"BENİM TEKFİRCİ BİLDİKLERİMLE NE KONUŞULSUN, NE TARTIŞILSIN.. ONLAR.. ANLARSIN YA!.."
Altay Cem
Meriç diye son yıllarda meşhur
olmuş bir şahıs var.. Gençler için faydalı bazı çalışmaları varsa da, kimi
söylemleri bazı arızalarının bulunduğunu gösteriyor.
Hepimiz gibi
yüzeyden devlete bağlı, fakat derin bağlantıları da var
mıdır, bu konuda konuşmak için erken deyip geçelim..
Altay Cem, IŞİD midir,
DAİŞ midir, DAEŞ midir, DEAŞ mıdır, her ne zıkkım ise, Yalova’da bu çeteye 2025 yılı sonunda yapılan operasyon nedeniyle “tekfircilik” meselesi gündeme geldiği için X hesabında, 30 Aralık 2025 tarihinde, bize Kemalist derin düzen kafasını ve 28 Şubat'ı hatırlatan bazı şeyler yazmıştı.
Ağzından dökülenlere baktığımızda, içinden geçenlerin daha fazla olabileceğini düşünmeden edemiyoruz.
Makul ve mutedil müslüman edasıyla ortaya çıkan böyle olursa, Kemalistler nasıl olur, varın siz düşünün dedirtecek cinsten ifadeler..
*
IŞİD’in
bir Amerikan projesi olduğu biliniyor.. Trump,
projenin mimarının eski ABD Başkanı Obama olduğunu
açıklamıştı.
ABD ve
İsrail’in (MOSSAD’ın) aparatı durumunda
bir örgüt..
Ancak, Trump bunu
açıklamadan da zaten bunun böyle olduğu gelişmelerin seyrinden anlaşılıyordu.
Anlaşılmıştı.
Son dönemde
adlarını Afganistan’ın Taliban yönetimine yönelik
bombalama ve suikast eylemleriyle duyuruyorlar.
Örgütün “taban”daki
elemanlarının, İsrail ve ABD aparatlığının farkında olmaması sonucu
değiştirmiyor. (Fethullahçı Takiyye Örgütü’nün durumu da buydu.. Tabanın genelde yukarıda dönen dolaplardan haberi yoktu. Belki hâlâ da yok.. FETÖ başlangıçta CIA-MİT konsorsiyumunun aparatıydı, Fethullah Gülen’in
Pensilvanya’ya “iltica” etmesinin ardından MİT’i “takmamaya”, sadece CIA’den
emir almaya başladı.)
(“İstiklal Harbi, milli mücadele” vs. dediğimiz hareket de Birinci Dünya Savaşı’nın galibi İngilizler tarafından Osmanlı İslam Devleti’ni ve Hilafet kurumunu yok etmek, Türkiye’yi laik yani “siyasal dinsiz / siyasal kâfir” yapmak için tasarlanmış bir proje idi..
Curzon’un taşeronu Selanikli Atatürk’ün emri altına giren millet, dilindeki “din, iman, hilafet, şeriat, vatan, millet, Sakarya” edebiyatı yüzünden onun Osmanlı Devleti ve Hilafet için harekete geçtiğini zannediyordu.. Fakat farkında olmadan Hilafet'in yıkılışına hizmet ettiler.
Evet, IŞİD’in söylemleri önem taşımıyor,
arkasında kimlerin olduğu, neye hizmet ettiği önemli.)
*
Altay Cem’in X
hesabındaki sözlerine gelelim.. Şöyle:
"Şimdi toplum
tabanı açısından düşünelim ;
Tekfircilik retorik üzerine kurulu zayıf bir teorik
pozisyondur. Retorikle tamamen mağlup edilemez. Burhan ve cedelle
hiç mağlup edilemez.
Ortalama bir
tekfirci “alim” görünen kişinin 20 puanlık din bilgisi olsa ve Gazzali (1000
puan olsun) ile tartışsa ;
Dışardan
izleyen 10 puanlık adam için sadece kendisinden daha bilgili iki kişi tartışmış
olur. İkisinin de ne kadar bildiğini tartmaya kudreti yetmez.
