ÇIRAK ARANIYOR
Elim sanata düşer usta
Dilim şükre, yüreğim acıya
Ölüm hep bana
Bana mı düşer usta?
Sevda ne yana düşer usta
Hicran ne yana
Yalnızlık hep bana
Bana mı düşer usta?
Gurbet ne yana düşer usta
Sıla ne yana
Hasret hep bana
Bana mı düşer usta?
Refik Durbaş
Facebook üzerinden yapılan paylaşımın
yazarı olarak Mustafa Güldağı diye biri
görünüyordu.
Paylaşıma bakıldığında, yazan kişinin eli kalem tutan
biri olduğu anlaşılıyordu.
Muhtemelen bu Mustafa Güldağı, internette birkaç kitabın yazarı olarak görünen Mustafa
Güldağı’ydı.
[Anladığım kadarıyla “yazar Mustafa Güldağı”
diye bir vatandaşımız yok.. Bir grup istihbaratçı tarafından
hazırlanan dosyaları bu isim altında yayınlıyor veya yayınlatıyorlar.
Twitter’da (X’te) iyi ve
faydalı paylaşımları da var, fakat bu tür (sahibinin ya da sahiplerinin gerçek
kimliği belirsiz) esrarengiz hesapların yarın ne yapacağını kestiremezsiniz.
Ekşi Sözlük’te bu isimle ilgili olarak şu
ifadeler yer alıyor:
twitter'da son
zamanlarda karşıma çıkmaya başlayan akp yardakçısı yazar. particilik yapmıyor,
sadece iktidar şakşakçılığı yapıyor.
durmadan komplo teorisi sıkıyor.
komplo teorisi ve gazlama tarihle oyaladığı takipçilerine kalitesiz
kitaplarının reklamını yapmanın yanı sıra mustafa armağan kitabı falan
öneriyor.
anahtar kelimeleri: yahudi, küreselci, örgüt,
batı, abdülhamid, küreselci, devlet, oyun, abd, küreselci.
yerli ve milli
yazar. gercek vatansever ve antiemperyalisttir. yutup kanali da varmis hayirli
olsun.
etki ajanı.. klasik ingiliz tipi dezenformasyon taktikleri kullanıyor..
bir doğru çekirdeğine binlerde yalanı sarıp
yutturmak..
nette bir fotoğrafı bile yok.. mustafa
güldağı kodunu kullanan zatı bir görmek her şeyi açık
edecektir..
yüzünü gören yok, bir sürü kitap yazmış neye benzediğini bilen yok. sosyal medya hesabından
halkın beynini yıkayan ve kutuplaştıran bir ajan. ağır atatürk
ve cumhuriyet düşmanı. ingiliz elemanı olduğundan zerre şüphem yok.
(https://eksisozluk.com/mustafa-guldagi--5950302)
Bana pek İngiliz elemanı gibi gelmedi.. İngiliz
elemanı olsaydı Atatürkçülük yapardı.
(Gerçi İngiliz “eleman”ları seni aldatmak ve güvenini
kazanmak için yeri geldiğinde Atatürk düşmanlığı da yaparlar ama bunun/bunların durumu öyle
değil gibi görünüyor. En doğrusunu Allahu Teala bilir.)]
*
Bu şahıs merhum Esad Efendi’yi de diline
dolamış.
Facebook’ta şunları yazmıştı:
FETÖ, Avustralya & Esad Coşan Hoca
(Paylaşalım)
Parçaları birleştirip büyük
resmi görmek zorundayız. Pür dikkat o halde.
Esad Coşan Hoca, Avustralya’da büyük
irşad ve tebliğ faaliyeti yürütüyordu.
Fakat 2001’de Avustralya’da bir
camiyi açmaya giderken ilginç bir trafik kazası geçirip vefat etti.
Farları yanmayan bir tır önüne
çıkmış ve çarpışmışlardı. Tam bir suikast!
Burada bir duralım..
Paranoya mı, tecrübe mi?
Nasıl da biliyor bunun tam bir suikast olduğunu!
Sanki kendisi yapmış gibi!
Bu sözlerini şu cümlesi izliyor:
“Bu tip suikastlar, istihbarat
usulü suikastlardır.”
