FETÖ'NÜN TAHRİP GÜCÜ YÜKSEK "AŞK VE SEX BOMBASI" TELEKIZLARI

 








Evet, konumuz, Sabah gazetesinin Yeni Akit gazetesini kaynak göstererek yayınladığı FETÖ haberi.

Haberde “A planı”, “B planı”, “İnternet” ve “KKTC yapılanma” başlıklı dosyalardan ve powerpoint sunum materyallerinden söz ediliyor.

Bunlar, “telekızların askerlere nasıl ulaşacağının adım adım gösterildiği” dosyalarmış. 

A ve B planlarını aktarmıştık.. Sırada “internet” başlıklı dosya var. O da, telekızların askerlere nasıl ulaşacaklarını adım adım gösteriyormuş.

Okuyalım:

İNTERNET

Kritik personel tespit edilecek.

Personelin zaafları iyi belirlenecek; aşk isteyene aşk, sex isteyene sex ile yaklaşılacak.

Personelin mailleri, face’i ve netteki ilgileri tespit edilecek.

Resimler mail ile yollanarak arkadaş arıyor formatında msn adreslerimiz bırakılabilir.

Arkadaşlık sitelerine güzel resimlerle üye olarak üye subay astsubaylara mesaj bırakılacak.

Kısa sürede soyunulacak.

Karşıdaki mastürbasyona yönlendirilip, kamera görüntüsü alınacak.

Daha sonra Marmaris ilgilenecek. (Telefon-mail-tehdit)

İnternette tanışılan ve görüntüsü alınanla kesinlikle yüz yüze tanışılmayacak.

Bir kez tanışılıp görüntüsü alınan kişiyle bir daha nette görüşülmeyecek.

Eğer açık görüntüye evet derse, fotoğraf makinesine alınacak, sexten sonra birlikte tekrar izlenecek.

Görüntüler kendisine kesinlikle verilmeyecek, fotoğraf makinesinden hemen silinecek, daha sonra geri çağırma programları ile tekrar elde edilecek..

Eğer açık görüntüye evet demez ise gizli kameralı ortam ayarlanacak.

Belge ve bilgi getirmenin yaşam tarzı olduğu kabul ettirilecek.

Başlangıçta çok gizli belgelerden çok basit önemsiz herkesin bulabileceği belgeler istenerek belge bilgi getirmesi alışkanlık haline getirilecek

(http://www.sabah.com.tr/gundem/2015/11/14/feto-tskya-telekizlarla-sizmis)

*

Bu müstesna “belge”ye göre, İzmir’deki FETÖ’cü polisler gündemlerine ilk hedef olarak, TSK’daki “kritik” personelin tespitini almışlar.

Evet, bütün personeli değil, “kritik” personeli.

Kritik personelden ne anlaşılacağı, duruma göre değişir. “Kritik”ler bazen “karar” mercîleridir, bazen de, “kiritik” önem taşıyan görev ya da lokasyonlarda olanlardır.

Mesela, bazen bir general “kritik” personeldir, bazen de (generalin zaaflarının tespitinde ya da ona yönelik zehirleme vs. gibi bir suikastte kullanılabilmesi bakımından) onun emir eri, çaycısı, şoförü vs. ..

“Belge”ye göre, “kritik” personelin tespitinden sonra sıra onların kritik zaaflarına geliyor.

Evet, “belge”ye inanacak olursak, İzmir’in FETÖ’cü polisleri, polisliği bırakmış, bir istihbarat teşkilatı gibi çalışmaya başlamışlar, üstlerine vazife olmayan, hatta suç demek olan işlere bulaşmışlar.

Çünkü, kurumlarda kimlerin “kritik” konumlarda olduğu da, hangi “kritik” personelin ne tür zaaflarının bulunduğu da polisi ilgilendirmez. 

Bu, polisin yetki ve sorumluluk alanına girmez. 

Onun görevi suç işlenmesini engellemek ve suçluları mahkemelere sevketmekten ibarettir.

*

Polislerin istihbarat faaliyeti yaptıkları da olur, fakat bu, bir suçlunun yakalanması ya da bir suç örgütünün üyelerinin tespiti ve bağlantılarının ortaya çıkarılması gibi durumlarda yaşanır.

Polis, kimin hangi suçlara meyilli olduğu ya da hangi zaaflarının bulunduğuyla ilgilenmez, ilgilenemez. Buna vakti de olmaz zaten, işi başından aşkındır.

İstihbarat teşkilatları ise öyle değildir. Her tarafı takip etmeye, her yerden ajan, eleman ve muhbir temin etmeye uğraşırlar. Kullanacakları kişilerin eğilimlerini, hobilerini, alışkanlıklarını ve zaaflarını bilmek isterler.

Aynı şekilde, kendi personellerinin bile yetenek ve zaaflarının çetelesini tutarlar.

Bu, hem bilgi toplama (casusluk), hem de casusluğa karşı koyma (kontr-espiyonaj) bakımından önem taşır.

Evet, istihbarat teşkilatları, her tarafı tarassut altında tutarlar. Odatv.com’da yayınlanan şu satırlar meselenin daha iyi anlaşılmasını sağlayabilir:

Bilinir ki Mülkiye-MİT ilişkisi kadimdir ve yine her daim MİT’in tüm partilerde örtülü kontenjanı vardır!

Çok detaya girmeyeyim şimdi şunu yazayım; ne zamanki inişli çıkışlı dönemler olur bu “vekiller” devreye girer deyip geçeyim...”

(https://www.odatv.com/guncel/kilicdaroglu-mit-iliskisi-amca-yegen-istihbaratcilar-120003444)

(Mülkiye'den kasıt Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi.. Vekillerden kasıt da milletvekilleri.)