Gazzali böyle bir cedelde büyük bir galebe çalsa dahi izleyen
100 kişiden 10 tanesi tekfirciyi haklı bulabilir. Bu da havaric için
başarılı bir operasyondur.
Zaten hiçbir
zaman toplumların çoğunluğu olamadılar. Yapısal olarak buna müsait değiller.
Ancak belli bir kalabalık onlara yeter.
Cedel ve münazara ancak belli bir
algı kapasitesi üstünden katılımı engeller. Toplum tabanında fırsat
verilmiş retorik ise her zaman sonuç verir.
Cedel, tabandaki sorunu çözmez. İbn Abbas Nafi
ile cedel etti. Mat etti. Faydası da oldu ama havaric cedelle ortadan
kalkmadı. Hz. Ali üstlerine yürümek zorunda kaldı.
Tekfir ederek
canını ırzını namusunu helal gördükleri müslümanları
salak yerine koyuyorlar. Kılıca güçlerinin yettiği her yerde kılıç kullandılar.
Ama senin
gücün yetiyorken “fikir” falan diye safa yatarak güçlerinin
yeteceği günü bekliyorlar. Tekfir gerçekten önemli bir politik alamettir.
Elimde
olsa Nizamülmülk’ün Siyasetnamesini okullarda
ders olarak okuturdum.
*
Evet, Altay
Cem’in yazdıkları bunlar..
Bu meseleyi “kurulu
düzen” açısından “analiz” eden MİT’çi istihbarat personeline
(özellikle de asker kökenli olanlarına) fikirleri sorulsa herhalde üç aşağı beş
yukarı bunları söylerler.
Altay Cem'in
hemen her cümlesi yanlış.. Ayrıca, tekfircilerde gördüğü gaddarlık,
dayatmacılık ve saldırganlık ile malul..
İlk
paragraftan başlayalım.. Şöyle diyor:
“Tekfircilik retorik üzerine kurulu zayıf bir teorik
pozisyondur. Retorikle tamamen mağlup edilemez. Burhan ve cedelle
hiç mağlup edilemez.”
Tekfircilik
denilen şey retorik (belagat, etkili ve ikna edici söz söyleme sanatı) üzerine
kuruluysa ve zayıf bir teorik pozisyona sahipse, bundan, zayıf olmayan bir
teorik pozisyona sahip retorikle tamamen mağlup edilebileceği sonucu çıkar. Kolayca..
Hele bir de devletin imkânlarının elinizin altında olduğunu gözönüne alırsanız, buna çocuk oyuncağı demek gerekir.
*
Daha ilk iki
cümlesinden şu anlaşılıyor: Altay Cem’in kendi lafları aslında göz boyayıcı
retorik ve süslü püslü kelimeler üzerine kurulu bir “pozisyon”u temsil
ediyor..
Ve bu pozisyon
“teorik” düzeyde zayıflığın son sınırında.. Teorik yönü boşluk alarmı veriyor.
Tekfirci
teorik pozisyon, retorikle (aynı türden alet edevat ve silahla) “tamamen”
mağlup edilemezken, “Burhan ve cedelle hiç mağlup
edilemez”miş. Öyle diyor.
Burhan, akla ve mantığa hitap eden “delil/kanıt”
demek oluyor. Mücadele kelimesi ile aynı kökten gelen cedel ise, “delil”lere
dayalı tartışma anlamına geliyor. (Retorik, insanların aklından ziyade duygularına,
hassasiyetlerine ve zaaflarına hitap eder.)
Eğer tekfircilik retorikle tamamen,
burhan ve cedelle hiç mağlup edilemiyorsa, çok güçlü
bir teorik pozisyon üzerine kurulu demektir.
Söz
sanatlarını sonuna kadar istismar edip kullanıyor fakat tam sonuç
alamıyorsanız, iş “delil” bahsine gelince de söyleyecek “hiç” birşey
bulamıyorsanız, yanlış yerde duranın siz olduğunuz sonucuna varmak gerekir.
*
Sıradaki
paragraflar:
“Ortalama bir
tekfirci “alim” görünen kişinin 20 puanlık din bilgisi olsa ve Gazzali (1000
puan olsun) ile tartışsa ;
“Dışardan
izleyen 10 puanlık adam için sadece kendisinden daha bilgili iki kişi tartışmış
olur. İkisinin de ne kadar bildiğini tartmaya kudreti yetmez.”