Tecrübe ve bilgi konuşuyor gibi görünüyor..
Suikastın istihbarat usulü olanı
varmış, olmayanı varmış..
Biz bilmiyoruz fakat abim biliyor.
*
Paylaşımın devamı şöyle:
Peki, bu tarihte Coşan Hoca şüpheli
bir kazada bir anda neden öldürüldü?
Bu 10 puanlık sorunun cevabına
geçelim.
Avustralya Katolik Üniversitesi’nde de 2007
yılında Fethullah Gülen Kürsüsü kurulmuş, kürsü başkanına
yıllık 143 bin Avustralya Doları maaş bağlanmıştı.
Anlayacağınız, FETÖ ülkeyi dört
taraftan sarmıştı.
Esat Coşan’ın 2001’de Avustralya’da
ölmesinin ardından Gülen Cemaati ülkede daha rahat faaliyet yürütmeye
başladı.
He, Esad Efendi o günlerde (Şubat 2001 öncesinde)
Türkiye’de Gülen Cemaati’nin çanına ot tıkamıştı, onun sayesinde Gülen
Türkiye’de hiç taraftar bulamıyor, hiçbir şey yapamıyordu.
Sıra Avustralya’ya gelmişti.
Esad Efendi sanki Türkiye’de dersaneler açıyor,
özel okullar kuruyor, BankAsya filan diye
banka kuruyor, Zaman gibi gazeteler çıkarıyor, Samanyolu gibi
televizyon kanalları kuruyor, üniversite açıyor, bir sürü
şirkete hükmediyor, Emniyet ve Yargı’da borusunu öttürüyordu, Gülen ise
dımdızlak ortada kalmıştı.
Sanki Esad Efendi yaşamaya devam etseydi Avustralya’da
da aynı şey olacaktı, Gülen Cemaati hiçbir başarı gösteremeyecekti.
Fakaaat, Fethullah Gülen uyanık
adamdı, (MİT’in can ciğer kuzu sarması müttefiki) CIA ondan da
uyanıktı..
Cüneyt gibi kılıçlarını çektiler, “N’ayır,
n’olamaz, yetti gaari, Türkiye’de olan Avustralya’da tekrarlanmayacak.. Esad
Coşan engelini ortadan kaldıracağız” dediler.
Güldağı'nın anlattığı masala göre durum bu..
Peki ya (gerekirse silah kullanacak olan, tankla
millete gözdağı veren) İsrail ve ABD uşağı (CIA ve MOSSAD işbirlikçisi) 28
Şubatçılar?..
Onlar neydi, Esad Efendi'nin müridi miydi?!
Güldağı onlardan neden bahsetmiyor?
*
Evet, (sanki Erbakan CIA’in ve MOSSAD’ın emrinde faaliyet
gösteriyormuş da yerli-milli MİT ve TSK buna isyan ediyormuş gibi) Erbakan’ı
devirip alaşağı etmiş, partisini kapatmış, siyasi yasaklı hale getirmiş olan
“yerli ve milli” MİT ile TSK, 28 Şubat’ın “yerli ve milli şahinleri”,
Güldağı’nın masalına göre, Esad Efendi’ye şunu demiş olmalılardı:
“Muhterem Hocaefendi, Türkiye’de FETÖ’ye karşı
müthiş bir mücadele verdiniz, fakat bu vatana ve millete yapacağınız
hizmetler bitmedi, ilk hedefiniz Akdeniz, pardon Pasifik
Okyanusu.. Lütfen Türkiye’yi terk edip Avustralya’ya gidiniz.. Oradan
burnumuza kötü kokular geliyor. Gelecekte FETÖ orayı üs
yapabilir. Haydi Hocaefendi marş marş, yürü de enseni görelim.
Mevzubahis olan vatansa din iman da teferruattır netekim.”
Böyle mi olmuştu?
Görüldüğü kadarıyla Güldağı mahlasını kullanan
"derin"ler Esad Efendi'nin hatırasına dağ büyüklüğünde gol atıyor,
İskenderpaşa Cemaati içindeki "eleman"lar da, o derinlerin
"içindeki çocuğu öldürmemiş" saftirikler için yazmış oldukları
paylaşımın taşıyıcı ve dağıtıcıları olarak hizmet görüyorlardı.
