AK Parti milletvekili bir Yeni Şafak gazetesi
yazarı bayan, köşesinde şunu yazmıştı:
“Demirel’in hikayesi ise şöyle: Süleyman
Demirel’in onuruna Bakü’de görkemli bir yemek veren Haydar Aliyev,
ne kadar övgüye değer söz varsa hepsini söyler. Bu övgü dolu sözlerinin içinde
Azeri dilinde “başarılı, yetenekli” anlamına gelen “pezevenk” sözcüğünü
çok sık vurgular: “Dünyanın gelmiş geçmiş en başarılı siyasi pezevenği
gardaşımın ve heyetinin onuruna…” diye devam eden konuşmadan sonra sıra
Demirel’e geldiğinde kendine münhasır espri yeteneğiyle Haydar Aliyev’e dönerek
“Sen de az pezevenk değilsin.” der.”
(https://aysebohurler.me/elestiri-mi-ad-hominem-mi/)
Altay Cem Meriç adlı
tuhaf ve karmaşık “atom karınca”nın 2026'nın Ocak ayı sonlarında X hesabında yazdığı şu satırlar bana bu anekdotu hatırlatmıştı.
Şöyle diyordu:
"Şimdi size sosyal
medyanın diline dair önemli şeyler anlatacağım. …
Dikkatli dinleyin ; 1-Garip
görüşlü insanlar.
İnsanların fikirlerinde
entelektüel tutarsızlık olabilir. Herkes birbirini böyle olmakla zaten itham
eder.
Fakat oldukça saçma bir
görüş, toplumda karşılığı yoksa burada dikkat edilesi bir şey vardır. Mesela
adamın hem İran hem İşid savunması gibi. Ya da İncil tahrif
edilmedi ama Kur’an tahrif edildi fakat müslümanım demek
gibi.
Bu farkedilemez bir tutarsızlık
değildir. Gerçek toplumda görünmez ya da çok nadir görünür ve genellikle düşük
zeka seviyesi ile ilgilidir.
Eğer bu düzgün diksiyonlu,
konuşma kabiliyeti olan birisinden sadır oluyorsa, çok kişiye
ulaşıyorsa, bunun etki elemanı olma ihtimali saçmalama
ihtimalinden daha fazladır."
*
“Etki elemanı” (doğrusu “etki ajanı”) bir
istihbarat terimi.. “Nüfuz ajanı” ve “tesir ajanı” da deniliyor.
Bu tür ajanlar belirli fikirleri empoze etmek için
çalışırlar.. Bilgi toplamak, provokasyon ya da ajitasyon yapmak, birileri
aleyhine komplo kurmak gibi bir dertleri olmaz.. Kamuoyu oluşturmak ve belirli
fikirleri yaymak için uğraşırlar.
İstihbarat örgütleri fikir üretebilen ve ağzı laf
yapabilen insanları bunun için istihdam ederler. O yüzden edebiyatçılar
(roman, hikaye ve senaryo yazarları, şairler), gazeteciler, akademisyenler,
televizyoncular sinemacılar ve tiyatrocular, sosyal medya “fenomen”leri (ve
hatta müzisyenler) bu doğrultuda kullanılırlar. Onların kulağına
belirli fikirler üflenir ve bunları köpürtmeleri istenir.
Bu “etki ajanları”nı tanımanın bir yolu şudur: Vird-i
zebanı ve ezberleri benzer olan, aynı orkestra şefinin çubuğunun hareketlerine
göre çalıp oynayan ve aynı şarkı sözlerini koro halinde terennüm eden
kalabalıkların, o etki ajanlarının etrafında halelendiğini görürsünüz.
Mesela etki ajanı edebiyatçıysa, aynı yerden talimat
alan işbirlikçi başka edebiyatçılar onu “şişirirler”, yazdığı saçma
sapan zırvalar bile işbirlikçi yayınevleri tarafından basılır.
Ve de işbirlikçi birtakım kurum ve kuruluşlar bu zırvaları “ödül”e layık
görürler. İşbirlikçi akademisyenler onlar hakkında öğrencilerine ödev
ve tez yazdırır.
Bu topraklar kifayetsiz muhteris şişirme şair ve balon
yazarımsılar bakımından hayli zengindir.
*
“Garip görüşlü” olmaya gelelim..
Hem İrancı hem de IŞİD’çi (İrancı IŞİD'li ya da
IŞİD'ci İrancı) olmak gerçekten de “garip görüşlülüğe” karşılık gelir. Fakat
böyle birine şahsen şimdiye kadar rastlamadım.