İstihbarat teşkilatlarının, devletin güvenliği açısından önem taşıyan “kritik” kurumların “kritik” noktalarında görev yapan "kritik" personelin zaaflarını bilmeye ihtiyacı vardır.

Şunu demek istiyoruz: Böyle bir belge, bu üslupta, bir polis değil, ancak bir istihbaratçı tarafından kaleme alınabilir.

*

Belge genel olarak zaaflardan bahsediyor, fakat pratikte, zaaf olarak sadece “aşk ve sex”in görüldüğünü ortaya koyuyor.

Bu da gösteriyor ki, belge sonradan, olayın cereyan şekline göre dizayn edilmiş. Çalınan minareye kılıf uydurulmaya çalışılmış.

Yani ortaya çıkan olay “aşk ve seks” eksenli olduğu için, ona göre bir zaaf haritası çıkarılmış.

Eğer olay yaşanmadan önce böyle bir eylem planı hazırlanmış olsaydı, zaaf yelpazesi geniş olurdu. Mesela para zaafı, değerli eşya tutkusu, falanca türden değerli nesnelerin koleksiyonerliği, gezip tozma ve de yiyip içme tutkusu, alkol bağımlılığı, çocuklarını özel kolej ve üniversitelerde okutma telaşı, lüks ev ve araba merakı vs. gibi zaaf olarak değerlendirilebilecek çeşitli türden takıntılar ve hassasiyetlerden söz edilirdi.

*

Daha derine inildiğinde, insanların bazı karakter özellikleri de (özellikle “kritik” mevkilerde olmaları durumunda) birer önemli zaaf olarak kendisini gösterir. 

Mesela övgüye, meth ü senaya düşkünlük, eleştiriler ve tepkilerden çok ve çabuk etkilenip sarsılmak, sabırsızlık ve acelecilik, boşboğazlık ve övünme merakı, yağcılık ve dalkavukluk, ikiyüzlülük, ölçüsüz kindarlık ve intikam takıntısı.

(Daha iyi anlaşılması için bir örnek verelim: 

İttihatçı Enver Paşa, Selanikli Mustafa Kemal için "Biliniz ki, Mustafa Kemal’i paşa yapsanız padişah, padişah yapsanız haşa Allah olmak ister" demişti. 

İngilizler bunu farkettikleri için bu yükselme tutkusunu kullanarak onu satın aldılar. 

İsmet İnönü’nün açıkladığı gibi onun “Anadolu ihtilali”ni desteklediler ve ona istediği “Türkiye Cumhuriyeti padişahlığı”nı verdiler. 

Fakat o, Enver’in ifade ettiği şekilde Türk milletine tanrılık taslamaya da kalkıştı, ulufeleriyle beslediği yağcı yazar çizer ve şair taifesine kendisini ilahlaştıran metinler ve şiirler yazdırdı. Bütün insanî zaafları tek başına şahsında toplamayı başarmış kıyamet alâmeti bir tuhaf adamdı.)

*

Zaaf demişken, SWOT Analizi diye adlandırılan stratejik planlama yönteminden de söz etmek uygun olur.

SWOT kısaltması, dört İngilizce kelimenin ilk harflerinden oluşuyor: Strengths (güçlü yönler), Weaknesses (zayıflıklar/zafiyetler), Opportunities (fırsatlar), Threats (tehlikeler).

Zaaf kelimesi burada zayıflık olarak karşımıza çıkmış durumda. Bunlar, Arapça kökenli ve aynı kökten türemiş iki kelime.

SWOT Analizi, kamu yönetimi ve işletme disiplinleri için vazgeçilmez önemde bir konu başlığı olarak görülür. Fakat aslında, siyasal ve toplumsal etkinliklerin her alanında insanlar bu analizi çoğu kez insiyakî/içgüdüsel bir biçimde yaparlar.

Mesela bir ticarî projeyi hayata geçirmeyi tasarladığınızı düşünelim, güçlü yanlarınızı (sermaye vs. gibi), zayıflıkları (tecrübe eksikliği gibi), fırsatları (piyasa talebinin fazla olması gibi) ve tehditleri/tehlikeleri (mesela rakiplerin fazlalığını ve gücünü), SWOT analizi diye bir tabiri hayatınız boyunca hiç duymamış olsanız bile, kendi kendinize düşünür ve kafanızda tartarsınız.

Aynı durum, haberdeki olayımız için de geçerlidir. FETÖ’cü polisler diyelim ki tam da “belge”de geçtiği türden bir “pezevenklik projesi” hazırladılar, ister istemez güçlü ve zayıf yönlerini, fırsatları ve tehditleri kafalarında ölçüp biçeceklerdir.

!

Karınızdaki kurum sonuçta TSK’dır. Bırak senin gibi sinek sıklet bir il emniyet kadrosunu, hükümetleri bile devirmiş, darbeler yapmış, başbakan asmış bir kurum.

Dahası, nasırına basacağınız TSK’lıların birçoğunun siyasî partilerde, MİT’te, parlamentoda, yargıda, hükümette ve ülkedeki diğer güç odakları içinde mutlaka bağlantıları ve “dayı”ları bulunacaktır. Onların da karşınıza dikilmesi riski var.

Siz ise sayıca bir elin parmaklarını bulmayan bir avuç polis memurusunuz (Nitekim olayda yargılananların sayısı fazla olmakla birlikte ceza alanların sayısı az, özel hayatın ihlalinin yanı sıra FETÖ'cülükle suçlananların sayısı ise daha da az).. 

Bir polis olarak FETÖ üyesi olman bazen bir avantaj olsa bile, aidiyet hissettiğin grubun sonuçta cemaatlerden bir cemaat ve de bir sürü düşmanı var.. Bunlara, grubunu kıskanan ya da ondan zarar gören diğer cemaatler de dahil (Mesela rakip Nurcu gruplar, Haydar Baş belası gibi sahte şeyhler, “Siyasal İslam” ve “İslamcılık” eleştirinden dolayı grubundan yaka silken İslamcılar).