*
Güldağı marka atmasyon fabrikası üretimini şöyle
sürdürüyor:
Endonezya, Malezya ve
Tayland gibi Güneydoğu Asya ülkelerindeki FETÖ okullarının faaliyetleri de Avustralya’dan yönetiliyor.
Avustralya FETÖ için büyük bir
merkez haline getirildi.
Bu karar çok önceden alınmıştı.
FETÖ elemanları Avustralya’ya en
yoğun 2003 yılından sonra yerleşmeye başladı.
Yani Esad Coşan Hoca öldürüldükten 2
yıl sonra…
Durun bir dakika!
Avustralya’da İskenderpaşa
Cemaatinin lideri Esad Coşan Hoca da ciddi çalışmalar yürütüyordu.
Bu durum FETÖ’ye ciddi
engel olmaktaydı. Esad Coşan Hoca 2001 yılında Avustralya’da bir
trafik kazasında ölüyor.
Esad Efendi Avustralya'da FETÖ'ye hem de nasıl engel
(!) oluyordu!
Hani gidip görmemiş olsak “Belki” diyeceğiz de..
Gidip görmüştük.
*
Güldağı bunun ardından şunu diyor:
“Esad Coşan Hoca ta o zamanlar FETÖ
hakkında ağır sözler konuşuyordu.”
Amma da ağır sözler konuşuyordu!
Hiç de ağır söz konuştuğu yoktu. Sadece bir defa,
Fethullah'ın 28 Şubat’taki tavrı yüzünden “Ona hoca demeyin” demiş
olduğunu rivayet olarak duymuştuk..
Bunun dışında birşey duyduğumuz yoktu.
Onun asıl mücadelesi 1990’da Erbakan’la
olmuştu. (Biat-intisap meselesi yüzünden..)
28 Şubat’ta da darbeci MİT’çiler ve TSK personeli ile..
İşte Türkiye'yi bu yüzden terk etmek zorunda kaldı..
Erbakan'la olan ihtilafında ise yaşadığı mekandan yarım metre bile ayrılması
gerekmemişti.
Erbakan ile olan ihtilaf ve husumetini daha sonra bir
tarafa bırakmış bulunuyordu.
Hatta, Erbakan hükümetinin kurulmasını sağlayan oydu.
Çünkü bu hükümet, Muhsin Yazıcıoğlu’nun partisinin, ona dışarıdan
destek vermesi sayesinde kurulmuştu.
Ve Yazıcıoğlu'nu bu destek için ikna eden, Esad
Efendi’ydi.. Yazıcıoğlu, karşılığında hiçbir şey almadan Erbakan’a destek
vermişti.
Esad Efendi'nin hatırı için..
*
Güldağı marka gri propaganda merkezinin paylaşımındaki ifadelerin devamı şöyle:
[Esad Coşan] “Fetullahçı yapının çok
tehlikeli olduğunu ve insanlara çocuklarını bu yapıdan uzak tutmaları
gerektiğini söylüyordu. Vaazlarında bunu dillendiriyordu.”
Yaa! Vaazlarını biz değil, sen takip
ediyordun öyle mi?!
Evet, senin ardındaki (ya da içinde
bulunduğun) odak tabiî ki adamları vasıtasıyla takip ediyordu, fakat
dişe dokunur birşey bulamadılar.
Bulsalardı kim bilir nasıl şişirir, istismar
ederlerdi.
Bulamadılar, fakat uydurdular.
Sinekten yağ çıkarma ve tağşiş konularında ustalaşmış
müseccel sahtekâr ve yalancılar oldukları için, Esad Efendi’nin 1990
yılında Erbakan ve şürekâsı için söylediklerini FETÖ için söylenmiş gibi
gösterme madrabazlığı sergilediler.
*
Güldağı marka paylaşımın devamı da var:
FETÖ’nün Avustralya ve diğer Asya
ülkelerinde daha rahat yayılması ve faaliyet göstermesi için önündeki
engelleri kaldırmalıydı.
