A’DAN Z’YE MUHSİN YAZICIOĞLU DOSYASI

 




Başlık bana ait değil, Odatv’nin haberinin başlığı..

İddialı bir başlık..

A’dan Z’ye.. 32 kısım tekmili birden..

Ben de Yazıcıoğlu hakkında kitap yazdım ve “Muhsin Yazıcıoğlu Dosyası” alt başlığını kullandım, fakat A’dan Z’ye demedim.

Konuyla ilgilenen biri olarak böyle iddialı bir başlıkla karşılaşınca görmezden gelmek olmaz..

Okumam gerekir.. Belki bilmediğim bazı şeyler vardır.

O halde başlayalım.

*

1888 yılında İngiltere’de bir seri katil türemişti.. Ona Karındeşen Jack adı uygun görüldü.

Gerçek kimliği bilinmiyordu, yakalanamadı..

Sonraki yıllarda işlenen birçok faili meçhul (yapanı bilinmeyen) cinayet Karındeşen’in gelir hanesine kaydedildi.

Tamam bu Jack karın deşendi de, cinayetleri başkaları da işlemiş olamaz mıydı?

Aynı soruyu FETÖ için de sorabiliriz: Tamam FETÖ’yü “terör örgütü” olarak tanımlamış durumdasınız, fakat, Türkiye’nin tek terör örgütü FETÖ mü?!

Mesela PKK ne?

DHKP-C ne?

1993 yılının 5 Temmuz günü yaşanan Başbağlar katliamını kim yapmıştı, FETÖ mü? (Ki orada öldürülenlerden ikisi benim arkadaşımdı.)

Aynı şekilde, 1999 yılında CIA’in Abdullah Öcalan’ı Türkiye’ye teslim etmesi üzerine artık işlevini tamamladığı düşünülerek Ocak 2000’de defteri dürülen (laik derin devlet güdümlü) Türkiye Hizbullahı da bir terör örgütüydü.

Domuz bağlı cinayetleri ve “mezar evleri” ile meşhur olmuştu.

*

Fethullahçılara “terör örgütü” unvanının layık görülmesinin temel gerekçesini 15 Temmuz darbe girişimi oluşturuyor.

İmdi, bu darbe girişimi ile ilgili olarak kafalarda pekçok soru işareti var.. Ve bunun temel nedenlerinden birini, TBMM’nin araştırma komisyonunun hazırlamış olduğu 15 Temmuz raporunun kaybedilmiş olması oluşturuyor.

Şahsen ben, devlette hiçbir evrak kaybolmaz, bir yerlerde mutlaka bir kopyası bulunur diye biliyordum.

Demek ki kaybolabiliyor.

Devletimize güvenelim ve FETÖ’nün terör örgütü olduğunu kabul edelim..

Darbe teşebbüsüne bir şekilde bulaştıkları kesin. (FETÖ’cü Ahmet Dönmez’in Anadolu Ajansı’nın haberlerine konu olan yazılarından bu sonuç çıkıyor.)

FETÖ ile ilgili bir başka gerçek, CIA ile iltisaklı olmaları.. Bu, inkâr edilemez.. Fethullah, CIA’in kanatları altında Pensilvanya’daydı.

Ancak, ülkemizdeki tek (kökü dışarda) “darbeci” terör örgütü FETÖ değil.

Öncesi var.. 28 Şubat tam da böyle bir postmodern darbeydi.

Darbeci ekip, İsrail, ABD ve uluslararası Masonluk ile bağlantılı çalıştı. Kökleri dışarıdaydı.

Gözlerini kan bürümüş olduğu da doğruydu.

28 Şubat döneminde yapılan zulümlerin haddi hesabı yok.

Peki bedel ödediler mi?..

Maalesef..

*

Odatv’nin haberine dönelim..

Yazılanlar, olayın FETÖ’nün hesabına kaydedilerek kapatılmaya çalışıldığı izlenimi veriyor.

