SELANİKLİ ATATÜRK: "MEVZUBAHİS OLAN BENİM HORMONLU AZMAN İHTİRASLARIMSA VATAN DA TEFERRUATTIR"

 



Soldaki kesikli çizgiler Milne Hattı'nı gösteriyor.





"İstiklâl mücadelesinin başarısı da esasında İngilizlerin buna karar vermesi ve diğer müttefikleri de bunu kabule mecbur etmesiyle mümkün olmuştur."

Atatürk'ün başbakanı, sağ kolu, Türkiye Cumhuriyeti'nin ikinci cumhurreisi, Lozan'daki delegenin başkanı İsmet İnönü, 1973 yılında böyle konuşmuştu. (Bkz. Milliyet Gazetesi‘nin 29 Ekim 1973 tarihli sayısından aktaran Fikret Başkaya, Paradigmanın İflası, İstanbul: Yordam Kitap, 2018, s. 60.)

Demek ki, böylesi bir hareketi destekleyeceklerini Halide Edib'e söyleyen İngiliz albayı, İngiliz Hükümeti'nin kararını dile getirmiş:

“Kolonel H. Symythe, saat on biri geçe geldi. ... 

“İngiltere [İstanbul'da düzenlediğimiz] bu millî hissiyatı, yani mitingleri çok beğeniyormuş. Bundan başka da, İngiltere'nin milleti temsil eden [meclise/parlamentoya dayanan] bir hükümeti mutlakiyete [padişahlığa] tercih edeceğini de ekledi. ...

“«Aynı zamanda Sultanahmet'teki gibi bir miting daha yaparak padişahı seçime ve Meclis'i açmaya zorlamak istiyormuşsunuz.» ...

“«Buna devam ediniz. Büyük bir miting yapınız. Meclis'in iadesine karar verirseniz, İngiltere de sizi tutar ve halkın temsilcileriyle anlaşmayı padişahla anlaşmaya tercih eder.»”

(Halide Edip Adıvar, Türk'ün Ateşle İmtihanı I, İstanbul: Cumhuriyet Gazetesi, 1998, s. 43-5.)

Atatürk'ün İstanbul'dayken bir iki defa görüştüğünü söylediği Rahip Frew (Ki İngiliz İstihbaratı'nın / gizli servisinin İstanbul şefiydi), acaba ona hangi telkinlerde bulunmuş olabilirdi?

*

Halide Edib şunları yazıyor:

“... 9 Haziran'da [1919] Amasya'da, Mustafa Kemal Paşa, Ali Fuat Paşa, Miralay Refet ve Rauf Beylerin imzasıyla bir protokol imzalandı. ...

“Amasya protokolünün imzasına kadar İstanbul hükümetinden ayrılmak ve Anadolu'da yeni bir hükümet kurmak arzusu belirmişti. Bundan başka da, Amasya protokolünün üslubu, istila kuvvetlerine karşı milli bir müdafaa kurmak arzusunu da ifade ediyordu. 

“... protokolün üzerlerine yüklediği mesuliyet hakkında tek söz alan Miralay Refet olmuştu ..., protokolü okuduktan sonra, Mustafa Kemal Paşa'ya dönerek demişti ki: 

"Yeni bir hükümet mi kuruyoruz? Yoksa memleketin müdafaasını mı organize ediyoruz?" 

“Ali Fuat Paşa şöyle cevap vermişti:

"Bu noktaları düşünürken yeni bir hükümet kurmayı tasarlamadık. Fakat eğer müdafaa sadece bu şartlar altında mümkünse, niçin kurmayalım?"

“Miralay Refet de cevabında:

"Bunu yalnız açık bir münakaşadan sonra yapabiliriz. Ben itiraz ettim, çünkü bundaki niyeti anladım."

“Ali Fuat Paşa Miralay Refet'in arkasını okşayarak demişti ki:

"Nazariyeyi bırak, Refet. İmzanı at." 

“Refet imzasını atmıştı. Herhalde, bu meselede, ikna edilmesi en güç olan kimse Miralay Refet olmuştu. Refet Paşa'nın, gayet tenkitçi, kurnaz ve aynı zamanda ihtilalci ve son derece cesur bir tarafı vardı.”

(A.g.e., s. 47-9.)

Halide Edib, "Amasya protokolünün imzasına kadar İstanbul hükümetinden ayrılmak ve Anadolu'da yeni bir hükümet kurmak arzusu belirmişti" diyor.

Protokolün imzalandığı tarih, 9 Haziran..

Atatürk'ün Samsun'a çıktığı tarih ise, 19 Mayıs..

Arada üç hafta var.. Sadece 21 gün..

Sadece 21 günde bir "arzu belirmiş", fakat bundan, Samsun'a ve Amasya'ya Atatürk'le birlikte gelen Albay Refet'in (sonradan paşa) bile haberi yok. 

Belli ki bu arzu sadece Atatürk'te belirmiş.

Diğerleri de, "Van'dan Ankara'ya kadar hem mülkî/idarî hem de askerî en üst düzey yetkili olarak atanmış olan padişah yaverinin bir bildiği var ki böyle bir arzu izhar ediyor" diye düşünmüş olmalılar.

*

Miralay Refet, Halide Edib'in ifadesine göre, "protokolü okuduktan sonra" dönüp Atatürk'e ne yapmak istediğini soruyor.

Yani protokolü yazanlardan değil. Birlikte yazmamışlar.. İmza atanlara protokol konusunda fikirleri hiç sorulmamış, sadece imza atmaları istenmiş.

Miralay Refet'in sorusu ilginç: 

"Yeni bir hükümet mi kuruyoruz? Yoksa memleketin müdafaasını mı organize ediyoruz?" 

Çünkü, İstanbul'dan gönderilirken aldıkları "örtülü" emir, "memleket savunmasını organize etme, örgütleme"den ibaret..

(Salak numarasına yatmayı sevenler için bir not: Devletin her faaliyeti şeffaf olmaz, Suriye’ye İHH görünümü altında giden MİT tırlarını hatırlayınız. "Devlet sırrı" diye birşey var.)

Doğal olarak Miralay Refet'in beklentisi bu yönde.

Hatta, Ali Fuat Paşa'nın bile, başka "arzu"lardan ve tutkulardan haberi yok. 

"Bu noktaları düşünürken yeni bir hükümet kurmayı tasarlamadık" diyor. 

Bu noktalar, hangi noktalardı?.

*

Miralay Refet'in sözünü ettiği "bundaki niyet" ne olabilir?

Yeni bir hükümet kurmanın bizzat kendisi olamaz. Çünkü, bu açık birşey.. 

Miralay'ın kastettiği niyet, yeni bir hükümet kurma arzusunun ardındaki niyet..