Fakat söz konusu belgeye bakıyoruz, karşımızda, kendisi için hiçbir tehdit ve tehlike görmeyen, hayatı tümden fırsatlar okyanusu olarak tahayyül eden, gücünü sonsuz ve sınırsız farzeden, kendisinde hiçbir zafiyet görmeyen hayalperest, burnu havalarda bir “yapı” buluyoruz. Habere konu olan belgeye göre durum bu.

Belgedeki üslup, bütün darbelerde, muhtıralarda, sosyal çaltantılarda zeytinyağı gibi hep suyun üstüne çıkan, hiç hesap vermeyen, milletin kalbine korku salan MİT’in üstün zekâlı personeline yakışıyor, fakat (ne kadar güç zehirlenmesi yaşarsa yaşasın) bir FETÖ’cünün üzerinde sakil duruyor.

*

Evet, haberde geçen metinde zaaflardan (zaaftan değil, zaaflardan) söz edilmiş ve ortada sadece “aşk-sex” var.

Neden böyle?

Sebebi, patlak veren olayın, patlayan skandalın telekız eksenli bir organize fuhuş festivali görüntüsü veriyor olması.. Dolayısıyla, FETÖ’cü polisleri suçlamaya dönük olarak sahte belge üreten istihbaratçımız, bu spesifik zaafa endeksli bir “belge” hazırlamış. İstim arkadan gelmiş..

Blegeye göre, polisliği bırakıp istihbaratçılığa soyunan FETÖ’cü polisler, “Elinde sadece çekiç olan, herşeyi çivi olarak görür” diyen psikolog Maslow’u haklı çıkaracak şekilde, ellerindeki telekızlar ziyan olmasın diye herkesi aşk ve seks manyağı kabul etmişler, yola öyle çıkmışlar.

Mesela, “para”ya zaafı olanın cebine harçlık koyalım diye düşünmüyorlar. “İlla da araya telekız koyalım, parayı telekıza verelim, o da o parayla araba kiralasın, kahraman askerimizi yazın denize, kışın otel havuzuna götürsün, yiyip içip yatsınlar” diyorlar.

*

Ancak, devreye internet girdiğinde “aşk ve sex”in daha masrafsız ve kestirme biçimleri söz konusu oluyormuş.

Sözde, FETÖ'cü polisler önce “kritik” personelin “zaaflar”ının belirlenmesini hedeflemişler ve bunun için önce askerî personelin “mailleri, face’i ve netteki ilgileri” mercek altına alınmış.

Demek oluyor ki, “belge”ye inanacak olursak, FETÖ’cü polislerin elinde sadece sadık, itaatkâr, saat gibi kusursuz çalışan bir profesyonel telekız ordusu yok, aynı zamanda (bir istihbarat teşkilatında olan türden) tam zamanlı çalışan bir bilgisayar korsanları ya da hacker’lar şebekesi var. Ve bunlar, hedef isimlerin bilgisayarlarını ve cep telefonlarını yol geçen hanına çevirmişler.

Paraları bol ya, FETÖ’cü polisler bu hacker’ları da finanse ediyorlar.

FETÖ’cü hain polisler, TSK’daki “kritik” personeli tespit etmişler, sonra da bunların kimlerle ne tür e-posta alışverişi yaptıklarını, facebook’daki hareketlerini, internette ne tür sayfaları ziyaret ettiklerini tek tek tespit edip analiz etmişler, bunlardan hareketle bir zaaf tablosu çıkarmışlar.

Ve de ortaya şöyle bir tablo çıkmış: TSK’nın “kritik” personelinin tek ve biricik zaafının dizginlenemez bir karı-kız düşkünlüğü olduğu anlaşılmış.

*

Bu kadarı hazırlık safhası..

Ardından hücum borusu çalıyor ve telekızlar interneti savaş meydanına çeviriyorlar.

“Aşk ve sex” savaşı için önce subay ve astsubaylara arkadaşlık teklif ediliyor, süslü püslü resimler gönderiliyor, mesaj bırakılıyor, kanca takılıyor.

Ancak, FETÖ’cü polislerin, internet meydan muharebesini biraz aceleye getirmek istedikleri görülüyor. Aşk faslı çabuk geçiştirilecek, sex faslı için “Kısa sürede soyunulacak”mış. Telekızlar hemen doğal silahlarına sarılacaklarmış.

Maksat, askerî personelin de aşka gelip soyunmasını sağlamak. Muhtemelen telekızlar “Şuranı da göreyim, buranı da göreyim, şuranla şöyle yap, bak ben de öyle yapıyorum” filan diyerek (internet üzerinden ekran başında muhabbet ettikleri) kahraman askerlerimizi gaza getirecekler.

Ve tabiî o arada müstehcen görüntüler kayda alınmış olacak. 

*

Telekızın internetteki rolü buraya kadar.. Belgeye bakılırsa, böyle buyurmuş FETÖ’cü polis berduşlar.

Bu görüntüler alındıktan sonra artık bir daha internet üzerinden görüşme yapılmayacakmış. Yüzyüze de görüşülmeyek, tanışılmayacakmış.

Çünkü artık devreye, B Planı’nda da adı geçen Marmaris kod girecekmiş.

Maşallah bu Marmaris kod, Süpermen gibi aktif, her yere yetişiyor. Kurbana telefon edecekmiş, e-mail gönderecekmiş, kahraman askerimizi “Elimizde sünnet çocuğu kıvamında görüntülerin var, yayınlamamızı ister misin?” diyerek tehditte bulunacakmış.

Peki ya hedef personel internette soyunmaya ikna edilemezse?..

O zaman internetin B planı devreye giriyor..