Bu ABD’nin de kararıydı.
CIA, suikastte önemli rol
oynadı.
Oysa cevap aranması gereken asıl soru şudur:
28 Şubatçılar şöyle bir karar almış
olabilirler miydi:
"Esad Coşan'ın Türkiye'den
kaçmasını sağladık, Türkiye'de bizim için engel olmaktan
çıktı, fakat yetmez, Avustralya'da engel olmaya devam ediyor. AKRA
FM'de yaptığı konuşmalar sadece cemaati tarafından değil,
Türkiye'deki dinci ya da dindar grupların karar merkezleri tarafından dikkatle
takip ediliyor. Onları etkiliyor. Kendisi Avustralya'da ama sesi ve
sözü burada. Esad Coşan engelinden tümden kurtulmalıyız."
Güldağı, paylaşımında öyle bir üslupla konuşuyor ki,
okuyan da tam suikast sırasında CIA ajanlarıyla muhabbet etmekte
olduğunu, hatta (TRT’nin MİT’i anlatan Teşkilat dizisinde
merkezdeki ajanların sahadaki operasyonu ekrandaki görüntüler ve kulaklık ile
takip etmelerine benzer şekilde) suikasti saniyesi saniyesine
izlediğini zanneder.
*
Bunun ardından gelen cümlesi şu:
“FETÖ de ABD’nin bir soğuk savaş
ürünüydü.”
Doğru..
Fakat ABD’nin başka soğuk savaş
ürünleri de vardı.
Mesela TSK’nın Özel Harp elemanlarının maaşını
1973’e kadar ABD veriyordu.
1950’lerin sonlarına kadar MİT’çilerin maaşını da..
Sonraki dönemde bu “CIA’den maaşlı” zerzevatın
CIA’den aldıkları emir ve talimatlar doğrultusunda TSK’yı ve MİT’i
yönlendirmeye ve manipüle etmeye, yeni personelden uygun gördükleri kişileri
zaaflarından yararlanarak ökselemeye devam ettiklerini anlamak için siyaset
dehası olmak gerekmiyor.
CIA, işgal ettiği yeri kolay terk etmez.
*
Güldağı’nın sözlerine dönelim:
Ama daha çok soğuk savaşın
bitiminden sonraki başlayacak sıcak savaş için üretilmişti.
Devam…
Ayrıca Esad Coşan Hoca emperyalizme
karşı olup bunu her defasında dillendiren biriydi.
FETÖ ise ABD ve NATO konseptine
göbekten bağlıydı.
Coşan Hoca öldürülünce FETÖ
Avustralya’daki yayılımını zirveye ulaştırdı.
Sanki FETÖ bir tek Avustralya’da yayılmış..
FETÖ asıl Türkiye’de yayıldı..
Afrika’da yayıldı..
Asya’da yayıldı..
Balkanlar’da yayıldı..
Kim sayesinde?
Türk devletinin hariciyesi (dışişleri teşkilatı)
sayesinde..
MİT sayesinde..
Demirel gibi, onlara destek vermek için 20 ayrı devlet
başkanına mektup yazan makam sahipleri sayesinde..
Daha 2013 yılında bile Erdoğan onların Türkçe
Olimpiyatları’na katılmış, onlara övgüler dizmişti..
“Ne istediler de vermedik?!" diyordu.
FETÖ’yü üreten (CIA uzantısı) Türk derin devleti
Fethullah’a her istediğini vermiş, Erdoğan da bu geleneği devam ettirmişti.
[FETÖ’nün asıl görevi/misyonu, Erbakan’ın temsil
ettiği İslam devleti ve İslam birliği idealini işlevsiz ve
etkisiz hale getirmek, “(güncellenip reforme edilmiş, İslamcı olmayan,
dinlerarası diyalog hurafesi çerçevesinde dinler arasında tarafsız kalan)
Batıcı bir Türk müslümanlığı” icat etmekti.
28 Şubat Süreci ile Erbakan bitirilince ve Erdoğan ile
ekibi “Millî Görüş” gömleğini çıkarıp laik düzene eklemlenince
Türkiye’de CIA’in istediği siyasal atmosfer oluşturulmuş oldu. Ancak
Kemalistler buna razı olmadılar, sadece Erbakan’ın değil, “Siyasal İslam”
davasıyla ilgisi kalmayan ılımlılaştırılmış “dindar”ların da tasfiye edilmesini
isteme gafletinde bulundular.