Mesela şu ifadeler:

“Soruşturma dosyasında yer alan teknik incelemeler, HTS kayıtları, Bylock içerikleri ve tanık ifadeleri, kazanın öncesi ve sonrasında örgüt içerisinde olağan dışı bir hareketlilik yaşandığı iddialarını gündeme taşıdı.”

İmdi, Yazıcıoğlu’nun helikopterinin düşmesine neden olan uçakların pilotlarına yukarıdan “Şurada, şu saatte uçacaksınız” şeklinde bir talimat verilmiş olabilir. Orduda kendi keyfinize göre uçuş yapamazsınız.

Adamlar, tam da kendilerinin uçtuğu sırada Yazıcıoğlu’nun helikopterinin oradan geçeceğini bilmiyor olabilirler.

Bu pilotlar, sonra helikopterin düşmüş olduğunu öğrendiklerinde, kendi uçuş güzergâhlarında olduğunu fark ederek, “Acaba bizim yüzümüzden mi düştü?” diye endişeye kapılacaklardır.

Ancak o pilotlar, askerî disiplin anlayışı çerçevesinde amirlerine gidip hesap soramaz, “Bizi neden orada o saatte uçurdunuz?” diyemezler.

Buna FETÖ’cü takiyyecilik, “kendini gizlemecilik”, herşeye peki diyerek kurumlarda yerini sağlamlaştırma geleneği de engeldir.

Fakat bu, onlarda, “İlerde bu olaydan dolayı başımız ağrıyabilir mi, suç bizim sırtımızda kalabilir mi, FETÖ’müz bundan zarar görebilir mi?” şeklinde kaygılara yol açar.

Kendi aralarında bu konuyu görüşür, tartışırlar.. Bu beklenmedik gelişme örgütte bir “hareketlenme”ye neden olur.

*

Odatv’nin haberinde şu ifadeler de yer alıyor:

“Dosyada dikkat çeken bir diğer başlık ise F-4 savaş uçağının pilotlarından Ali Armağan oldu.

“Soruşturma kayıtlarına göre Armağan, daha sonraki yıllarda FETÖ üyeliği nedeniyle işlem gördü ve 2018-2023 yılları arasında cezaevinde kaldı.

“İncelemelerde Armağan'ın örgütün Hava Kuvvetleri mahrem yapılanması içerisinde faaliyet gösterdiği, FETÖ'nün "hava kuvvetleri mahrem imamı" olarak gösterilen Adil Öksüz ile yoğun irtibatının bulunduğu öne sürüldü.

“Ayrıca Adil Öksüz'ün evinde ele geçirilen Fetullah Gülen'e ait bir kitap üzerinde Ali Armağan'ın eşi Şerife Armağan'a ait parmak izine rastlandığı da dosyaya yansıdı.”

Bu konuyla ilgili olarak daha önce şunları yazmıştık:

“Önemli bir nokta olarak dikkat çektikleri hususlardan biri, söz konusu pilotlardan birinin, 15 Temmuz’un kahramanı Adil Öksüz’le çok sayıda telefon görüşmesi yapmış olması.

“Bu bağlantı, söz konusu kişinin FETÖ’cü olduğunu gösteren delillerinden biri kabul edilmeye elverişlidir..

Ancak, Adil Öksüz üzerinden yürürseniz yol çatallaşacaktır.. Çünkü, Öksüz’ün FETÖ içinde faaliyet gösteren bir MİT ajanı olduğu iddiası karşımızda bir soru işareti olarak durmaktadır.

“Birincisi, 15 Temmuz olayı sırasında tutuklanan Öksüz’ün hemen serbest bırakılmış olması düşündürücü..

“İkincisi, sırra kadem basabilmiş olması da ayrı bir muamma..