Ali Fuat Paşa hüsnüzanda bulunuyor, niyetin memleket "müdafaa"sı olduğunu düşünüyor. 

Miralay Refet ise, bunda, vatan savunmasından başka bir niyet görüyor. 

"Bundaki niyeti anladım" diyor.

*

Evet, Halide Edib, "Amasya protokolünün imzasına kadar İstanbul hükümetinden ayrılmak ve Anadolu'da yeni bir hükümet kurmak arzusu belirmişti. Bundan başka da, Amasya protokolünün üslubu, istila kuvvetlerine karşı milli bir müdafaa kurmak arzusunu da ifade ediyordu" diyor.

Yani asıl gündem, ya da asıl hedef, yeni bir hükümet kurmak ve İstanbul ile köprüleri atmaktan ibaret..

Peki vatan savunması?.. 

Eh o da, tali bir mesele olarak, üslubun merhametine emanet edilmiş. 

Falih Rıfkı, Atatürk'ün şöyle demiş olduğunu söylüyor:

“… (Sofrada bulunan Recep Peker’e dönerek) Hatırlar mısın Recep, yeni gelmiştin, sana da fikrini sordum, memleketin menfaati bunda ise fedakârlık etmelisiniz, demiştin.

“Fakat ben, tarihî bir görevimiz var; Meclisi açmak! Bu görevi yerine getirelim de sonra düşünürüz, cevabını verdim ve Meclisin hemen toplanması için tedbir aldım.”

(Falih Rıfkı Atay, Çankaya III, Cumhuriyet Gazetesi Armağanı, Kasım 1999, ss. 21).

Memleketin menfaati "sonra düşünülecek" birşey..

"Mevzubahis olan vatansa ..." türünden cümleler burada geçer akçe değil.

Ortada tarihî bir görev varmış.

Bu görevi kim vermiş olabilir?

*

Tesadüfe bakın ki, Atatürk'ün arzusu ile İngilizler'inki örtüşüyordu. 

Onlar da Osmanlı topraklarında yeni bir hükümet kurulmasını istiyorlardı.

Albay H. Symythe'in Halide Edib'e söylediği gibi, yetkisini ve meşruiyetini o günün devlet başkanı olan padişahın görevlendirmesinden değil de doğrudan milletten aldığını söyleyen yeni bir hükümetle anlaşmayı, çıkarlarına uygun görüyorlardı.

Böylece, İsmet İnönü'nün sözleri anlamlı hale gelmiş olacaktır:

"İstiklâl mücadelesinin başarısı da esasında İngilizlerin buna karar vermesi ve diğer müttefikleri de bunu kabule mecbur etmesiyle mümkün olmuştur."

Tamam olmuştur da, nasıl olmuştur?

Çünkü, Amasya Tamimi'nin/Protokolü'nün/Genelgesi'nin imzalanmasından tam 25 gün önce (üç hafta dört gün önce) Yunan İzmir'e çıkarma yapmış ve Anadolu içlerine doğru yürümeye başlamıştır.

Ortalık yangın yeridir..

"Mevzubahis olan vatansa yeni bir hükümet de teferruattır" denilecek günler yaşanmaktadır.

Bu hengâmede, "vatan savunmasını örgütleme" işini bir yana bırakıp hükümetçilik oynayacak, yeni bir hükümet fantezisi ile uğraşacak, koltuk kavgası verecek vakit mi vardır?

*

İşte o vakti bonkör İngilizler Milne Hattı ile Atatürk'e verdiler.. 

Ve böylece İsmet İnönü'nün 54 yıl sonra tarihe geçecek bir beyanatta bulunmasını sağladılar:

"İstiklâl mücadelesinin başarısı da esasında İngilizlerin buna karar vermesi ve diğer müttefikleri de bunu kabule mecbur etmesiyle mümkün olmuştur."

Atatürk, ihtiyaç duyduğu zamanı, Milne Hattı sayesinde kazandı, kabına sığmayan bir vatansever olarak bir hafta içinde alelacele Ege'ye gidip Yunan'ın karşısına dikilmek yerine, hiç acele etmeden, aheste aheste "Sivas senin, Erzurum benim, Ankara onun" diyerek tam 11 ay boyunca süper kaplumbağa hızıyla Anadolu'da yol aldı.

Peki nedir bu Milne Hattı?

Milne, bir İngiliz generalinin adıdır: General George Francis Milne.

Milne, Kuzey Anadolu İşgal Kuvvetleri komutanıdır.

*

Evet, Atatürk'ün arzusu yeni bir hükümet kurmaktı.. 

Ancak öyle hemen "Ben artık hükümet oldum" demekle olacak birşey değildi bu.

Bunu sağlayacak manivela yeni bir meclisti.

Osmanlı Meclis-i Mebusan'ının (Milletvekilleri Meclisi'nin) yerini alacak bir meclis.

Olmayan bir meclisi de toplayamazdınız. Bunun için önce, Anadolu kamuoyunu yeni bir meclis oluşturulması yönünde manipüle etmek gerekiyordu.

Bu yüzden Atatürk, daha Amasya Tamimi ile açığa vurduğu "arzu"su doğrultusunda önce Temmuz'da Erzurum Kongresi'ne katılacak, ardından Eylül'de Sivas Kongresi'ni toplayacak, daha sonra Aralık'ta Ankara'ya geçecek, orada TBMM'nin toplanması için gereken hazırlıkları yapacak, sonra da Nisan 1920'de "Meclis'i toplamışken bari bir de hükümet kuralım" diyecektir.

*

Bu arada İngilizler Osmanlı Meclis-i Mebusan'ını da kapatmışlar, oradaki Atatürk'e kafa tutabilecek ağır topları Malta'ya sürmüşler, işsiz güçsüz kalan 70 kadar mebus (milletvekili) Ankara'ya gelip TBMM'nin doğal üyesi olmuş, Atatürk'e biat etmiştir.

TBMM, İngilizler sayesinde artık milletin meclisi olma bakımından rakipsizdir. 

Atatürk, reklamlarda "din, iman, hilafet" göstermeye devam edecektir, fakat gizli niyeti, teslimatta işi laikliğe bağlamak, beğenmeyenlere de idam sehpası hediye etmektir.  

*

Bütün bunları aheste aheste yapacak, TBMM'yi toplayacak, hükümeti kuracaktır..

Vakti boldur.

"Yunan geldi geliyor" diye bir kaygısı bulunmamaktadır.

Çünkü, İngiliz işgal kuvvetleri komutanı General Milne, Atatürk'ün kaplumbağa hızıyla aldığı yol için gereken bol zamanı fazlasıyla vermiştir.

Onun çizdiği Milne Hattı/Sınırı adlı sihirli değnek sayesinde Yunan, İzmir'in dağlarında durup bekleyecek, bu arada Atatürk, "arzu"suna nail olacaktır. 