Böylece,
“tekfirci” olarak nitelediği kişileri “alim görünen kişi” olarak etiketliyor.
Altay Cem
tekfircilikten neyi anladığını yazmadığı için, “alim görünmek”le neyi
kastettiğini de çözemiyoruz.
Ancak, İmam
Gazzalî’yi “tekfirci” olarak görmediği kesin.. 1000 üzerinden 1000
(yazıyla bin) puanlık bir alim olarak gördüğü
anlaşılıyor. Bin basamaklı bir merdivenin en üstünde..
*
Ne var ki,
Altay Cem gibilerin “tekfirci” olarak nitelendirdikleri birçok kişi,
İmam’ın şu sözlerinden daha fazlasını söylüyor değiller:
“… Ancak bid’ati [savunduğu “Kitap ve Sünnet’e aykırı”
görüş] sebebiyle kâfir olmuşsa, kıbleye yönelerek namaz kılsa ve
kendisinin müslüman olduğunu zannetse bile artık bu durumda onun
muhalefetine itibar edilmez. Çünkü ümmet, kıbleye yönelerek namaz kılanlardan
değil müminlerden ibarettir. Bu ise, kendisinin kâfir
olduğunu bilmese bile kâfirdir.”
(Gazzâlî, el-Mustasfâ, C. 1, çev. Y. Apaydın, İstanbul:
Klasik, s. 301-302.)
Evet, İmam,
kıbleye yönelerek namaz kılan ve kendisinin müslüman olduğunu söyleyen (hatta
buna inanan) kişilerin, bid’atleri sebebiyle tekfir
edilebileceklerini söylüyor.
Mesela “Ben
müslümanım, İslam’ın zekat gibi emirleri güzel; ahlâkî öğütler de iyi, fakat
faiz yasağı, Allah yolunda cihat, şeriat hükümleri vs. bana göre değil, bunları
gereksiz görüyorum” diyen kişi, namaz da kılsa kâfirdir.
Ben demiyorum,
İmam diyor.. Ben de katılıyorum.
Ne yazık ki
günümüzde, “kendisinin kâfir olduğunu, küfre düştüğünü” anlamaktan aciz ya da
(milli mücadele sırasında müslüman görünerek milleti aldatan Selanikli Atatürk
gibi) "küfrünü saklayan" kâfirler yüzünden bu ülkede rahat ve
huzurumuz yok.
Bu tür
kâfirler, “İmam Gazzalî gibi de konuşmayacaksınız, biz her küfür
bid’ati memlekete hakim kılacak, sonuna kadar savunacağız, fakat yakınlarımızın
cenaze namazını kıldığımız için bizi asla tekfir etmeyeceksiniz. Yoksa gözünüzü
oyarız, sizi kabre koyup ağzınızı toprakla doldururuz” diyorlar.
*
Geçelim:
“Gazzali böyle bir cedelde büyük bir galebe çalsa dahi izleyen
100 kişiden 10 tanesi tekfirciyi haklı bulabilir. Bu da havaric için
başarılı bir operasyondur.”
Psikolog
Maslow, elindeki tek alet çekiç olan kişinin herşeyi çivi
zannedeceğini söylüyor.. Bütün hayatı "operasyon"
demek olan istihbaratçı taifesinin zihinsel kodları ile düşünenlerin de bir
zaman sonra herşeyi "operasyon" olarak görmeye başlamaları doğal
karşılanabilir.
Hz. Ali r. a. döneminde ortaya çıkan havaricin
(haricîlerin) tekfirciliği malum.. Bunlar önce Hz. Ali’nin
taraftarıydılar, askeriydiler, sonra Hz. Ali’yi tekfir edip ayrı bir grup
haline geldiler.
Kur’an ayetlerini akla ve mantığa aykırı şekilde
yorumluyorlardı.
Konu hakkında
hiçbir bilgisi olmayan 100 kişiden 90’ını bir cedel (münakaşa, tartışma) ile
doğru çizgiye getirebiliyorsan, yüzde 10’u kaybetme korkusuyla tartışmadan uzak durman ve insanların
hepsinin cehaletine razı olman ahmaklıktır.