“Devlet büyüklerimizin tabiriyle Irak gibi yabancı (yurtdışı) topraklarda bile kılcal damarlara kadar sızmış olan MİT’in, pekçok FETÖ’cüyü (gücünün yettiği ülkelerden) derdest edip getiren MİT’in, (İsveç ve Almanya gibi) gücünün yetmediği ülkelere de oralardaki FETÖ’cüler için iade talebinde bulunan MİT’in, 10 yıl sonra bile Öksüz’ün izine tozuna ulaşamamış olması, ister istemez akıllarda birtakım şüphelerin uyanmasına yol açıyor.

“İşi Öksüz’e bağlarsanız ipin ucu FETÖ’ye mi, yoksa MİT’e mi (MİT’teki ve TSK'daki bir kliğe mi) gider, emin değilim.”

*

Haberde şu ifadeler de yer alıyor:

“Dosyadaki en dikkat çekici delillerden biri ise ByLock içerikleri oldu.

“Soruşturmaya göre olay tarihinde FETÖ'nün Elazığ il imamı olduğu belirtilen Mehmet Durakoğlu ile örgütün mülki idare mahrem yapılanmasında görev yaptığı öne sürülen Ömer Hakan Kısıkkaya arasında gerçekleşen yazışmalarda şu ifadeler yer aldı:

"Benim başıma Yazıcıoğlu hadisesi gelince hemen İzmir'e gittim. Barbaros abiyle görüştüm. O büyüğümüzle konuştu. Sabah İstanbul'da heyet toplandı. Öğlen El Aziz'e geldim, noktayı koyduk. Tereyağından kıl çeker gibi iş halledildi. Amerika'ya gittiğimde büyüğümüz, sürecin en sıkıntılı hadisesiydi dedi."

Bu mesele biraz uzun.. “Dağlarda Parçaların Toplanmaz – Muhsin Yazıcıoğlu Dosyası” başlıklı kitabımızda üzerinde durmuştuk.

Yeni Şafak gazetesi yazarı Bülent Orakoğlu'nun bir yazısında bu mesele geçiyor.

Orakoğlu sıradan biri değil. 

Emniyet İstihbarat Daire başkanlığı yapmış tecrübeli bir isim.

Yazısının başlığı şöyle: 

"EGM’den ByLock kayıtlarında Muhsin Yazıcıoğlu’nun aranmasını kim, neden istedi?"

Yayınlandığı tarih 5 Ekim 2022.

*

Orakoğlu’nun yazısının bir bölümü şöyle:

 2009’da Muhsin Yazıcıoğlu’nun içerisinde bulunduğu helikopterin kırıma uğraması sonucu Yazıcıoğlu ve 5 kişinin hayatını kaybettiği olay, FETÖ’nün gizli haberleşme ağı ByLock’ta çıkan örgüt imamları arasındaki yazışmalarla da yeni bir boyut kazandı. Yazıcıoğlu suikastı ByLock konuşmalarına yansıyordu. FETÖ’nün ByLock konuşmaları şöyle: “Elazığ İl İmamı Mehmet D. Benim başıma Yazıcıoğlu hadisesi gelince, hemen İzmir’e gittim. Barbaros abiyle görüştüm. O büyüğümüzle görüştü. İstanbul’da heyet toplandı. Öğlen El Aziz’e geldim noktayı koyduk. Tereyağından kıl çeker gibi iş halloldu. Amerika’ya gittiğimde büyüğümüz, ‘sürecin en sıkıntılı hadisesiydi’ dedi. Doğru yerle istişare. Bizim abilere kalsak ne var ki dedi bazıları. Hızlı hareket edilemedi bana göre.

Adam, "başına Yazıcıoğlu hadisesinin gelmesinden" söz ediyor. Böyle bir hadisede etkin olan, "özne" konumunda bulunan bir adam böyle bir cümle kurmaz. 

Bununla birlikte yapılması gereken şey basit: Bu Mehmet D.'yi (Durakoğlu'nu), Barbaros abisini, İstanbul'daki heyetin mensuplarını tespit eder, hepsini sorgularsınız. 