Yunan, "İzmir'in dağlarında oturdum kaldım" diye türkü "çığırmakta", İzmir'in dağlarında sadece çiçekler açarken, altın Güneş Erruzum'da, Sivas'ta, Ankara'da Mustafa Kemal'e sırmalar saçmaktadır.

Samsun'a çıkılan 19 Mayıs 1919 ile TBMM'nin toplandığı 23 Nisan 1920 arasında tam 11 ay, dört günlük bir zaman farkı vardır..

Bir yılın tamam olmasına sadece 26 gün kalmıştır. 

Ve bu zaman zarfında Atatürk Yunan'a tek bir mermi bile atmamıştır.

Sadece nutuk atmıştır.

*

Milne Hattı meselesini detaylandıralım.

Erzurum Kongresi'nin toplandığı tarihten beş gün önce, 18 Temmuz 1919 tarihinde İngilizler ile müttefikleri, İzmir'e çıkarma yapan Yunan kuvvetleri ile Türkler arasında bir sınır tespit edilmesini kararlaştırdılar. 

Bunun için İzmir'e gelen General Milne, ön çalışmaları yapmak üzere General Henry'yi görevlendirmiş bulunuyordu. 

Erzurum Kongresi'nin tamamlanmasından altı gün sonra, 13 Ağustos 1919 tarihinde bir heyetle Soma'ya giden ve orada Kuva-yı Milliye temsilcileriyle görüşen General Henry, onlara, "8 Ağustos tarihinden itibaren (Erzurum Kongresi'nin bitişinden bir gün sonrasından itibaren) Yunan kuvvetlerinin daha ileri gitmemeleri için bildirim/tebligat yapıldığını" söyler.

Dahası, "General Milne, 10 Ağustos 1919 tarihinde Yunan Orduları Başkumandanlığı'na verdiği emirde, işgalleri altında bulunan sınırdan ileri geçmemelerini istemiştir". (Bkz. Mustafa Turan, "İstiklâl Harbi'nde 'Milne Hattı' ", Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Cilt VII, Sayı 21, Temmuz 1991, s. 568.) 

Evet, sonradan ülkesinde genelkurmay başkanı olan General Milne, Yunan ordusuna emir vermektedir.

*

Böylesi bir emri vermek için ilginç bir zamanlamadır bu..

Daha ilginç olan ise şu: 

Bu Milne, 6 Haziran 1919 tarihinde Osmanlı Hükümeti'ne, Harbiye Nezareti’ne (Milli Savunma Bakanlığı'na) gönderdiği bir yazıda Atatürk'ün İstanbul’a geri çağrılmasını istemiştir:

“Kemal Paşa ile Maiyeti Erkânı’nın vilayetlerde ispat-ı vücut etmelerinin [varlıklarını göstermelerinin] arzu olunmadığını… kendini göstermiş sivrilmiş bir paşanın maiyeti erkânı ile beraber memleket dâhilinde dolaşması kamuoyunu rahatsız edeceği gibi askerlik görüşünden dahi, kendi çalışmasına bence bir lüzum görülmemektedir. Kemal Paşa ile maiyeti erkânının derhâl İstanbul’a dönmesi için emir buyurmalarını talep eylerim.”

(Ahmet Şekerci, "Mustafa Kemal Paşa'nın Havza'daki Çalışmaları", Türk Dünyası Araştırmaları, Cilt 121, Sayı 238, Ocak-Şubat 2019, s. 100.)

Atatürk geri dönmediği gibi, Erzurum Kongresi'ne katılır.

Bu kongre, gizli bir toplantı değildir, tam aksine, orada alınan kararlar tüm dünyaya ilan edilir.

Bu durumda General Milne daha çok telaşlanmış olmalıdır diye düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. 

Atatürk'e adeta "Sen orada yapmak istediklerini yap, bak ben burada Yunan'ı durduruyorum" dercesine hareket etmiştir.

"Âyinesi iştir kişinin lafa bakılmaz." 

Adamın ne söylediğine değil, ne yaptığına bak!

*

Harbiye Nazırı (Milli Savunma Bakanı) Şevket Turgut Paşa, General Milne'e 8 Haziran 1919’da şöyle cevap verir:

“Mustafa Kemal Paşa’nın Dokuzuncu Ordu Kıtaatı Müfettişliği’ne tayinine en etkili sebeplerden biri İngiltere devleti temsilcisinin Bâb-ı Âli’ye [Başbakanlığa] verdiği bir nota olmuştur. (Nota’nın sureti ilişiktedir.) 

“İş bu nota üzerine Sadrazam Paşa Siyasi Temsilci ile görüşmüş ve bir müfettiş göndereceğini söylemiş. Şüphesiz itiraza da maruz kalmamıştır. … Tezkirenizle (Pusula) de [bilgi notunuzla da] istenmiş ve uygun gördüğünüz üzere Yakup Şevki Paşa’nın yerine tayin edilmiştir. Ancak barış zamanına ait teşkilat olduğu için Ordu Kumandanı değil Ordu Müfettişi unvanını taşımaktadır. 

“Böyle bir müfettişin vilayetleri dolaşmasının kamuoyunu rahatsız mı veyahut aksine teskin mi edip etmeyeceğinin takdiri memleketin tecrübekâr bir askerî ve evlâdı hususiyle bu işte sorumlu bir nazır [bakan] olduğum için acizlerine terk buyurulmasını kemal-i ihtiramla zatı asilanelerinden rica eder, sekiz aydan beri devam eden bir mütarekeden [ateşkesten] sonra artık biraz da Türkleri ve Müslümanları lütfen itimadınıza layık görmenizi pek rica ederim.”

(Şekerci, a.g.m., s. 100-101.)

*

Atatürk'ün Anadolu'ya gönderilmesinin zeminini hazırlayanlar, böyle bir görevlendirme yapılmasını isteyenler, bunun için Osmanlı Hükümeti'ne nota verenler, baskı yapanlar, İngilizler..

Gitmesi için vizeyi hiç bekletmeksizin verenler de İngilizler..

Olağanüstü yetkilerle gidip Anadolu'ya yerleştikten sonra geri çağırılmasını isteyenler de yine İngilizler..

Böylece, Osmanlı Hükümeti "İngiliz işbirlikçisi hain" konumuna düşürülürken, Atatürk'ün İstanbul'a itaatsizliği de, "Padişah ve İstanbul Hükümeti İngiliz baskısı altında.. Atatürk'ün İstanbul'a itaat etmesi uygun olmaz" dedirtilerek meşrulaştırılıyor.

İngiliz oyunu..

İngilizler, istihbaratçılığı ve istihbarat oyunlarını çok iyi bilir.