İnternetteki tanışıklık yüzyüze görüşme ile sürdürülüyor ve telekız, biraraya geldiği kahraman askerimizin kaslı vücudunun merak ettiği kısımlarını görmek istiyor. Hayranlığının nişanesi olarak da fotoğraflama teklifinde bulunuyor.

“Aşk ve sex” atmosferinin yüksek basıncı altında terleyen ve sersemleyen kahramanımızın, köprüden önceki son çıkışı da aştığı bu geri dönülmez noktada cıvatalarının gevşememesi ve hayır diyebilmesi zor.

Çok zor.

Üstelik telekız da soyunmuş, “sex” silahının namlusunu kahramanımızın kalbine dayamıştır.

*

FETÖ’cü “pezevenk” polislerin talimatı açık:

Eğer açık görüntüye evet derse, fotoğraf makinesine alınacak, sexten sonra birlikte tekrar izlenecek.”

Tekrar izlenmesi önemli.. Kahramanımız, ne kadar rezil bir görüntü verdiğini sonradan capcanlı hatırlayabilmeli.

Görüntüler tekrar izlendikten sonra telekız, kahramanımızın gönlü rahat olsun diye görüntüleri silecekmiş..

Talimat şöyle:

“Görüntüler kendisine kesinlikle verilmeyecek, fotoğraf makinesinden hemen silinecek, daha sonra geri çağırma programları ile tekrar elde edilecek..”

Diyelim ki kahraman askerimiz “Aşk ve sekse evet, fakat görüntü almayalım, ne lüzumu var, zaten birbirimizi canlı olarak görmüyor muyuz, nemize yetmiyor?!” dedi, o takdirde operasyon bir sonraki randevuya kalıyor.

Bu defa “gizli kamera”lı ortam hazırlanıyor. FETÖ'cülerde telekız da bol, para da, gizli kamera da, cep telefonu da, ortam da.. 

Belge öyle diyor.

*

E, adamların (subay ve astsubayların) müstehcen görüntülerini aldınız, tamam da, bu görüntüler neye yarayacak?

Söz konusu gazetelerin yayınladığı “belge”ye göre, FETÖ’cü polisler bu görüntüler vasıtasıyla askerî personele şantaj yapacak, onların askerî sırlar içeren bilgi ve belgeler getirmelerini isteyeceklermiş.

Onlar hakkında soruşturma açmak, suçları hakkında bilgi ve belge toplamak, bir dosya haline getirip işi savcılığa havale etmek, haklarında mahkemede dava açılmasını sağlamak gibi (polislik mesleğine has) şeyler akıllarından asla geçmiyor.

Peki ne geçiyor?

Şunlar:

“Belge ve bilgi getirmenin yaşam tarzı olduğu kabul ettirilecek.

“Başlangıçta, çok gizli belgelerden çok, basit, önemsiz, herkesin bulabileceği belgeler istenerek, belge-bilgi getirmesi alışkanlık haline getirilecek”

Bu ifadeler, müstesna “belge”nin aynı zamanda son iki cümlesi.. Bütün faaliyetin nihaî hedefini gösteren kilit sözler.

FETÖ'cü polisler, yabancı devletlere çalışan birer casus gibi askerî sır istiyorlarmış.

Sorun şuradaki, aynı FETÖ'cü polislerin yargılandığı davada ne savcı onlara "askerî sırları çalma" suçlaması yöneltmiş durumda, ne de bundan dolayı ceza almış bulunuyorlar.

Aşk ve zina tipi seks düşkünü kahraman askerlerimizin özel hayatını ihlal gibi "kritik" bir suç işlemişler. 

Fakat ne hikmetse davada telekızların izi tozu yok.. Biri de çıkıp "Bizi polisler, TSK'ya sızmak için kullandılar" diye ifade vermemişler.

*

Belge ve bilgi getirmenin “yaşam tarzı” olması, ajanlık anlamına geliyor.

Böyle bir yaşam tarzı olanlar, istihbaratçılardır, ajanlardır, casuslardır..

Genel anlamda düşünüldüğünde, bir yerlerden başka yerlere “izinsiz” bilgi ve belge taşımak, ahlâksızlığa karşılık gelir. Toplum geneli olayı böyle algılar ve değerlendirir.

Polislik mantığı ve bakış açısı ise bunu, hırsızlık ve dolandırıcılık suçu olarak tanımlar.

Böyle birşeyi “yaşam tarzı” olarak görme ise, istihbarat örgütlerinin “personel”ine özgü bir “bilinç” halidir.

Yani şunu demek istiyoruz: Belgedeki o satırları bir polis yazmış olamaz.. 

Olamaz! 

Ancak bir istihbaratçı yazabilir. 

Her kap, içindekini sızdırır.

*

Belgeyi kaleme alan istihbaratçının, psikoloji disiplininin verileri ışığında şekillendirilmiş olan istihbaratçılık okulları ya da kurslarında ezberlediği şablonları bu olaya da uyarladığı, o yüzden ajanlaştırma faaliyetinde “kolaydan zora, basitten karmaşığa” uzanan bir “tedricîliği” esas aldığı görülüyor.

Burada bilgi ve tecrübe konuşuyor. 

Alışkanlığın” dinamiklerinden ve büyülü etkisinden faydalanmak, birilerini birşeylere ufaktan ufaktan alıştırmak, onların teknikleri arasında yer alıyor.

Evet, bu metni bir polis yazmış olamaz.. FETÖ’cü olsun olmasın, hiçbir polis böyle bir metin yazamaz. Polislik “alışkanlıkları” devreye girer ve polis mantığını yansıtan cümleler kurar. (Zaten, polislerin FETÖ’cülükle ve askerlerin özel hayatının gizliliğini ihlal etmekle suçlanıp cezaya çarptırıldıkları davanın seyri, bu müstesna “belge”nin baştan sona uydurma bir metin olduğunu ortaya koymuş durumda.)