"Bu adamın başına ne geldi, size neyi sordu, mesele nasıl tereyağından kıl çeker gibi halloldu, anlatın bakalım" denilir.

Bunu yapmayıp "Böyle bir yazışma var" diyerek konuyu kapatmak, abrakadabra hokuspokus diyerek elçabukluğuyla hemen bir sonuca varmak, meseleyi örtbas etmeye çalışmak anlamına gelir.

Ne bu acele, bu telaş!.. Hele önce adamları sakin kafayla bir dinleyin!.

17 yılda çözemediğiniz meseleyi 17 saatte çözdüğünüze inanmamızı beklemeyin.

*

Nedim Şener'in Hürriyet'te yayınlanan 30 Aralık 2020 tarihli yazısı ise, Bülent Orakoğlu'nun habersiz olduğu bazı noktalara ışık tutuyor.

Okuyalım:

“Geçen 11 yılda göz göre göre “yargı suikastına” uğrayan Yazıcıoğlu dosyası hakkında şimdi beşinci dava açıldı. Kahramanmaraş 2. Sulh Ceza Hâkimliği’nin 10 Nisan 2018 tarihinde takipsizlik kararını kaldırdığı 20 kişi ile ilgili dosya kapsamında açılan 17 sanıklı davanın, 11 Aralık 2020 tarihli iddianamesinde, sanıklar davayı takip edenler için tanıdık isimler. Göksun’da açılan davanın sanıklarından 7’si bu davada da sanık oldu. Bunlar, Kayseri İstihbarat Şube Müdürü Ali Orhan Dinçhelikopterden elektronik cihazları söken FETÖ’cü darbeci Davut Uçum ile Aydın Özsıcak ve bunların savunmasını üstlenen FETÖ’cü avukat Mustafa Atalar. İddianamenin diğer sanıkları, FETÖ’cülerin amaçları doğrultusunda tanıklık yapan Ergenekon soruşturmasında yargılanan Erol Ölmez, soruşturmada daha önce gizli tanık olan Ünal Kurt, kod adı “Erzincan” olan Abdulvahap Güllü oldu. Ayrıca FETÖ’nün üst düzey yönetimiyle irtibatlı olan Mehmet Yaşar Durukan da sanıklar arasında. Sanıklar arasında, “Yazıcıoğlu ölmeden olay yerinde çekilmiş görüntülerini izledim” diye ifade veren BBP üyesi Emrullah Önalan, sahtecilikten kaydı olan gizli tanık Muharrem Tunç, daha önce tanık olan Erkin Çözeli de sanık oldu.

“Fetullahçı Terör Örgütü’nün Yazıcıoğlu dosyasının aydınlatılması konusunda en önemli ifadeyi 8 Mayıs 2018 tarihinde itirafçı Abdullah Önder verdi. Bu ifade son iddianamede yer aldı. Önder ifadesinde, 2014 yılında FETÖ’nün Elazığ avukatlar sorumlusu olduğunu, aynı yıl özel yetkili mahkemelerin kapatılması sonrası Kahramanmaraş’a gelen Yazıcıoğlu dosyasında gizlilik kararının kalktığında FETÖ’cü askerler Davut Uçum ile Aydın Özsıcak’ın savunmasını FETÖ’cü avukat Mustafa Atalar’ın üstlendiğinin ortaya çıkmasının örgütte büyük bir kargaşaya yol açtığını söyledi.