*

Atatürk, Erzurum Kongresi'ni yapadursun..

Sırada Sivas Kongresi var..

Yunan'dan yana rahat.. Çünkü, General Milne, Yunan'a, "Şu sınırdan ileriye geçme!” diye emir vermiş.

Emir, sağlam yerden..

Belirlenen sınıra gelince... 

Ayvalık'ın kuzeyindeki Aymazdağı'ndan güneye doğru Tatarköy, Sart, Bademlik, Umurlu ve Selçuk üzerinden geçiyordu. 

Böylece Yunan, Atatürk yeni hükümetini kuruncaya kadar bekledi.

Bekletildi.

*

Peki Yunan kuvvetleri ne zaman tekrar yürüyüşe geçti?

TBMM'nin toplandığı 1920 yılı 23 Nisan gününün hemen ertesi gün değil tabiî..

Yunan, iki ay daha bekledi. Ve 22 Haziran 1920 tarihinde Milne Hattı'nı geçti.

Falih Rıfkı şunları söylüyor:

“Haziranda İngiliz nazırları (bakanları), Türk – Yunan harbinde tarafsız kalacaklarını ilân etmişler, İstanbul bölgesine bir Yunan saldırısı yaptırılmayacağı için de teminat vermişlerdir. Daha ileri giderek, Yunanlıların işi artık müttefiklere emanet etmesi lâzım geldiğini söylemişlerse de Yunanlılar bu teklifi reddettiler.”

(Falih Rıfkı Atay, Çankaya III, Cumhuriyet Gazetesi Armağanı, Kasım 1999, s. 82.)

Dahası, İngilizler, Falih Rıfkı’nın ifadesine göre, “Anadolu’ya asker yollamak ve Yunanlılara yardım niyetinde değil idiler”. (A.g.e., s. 66.)

*

Osmanlı Hükümeti'nden Atatürk'ü İstanbul'a geri çağırmasını isteyen İngilizler, "nasılsa", Atatürk'e karşı Anadolu'ya asker yollamayı da, Anadolu'yu ele geçirmek isteyen Yunan'a yardım etmeyi de istemiyorlar.

İster istemez dönüp dolaşıp tekrar İsmet İnönü'nün lafına geliyoruz:

"İstiklâl mücadelesinin başarısı da esasında  İngilizlerin buna karar vermesi ve diğer müttefikleri de bunu kabule mecbur etmesiyle mümkün olmuştur."

Öyle anlaşılıyor ki, o karar daha Mondros Mütarekesi imzalanırken alınmıştı.

Kararın ardındaki en önemli isim, Lord Curzon.

Curzon, 1859 doğumlu.. Selanikli’den 22, İnönü’den 25 yaş büyük.. Kurt politikacı.. Selanikli beş, İnönü iki yaşındayken ülkesinde milletvekili olmuş.

1891 yılından itibaren ülkesinin dış politikasına katkıda bulunmaya başlamış. 1898 yılında ise Büyük Britanya’nın Hindistan genel valisidir.. Koskoca Hindistan’ın.. O sırada Selanikli 17, İnönü 14 yaşındadır.

Curzon’u 1916 yılında ise Başbakan Lloyd George’un “savaş kabinesi”nin etkili üyesi olarak görüyoruz. 

Üç yıl sonra ise dışişleri bakanlığı koltuğuna oturacaktır.

*

1891 yılından itibaren ülkesinin İslam dünyasına yönelik politikalarıyla meşgul olmuş bulunan Curzon, tecrübeli eski Hindistan valisi olarak, Türkler’in İslam dünyasındaki liderliğine son verilmesi gerektiğini düşünüyordu.

Bunun için yapılması gerekenler şunlardı:

Birincisi, Müslümanlar’ın kutsal beldesi Hicaz (Mekke ve Medine) Türkler’in elinden alınmalıydı.

İkincisi, hilafet kurumundan mahrum bırakılmalıydılar.

Üçüncüsü, onlara imparatorluk “havası” veren İstanbul başkentleri olmamalı, Anadolu merkezli (Lidya ve Frigya gibi) “küçük boy” bir devlete dönüştürülmeliydiler.

Bu şartları Osmanlı Devleti’ne kabul ettirmelerinin mümkün olmadığını biliyorlardı. O yüzden, Anadolu’da yeni bir Türk devletinin kurulmasına ve onun, Osmanlı İmparatorluğu’nu, sırtından hançerleyerek mezara gömmesine karar verdiler.

İşte, İnönü’nün sözünü ettiği karar bu.

*

Söz konusu yeni devlet, kendiliğinden kurulamazdı. Bunu yapacak bir adam bulmak ve onu “vatanını kurtaran kahraman aslan”a dönüştürmek gerekiyordu.

Adam, kendiliğinden ayaklarına gitti, (İngiliz gazeteci Ward Price’ın hatıratında yazdığı gibi) İngiliz valisi olmak için onlara sözlü dilekçe verdi. İşin bu tarafı hallolmuştu.

Sırada, adamlarının vatanını kurtarması teatral sahnesi vardı. Onun, Birinci Dünya Savaşı’nın galipleri İngiltere, Fransa ve İtalya’dan vatanını kurtarması olacak iş değildi. Tehlikeli aksiyon numaraları da içeren bu sahne için dublör cemaatinden “küçük boy” bir düşmana ihtiyaç vardı. 

Bulundu: Yunanistan.

Bunun altyapısını (Curzon’un verdiği akılla) Başbakan Lloyd George kurdu, Almanya karşısında Birinci Dünya Savaşı’nı kazanmalarına katkı sağlayan ABD’yi, Yunanistan’ın İzmir’i işgaline ikna etti.

*

Fakat Yunanistan’ın Anadolu içlerine yürümesine izin vermeyeceklerdi. Fazla aksiyon filmin tadını kaçırırdı.

Adamları Selanikli’nin “Tutmayın beni, vatanı Yunan’dan kurtaracağım” diyerek gürültü çıkarmasına ve bu arada önce bir millet meclisi teşkil ederek devletleşmeye doğru adımlar atmasına yetecek kadarlık bir aksiyon kâfi idi. 

Bunun için Haziran 1919’da (Selanikli Samsun'a çıktıktan bir ay sonra) Yunanistan’a daha ileriye gitmemesi emrini verdiler.

Sonraki aylarda ise (Selanikli adamları Erzurum Kongresi’nde Karabekir’in gafletiyle ipleri eline almaya başlamış olduğu için), bunu resmîleştirdiler, (adını General Milne’den alan) Milne Hattı’nı Türk-Yunan sınırı ilan ettiler. 

Buna göre, Yunan ordusu Aydın’dan daha ileriye yürümeyecek, İzmir dağlarında açan çiçekleri toplamak ve ot yolmak gibi önemli işlerle meşgul olacaklardı.