Meseleyi tartışmadığında onların belki 100’ünü de kaybediyorsun; nereden nasıl bilebilirsin?..
Boşluk ve cehalet, istikametin garantisi değildir.
*
Havarici
bırak, bugüne gel.. 15 Temmuz’dan sonra başta Fethullah
Gülen olmak üzere FETÖ’cü olarak bilinen hemen herkes
resmen tekfir edildi..
Fethullah’ı ve
avanesini CIA’in emrine (ya da kontrolü altına) girdikleri için
tekfir ediyor iseniz, “Şeriat değil çağdaş uygarlık istiyoruz” diyerek Osmanlı
Devleti’ni yıkıp Türkiye’yi hristiyan Batı bloğunun bir parçası haline
getirenleri de aynı gerekçeyle tekfir etmeniz gerekir.
Ayrıca, Avrupa
Birliği üyeliği için çaba gösteren ve bunu destekleyen herkesi de
tekfir etmek zorundasınızdır.
Devletçe
yapılan şeyi herhangi bir grup (kendi adlandırmalarına göre “cemaat” ya da “hareket”)
devletten bağımsız yapınca mı küfür sebebi oluyor?
Türkiye
Cumhuriyeti Allah’ın ve Rasulü’nün ilke ve inkılaplarına göre
yönetilen bir İslam devleti olsa ve vatandaşlardan bazıları “Biz İsviçre
Medenî Kanunu’nu, İtalyan Ceza Yasası’nı vs. istiyoruz, Şeriat’e düşmanız..
Şeriat irticadır, tehlikedir, kahrolsun Şeriat!” deseler, onları tekfir
etmek için bir gerekçeniz olabilir, fakat zaten ABD’nin müttefiki (azat kabul
etmez yandaşı, stratejik ortağı, müttefiki) olan bir devletin vatandaşları
ABD’nin güdümü altına girdiği zaman, onları hangi "tutarlı" gerekçeyle tekfir
edebilirsiniz?..
Küfür,
"sivil" olunca küfür oluyor, "resmî" olunca küfür olmaktan
çıkıyor mu?! Küfrün sizin lehçedeki manası bu mu?
(Kanaatimce,
bazı FETÖ’cüler, tekfiri gerektiren düşünceler serdediyorlar. Ancak
Türkiye’nin çifte standartçı tekfircilik karşıtları FETÖ söz
konusu olduğunda hemen çark ediyor, onları en gelişmiş tekfir topları ile
bombardımana tabi tutuyorlar. Aynı çifte standart FETÖ’cülerde de var. Siyasal
İslamcı, cihatçı vs. dedikleri kesimler için “tekfir” anlamına gelen sözler
sarfediyor, “Bunlar müslüman değil” diyorlar.)
*
Devam ediyor
Altay Cem:
“Cedel ve münazara ancak belli bir
algı kapasitesi üstünden katılımı engeller. Toplum tabanında fırsat
verilmiş retorik ise her zaman sonuç verir.
“Cedel, tabandaki sorunu çözmez. İbn Abbas Nafi
ile cedel etti. Mat etti. Faydası da oldu ama havaric cedelle ortadan
kalkmadı. Hz. Ali üstlerine yürümek zorunda kaldı.”
Bunlar,
mantıklı ve tutarlı düşünmekten aciz bir şahsın şirin sayıklamaları.
“Toplum
tabanında fırsat verilmiş retorik her zaman sonuç verir”
ise, tekfircilik karşıtı olarak sen de salt retorikle sonuç
alabilirsin demektir.
Elinde imam hatip liseleri, ilahiyatlar, müftülükler, camiler, imam ve müezzinler ordusu, okullar, üniversiteler var, bütün camilerin “gündem”ini sen belirliyor, “hutbe”leri sen yaz(dır)ıyorsun.
Dahası elinde devletin TRT’si, televizyon kanalları ve MİT’in kontrolü altındaki
basın yayın organları, sosyal medya trolleri var, o zaman neyden korkuyorsun?..
Daya retoriği, al sonucu!..
Alamıyorsan, suç retorikte değildir, senin kafandadır.