Bu metin, “istihbaratçı alışkanlığı”nın algoritmasından ve dinamiklerinden haber veriyor. “Ben istihbaratçı kaleminden çıktım” diye bangır bangır bağırıyor.

O satırları yazan üstün zekâlı istihbaratçının bunun “bilinc”inde olmaması doğal karşılanabilir, çünkü “meslek körlüğü” diye birşey var. 

Mazurdur diyeceğiz de, bu kadar da kör kütük kör, dikkatsiz ve pervasız olunmaz ki!.. Fazla açık vermiş.

*

Bir sonraki yazıda inşallah belgenin "KKTC Yapılanma" başlıklı son sölümü üzerinde duracak ve bu bahsi kapatacağız.


FETÖ VE ÇAĞDAŞ KÖLE TELEKIZLARIN DRAMI

 






Sabah gazetesinin Yeni Akit gazetesini kaynak göstererek yayınladığı haberde “A planı”, “B planı”, “İnternet” ve “KKTC yapılanma” başlıklı dosyalardan ve powerpoint sunum materyallerinden söz edildiğini görmüştük.

Habere göre bunlar, “telekızların askerlere nasıl ulaşacağının adım adım gösterildiği” dosyalardı. 

Evet FETÖ’cüler powerpoint sunum dosyaları bile hazırlamışlarmış. Gazeteler öyle diyor.

A Planı’nı aktarmıştık. Sıra geldi B Planı’na.. O biraz daha şenlikli:

B PLÂNI

1. İLK TANIŞMA

1.1. Birlikte olunan personelin bütün çevresi ile tanışılacak.

1.2. Tanışılan personel ile duygusal bağ kurulacak.

1.3. Araba kiralanıp yazın denize, kışın havuzlu otellere gidilecek.

1.4. En kısa sürede sex hayatı başlayacak.

1.5. Araç ve otel paraları güven kazanılıncaya kadar bizim tarafımızdan karşılanacak.

2.1. BOŞLUKLARI / PARA VE BORÇ

2.2. Evlilik ve nişanlılık hayatı olmayacak

2.3. Evlenmek isteyenler engellenecek

2.4. Evli üst rütbeli subayların karşısına birinci sınıf bakımlılıkla çıkılacak.

2.5. Evli üst rütbelilerin fantezileri kesinlikle karşılanacak.

2.6. Evli üst rütbelilerle kamera sistemi olmadan sex yapılmayacak.

4. SEX GÖRÜNTÜLERİNİN KULLANILMASI

4.1. Görüntünün personele varlığı hissettirilecek

4.2. Personelin kendi isteği ve haberi ile çekilen görüntülerin kaybolduğu söylenecek.

4.3. Bu görüntüleri Marmaris uygun metodlarla şahsa bildirecek.

(http://www.sabah.com.tr/gundem/2015/11/14/feto-tskya-telekizlarla-sizmis)

*

3 no.lu başlık atlanmış, nedenini bilmiyoruz. Her neyse..

Plana göre, FETÖ’nün telekızı, kanca takılan personelin (kahraman TSK’lı askerimizin) bütün çevresi ile tanışacakmış..

Bütün çevresi ile..

Nasıl yapacaksa? Kendisini ne olarak tanıtacaksa?

Bu arada “duygusal bağ” da kurulacakmış.

Ancak, bu duygusal bağ için biraz “maddesel birliktelik” gerekiyor. Duygu tek başına yetmez.

Bu gayeyle araba kiralanacakmış.. Araba ne için kiralanır? Tabiî ki gezip tozmak için.. Duygusal bağ için en uygun ortamlar nerelermiş?.. Soyunmayı gerektiren yerlermiş..

Araba hamam için kiralanacak değil ya, ver elini deniz..

Tamam da, uzun vadeli düşünmek gerekiyor, kışın karında fırtınasında, çamurunda, dondurucu soğuğunda, rüzgârlı kasırgasında dalgalı denizde ne yapacaksın?

FETÖ’nün acelesi yokmuş, yazı da, kışı da değerlendirirmiş.. Kışın, duygusal bağ kurmaya elverişli soyunulacak mekânlar, sımsıcacık havuzlu otellermiş.

Eh, bu kadar soyunduktan sonra bu duygusal bağı artık “sex”le taçlandırmak da gerekiyormuş.

*

FETÖ’cü polisler, hazırladıkları plana “Araç ve otel paraları güven kazanılıncaya kadar bizim tarafımızdan karşılanacak” notunu düşmeyi de ihmal etmemişler.

Akıllı adamlar, herşeyi düşünüyorlar.

Bu çok zekice plana göre, para babası cüzdanı şişkin telekızlar kimbilir kendilerini ne olarak tanıtacaklar..

Telekıza bakın, kahraman askerimiz için cebinden araba kiralıyor, otel odası tutuyor.. E peki nerden geliyor bu değirmenin suyu?

Paranın kaynağı inandırıcı biçimde açıklanmadan güven nasıl kazanılacak?

Senaryodaki boşluklardan birisi burası..

Ama, boşluğun FETÖ’yü ilgilendiren bir tarafı da var.. Bu FETÖ’cü polisler bu kadar bol parayı nerden buluyorlar?

Ve bu kızlara nasıl “güvenip” de o parayı hemen ceplerine koyuyorlar?

(O FETÖ’cü polisler yargılandılar, haberlerden anladığım kadarıyla, hiçbirine, “Sizin banka hesaplarınızda, mal varlığınızda olağan dışı artış yaşanmış, nerden geldi bu servet?” sorusu yöneltilemedi.

Adamlarda fahişelere gözü kapalı yedirilecek bu kadar bol para olsa önce kendileri abad olurlardı.