CIA ise, böylesi birşeyin Türkiye’deki “radikal
dinciliği” tekrar hortlatacağı ve Batı karşıtlığını körükleyeceği
değerlendirmesini yapıyordu.
Buna karşı Kemalistler Batı tarafından kullanılıp
atıldıklarını düşündüler. Erbakan'ın AB yanlısı hale gelip
demokratlaşan eski ekibi ile FETÖ'nün ittifak yapıp iktidar olmasını
hazmedemediler. Selanikli zorba zamanındaki türden, hep kendilerinin iktidar
olduğu bir "cumhuriyet" istiyorlardı. Ordudaki Kemalistler rahat
durmadılar, Erbakan gibi Erdoğan'ı da yemek istiyorlardı, AK Parti için kapatma
davası bile açtırdılar. Sonra da Ergenekon davasına
tosladılar.
Bu arada, daima kazanmaya alışmış olan İsrail de
boş durmadı, Erdoğan'ın tahammül ve sabır sınırlarını zorlayan, uzun vadede
siyasal tabanını kaybetmesine yol açacak atraksiyonlar sergiledi. Erdoğan bunun
da etkisiyle yeni arayışlar içine girdi ve iç siyasette yeni ittifaklar gündeme
geldi.]
*
Güldağı bunun ardından şunu diyor:
FETÖ’nün Asya ülkelerindeki tüm
kurumu Avustralya’dan yönetiliyor.
Firari FETÖ’cüler burada
saklanıyor.
Esad Coşan Hoca, FETÖ’nün kaldırdığı
engellerden sadece bir tanesiydi.
Diğerlerinin de adını verseniz bari..
FETÖ 2001 yılında Avustralya’daki sığıntı Esad
Efendi’yi engel olarak görmüş de, mesela Tayyip Erdoğan’ı
Türkiye’de niye görmemiş?
Güldağı’nın paylaşımına dönelim:
Fetullah Gülen, bir kablodur.
FETÖ’ye bağlananlar, kablonun ucunun nereye çıktığını asla bilmezler. Bilmeden
bağlanırlar.
Türkiye’de hiçbir muhafazakar genç
ve aile, doğrudan CIA ve ABD’ye bağlanamaz.
Bazen MİT sayesinde bağlanır,
geçmişte bağlanmıştır.
Mesela Latif Erdoğan ve Hüseyin
Gülerce gibi emekli FETÖ’cülere göre, Fethullah’ı CIA ile tanıştıran
MİT.
Onların iddiasını, Genelkurmay İstihbarat Dairesi eski
başkanı emekli Korgeneral İsmail Hakkı Pekin doğrulamış durumda.
Demek ki bu yapıda bir kablo varmış kablodan
içeru..
*
Paylaşım şöyle devam ediyor:
Fakat üretilen profesyonel
“kablolar” ile dolaylı yoldan bağlanıyor.
Buna profesyonel teslim alma
operasyonu diyoruz.
Burada kavga, ağa-kâhya-maraba üçgeninde
yaşandı.
Kâhya (MİT), marabanın (Fethullah-FETÖ), ağa (ABD-CIA) ile
doğrudan temas kurmasından rahatsız oldu.
Ağanın (CIA’in) stratejik ortağı olma
bakımından kâhya MİT ile maraba FETÖ arasında fark yoktu, fakat kâhya (MİT) bir
yandan ağaya (CIA’e), “Ağam, maraba ile ilişkin benim üzerimden olsun” diyerek
sitem ediyor, diğer taraftan da marabaya “Lan öküz, beni aşıp da ağaya
gidemezsin, gitmeyi sürdürürsen seni mahvederim” diyerek sopayı dayıyordu.. Dayadı..
Ağa ile kâhyanın dostluğu şu anda da iyi kötü devam
ediyor.. Arada telef olan maraba..
*
Paylaşıma dönelim:
“Son sözü Esad Coşan Hoca’ya bırakalım.