*
Devam ediyor
Altay Cem:
“Tekfir ederek
canını ırzını namusunu helal gördükleri müslümanları
salak yerine koyuyorlar. Kılıca güçlerinin yettiği her yerde kılıç kullandılar.
“Ama senin gücün yetiyorken “fikir” falan diye
safa yatarak güçlerinin yeteceği günü bekliyorlar. Tekfir gerçekten
önemli bir politik alamettir.”
Kılıca
güçlerinin yettiği her yerde kılıç kullananlar sadece “tekfirci” diye bilinen
topluluklar değil.
Müslümanları
salak yerine koyan başkaları da var. Onlar “Kanla irfanla
kurduk biz bu Cumhuriyet’i” diyorlar.
Onlara sıra
gelince bu köylü kurnazı Altay şunları diyor:
“(Atatürk’e
karşı) Bir aşk nefret ilişkisi içinde de değilim. Ben tarihî karakterlerle öyle
bir ilişki kurmuyorum. Ama, bana sorarsanız mesela Kadir Mısıroğlu’nu
tenkit edeceğim konulardan birisi budur: Çok hissî tarih okuma tarzı, özellikle
Mustafa Kemal konusunda, üslubu da bence..”
Merhum Kadir
Mısıroğlu’nun Selanikli konusundaki hissîliği, Atatürk
yandaşlarının putperestçe hissîliğinin yanında solda sıfırdır. Devede kulak
bile değildir, tek bir yarım tüydür.
*
Ayrıca bu
devletin “yasal” yapısı, bir devlete (hele de çağdaşlık iddiasındaki
bir devlete) yakışmayacak şekilde vatandaşlara, Selanikli ile, tamamen
hissî bir ilişki kurmaları dayatmasında bulunuyor..
Bütün devlet
kurumları Atatürk heykeli, büstü, resmi ile dolu.. İlkçağın puthanelerindeki
görüntüleri akla getiriyor.
Bazı vatandaşlık haklarından faydalanabilmek için Atatürk ilke ve inkılapları diye adlandırılmış olan İngiliz ilke ve inkılaplarına iman ettiğinizi, ölene kadar sadık kalacağınızı yeminle beyan etmek zorundasınız..
Aksi takdirde ortaçağın serf ve paryası, ilkçağın kölesi gibi
ikinci veya üçüncü sınıf vatandaş haline geliyorsunuz..
Birinci sınıf vatandaş muamelesi görmeniz ise, "fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür" olmaktan vazgeçip ("birinci sınıflığın hatırı" için) şahsiyetsiz hale gelmenize bağlı..
"Hukukuna malik olmayan" köle olmak
bakımından değişen birşey yok, fakat "birinci sınıf" vatandaş olmanın
maddî getirisi var.
*
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Atatürk’le kurduğu bu hissî ilişkiye ve bu ilişkinin millete dayatılmasına (nice bedel ödeyerek, hakaret ve aşağılamaya uğrayarak) itiraz etme cesareti gösterdiği için, Kadir Mısıroğlu, gelecek kuşaklar tarafından rahmet, minnet ve şükranla anılacaktır.
Altay Cem’e
de utanç madalyası olarak, yukarıya aldığımız lafları yeter de artar.
Onun bu
sözleri, Atatürk’le değilse bile, Atatürkist devletle gayet sağlam hissî
(duygusal) ilişki kurmuş olduğunun ileri sürülmesine yol açabilir.
Tarihî
karakterlerle aşk-nefret ilişkisi kurmuyormuş.. Eğer öyle
olsan, tekfircilik bağlamında sıraladığın şu boş lafları yazabilir
miydin?!
(Demek
zorundayız: Herkese “lo lo” da bize de mi “lo lo”, kurnaz köylü?)
*
Evet, bu hissî
akıl hocası, “Tekfir ederek canını ırzını namusunu helal gördükleri müslümanları
salak yerine koyuyorlar” diyor.
Bu ülkenin
işkence tarihine ve derin devlet siciline bakıldığında, tekfir etmeden
de can, mal, ırz ve namusu helal görenlerin bulunduğu farkediliyor.