“Bunun üzerine, FETÖ’nün il imamı Mehmet Durakoğlu, Gaziantep il avukatlar sorumlusu Turan Canpolat, Gaziantep bölge avukat sorumlusu Kamil Bakum, Malatya dar bölge avukat sorumlusu Halil Kayış ve başka örgüt üyeleri ile toplantılar yaptıklarını söyledi. Önder ifadesinde, Mehmet Durakoğlu’nun, konunun Amerika’ya aktarıldığınıFetullah Gülen’in olayın “bomba” olarak nitelendirdiğini ve “ortaya çıkarsa altından kalkamayacaklarını söylediğini” anlattı. Daha sonra konuyu sorulduğunda, Durakoğlu’nun “İnşallah tereyağından kıl çeker gibi bu işi halledeceğiz” dediğini ifadesinde söyledi. Önder’in ifadesinde söyledikleri, yalnızca dosya hakkında verilen kararlarla değil, adı geçen FETÖ’cülerle ilgili yapılan HTS analiziyle de kanıtlandı. Ayrıca adı geçenlerin tamamının ByLock kullanıcısı olduğu ortaya çıktı. ByLock içeriklerinde de Yazıcıoğlu dosyasının nasıl karartıldığına dair ifadeler yer aldı.”

Bu ifadeler, Orakoğlu'nun yazısında geçen tereyağı ve kıl hikayesine açıklık getiriyor.

Meselenin öyle Odatv'cilerin göstermek istedikleri kadar esrarengiz olmadığı görülüyor. 

Adamlar davanın seyrinden dolayı "Buradan birileri bize çamur atabilirler mi?" diye paniğe kapılmışlar, hepsi bu.

*

Olayın gerisinde (Nedim Şener'in belirttiği gibi) bir FETÖ itirafçısının beyanı var. FETÖ'cü avukat Abdullah Önder, itirafçı olmuş.

Ve, Yazıcıoğlu davasında yargılanan Davut Uçum ile Aydın Özsıcak'ın avukatı Mustafa Atalar'ın da (kendisi gibi) FETÖ'cü olduğunu haber vermiş.

Ancak bu adamların avukatlığını kendilerinden birinin üstlenmesi FETÖ'cülerin kararı değil.. Yani ortada bir "örgüt kararı" bulunmuyor.

Hatta bundan rahatsız olmuşlar, "Bu avukat üzerinden bizi zan altında bırakabilirler" diye paniklemişler, olayı Fethullah'a kadar ulaştırmışlar.

İşte burası meselenin bam teli..

Orakoğlu'nun yazısında geçtiğine göre, "bazı abiler", "(Bunda) Ne var ki? (Avukatları FETÖ'cü olabilir, bundan ne çıkar!)" demişler, olayın ciddiyetini anlayamamışlar. 

(Haksız sayılmazlar, FETÖ'cü birinin diyelim ki canı Adana kebap çekti, "Terör örgütü kebapçıdaydı" diyecek haliniz yok.. Tuvalete gitti, bunu "örgütsel faaliyet" ya da "terör eylemi" kabul edip "Örgüt gene tuvaletlerimizi pis işlerine alet etti" deseniz olmaz.)

*

Fakat Fethullah işi ciddiye almış, bunun (yani söz konusu kişilerin savunmasını kendi "terör" örgütlerinden bir avukatın üstlenmiş olmasının) patlamaya hazır bir bomba olduğunu düşünmüş.

Söz konusu askerlerin avukatlığını üstlenen kişinin (askerlerin değil, avukatın) kendileriyle bağlantısının ortaya çıkması durumunda bunun altından kalkamayacaklarını söylemiş. 

Endişesi yersiz değil.. Burası Türkiye.. Herşey mümkün..

Böylesi bir durumda, birilerinin, olayı FETÖ'cülerin üzerine yıkma yönünde adım atabilmek için FETÖ'cü olan (ya da FETÖ'cülerin içine sızdırılmış) bir avukatı bir şekilde devreye koymuş olmadıklarından emin olmak kolay değildir.

Söz konusu FETÖ'cü (ya da FETÖ'cü bilinen) avukat, terör örgütünün (FETÖ'nün) yöneticilerinden izin almadan tutup o kişilerin avukatlığını üstlenmiş.

Terör örgütü de bundan rahatsız olmuş.. "Açığımızı arayan birileri, bu adamlara bizim sahip çıktığımız ve bu avukatı görevlendirdiğimiz iddiasında bulunabilirler, ve tutuklu sanıkların (varsa bir yanlış işleri) bizden kaynaklandığı iddia edilebilir, o yüzden, bizden hiç kimse onlara sahip çıkmasın, ilgilenmeyin" demişler. 

