemeleri durumunda Arab'ın korkaklarının bile ABD’nin
gözüne girmek için kendilerine kabadayılık taslayacaklarını çok iyi biliyorlar.
*
Üstün zekâlı yazarımız,
zekâsını şu satırlarıyla da ispatlamış:
“Burada ise İran küresel komplo mantığına yenik düşüyor. Bu
mantığa teslim olmuş vaziyette. Bu savruk bir mantık. Dostu Beşşar Esad da öyle
bir söylem tutturmuştu. Kontrollü küresel destek yanında iken bunu
kaybetmiştir. Zira bütün çözüm yollarını tüketmiş ve elinin tersiyle itmiştir.”
ABD etrafına toplamış
avanesini, acımadan saldırıyor, Allah yarattı demeden vuruyor, bu hâlâ komplodan bahsediyor.
Verdiği örnek de Esed..
ABD, Esed’i devirmeye karar vermişti. Türkiye’yi de ikna etti.. Bizimkiler Esed’i resmen sattılar, arkadan vurdular.
Esed kötüydüyse, niye onu arkadan vurmadan önce yağlı ballı dost olmuştunuz?..
Yok, iyiydiyse, niye sattınız, arkadan vurdunuz?
Dönemin hayalleri zengin ve
özgüvenli dışişleri bakanı Ahmet Davutoğlu, Esed’le 60 küsur defa görüştüğünü
açıklamış durumda.. Teklif ettikleri şey şu: Rejimi, ABD’nin istediği şekle
sok, dış politikanı da ona göre şekillendir.
Esed bunu isteseydi bile yapamazdı.. Çünkü, kurulu bir düzen ve ondan nemalananlar bulunduğunda, bir yöneticinin düzeni tek başına (hele de böyle keskin bir manevrayla, sert bir virajla, ani bir dönüşle) değiştirmesi mümkün olmaz.
*
Adama teklif ettiğin şeyi sen kendi ülkende yapabiliyor musun?.. Hayır!
Mesela anayasandan laiklik (siyasal dinsizlik) lafının kaldırılmasını bile teklif edemiyorsun. Kaldırmayı geçtik, bunu dile getirmeye bile cesaretin yok.
Ya da gücün yok. Acizsin.
“Anayasada İslam kaydı olsun” demeyi ise hatırından bile geçiremiyorsun.
Bilakis tam aksi yönde konuşuyorsun.
Başkan Erdoğan 2016’da aynen bunu yapmıştı, “Anayasa’da İslam vurgusuna ihtiyaç
yok” demişti.
(Geçmişte Erdoğan’ı çok
eleştirdim.. Yapmadıklarından ve söylemediklerinden dolayı değil, yapması ve
söylemesi şart değilken yaptığı ve söylediklerinden dolayı.)
El kesesinden cömertlik ve başkasının sırtından yiğitlik olmaz.. Kendi yapamadığın şeyi (rejimi değiştirme "devrim"ini) tutup Esed’den
istiyorsun..
Niye?
Hazreti ABD öyle emrettiği
için.. ABD hesabına..
Bu mudur yani!
*
Biz yine üstün zekâlı yazarımızın
kaleminden dökülen müstesna güzellikteki incilere dönelim..
MOSSAD ajanı değil ama
maşallah olayları yahudi kültürü ışığında yorumlamayı çok iyi biliyor:
“Şimdi İran meşhur bir Yahudi seçeneğine başvuruyor. Buna
Samson seçeneği diyorlar! Kitab-ı Mukaddes'e dayanan hikâyede Samson
düşmanlarıyla birlikte kendini de yok ediyor. Bugünkü ifadesiyle
"kaybet-kaybet (lose-lose)" formülü izliyor! Bu formül her ne kadar
İsrail kaynaklı olsa da fazlasıyla İran'a intibak ediyor. Bu tamamen çılgınlık
hâli lakin İran'ı şu aşamada âkiller değil çılgınlar yönetiyor. Akıl tutulması
yaşıyor!”
İran’ı çılgınlar yönetiyor,
çünkü Birleşik Arap Emirlikleri’nin adı lüzumsuz emiri ya da Suudi Arabistan’ın
akıllı prensi Muhammed bin Selman gibi hareket etmiyorlar.
Selman’ın oğlunun çok akıllı
olduğu, isminin Epstein belgelerinde geçmesinden belli.
İranlı yöneticilerin de
çılgın olduklarını Epstein belgelerinde isimlerinin geçmemesi ispatlıyor.
*
Netanyahu ve Trump kadar üstün zekâlı olduğu görülen yazarın
yazısının devamı da ilginç zekâ pırıltılarıyla dolu, fakat bayram günüdür, meşgulüm, izninizle sözlerime burada son vermek istiyorum.