Selanikli TBMM’yi kurup bir “Meclis Hükümeti” ilan edince ise onun emri altındaki Türkler ile Yunan kuvvetleri arasında küçük çaplı önemsiz çatışmalar yaşanacak, Selanikli Yunan tehlikesini bertaraf etmiş kabul edilecek ve bir Türk-Yunan barışı sağlanacaktı. 

Plan buydu.

Böylece Selanikli, Osmanlı Devleti’nin yapamadığını yapmış, vatanını kurtarmış olacaktı.

*

Fakat işler tam böyle gitmedi.. Evdeki hesabın çarşıya uymama gibi kadim bir alışkanlığı var ne yazık ki.

Selanikli TBMM’sini kurduktan iki ay sonra Milne Hattı’nın artık miadını doldurduğu ilan edildi. 

Küçük çaplı dalaşmalar başlayabilir, filmin aksiyon kısmının da çekimleri yapılabilirdi. Fakat o arada beklenmedik birşey oldu, Yunan kralı Aleksandr’ın, bir maymun tarafından ısırıldığı için öleceği tuttu.

Bu, İngilizler tarafından 1917 yılından tehditle ve zorla tahtından indirilmiş olan babası Konstantin’in, 1920 yılı sonlarında (Birinci Dünya Savaşı sonrası barış ortamında) yeniden tahta geçmesine yol açtı.

Aleksandr’ın başbakanı (ve İngilizler’in adamı) Venizelos koltuğunu kaybetti, pılısını pırtısını toplayıp Paris’e gitti.

İngilizler’e kin duyan (Alman asıllı olan ve Almanya yanlısı durumundaki) Konstantin, İngilizler’in planlarının aksine Anadolu içlerine yürüme kararı aldı. Bunun sonucunda Kütahya-Eskişehir muharebeleri yaşandı, Yunan karşısında yenilen 70 bin kişilik ordumuzdan geriye 30 bin kişi kaldı. (Falih Rıfkı Çankaya’sında bu rakamları veriyor.)

*

Filistin’de İngilizler’in önünden tek kurşun atmadan kaçarak Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’nı kaybetmesini sağlamış olan Selanikli burada da maharetini gösterdi, derhal Kayseri’ye kaçma kararı aldı.

TBMM’nin evrakı, Selanikli’nin Yunus Nadi gibi has adamları eşliğinde Kayseri’ye gönderildi.

Fakat, Selanikli’nin Samsun’a çıkmadan önce daha İstanbul’dayken (İngiliz Gizil Servisi’nin Türkiye şefi Robert Frew vasıtasıyla) İngilizler’le anlaşmış olduğunu bilmeyen milletvekilleri, bu Kayseri’ye kaçma kararını kabul etmediler.

Selanikli İngiliz işbirlikçisi tiyatro kahramanına “Ankara’yı Yunan’a bırakıp gitmeyiz, istiyorsan sen git!” dediler.

*

Gerisini daha önce anlatmıştık.


E-KİTAP: ATATÜRK’ÜN İHANETİ -LORD CURZON’UN SELANİKLİ TAŞERONU-

 

https://archive.org/details/ataturkun-ihaneti-lord-curzonun-selanikli-taseronu


ATATÜRK’ÜN İHANETİ

-LORD CURZON’UN

SELANİKLİ TAŞERONU-

 

 

Dr. Seyfi SAY

 

 ÖNSÖZ VE SON SÖZ

 

İslambol Yayınları, Selanikli Mustafa Atatürk’le ilgili beş kitabımı bastığında bu, bazılarında ciddi bir hazımsızlığa yol açmıştı.

Hazımsızlar arasından, beni akla gelebilecek her kuruma şikayet eden de çıktı. Bunun üzerine şöyle bir açıklama yapmıştım:

Ben bir bilim adamıyım. Siyasi Tarih ve Uluslararası İlişkiler doktoram var. İst. Üniv. Siyasal Bilgiler Fak. mezunuyum. Söylediklerim bilimsel tespitlerdir.

“Bilim adamı "vicdanı hür, fikri hür, irfanı hür" olmak zorundadır. Ve de "hayatta en hakiki mürşit ilimdir". İlimde ayıp ve yasak olmaz. Sen birisine psikopat dersen hakarettir, psikiyatr derse teşhistir. Ben teşhisçiyim.

“Atatürk hakkında söylediğim hiçbir şey yalan ve yanlış değildir. Yalın ve saf gerçeklerdir. Eğer Atatürk'e hakaret etmek gibi bir niyetim olsaydı onun cinsel tercihleri bahsine girer, rivayetleri aktarırdım. Girmedim.

“Atatürk'ün soyu sopu bahsine de girmedim. Anasını babasını tartışmadım. Anası, kızkardeşi ve hanımını dilime dolamadım. Beni ilgilendiren, onun siyasî ve askerî eylemleriydi. Hakkındaki bilimsel tespitim, İngiliz işbirlikçisi bir hain olduğudur.

“Asıl Mustafa Kemal, yaptıklarıyla bütün bir Türk milletine ve ecdada hakaret etmiş durumda. Atatürk soyadını alması da bu millete ve atalarımıza karşı bir küstahlık ve hakarettir. Millete "Hepinizin anasını ninesini gördüm, babanız dedeniz benim" demiş oldu.

“Ayrıca Kur'an'a ve dolayısıyla yerlerin ve göklerin yaratıcısı Allahu Teala'ya ve de elçisi Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem efendimize hakaret etmiş olduğu da tarihen sabittir. Böylece bu millete de hakaret etmiş bulunuyor.

“Bunların yanısıra Atatürk'ün yüceltilip abartılması da bu millete bir hakarettir. Milleti ve bu vatan için can verenleri aşağılamaktır. Benim dedemin babası Birinci Dünya Savaşı, kardeşi de İstiklal Harbi şehididir.”

Bu açıklamamı sosyal medyadan okumuş olan bir eski (Refah Partili) milletvekili beni Ankara’dan arayıp açıklamamı beğendiğini söylemiş, fakat “Hakkındaki bilimsel tespitim, İngiliz işbirlikçisi bir hain olduğudur” şeklindeki ifadeyi silmemi teklif etmişti.

Ona göre, hükmü okura bırakmalıydım.

*

Ben hükmümü açıkça söylemem gerektiğini düşünüyorum.

Bunun birkaç nedeni var.

Birincisi, Atatürk bahane edilerek haksız yere rastgelenin hain ilan edildiği bir çılgın ortamda, onunla ilgili olarak varmış olduğum vicdanî kanaatimi saklamaya hakkım bulunmadığına inanıyorum.