*

Bu gelişme, 2014'te olmuş.

O sırada AK Parti Hükümeti ile FETÖ kanlı bıçaklı hale gelmiş bulunuyordu.

Erdoğan ile Fethullah birbirlerine ağza alınmayacak laflar söylüyorlar ve birbirlerini yerin dibine sokup sokup çıkarıyorlardı.

Ancak, burada şöyle birşey var: 

Davut Uçum ile Aydın Özsıcak'ın elektronik cihazları sökmüş olmaları önemli değil. Onlar öyle bırakılacak değildi, eninde sonunda sökülecekti. 

O cihazları kimlere verdiler, akıbetleri ne oldu? 

Bunun için emir almışlar mıydı? 

Kim emir vermişti? 

Asıl bunlar önemli. 

*

Bu şahıslar FETÖ'nün talimatıyla suikastin karartılmasında rol aldılarsa, itirafçı olmamaları için FETÖ'nün onlara dolaylı yollardan da olsa sahip çıkması gerekirdi.

Çıkmamışlar.

Avukat bile vermek istememişler.

Eldeki verilere göre, onlara sahip çıkmak istemedikleri, kendileriyle bağlantılı birinin avukatlıklarını üstlenmesinden bile rahatsız oldukları ortaya çıkıyor.

Onların, "Örgüt bizi sattıysa biz de onları satarız, kendimizi kurtarmak için itirafçı oluruz" diyebilecek olmaları umurlarında bile değil. Yani onlara herhangi bir borçlarının bulunmadığını, onlarla, "kendilerini ele vermekle" tehdit edebilecekleri bir bağlantıları ve ilişkilerinin olmadığını düşünüyorlar. 

Normalde, bu kişiler kendi adamları olsalar (ya da söz konusu davalık icraatları kendilerinin emriyle yapılmış olsa) sahip çıkarlar.. Olaydaki örgüt izini silmek için de FETÖ'cü olmayan piyasa avukatlarını onlar için ayarlarlar.

Hiç oralı olmamışlar. "Aman bir kumpasa gelmeyelim, bu işe hiç bulaşmayalım" demişler. 

Şöyle düşündükleri anlaşılıyor: 

"Tamam, bu kişiler bizim toplantılarımıza, sohbetlerimize belki iştirak eden kişiler, belki bizden biri gibi biliniyorlar, fakat, devlet kurumlarında çalıştıkları için oralardaki amirlerinin talimatlarını yerine getirmişler, ve şimdi bu yaptıkları, bizimle ilgisiz olduğu halde, bizim sırtımıza yüklenebilir. Burada bir tezgâh, bir kumpas var gibi görünüyor.. Aman ha, uzak duralım, tedbirli olalım!. Bu arkadaşlara biz mi devlet memuru olun dedik, hamama giren terler, bize bulaşmasınlar."

Bu Davut Uçum ile Aydın Özsıcak davada (olayın kapatılması, delillerin yok edilmeye çalışılması hususunda) kilit isim gibi görünüyor.

Gerçekten FETÖ'cüler mi, yoksa FETÖ'cü gibi mi gösteriliyorlar, orası da bir muamma..

Davanın düğüm noktasını da sanırım elektronik cihazların akıbeti oluşturuyor.

O cihazlar kimlere verilmişti?

Nereye gittiler?

Asıl araştırılması gereken, bunlar!

Pilotun karısının bir kitaptaki parmak izi değil.

*

Odatv’nin haberinde ciddiye alınıp tartışılmayı hak eden başka birşey yok..

Boş laf salatası.. Fasa fiso..

Birileri resmen aklımızla alay ediyor. 

Tamam FETÖ'ye yönelik bazı iddialarınız doğru, fakat hepsi değil. 