Ama, FETÖ’cüleri mahkum ettiren savcı, memur maaşıyla ultra zengin hale gelebilmişti.)

Senaryoya göre, FETÖ’cü polislerin telekızlara itimadı tam.. Onlara tam güven duyuyorlar.

Bu nasıl oluyor diye sormayın, masalda mantık aranmaz.

*

Evet, bu hikâyede mantık yok.

İstihbarat dünyasında “bal tuzağı” (honey trap) diye adlandırılan operasyonlar yok değilse de, telekızlar arasziye bu şekilde davar sürüsünün meraya salındığı gibi salınmıyorlar.

Irmak, göl veya denizde oltayla balık avlamaya çalışıyorsunuz diyelim, oltanın ucuna değersiz bir yemi takar, özel bir hedefiniz olmadan tesadüfî bir av için beklersiniz.

Artık bahtınıza ne çıkarsa..

Fakat, son teknoloji ürünü alet edevatla donatılan deneyimli telekızların kullanıldığı, paraya para denilmeden kesenin ağzının açıldığı operasyonlar böyle olta balıkçısı mantığıyla yapılmıyor.

Sarfedilen paraya, harcanan zamana, kullanılan personelin çektiği zahmete değecek kıymette özel ve değerli tekil hedefler üzerinde çalışılıyor. Buffalo sürüsünden deri kapma güdüsüyle hareket edilmiyor.

Ve böylesi tekil hedeflere yaklaşılırken de onların şüphelenmemesi için uygun evsafta kişiler seçiliyor. Tanışma faslı için de yadırganmayacak doğal süreçler planlanıyor.

Bunlar ince işçilik, sabır ve itina isteyen operasyonlar.

Ancak, her gördüğü yeme koşuşan aç ve de açgözlü balık sürülerinin olduğu yerde bunlara gerek yok. Oltada yem olması yeterli.

İzmir casusluk davasına konu olan bin (rakamla 1000) CD, özel plan gerektirmeyen bir “sürü şehveti”nden haber veriyor.

(Sürü şehveti deyince aklıma, Çanakkale'de 116'ncı jandarma er eğitim alayında yaptığım askerlik geldi. Beşinci taburun adı vardı, kendisi yoktu; ona dair ilginç bir hikaye anlatılıyordu.)

*

Böylesi durumlarda, söz konusu haberde geçtiği gibi A planı, B planı hazırlanmaz. Özel bir hedefiniz yoksa, genel çalışıyorsanız, ve balıkların da hormonlu yemlere olan düşkünlüğünü keşfetmişseniz, sadece o yemlere yoğunlaşırsınız.

Yani, birileri telekızlı etkinliklerin cümbür cemaat müptelası ya da abonesi olmuşlarsa, ve o birileri başka birileri tarafından takip ediliyorlarsa, söz konusu telekızlarla bağlantıya geçilir ve onlardan sonraki buluşmaları için bazı taleplerde bulunulur. Bu hizmetleri karşılığında da gerekli ödeme yapılır.

Mesela onlardan, ilişkileri kaydetmeleri ve görüntüleri getirmeleri istenir. O görüntüler, kötü niyetli şantajcıların ya da yabancı istihbarat teşkilatlarının eline geçtiğinde, onlar vasıtasıyla bazı kişilerin ajanlaştırılması ya da kaz gibi yolunması mümkün olabilir.

İmdi, söz konusu gazetelere konu olan hadisede eğer telekızlar FETÖ’cü polisler tarafından böyle menfaat karşılığı organize biçimde kullanılmış olsalardı, yargılama sürecinde FETÖ’cülere hiç aman zaman verilmez, konuşturulan bazı telekızların tanıklığıyla onlar perişan edilirlerdi. Gizli tanık yapılmaları da söz konusu olurdu.

Fakat, yargılamalarda böyle birşey yaşanmadı. Sadece özel hayatın gizliliğinin ihlali suçlaması yapıldı. Ve de, bu gizliliği ihlal eyleminin, “silahlı terör örgütü” FETÖ’ye üyelikle bağlantılı olduğu iddia edildi.

*

Haberde geçen B planına göre, bu FETÖ'cü polisler öyle 'nalet' adamlar ki, her şeytanlığı düşünmüşler.

Ellerindeki telekızların, kahraman askerlerimizle tanıştıklarında, "Ben niye bu FETÖ'cü polislerin böyle köleliğini yapayım ki, bulmuşum bir saftirik asker, onunla evleneyim, sağda solda sürünmekten kurtulayım, çoluk çocuğa karışayım, mutlu bir yuvam olsun" şeklinde düşüncelere kapıldıklarını varsayalım..

Ya da diyelim ki bu kızların tanıştığı askerler, Selanikli Mustafa Atatürk'ün istediği ölçüde "çağdaş ve uygar" değiller, "Bulmuşum beleş kız, şununla biraz gönül eğlendireyim, taş attım da kolum mu yoruldu" diye düşünmüyorlar, masum Anadolu'nun "gözü açılmadık sığırcık yavrusu" formatında saf çocuğu durumundalar, ve de tutup kıza "Nişanlanalım, evlenelim" filan diyorlar..

Ne yapılacaktır, izin verilecek midir?

Asla ve kat'a! FETÖ'cülük mesleği böyle "yoldan çıkmalara" asla izin vermez.  

FETÖ lideri Fethullah, yakın arkadaşlarından birine, "Dini ve ahlâkı olanlar aç kalmaya mahkûmdurlar. Dini ve namusu olanlar kazanamazlar, fakir kalmaya mahkûmdurlar. Banka hesapları boş olur. Böyle kimselerle cemaatimizi zenginleştirmek mümkün değildir. Mal varlıklarında, servetlerinde artış olmaz. Çulsuz yaşayıp ölürler. Onun için önce din ve namus telâkkisini kaldırmalıyız" demiş olacak ki, FETÖ'cülerin kitabında nikâh, nişanlılık, evlilik vs. yazmıyormuş.. 