Tekfir
etmiyorlar, daha çağdaş kavramlar kullanıyorlar. Mesela “vatan
haini” oldunuz, tevbesi olmayan bir suç işlediniz filan diyorlar.. Uyduruk
lügatlarında vatan hainliği, onlar gibi inanıp düşünmemek, onların
cinayetlerini ve rezaletlerini onaylamamak anlamına geliyor.
MİT’çi Mehmet
Eymür açıklamıştı, bu devletin
Milli Güvenlik Kurulu’nda alınan karar sonucu, sırf malı için öldürülmüş
adamlar var bu cennet vatanda.
Bu ülkede üç
beş tane çapulcu tekfircinin yapabileceği birşey yok.. Ancak yerli ya da
yabancı istihbarat servisleri tarafından kullanılırlar, başka da birşey
yapamazlar.. Devlet işi ciddi tutarsa onları bostandaki patates gibi bir günde
toplar.. Asıl sorun, devlet gücünü elinde tutan, "adaletin mülkün/devletin
temeli olduğunu" görmezden gelerek hukukun dışına çıkıp devlet gücünü
istismar eden canavar ruhlu “resmî ideoloji tekfircileri”..
Mesela,
FETÖ’cü diye gözaltına alınan bazı kadınlara (Hakan Fidan’ın
liderlik ettiği MİT’çiler tarafından) tecavüz edildiği, kimilerinin hamile
kaldığı, Avrupalılar tarafından dile getirildi.
Tekfirciler
MİT’e sızdığı için mi?! Ha, ne dersin, hissiyatsız Altay?
Ahmet
Davutoğlu’nun dışişleri bakanlığı
zamanında medyaya yansıyan bir ses kaydında Fidan’ın, “Suriye’den Türkiye’ye
birkaç füze attırır, savaş bahanesi üretirim” anlamına gelen sözleri yer
alıyordu.. Asıl sorun bu kafa!.. Kayseri’de Suriyeliler’e karşı organize
saldırıya geçildiğinde MİT’in bu tür marifetlerini hatırlamış ve şunları
yazmıştım:
[Kayseri’de yaşanan türden
olaylar bazen, saldırıya uğrayan kitleye “Önünüzde üç seçenek var, ya her
konuda entegrasyona, asimilasyona razı olacaksınız, ya
pılınızı pırtınızı, tasınızı tarağınızı toplayıp defolup gideceksiniz,
ya da böyle şeyler yaşayacaksınız, seçim sizin” mesajının verilmesini,
mültecîlerden şikayetçi kitlenin de “gazının alınmasını” sağlar.
Fakat bizim devletimizin
derinlikleri böyle “anlatılamayacak” şeyler planlamazlar ve yapmazlar, çok
dürüst, çok ahlâklıdırlar.
Onların kitabında suikast tipi
şeyler de yer almaz.
Güldür Güldür
Show’da (Tarkanvari Kara Mesut’un,
hanına, hanesine tecavüz ettiği) hancı İbrahimus’un “Hanıma tecavüz ettiniz”
diye feryat etmesine yol açan türden sapıkça işler onların
kitabında yazmaz.
Böyle işler akıllarına bile
gelmez.
Ancak, bazı FETÖ’cüler gibi
yurtdışına kaçmış hainler Atatürk tipi “namus” abidesi devlet
görevlilerine, tutuklanmış FETÖ'cü kadınlardan bazılarına yapılan muamele
hakkında böylesi iftiralar atabilirler.. Aldırmayın.. Ne mutlu Türküm diyene!.
Bir Türk dünyaya bedeldir.. Türküm doğruyum çalışkanım…]
(https://seyfisay.blogspot.com/2024/07/su-sozler-erdogana-ait-baknz-bunu.html)
Nasıldı o söz, ne diyorlardı, “Biraz delikanlı ol,
ciğerimi ye!”, böyle miydi?
*
Gelelim son cümleye:
“Elimde
olsa Nizamülmülk’ün Siyasetnamesini okullarda
ders olarak okuturdum.”
Bunu yazan adam, retorikten, burhandan, cedelden
ümidini kesmiş adam..
Siyasetname’yi ben de
okudum ama, böyle bir cümleyi kuran adam için aklıma “Sen ukalalığın
şımarmışının resmini yapabilir misin Abidin?” sorusu dışında birşey gelmiyor.
(İlk yayın tarihi: 30 Aralık 2025)