Konuyu merak edenlere ilgili kitabımızı tavsiye ederiz.


E-KİTAP: İLAHİYAT MERASININ AYRIK OTLARI

 

https://archive.org/details/ilahiyatcilar-sirkinin-canbazlari


İLAHİYAT

MERASININ

AYRIK OTLARI


Dr. Seyfi SAY

 

İÇİNDEKİLER

 

BİRİNCİ BÖLÜM: TARİHSELCİ MODERNİSTLİĞİN DÖKÜLEN SIVASI: MUSTAFA ÖZTÜRK

MUSTAFA ALDI BAŞINI GİDİYOR: KEMALİSTLİKTEN MARKSİSTLİĞE.. 7

İNGİLİZ İCADI “FAZLUR RAHMANİYYE MEZHEBİ” VE EN KARA ANKARA EKOLÜ 14

BİR ZAMANLAR MUSTAFA… 24

DEVLETÇİLİK ELEŞTİRİSİNDEN DEVLETÇİLİK PUTHANESİ HADEMELİĞİNE… 37

MUSTAFA ÖZTÜRK’ÜN EGZANTRİK İCADI: AKILSIZ AKILCILIK 42

MAĞDURUMSULAŞTIRMA OPERASYONU 51

DERİN EŞEK ŞAKASI 54

ANNESİNE İLAHİYAT’TA PROF. OLDUĞUNU SÖYLEMEYİN, ÜZÜLMESİN, BAR FEDAİSİ SANIYORDUR 59

SAHNE İLAHİYATÇISI MUSTAFA ÖZTÜRK’ÜN DAYANILMAZ ARSIZLIĞI 67

MUSTAFA ÖZTÜRK’E ÜCRETSİZ ÖZEL ÖZ DERS: TUTARLILIK, DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ VE TARTIŞMA ADABI 81

MUSTAFA ÇOĞULCULUĞA KARŞI.. ‘BAĞ’DA TEK BAŞINA YAŞAMAK İSTİYOR 84

İLAHİYAT MAFYASININ “ARTİST” JOHN GOTTİ’Sİ 92

 

İKİNCİ BÖLÜM: TARİKATÇILARIN YÜZ KARASI: CÜBBELİ CEHALET

CÜBBELİ ŞEAMET SİYASETİ 96

CÜBBELİ MARKA HÜKÜMDAR DALKAVUKLUĞU VE ÖZEL SİPARİŞ ADRESE TESLİM “FARZ” İMALATI 106

CÜBBELİ AHMET’İN ‘HOCAEFENDİ’Sİ FETHULLAH VE ‘KURTARICI’SI SELANİKLİ 110

SELANİKLİ ATATÜRK’ÜN SON MODEL CÜBBELİ MEDDAHI 118

CÜBBELİ MARKA “HİKMET PAZARLAMA” 126

CÜBBELİ KOMEDYEN, KUTUPLAŞMA OLMASIN DİYE ATATÜRK DE ATATÜRK DİYORMUŞ 130

DEVLETİN SAHİPLİĞİ HUSUSUNDA HEPİMİZ EŞİTİZ, FAKAT BAZILARIMIZ DAHA EŞİT 142

ELMALILI HOCA’NIN PENCERESİNDEN GÖRÜNEN CÜBBELİ MANZARASI: TAĞUT AVUKATLIĞI VE ŞİRK SÖZCÜLÜĞÜ 149

HALİD-İ BAĞDADÎ, ŞEYH ŞAMİL, VE CÜBBELİ CEHALET 154

İSMAİLAĞA CEMAATİ, CÜBBELİ AHMET, SİYASAL İSLAM VE SİYASAL DİNSİZLİK 159

CÜBBELİ HACALETİN İSTİKAMET ÖLÇÜSÜ: DEVLET SEVİCİLİĞİ 174

CÜBBELİ FELAKET, MANTIKSIZLIKTA ATATÜRK’ÜN İZİNDE 180

CÜBBELİ’NİN MİLLETİ KERİZ YERİNE KOYAN ATATÜRKİSTLİĞİ 188

CUMHURİYET BAYRAMI’NI KUTLAYAN CÜBBELİ ATATÜRKÇÜLÜK (NEO KEMALİZM) 194

CÜBBELİ LETAFETİN SAHABEDE ARADIĞI “FAZİLET” 208

 