B planı böyle diyor.

Onlar, kadrolarındaki telekızların bu şekilde yoldan çıkıp fakir kalmalarına izin vermezlermiş. "Varsa yoksa zina.. En hakiki tarikat olan medeniyet bunu gerektiriyor" derlermiş.

Yeni Akit ile Sabah'ın yayınladığı "belge"ye göre durum bu.

Onun için, plana anayasa hükmü gibi kesin, esnetilip bükülemez hükümler koymuşlar:

"Evlilik ve nişanlılık hayatı olmayacak.. Evlenmek isteyenler engellenecek."

Yani, telekızlar, işe yaradıkları sürece böyle kullanılmalılar.. Evliliğin zamanı da gelecektir elbette.. Ama, kızların çaptan düştükleri, şekl ü şemaillerinin bozulduğu, birilerini ağlarına düşürme kabiliyetlerini yitirdikleri çağda..  

Telekızlar da bu polislerin sadık ve muti köleleri ya, asla itiraz edemez, hiçbiri "Hayır, artık sizinle işim yok, ben evleneceğim" diyemezmiş. 

Diyemezler, çünkü nişanlanmaları veya evlenmeleri FETÖ'cü efendileri için çifte zarar anlamına geliyor. Hem, "görüntüler" vasıtasıyla şantaj yapma fırsatı kaçırılmış oluyor, hem de ellerindeki kölece kullandıkları "beşerî sermaye"yi karşı tarafa kaptırmış, elden kaçırmış oluyorlar. 

Evet, senaryonun mantığı bu.

*

Böyle olmakla birlikte, bu “güvenilir ve itaatkâr” telekızlar, plana göre, tam fahişe.. Profesyonelliğin en üst seviyesindeler.

Öyle en üst seviyedeler ki, evli üst rütbeli subayların karşısına hem birinci sınıf bakımlılıkla çıkıyor, hem de onların fantezilerini kesinlikle karşılıyorlar.

Böyle bir adanmışlıkla çalışıyorlar, fantezilerin her türünü kesinlikle yerine getiriyorlar.

Plana göre, evli üst rütbeli subaylarımız da maşallah fantezili adamlar.

Bu telekızlar sadece fahişelikte değil, casuslukta da tam profesyoneller, nasıl oluyorsa, birlikteliklerini kamera sistemi olmadığı zaman “sex”siz atlatmayı başarıyorlar.

KGB’nin, CIA’in, aklınıza gelecek bilumum istihbarat teşkilatlarının bu işler için kullandıkları kadınlar, FETÖ’nün telekızlarının yanında solda sıfır.. Acemi çaylak..

*

Planın devamı, hem FETÖ’cü pezevenk polislerin, hem de kullandıkları telekızların, işin şantaj tarafını dünyanın en iyi istihbarat teşkilatlarından bile daha ustaca kotarmayı kafalarına koyduklarını gösteriyor.

Telekızlar fantazyalı “sex”i boşa harcamıyorlar, kayda alınmasını sağlıyorlar, sonra da kahraman askerlerimize bunu “hissettiriyorlar”.

Bu kahraman askerlerin, bu "hissettirme" sonucunda hislerine mağlup olup, “Ulan kaltak, beni oyuna mı getirdin, bana şantaj mı yapıyorsun, lan sen kimin adamısın?” diyecek olmalarından korkmuyorlar.

Fakat tam da bu noktada, B Planı’nı yazan üstün zekâlının kafasının kısa devre yapmış olduğunu görüyoruz.

Önce “Görüntünün personele varlığı hissettirilecek” diye yazmış, ardından “Personelin kendi isteği ve haberi ile çekilen görüntülerin kaybolduğu söylenecek” notunu düşmüş.

FETÖ’cüleri karalamak için bu uyduruk metni yazan dahi istihbaratçımız, ne yazdığının farkında değil.

Üstün zekâsını böyle basit meseleler hakkında yormaya tenezzül etmeyeceği için hatırlatalım: Görüntüler TSK personelinin kendi isteği ve haberi ile çekilmişse artık hissettirme diye birşey olmaz.

Görünen köy kılavuz istemez.

*

Planın devamı, tam “şantaj” operasyonlarına göre..

Telekız önce, görüntülerin kaybolduğunu iddia ediyor.

Yani, çalındıklarını, birileri tarafından çalınmış olduğunu hissettirmeye çalışıyor.

Ve devreye Marmaris kod giriyor.

Normalda FETÖ’cülerin bu noktada “İşte tam da o aşamada biz devreye gireceğiz” ya da “Arkadaşlarımızdan biri devreye girecek” gibi bir ifade kullanıyor olmaları gerekir, fakat bir istihbarat teşkilatıymışçasına belirli bir kod ad kullanmışlar.

Eğer böyle bir belgede kod ad kullanıyorlarsa, FETÖ’cülerin bilgisayarlarında böyle bir belgeyi bulanların, kod adların ve onlara karşılık gelen gerçek isimlerin listesini de aynı bilgisayarlarda bulmaları gerekirdi.

Plana göre, “Bu görüntüleri Marmaris uygun metodlarla şahsa bildirecek”miş.

Uygun metodlarla.. Ne demekse?

Böylece, Marmaris kod adını kullanan FETÖ’cü polis, maşa (telekız) varken kendi elini ateşe sokuyor. Kestaneleri ateşten kendisi almaya koyuluyor.

Plana göre, telekız tertemiz biçimde oyunun dışında kalıyor. Görüntülerin kaybolması onun suçu değil.

*

Marmaris’in, görüntüleri uygun metodlarla "şahıs"a bildirdikten sonra şantaj faslının başlıyor olacağını tahmin etmek için uzman istihbaratçı olmak gerekmiyor.