İkincisi, hükmü okura bırakmamın, kendi sorumluluğumu okura yıkma kolaycılığı olacağını düşünüyorum. Okur kadar benim de hüküm verme hakkım ve sorumluluğum bulunduğunu görmezden gelmem uygun olmayacaktır.

Üçüncüsü, geçmişte yaşadığım bir olayın hatırası, bu hükmümü, bir günahın keffareti sayarak, yüksek sesle söylemeye zorluyor beni.

*

1990’lı yılların başıydı..

İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne, diplomamı almak için gitmiştim.

Öğrenci İşleri’nde bana, diplomayı teslim almak için fakülte sekreterinin odasına gitmem gerektiği söylendi. Bir memurla beraber gittik. Sekreter bana bir kâğıt uzatıp yazılı metni “sesli olarak” okumamı söyledi. Ne olduğunu bilmeden okumaya başladım.

İçinde Atatürk ilkelerine bağlılık yemini de geçiyordu.

Şu hale bakın, adamlar, nerdeyse hak ettiğim diplomayı bile, putlaştırdıkları şahsın ilkelerine bağlılık yemini ettirmeden, rejimin “kelime-i şehadet”ini söylettirmeden vermek istemiyorlardı.  

Sonradan birşeyi daha öğrenecektim: Sadece milletvekili, bakan, cumhurbaşkanı vs. olmak için değil, basit bir memuriyet için de böyle bir yemin etmek gerekiyordu (Benden istemediler).

O gün diplomamı alırken orada o metni okuduğumda, kendimi aşağılanmış, köleleştirilmiş, vesayet altındaki bir çocuk derekesine düşürülmüş, ve aynı zamanda, bir katakulli ile şirke ve nifaka bulaştırılmışım gibi hissettim. Vicdanım bunu kabul etmedi, ve düşürüldüğüm durumdan utanç duydum.

İşte, bu olayın keffareti olacağını umarak, burada, Selanikli’nin İngiliz işbirlikçisi bir vatan haini olduğunu “yüksek sesle” söylüyorum.

Ancak bunu söylerken, iftira atıyor değilim, sadece gerçeği yüksek sesle dile getiriyorum.

*

Bununla birlikte, kitabımızın adının merhum D. Mehmet Doğan’ın Batılılaşma İhaneti adlı “öncü” kitabından mülhem olduğunu da burada belirtmeliyim.

Bu ülkede Batılılaşmanın kökleri her ne kadar II. Mahmut dönemine (hatta Lâle Devri’ne) kadar uzanıyorsa da, onu kemal noktasına taşıyan kişi, kendisine Atatürk soyadını layık gören Mustafa Kemal’di.

Atatürk ilke ve inkılapları diye adlandırılan program, Batılılaşmanın ta kendisidir. Öyle ki, bunları İngiliz ilke ve inkılapları olarak isimlendirmek kanaatimce daha uygun olur.

Batılılaşmanın, merhum Doğan’ın ifade ettiği şekilde bir ihanet olduğu kabul edilirse, Atatürk’ün Batılılaşma atılımınının “ihanet”in ta kendisi olduğu sonucuna varmak ve “Atatürk’ün ihaneti”nden söz etmek gerekir.

Doğan’ın söz konusu kitabı ilk kez 1975 yılında yayınlandı. O günün Türkiye’sinde merhum yazarımız daha fazlasını söyleyemezdi. Fakat yaptığı şey, Atatürk’ü ihanetle suçlamak anlamına geliyordu.

Ve onu üstü kapalı biçimde ihanetle suçlarken sonuna kadar haklıydı.

*

Fakat, Atatürk soyadını alan şahsın ihanetinin asıl can alıcı noktası, uyguladığı acımasız Batılılaşma programı değildi.

İhanetini (devlet ve millet açısından) asla afvedilemez hale getiren husus, kendisini paşa yapan, önüne her türlü imkânı seren devletine karşı işgalci düşmanlarla anlaşmış ve onların piyonu olmayı kabul etmiş olmasıydı.

Bu gerçeği, Atatürk’ün sağ kolu, başbakanı, Türkiye’nin ikinci cumhurbaşkanı, CHP’nin ikinci genel başkanı, İstiklal Harbi’nin Batı Cephesi Komutanı Orgeneral İsmet İnönü, 1973 yılında, cumhuriyetin ilanının 50’nci yıldönümü vesilesiyle verdiği demecinde, son derece veciz ve özlü bir şekilde, “kör gözüne parmağım” açıklığında dile getirdi:

"İstiklâl mücadelesinin başarısı da esasında İngilizlerin buna karar vermesi ve diğer müttefikleri de bunu kabule mecbur etmesiyle mümkün olmuştur."

(Milliyet Gazetesi‘nin 29 Ekim 1973 tarihli sayısından aktaran Fikret Başkaya, Paradigmanın İflası, İstanbul: Yordam Kitap, 2018, s. 60.)

Adam daha ne desindi?!

*

Okumakta olduğunuz kitap, tarihin tanığı İnönü’nün fesahat ve belagatın son sınırındaki bu veciz sözünün, ‘tarihî’ itirafının mütevazı bir şerhi olmanın dışında bir iddia taşımamaktadır.


 

İÇİNDEKİLER

 

 