Altay Cem rastladıysa isim versin, karnından konuşmasın.. İnsanlara ima ile saldırma, mert ol, isim ver!
“İncil tahrif
edilmedi ama Kur’an tahrif edildi fakat müslümanım”
diyen var mı, bunu da bilmiyorum.
Ancak bu ifade, Altay Cem’in, böyle konuşan
kişileri müslüman saymadığını gösteriyor. Demek ki tekfircilikten
az da olsa nasibi var.
Hem böyle düşünüp hem de "sınırsız ve sorumsuz tekfir
karşıtlığı" yapması “garip görüşlülük” olarak değerlendirilebilir mi, düşünmeye
değer.
*
Altay Cem’in yerinde bir başkası olsa “garip
görüşlülük” için daha iyi örnekler verebilirdi.
Mesela Devlet Bahçeli’nin “Yavuz
Sultan Selim bizim için ne kadar vazgeçilmez ise Şah
İsmail’in de o kadar önemli olduğunu ve bu iki hükümdarımızın zihinlerde ve
gönüllerde barıştırılması gerektiğini açık yüreklilikle temenni ediyorum” demesine
dikkat çekebilirdi. (https://www.egepostasi.com/haber/Bahceli-Yavuz-ile-Sah-Ismail-zihinlerde-ve-gonullerde-baristirilmali/34821)
Hem Osmanlıcı, hem Safevîci..
Hem devletçi, hem devvletini yıkmaya çalışandan yana..
Bunu 2013 yılında söylemiş, fakat ara sıra tekrarlıyor.
Bir başka “garip görüşlülük” örneği, birilerinin “Ben
hem Sünnî, hem Alevîyim” demesi.
"Hem laikliği (siyasal dinsizliği) benimsiyorum, 'Allah'ın indirdikleri ile hükmedilmesine' karşıyım, hem de elhamdülillah müslümanım" diyenleri de buna ekleyebiliriz.
Tabiî
"Şeriat'e karşıyım, ama müslümanım" diyenleri de..
Liste uzatılabilir.. "Kindarım ama kinci
değilim" makamından "Dinci değilim fakat dindarım"
diyen geri zekâlılar (veya uyanık "saha elemanları") da var.
"Savaş-cı değilim ama
savaşıyorum" dercesine "İslam-cı (İslam taraftarı)
değilim ama müslümanım" diyen iflah olmaz angutlara da rastlanıyor.
Altay Cem biraz da bunlarla uğraşsa diyeceğim ama, yapmaz.
Sözde ateistlerle uğraşıyor, fakat bu ülkede ateistliğin kaynağı olan "Kemalizm garip görüşlülüğü"yle bir kavgası yok.
Sözde sivrisineklerle uğraşıyor, fakat bataklığın mahcup dostuymuş gibi bir görüntü veriyor.
Hatta, bazı sözlerine bakılırsa, bataklığı kurutmaya çalışanlarla uğraşıyor, onları itibarsızlaştırmaya çalışıyor.
*
"Garip görüşlülük" için daha açık bir
örnek, Haydar Baş belası gibi tiplerin hem Hz. Peygamber
sallallahu aleyhi ve sellem’e bağlılıktan söz etmeleri hem Atatürkistlik/Kemalistlik yapmaları..
İsmet Özel’in mücahid
müslümanlığı “Türklük” olarak adlandırması, böylece mücahidliği
bir ırkın tapulu malı haline getirmesi bir başka “garip görüşlülük”.
Meseleye Altay Cem’in dürbünü (ya da belki mikroskobu)
ile bakarsak, bütün bunlarda bir “etki ajanlığı” (ya da "etki
ajanlığı"ndan beslenen aptallık, bönlük, kafasızlık) görmemiz gerekiyor.
Ancak bu “etki ajanlığı”, görünüşe göre yerli-milli
bir etki ajanlığı..
Meseleye coğrafî değil de tarihî derinlik içinde
bakılırsa görülecek olan şudur: Bu yerli-milli etki ajanlığının gerisinde dış
kaynaklı etki ajanlığı var.
Batılılar bu ülkeye ırkçılığı ihraç
ve ilkah ettiler.
Protestanlığın “yerli-milli Hristiyanlık” projesinin bir benzerinin Türkiye’de “Türk Müslümanlığı/İslamı”
olarak üretilmesini sağlamaya çalıştılar.
Başarılı da oldular.
*
Altay Cem devam
ediyor:
"2-Garip bağlantılar.
Örneğin İrancılıkta bayrak haline
gelmiş birisi, işidcilikte bayrak haline gelmiş birini koruyacak aksiyonlar alıyorsa
bu da muhtemelen saha faaliyetidir.