Esad Coşan Hoca 24 yıl önce bir konuşmasında şunları demişti:”
Söz konusu konuşma 1990 yılında yapıldı.
Mayıs ayında.
Erbakan’la olan ihtilaf çerçevesinde
söylenen sözler..
Öyle anlaşılıyor ki, Mustafa Güldağı’na yazı
(paylaşım) siparişi ya da talimatı 2014’te verilmiş.
Yani Aralık 2013’te meşhur 17-25
gelişmeleri yaşanıp, altı gün sonra da 2014 yılına girilip FETÖ’ye karşı ulusal
seferberlik ilan edilince..
Güldağı’nın paylaşımı Esad Efendi’den yapılan
alıntıyla devam ediyor:
“Bugün maalesef tüm İslâm
âlemi emperyalist güçlerin sultası altındadır. Kuş
uçurtmazlar, takip ederler… Hem de kendisi takip etmez… Amerika seni
John’la takip etmez, Smith’le takip etmez. Adı senin benim gibi olan Müslümanla
takip eder; canına okur. O milletin içinden çıkmış hain
vasıtasıyla takip eder ve millete en büyük zararı, kendi içinden çıkmış
insanlara yaptırır. Parayla satın alır, ajan edinir ve öyle kullanır.”
Tam on ikiden vurmuş…
— Mustafa Güldağı —
*
Evet, Esad Efendi bunları söyledikten iki yıl sonra, 1992 yılının Eylül ayı başında, İsparta’da Kovada Gölü kenarında düzenlenen çadır
kampında, bir öğle vakti yaptığı konuşmada, şöyle bir mesaj vermişti:
Bir kardeşimiz bana geldi dedi ki,
“Hocam bana devletin istihbarat görevlileri, gizli servisi,
kendilerine çalışmam için baskı yapıyorlar”. Evet, her devletin bir istihbarat
servisi olmalıdır. Fakat bunlar, bizden topladıkları bilgileri götürüp Amerikalılar’a veriyorlar. Onlar da canımıza okuyorlar.
Merhum Esad Efendi’nin, MİT‘in Türk tarihine kazıktan mamul unutulmaz bir
hediyesi olan FETÖ için birşey dediğini duymamıştık, fakat MİT için bu
ifadeleri kullanmıştı.
MİT'in, Amerikalılar'ın uşaklığını yaptığını açıkça
söylemişti.
Satılmış MİT'çiler, bu uşaklığı 28 Şubat Süreci'nde
zirve noktasına taşıdılar.
Esad Efendi bunları söylerken ben de oradaydım.
“12’den vurmuş” mu dediniz?
O sizin takdiriniz.
*
İstihbaratçıların teklifte
bulundukları tek kişi Esad Efendi’nin sözünü ettiği “kardeş” değildi elbette..
Ancak, böylesi teklifleri reddeden çok az
kişi bulunduğunu biliyoruz.
Yok denecek kadar az kişi..
Bazen havuç (menfaat), bazen sopa (tehdit)
devreye girer.. Bazıları da (Epstein türü tezgâhlarla) tuzağa
düşürülür, kaset (ya da film yıldızı) yapılır, ve şantaja maruz
kalır. Utanma belasına "mezara kadar kul köle" olur.
Şöyle çalışıldığı da olur: Önce zor duruma
düşürülürsün, sonra da “Sana destek olabiliriz, sıkıntılarından kurtulmanı
sağlayabiliriz” diye el uzatılır.
28 Şubat sürecinde ülkeyi terk etmek zorunda
kalan Esad Efendi’ye de bu “numara” çekilmişti.
Ona, kendisini ziyaret eden MİT'çiler tarafından,
“İstersen Türkiye’ye elini kolunu sallayarak dönebilirsin…” denilmişti.