ÖNSÖZ VE SON SÖZ 10

ŞARKILI İBRET: HAS BAHÇENİN ACI VE TATLI AĞAÇLARI 15

BİRİSİ YALANCI AMA HANGİSİ?.. KÂZIM KARABEKİR Mİ, SELANİKLİ MUSTAFA ATATÜRK MÜ? 33

ATATÜRK VATAN KURTARMAYI BİLÜR DEDİLER, ATATÜRK VAR ATATÜRK’TEN İÇERÜ 39

İNGİLİZLER'İN SELANİKLİ MUSTAFA ATATÜRK'Ü KULLANARAK OSMANLI DEVLETİ İÇİN KAZDIKLARI KUYU 63

SÖZDE YEDİ DÜVELDEN KURTULUŞ SAVAŞI, ÖZDE OSMANLI'DAN KURTULUŞ KATAKULLİSİ 76

DEDESİNİN MEZARINA TÜKÜREN BATILILAŞMIŞ UYGAR VE ÇAĞDAŞ TORUNLAR 91

MİLLET SELANİKLİ MUSTAFA ATATÜRK'ÜN AĞZINA BAKIYOR, SELANİKLİ DE FRANSIZ'IN, İNGİLİZ'İN 101

OSMANLI'YA KARŞI İNGİLİZ-SELANİKLİ KOMPLOSU 107

SELANİKLİ MUSTAFA ATATÜRK, DECCAL MİYDİ? 121

SELANİKLİ'NİN MEHTER YÜRÜYÜŞÜ: İKİ ADIM İLERİ, BİR ADIM GERİ, FAKAT SONUÇTA DAİMA İLERİ 133

SELANİKLİ'NİN EGEMENLİK (HAKİMİYET) ANLAYIŞI: İLMİN CANI CEHENNEME, SEN KUVVET, KUDRET VE ZOR'DAN BAHSET! 139

İLBER ORTAYLI'YA (ÜCRETSİZ) ÖZEL TARİH VE 'BİLİMSELLİK' DERSİ (ÜCRETSİZ ÖZEL DERSİ HAK EDİYOR) 146

TAKİYYE, GİZLİ GÜNDEMCİLİK VE DİN İSTİSMARI SANATININ AŞILAMAZ ZİRVE İSMİ: SELANİKLİ MUSTAFA ATATÜRK 175

PADİŞAH VAHİDEDDİN'İN SUÇU 182

"HAKİKİ İNGİLİZ DOSTU" OLARAK SELANİKLİ ATATÜRK 187

ONCE UPON A TIME IN ANATOLIA: “İSTANBUL’DA HÜKÜMET OLAMADIN, GİT ANADOLU’DA OL!” 199

DEVLETİN ZOR SINAVI: DEVLETİN BEKASI MI, SELANİKLİ'NİN İTİBARI MI? 219

ATATÜRK'ÜN ÇİFTLİĞİ BİR TÜRKİYE (BİR DE DEVLET/MİLLET KESESİNDEN HEYKELLERİNİ DİKTİRMESE, HEPSİNİN ÜSTÜNE TÜY DİKMESE "EYİYMİŞ") 226

SELANİKLİ BİNBİR SURAT: MEVSİMLİK RADİKAL İSLAMCI, PART TIME “TALİBAN TİPİ DİNCİ”, DEVRİM FIRTINASI ÖNCESİNİN TAVİZSİZ SÜPER İRTİCACISI 233

ATATÜRK’ÜN SAHTE SİYASAL İSLAMCILIĞI (DİN İSTİSMARI) 244

LORD CURZON: “TÜRK’E İSTANBUL’U VERECEK, KARŞILIĞINDA İMPARATORLUĞUNU, HİLAFETİNİ, İTİBARINI SOYACAĞIZ” 254

KEMAL OHRİ'NİN AÇIKLADIĞI SIR: SELANİKLİ-İNGİLİZ GİZLİ ANLAŞMASI 261

CURZON’UN SELANİKLİ’YE ALAN AÇMAK İÇİN ABD’YE VE YUNANİSTAN’A OYNADIĞI OYUN 274

"LOZAN TÜRKİYE'Sİ"NİN CURZON TİPİ "DEĞİŞTİRİLEMEZLİKLE BAĞIMLI" BAĞIMSIZLIĞI 291

İNGİLİZ'İN "DOĞRUDAN DOKUNMAYAN, GÖRÜNÜRDE HİÇBİR ADIM ATMAYAN" SİNSİ POLİTİKASI 297

LORD CURZON’U BİLMEYEN “ATA”SINI NE BİLİR! 306

ÇAĞDAŞLAŞMIŞ TÜRK, GERİCİ İNGİLİZ'E ÖRNEK OLURKEN.. 315

MEDENİYET TARİKATI ŞEYHİ SELANİKLİ’NİN LORD CURZON’DAN ALDIĞI FEYZ 321

“CURZON – SELANİKLİ KUMPANYASI”NIN “SARAYDAN VAHDETTİN KAÇIRTMA” OPERASI 331

SELANİKLİ MUSTAFA ATATÜRK İSTANBUL’DA İNGİLİZLER’LE GİZLİCE NASIL ANLAŞMIŞTI? 341

MUSTAFA ATATÜRK İHTİRASTAN ZÜHDE NASIL GEÇİŞ YAPTI? 359

"VALİLİK KALMADI, CUMHURBAŞKANLIĞI VERELİM" 370

İNGİLİZLER’İN “ANKARA’DAKİ (BİZİM) ÇOCUKLAR”ININ BAŞTA GELENİ 379

DÖRT İPTE TEK CANBAZ 397

TERÖRİST ATATÜRK'ÜN CİNAYET PLANLARI 412

BİR "DECCAL" (ÇOK YALANCI) OLARAK SELANİKLİ MUSTAFA ATATÜRK 431

İNGİLİZ’İN İZNİ (VİZESİ), LORD CURZON’UN KAVLİYLE SELANİKLİ MUSTAFA ATATÜRK ANADOLU’YA “VATAN KURTARACAK KAHRAMAN” OLARAK GİDERKEN 445