Mesela vatan
düşmanı olduğunu söyleyen ile güya Türkçü olduğunu
söyleyen arasındaki uyum gibi.
Zira doğal olan bunların
birbirine düşman olması ve birinin başına bela geldiğinde en azından
susmasıdır.
Hızla birlikte aksiyon alan ve birbirine düşman olması beklenen gruplar
muhtemelen beraber çalışıyordur. Bu diğer ihtimallerden çok daha güçlüdür."
Altay Cem’in kullandığı “saha faaliyeti” ifadesi de bir istihbarat terimi.. Ajanların çoğu “saha”da faaliyet gösterirler. Ajanlık esas itibariyle bir saha işidir. Merkezdekiler analiz ve yönlendirme işiyle uğraşırlar.
Osmanlı Devleti’nin yıkılışı ve Kemalist diktatörlüğün kuruluş sürecine Altay Cem'in şablonu ışığında bakmak faydalı olur. Selanikli Mustafa Atatürk sözde vatanı yedi düvelden kurtarmıştı, fakat cumhuriyetin ilanının ardından İngiltere Kralı Edward ile Yunanistan Başbakanı Venizelos’u vatanda âlâ-yı vâlâ ile ağırladı.
Garip bağlantılar
kulesi inşa etti.
Gariban Osmanlı Padişahı’nın ise sırtına tekmeyi
indirdi..
Halbuki istese müzelik bir eşya gibi Dolmabahçe'de "etkisiz ve yetkisiz" tutabilirdi. O zaman, asil insanlara yakışır şekilde hareket etmiş, kalleşlik yapmamış olurdu. Fakat asalet herkesin taşımaya katlanabileceği bir yük değildir.. Bazısını padişah yaparsan önce babasını asar..
(Timur'un unvanı "Emir"di, devlet başkanı değildi, ona "Emir Timur"
deniliyordu. Devlet başkanı "han" unvanını taşıyan, Cengiz
soyundan gelme biriydi. Şimdi onun adını bile bilmiyoruz, hatta bir
"han"ın bulunduğundan bile haberimiz yok, Timur İmparatorluğu'ndan
söz ediyoruz. Timur koca bir imparatorluk inşa etti, fakat "han"ı
satmadı.)
Evet, sözde İslam’ı savunmak için verilen milli
mücadele, İslam’ın yok edilmesi projesinin atlama taşı haline
getirildi. Memlekete laiklik (siyasal dinsizlik) ve İngiliz
ilke ve inkılapları hakim oldu.
Sebebi şuydu: Milli mücadele gerçekte milli değildi, İngiliz’in “saha faaliyeti”ydi.
Altay Cem bu konuda görüş beyan etmek zorunda değil elbette, ama bu konularda risk alarak ve bedel ödeyerek milleti aydınlatmış olan Kadir Mısıroğlu'nu itibarsızlaştırmaya kalkışmış olması, bir "saha faaliyeti" olarak yorumlanmaya elverişlidir.
*
Bitmedi.. Altay Cem son olarak şunları söylüyor:
"3-Sosyal medyada överek
desteklemek amatörcedir. Genellikle desteklemek istediğinin düşmanını
yıpratırsın.
Mesela açıktan Pkk övmez adam,
ama Pkk düşmanlarını ısrarla yıpratır.
Mesela İsrail destekleme
biçimi Hamas’ı terörize etmeye çalışmaktır.
Üstteki kriterlerle uyumlu ise
destekleyici bir işarettir.
Bunlar bazen aptallıkla da
yapılabilir. Ama kafanızda her zaman “aptallık mı daha yüksek
ihtimal yoksa saha faaliyeti mi ?” sorusu olmalı.
Bunca tutarsızlığı çok da aptal
olmadığını bildiğiniz kişi yapıyorsa ikinci ihtimal güçlenir.
Sorun sevmediğiniz görüşte
olanlardan ziyade bunlardır. Mesela hard bir komunistin nerede
ne diyeceği, hangi meselede hangi tavrı alacağı üç aşağı beş yukarı bellidir.
Saha elemanı ise her renge girer. Her renkten adamla
birlikte görünmeyi sever.
Görüşü olanla beğenmesen de fikir
konuşulur. Zira bir sabitesi vardır. Saha faaliyetine
ise fikri karşılık boş iştir. Bunlar sadece itham edilirler."
Altay Cem’in bu sözlerinin tamamının altına imzamı
atarım. Söyledikleri doğru.
Ancak, kendisinin kimi konulardaki tavırları da bu
söyledikleri ışığında mercek altına alınabilir..