(Kadir Mısıroğlu, Almanya'da bir MİT'çinin
kendisine tam da böyle bir teklifte bulunduğunu hatıratında aktarıyor. Şartları
Atatürk ve laiklik aleyhtarlığını bırakmasıydı. 12 Eylül'den sonra MİT'çi bir
albay Yeni Asya gazetesi cemaatinin lideri Mehmet
Kutlular'a benzer bir teklif yapmıştı. Şartları şuydu: Atatürk
aleyhtarlığını bırakacaklar ve Almanya'da Erbakancılar'la ve Süleymancılar'la
laik rejimin taşeronu olarak vekaleten mücadele edeceklerdi. Bu, Erbakancılar
ile Süleymancılar'a da benzer teklifler yapmamış olmaları anlamına gelmiyor.)
Esad Efendi, yapılan teklifi, ölümünden
dört-beş ay önceki son haccı sırasında (2000 yılında) cemaate açıklamıştı.
MİT’çilerin teklifini kabul etmediği için Türkiye’ye
dönmedi.
Dönemedi.
Peki, ona bu teklifi yapan ve avuçlarını yalayanların
bir “B planı” yok muydu?
*
Esad Efendi dönmedi.
Dönemedi.
Dönmesi MİT’e teslim olması şartına
bağlıydı. Tabiî “örtülü” biçimde..
Türkiye’de yaşayabilmek için yürürlükteki yasalara
uymak yetmiyordu, ayrıca bir de (ipi İsrail ile ABD’nin, CIA ile MOSSAD’ın
elinde olan) satılmış MİT’çilerin kafalarından uydurup dayattıkları “kurallara”
bağlılık sözü vermek, laik (siyasal dinsiz) Kemalist düzenin ürettiği “made in
MİT” damgalı bir “beşer icadı çağdaş ve de yerli-milli güncellenmiş
müslümanlığı” benimsemek gerekiyordu.
Esad Efendi’nin Türkiye’ye dönememesinin arkasındaki
etken FETÖ değildi, 28 Şubat orkestrasının şefi MİT’ti.
Ancak, Esad Efendi Avustralya’da uzun süre yaşama
şansına sahip olamadı. Birkaç ay sonra trafik kazasında hayatını kaybetti.
Ve İskenderpaşa Cemaati devlete (derini ve
yüzeyseliyle devlete) teslim oldu.
Varisi, varisleri, onun vefatından sadece üçbuçuk yıl
sonra alenen ve resmen Atatürk’ün laikliğini ve “Şeriat’e karşı
demokrasi”yi savunmaya başladılar.
Esad Efendi’yi teslim bayrağı çekerek Türkiye’ye
dönmeye ikna edemeyen satılmış MİT’çiler çok şanslıydılar.
Satın almayı başaramadıkları bir adam hemen ölmüş ve
denklemden düşmüştü.
*
Fethullah’a gelince..
O, Esad Efendi gibi değildi..
Dönebilirdi.
CIA ve ABD hükümeti bırakmadı.. Dönmesine izin
vermediler.
Ve, Türk istihbaratçıları Fethullah’ın trafik
kazasında ölmesi gibi bir şansı ya da bahtiyarlığı yaşayamadılar.
Papaz her gün pilav yemezdi, yiyemezdi.
(Ne FETÖ, yani Fethullahçı Takiyye
Örgütü PKK kadar sabıkası kabarık bir örgüt, ne de Fethullah,
bir zamanların “bebek katili” Abdullah Öcalan kadar “müseccel”
bir eli kanlı katildi.
Abdullah Öcalan gibi bir adama bile saygıyla selam
durabilen bir MHP’si olan Türkiye’ye Fethullah dönebilmiş olsaydı, elinden
kaçırmış olduğu “hocaefendilik” madalyasını tekrar kolayca alırdı.
O da Türkiye’ye dönemedi.. Nedeni MİT değil, CIA’di.
Adamı bırakmadılar.
Esad Efendi’nin Türkiye’ye dönmesine engel olan bir
yabancı istihbarat teşkilatı yoktu.. Olamazdı, çünkü onun gizli servislerle
anlaşma gibi bir huyu olsaydı MİT’in teklifinin üzerine atlardı.)
*
Ve o süreçte Esad Efendi, Almanya’da bir topluluğa
benim için “Ben bu çocuğun canından endişe ediyorum. MİT her yerde bunun
karşısına çıkıyor. Onu buraya getirebilir misiniz? Buraya yerleştirebilir
misiniz?” diye sormuş bulunuyordu.