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: KADERSİZ ABDÜLAZİZ BAYINDIR

ABDÜLAZİZ’İN KADERLE KEDERLİ SAVAŞI 211

KADERSİZ ABDÜLAZİZ BAŞINI MUCİZE KAYALIĞINA VURURKEN 222

MUCİZE İNKÂRCILIĞININ ARDINDAKİ “İNGİLİZ AKLI” 228

 

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: ARASIRA BOY VERENLER

İBRAHİM MARAŞ’IN "AÇIK BÜFE" LAVAŞ MEZHEBİ 234

YASİN AKTAY’IN GARİP DENKLEMİ: SEZEN AKSU ARTI MUSTAFA ÖZTÜRK ÇARPI DEVLET BAHÇELİ BÖLÜ ALPARSLAN KUYTUL  243

FEHMİ KORU’DAN ATATÜRK GÜZELLEMESİ 247

DEVLETİN DİNİ OLARAK İSLAM’I BEĞENMEYEN AHMET HAKAN’LARIN BULUP SEÇTİKLERİ DİN 257

ALİ KÖSE, TRT EKRANINDA CEMAATLERİ NASIL LİNÇ ETTİ? 260

MUSTAFA ÇAĞRICI’NIN “KARAR”I: DEVLET İSLAM’A GÖRE GÜNCELLENMESİN; İSLAM, DEVLETE GÖRE GÜNCELLENSİN 272

İLAHİYATÇILAR CEMAATİNİN “LOREL İLE HARDİ”Sİ: TASLAMAN VE OKUYAN 276

NURETTİN YILDIZ GİBİ ÜVEY TÜRKLER VE YENİ ŞAFAK’IN ÖZ TÜRK’Ü 283

ADI BÜZGÜN, KALBİ SÜZGÜN: ŞABAN ALİ DÜZGÜN 286

 

BEŞİNCİ BÖLÜM: FARUK BEŞER, BEŞER ŞAŞAR

BİLGİ, İMAN, AMEL VE GÜNAH 290

FARUK BEŞER’İN “MUCİZE”Sİ 295

KABİR AZABI VE MANEVÎ TEVATÜR 299

BİR YAZIDAKİ ÜÇ HATA 306

HZ. MUSA ALEYHİSSELAM BİLGİSİYLE GURURA MI KAPILDI? 310

KÜFÜR SÖZLER VE TEKFİR 313

HİKMET YOKLUĞU: EŞEĞİN AKLINA KARPUZ KABUĞU DÜŞÜRMEK 322

DEĞİŞEN HÜKÜM DEĞİL, SİYASÎ VAZİYET VE ŞARTLAR 331

FARUK BEŞER’İN “DİNİ ANLA(YA)MAMA” ÖLÇÜLERİ 336

MEZHEPLER DİN DEĞİL DE, SENİN RESMÎ İDEOLOJİYLE ÇATIŞMAMAK İÇİN KIVRAK DANSLAR YAPAN DEĞERLENDİRMELERİN Mİ DİN? 343

FETVA İSTEYENE BÖYLE Mİ CEVAP VERİLİR?! 353

ÖMER NASUHİ BİLMEN HOCA, FARUK BEŞER VE HAYRETTİN BEY 362

İHLASIN TEMELİ 366

YALAN 369


A’DAN Z’YE MUHSİN YAZICIOĞLU DOSYASI

  Başlık bana ait değil, Odatv ’nin haberinin başlığı.. İddialı bir başlık.. A’dan Z’ye.. 32 kısım tekmili birden.. Ben de Yazıcıoğl...