Alınmalıdır.
Mesela, Selanikli Mustafa Atatürk’ü
(bildiğim kadarıyla) övmedi, fakat onun düşmanı olan Kadir Mısıroğlu’nu
yıpratıcı ifadeler kullandı.
Bakın ne diyor: "Sosyal medyada överek desteklemek amatörcedir. Genellikle desteklemek istediğinin düşmanını yıpratırsın."
Türkçesi: Selanikli Mustafa Atatürk'ü sosyal medyada överek desteklemek amatörcedir. Profesyonelsen Kadir Mısıroğlu'nu yıpratacak ve onun çalışmalarından ilham alanları aşağılayacaksın.
Amatörlük-profesyonellik ile destekleme ve yıpratma arasında
kurduğu ilişki önemli.. İstihbarat teşkilatları için çalışan "saha elemanları" bu işlerin amatörü olmaktan
uzaktır. Onlar, profesyoneldir.
Sorun şurada ki, bu profesyoneller, desteklemek istedikleri kesimler ya da kişiler hesabına birilerini yıpratmaya çalıştıklarında “fikrî karşılık” vermezler. Yani yıpratma faaliyeti, fikir eksenli olmaz.
Makyavelizm destanı yazar, her
türlü ahlâksızlığı yaparlar.. Alçakça ve şerefsizce ithamlarda
(suçlamalarda) bulunurlar. İftira atmayı kendilerine helal
görürler.
Ve bunu "ekip" halinde yaparlar. Kimisi iyi adam, kimisi kötü adam rolü üstlenir. Öldürücü darbeyi vurmak üzere görevlendirdikleri kişiler ağızlarını bozmaz, efendi adam rolü oynarlar, fakat ekipteki "kötü adamlar" her türlü küfrü yaparak muhatabın dengesini ve düzenini bozarlar.
Mesela çalıştığınız kurumdaki insanlara sizin için “Bu adam, ilaçlarını kullanmadığı zaman saldırganlaşabilen bir paranoid şizofrendir” diye e-mail gönderebilirler.
İnsanlar sizi kazara aspirin içerken bile görseler “İlacını alıyor, aman alsın, almazsa başımız belaya girebilir” diye düşünürler.
Sizin efendiliğiniz ve sükunetiniz karakterinizin ve kişiliğinizin değil, ilaçların ve tıbbın sevap hanesine yazılır.
Daha
kötüsü, haklı olduğunuz bir konuda kendinizi yüksek sesle savunmanız bile,
hakkınızda uydurulan hikâyenin doğrulanması anlamına gelir, öyle yorumlanır.
Evet, profesyonellik bu topraklarda böylesi bir şerefsizlik
ve adiliğe karşılık geliyor.. Hem de yerli-milli, yerli malı
şerefsizliğe..
Ancak, çok daha adice ve şerefsizce şeyler de
yapıyorlar..
Yazmaya gerek yok.. Onlar kendilerini biliyorlar.
*
Evet, kritik konulardaki "duruş" hatalarını "aptal" olmayan biri yapıyorsa, bunu, Altay Cem'in profesyonel reçetesi çerçevesinde "saha faaliyeti" olarak değerlendirmek gerekir.
Sözü gerçekten aydınlatıcı: "Bunlar bazen aptallıkla da yapılabilir. Ama kafanızda her zaman 'aptallık mı daha yüksek ihtimal yoksa saha faaliyeti mi?' sorusu olmalı."
Altay Cem'in Kadir Mısıroğlu ile Selanikli Mustafa Atatürk'e karşı olan tutumuna bu açıdan bakmakta yarar var.
Onun, aptal olarak nitelendirilmeyi kabul edeceğini zannetmiyorum.
Hakkı da var, aptal biri değil. Çok uyanık. Milleti suya götürüp susuz getirecek evsafta dinamik ve zeki bir genç. Dinamit gibi.
Şu sözünü de beğendim: "Görüşü olanla beğenmesen de fikir konuşulur. Zira bir sabitesi vardır. Saha faaliyetine ise fikri karşılık boş iştir. Bunlar sadece itham edilirler."
Baş tarafına "samimi" kelimesi eklenmek kaydıyla vecize olarak hatırlanmayı hak edecek kalibrede bir söz: "Samimi görüşü olanla... Saha faaliyetine ise fikrî karşılık boştur, bunlar sadece itham edilirler."
Nasıl "itham" edilmeleri gerektiği konusunun şerhini, ACM'ci ekibin trol ordusunun (aptal olanı ve olmayanıyla) elebaşlarına bırakıyorum.