SELANİKLİ’NİN “İÇİNDE ÇOK DİKKATLE SAKLADIĞI” DEPDERİN SIRLARI 455

DALKAVUK ATATÜRK VAHİDEDDİN'İN YÜZÜNE GÜLDÜ, KUYUSUNU KAZDI 471

ATATÜRK’ÜN DEVLET (OSMANLI DEVLETİ) DÜŞMANLIĞI 485

KAFASINDAKİ KARARI ŞEYTANCA SAKLAYAN KİM, SELANİKLİ MUSTAFA ATATÜRK MÜ, PADİŞAH VAHİDEDDİN Mİ? 495

SELANİKLİ’NİN, EŞEK YERİNE KOYDUĞU OSMANLI DEVLET ERKÂNININ AKLINA KARPUZ KABUĞU DÜŞÜRME HİLESİ 507

BİR SELANİKLİ KLASİĞİ: BİR YALANI BAŞKA BİR YALANLA ÖRTMEYE ÇALIŞMAK 519

SELANİKLİ MUSTAFA ATATÜRK SALAK MIYDI, YOKSA SALAK AYAĞINA YATARAK MİLLETİ SALAK YERİNE Mİ KOYDU? 530

SELANİKLİ MUSTAFA ATATÜRK'ÜN İŞGALCI DÜŞMANLA “PARALEL DEVLET” PAZARLIKLARI 541

DEVLETİNİ SATAN BİR VATAN HAİNİ OLARAK ATATÜRK 550

İTALYAN İŞBİRLİKÇİSİ ARNAVUTLARDAN SIRDAŞLARI ATATÜRK'E GÜLDÜREN TEKLİF 556

SELANİKLİ'NİN İTALYAN KURTLARLA DANSI VE VALSİ 567

SELANİKLİ MUSTAFA KEMAL MERMERİNDEN ATATÜRK YONTAN HEYKELTRAŞ: LORD CURZON 579

SÖZÜN TAMAMI SÖYLENMİYOR, YERİNE PALAVRALAR İKAME EDİLİYOR 592

SELANİKLİ’NİN İNGİLİZLER’LE BAĞIRTILI ÇAĞIRTILI (FAKAT YUMRUKSUZ SİLAHSIZ) DANIŞIKLI DÖVÜŞ TİYATROSU 599

BİR İNGİLİZ DEV PRODÜKSİYONU: TÜRK KURTULUŞ SAVAŞI 608

İSTANBUL’UN DOĞUSUNDA İNGİLİZ İLLÜZYONU 611

SELANİKLİ’NİN İSTİKLAL SAVAŞI TEMELDE OSMANLI DEVLETİ'NE KARŞIYDI.. YUNAN’LA DALAŞMA YOL KAZASI 619

İNGİLİZ’İN “BİR ZAMANLAR ANADOLU’DA” FİLMİ 626

İNGİLİZ’İN “KARAR”I, TAKİYYE TARİKATI PÎRİ SELANİKLİ’NİN “ÂTEŞÎN ZEK”SI, VE PADİŞAH VAHİDEDDİN’İN ÇARESİZ SAFLIĞI 635

SELANİKLİ MUSTAFA ATATÜRK’ÜN PADİŞAH VAHİDEDDİN İÇİN İNGİLİZLER’İN YARDIMIYLA DİKTİĞİ “HAİN” KOSTÜMÜ 642

FALİH RIFKI ATAY: “ATATÜRK’Ü ANADOLU’YA SULTAN VAHİDEDDİN GÖNDERDİ” 648

SETÖ (SELANİKLİ TERÖR ÖRGÜTÜ) LİDERİ ATATÜRK’ÜN OSMANLI DEVLETİ’NE KARŞI İNGİLİZLER’LE KURDUĞU KUMPAS 657

ÖZ HAKİKİ BİR DECCAL (ÇOK YALANCI) OLARAK SELANİKLİ MUSTAFA ATATÜRK 673

"KUL SELANİKLİ" SAZININ TELLERİNE DOKUNDU, BAKALIM NE SÖYLEDİ 685

İNGİLİZ'İN "DEHA"SI, FRANSIZ'IN "MANKAFA"SINI NASIL YENDİ? 692

İNGİLİZ “DEVLET AKLI”, ATASINI BİLMEKTEN ACİZ OLDUĞUNU DÜŞÜNDÜĞÜ TÜRK MİLLETİNE BİR “ATA” ARMAĞAN ETTİ 698

MEVZUBAHİS RİYAKÂRLAR “MEVZUBAHİS OLAN VATANSA SELANİKLİ MUSTAFA ATATÜRK DE TEFERRUATTIR” DİYEMİYOR 707

ORD. PROF. DR. HIFZI VELDET, SELANİKLİ MUSTAFA ATATÜRK’ÜN “SİYASAL DOLANDIRICI” OLDUĞUNU SÖYLÜYOR 716

ATATÜRK'ÜN KURTARICILIĞI YOK, İNGİLİZ'İN OYUNU VAR (İSTEYEN "İNGİLİZ'İN TÜRKİYE'Yİ OSMANLI'DAN KURTARMA BAŞARISI" DA DİYEBİLİR) 724

HALİFE'Yİ KURTARMA İDDİASI ALTINDA HALİFELİĞİ İMHA OPERASYONU, İNGİLİZLER'LE MÜCADELE İDDİASI ALTINDA İNGİLİZ AJANLIĞI 729

DİN İSTİSMARI VE TAKİYYE SANATLARININ GELMİŞ GEÇMİŞ EN BÜYÜK İSMİ: SELANİKLİ MUSTAFA ATATÜRK 740

İNGİLİZLER'İN, AJANLARI SELANİKLİ MUSTAFA ATATÜRK'ÜN BAŞARISI İÇİN YAPTIKLARI UNUTULMAZ HİZMETLER 745

İNGİLİZ İSTİHBARATI (GİZLİ SERVİSİ), SELANİKLİ MUSTAFA ATATÜRK İÇİN OSMANLI HÜKÜMETİ'NE ELENSE ÇEKMEYE NASIL BAŞLAMIŞTI 753

İNGİLİZLER, TAŞERONLARI SELANİKLİ MUSTAFA ATATÜRK VASITASIYLA BU MİLLETİN ELİT TABAKASINI (İSTİSNALAR DIŞINDA) KOYUN GİBİ GÜTTÜLER 763

SELANİKLİ "ÇOK YALANCI"NIN MEHMET ALİ BEY'E ATTIĞI ACIMASIZ KAZIK 767

ATATÜRK’E YÖNELİK ÇOK VAHİM BİR İHANET İDDİASI 777

YALAN SÖYLEYEN TARİH UTANMAZ.. ARSIZDIR 786

ASIL ACI OLAN, İNGİLİZLER'İN BU MİLLETE SELANİKLİ ELİYLE KAZIK ATMIŞ OLMASI DEĞİL, ATILAN KAZIĞA KUTSALLIK ATFEDİLMESİ, "KORUMA KANUNU"NA LAYIK GÖRÜLMESİ 795

ATATÜRK'ÜN HAİNLİĞİ VE MİLLETİN SAFLIĞI ARASINDA 810

İNGİLİZ İŞBİRLİKÇİSİ ZAMPARA DİKTATÖR ATATÜRK'ÜN HERKESTEN GİZLEDİĞİ KİRLİ VE KARANLIK SIRLARI 822

SELANİKLİ DEFOLU DÂHİNİN SEÇİCİ HAFIZASI 829

SELANİKLİ ATATÜRK’ÜN İHANET SARMALI 841

BU KADARINI AKREP BİLE YAPMAZ 847

BİR HAİN UĞRUNA YÂ RAB, NİCE İNSANLARIN GÜNEŞİ BÖYLE KARARIYOR 863

"ALDATMA"NIN KİTABINI YAZMIŞ BİR DECCAL ("ÇOK YALANCI") 872

"COVER STORY"LER (ÖRTME/PERDELEME HİKÂYELERİ) KARIŞINCA 885

HİKÂYE UZUN, ÖZETİ KISA 902

MAHREM BULUŞMALAR 913

SELANİKLİ MUSTAFA ATATÜRK’E İLK MÜJDEYİ ALİ BEY Mİ VERDİ, İNGİLİZLER Mİ? 925

SELANİKLİ BÜYÜKTÜ, BÜYÜK HAİNDİ 935

SELANİKLİ'NİN MASALINI YIKAN ADAM: İSMET İNÖNÜ 945

SELANİKLİ ATATÜRK'ÜN "MADE IN ENGLAND" DAMGALI TALİHİ 955

PALAVRALARIN EFENDİSİ ULU YALAN ATATÜRK 978

 

SELANİKLİ ATATÜRK: "MEVZUBAHİS OLAN BENİM HORMONLU AZMAN İHTİRASLARIMSA VATAN DA TEFERRUATTIR"

  Soldaki kesikli çizgiler Milne Hattı'nı gösteriyor. "İstiklâl mücadelesinin başarısı da esasında  İngilizlerin buna karar verme...