Şahsa şu denilecektir: 

“Bundan böyle bizim istediklerimizi yapacaksın. Aksi takdirde bu görüntüleri ailene, kurumdaki amirlerine, dost çevrene göndereceğiz. Ayrıca internete de yükleyeceğiz. Ama biz halden anlayan insanlarız. Senin bu yaptıklarını kim yapmıyor ki?!.. Biz, namuslu geçinen fakat perde arkasında böyle dümenler çeviren ne anlı şanlı parti liderleri, ne takvalı geçinen 'dindar' kanaat önderleri, ne heykel duruşlu akademisyenler, ne takkeli-cübbeli hacı hocalar, ne kallavi sarıklı mollalar, ne uçar kaçar şeyhler, ne "eli çenesinde düşünür" yazar çizerler biliyoruz. Sana isimlerini açıklasak küçük dilini yutarsın, üç gün kendine gelemezsin.. Fakat biz özel hayata saygılıyız. Senin bu marifetlerin bizde sır olarak kalacak. Fakat sen de şu şu hususlarda bize ara sıra yardımcı olacaksın. Onun dışında hayatın eskiden olduğu gibi normal seyrinde devam edecek. Bizimle olan irtibatın da gizli kalacak.”

Böylesi bir durumda, şahsı için olmasa bile, ailesi, dost çevresi, çoluk çocuğu için “Peki abiler, dediğiniz gibi olsun” demeyecek insan çıkar mı, bilmiyorum.

*

[Seni, çalıştığın kurumda rezil rüsvay etmek için böylesi bir görüntü elde edemezlerse, senaryo yazıp başka türden iftiralar da atabilirler.

Benim başıma böyle birşey geldi..

2013-15 arasında Erciyes Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde yardımcı doçent unvanıyla çalışıyordum. (Ve de yüksek lisans ve doktora öğrencilerine “bilimsel araştırma yöntemleri” dersi verirken, Güldür Güldür Show’un yardımcı doçenti Hüseyin gibi “Aslında yerçekimi diye birşeyin olduğu kesin değil, bu sadece bir tahmin, zan. Başka bilimsel açıklamalar da var” diyordum. –Bence o skeçlerde yardımcı doçent rolünü, babamın asker arkadaşının torunu Konakpınarlı oynamalıydı-).

İnternetteki (bazısı kendi adımla, bazısı müstear isimli) yazılarımdan rahatsız olan dekan yardımcısı H. A., günlerden bir gün, yanında bacanağı Osman olduğu halde odama geldi. Altı ay kadar önce kendilerine, fakültedeki bütün personele benimle ilgili bir e-posta gelmiş olduğunu, benim haberimin olup olmadığını sordu. Hayır, hiç kimse bana bundan bahsetmemişti. Haberim yoktu.

Dekan yardımcısı H. hemen odasına koştu, e-postanın bir çıktısını alıp getirdi. E-postada, benim, "ilaçlarını almadığı zaman saldırganlaşabilen bir paranoid şizofren" olduğum bildiriliyordu.

İstihbaratçı dehası burada kendisini gösteriyordu.

Görevli birtakım öğrenciler tarafından kışkırtılmaya çalışıldığımın farkındaydım ve sabırlı davranıyordum. Demek ki sabrım, fakülte personeli (ve belki aynı zamanda öğrenciler) tarafından, ilaçlarımı almış olmama bağlanıyordu. (İstihbarat bağlantılı akademik personel ile görevli öğrenciler hariç tabiî.)

Ve demek ki, personelin bazısı tarafından, acınmayı hak eden bir kafadan kontak olarak görülüyordum. (Zaten, bu özelliğimle Güldür Güldür Show’a bile konu olmayı başarmıştım.) Bazısı da, “Ne olur ne olmaz, bakarsın ilaçsız zamanına denk geliriz, şundan uzak duralım” diye düşünüyorlardı.

Burası laik (siyasal dinsiz) Türkiye Cumhuriyeti.. 

Burada alçaklığın sınırı yok.]

*

Şimdi, meselenin can damarına, püf noktasına geliyoruz.

Yeni Akit ve Sabah gazetelerinin yayınladığı haber (Ki başka mecralarda da yayınlanmış olabilir), FETÖ’cü polislerin, telekızlar vasıtasıyla sızdıkları TSK’daki hedef personeli suçlu göstererek yargılatmayı amaçladıkları iddiası üzerine kurulu.

Bu durumda FETÖ’cülerin (Marmaris gibi adlar altında) zinacı TSK’lılara görüntüleri hakkında bilgi vermeleri anlamsız olur.

Niye haber versinler ki?.. Olayda polis konumundalar, şantajcı değil..

Ancak, istihbarat teşkilatları (gizli servisler) böyle çalışmaz.. Onların böylesi görüntüler aldıkları zaman ulaşmak istedikleri sonuç, hedef şahsın o görüntüler vasıtasıyla yargılanması ve “bitirilmesi” değil, “şantaj” yapılarak kullanılmasıdır.

Anlaşılan o ki, üstün zekâlı bir istihbaratçı, halkımızın ve “dindar” medyanın aptallığına inancı tam olduğu için, fazla özenip bezenmeden, elinin altındaki hazır bir “plan”ı FETÖ’cülere uyarlamak istemiş. Üzerinde biraz oynayıp, haber diye gazetelere ulaştırmış. Ancak, bazı ayrıntılar gözünden kaçmış. Numaralandırmayı bile düzgün yapamamış.

Bu arada, böylesi bir başka olayda Marmaris kod adıyla hizmet vermiş olan bir elemanlarının (ya da ajanlarının) oynayacağı (ya da oynadığı) rol de dalgınlıkla belgede kalmış.

*

Devam edeceğiz inşallah.


FETÖ'NÜN TAHRİP GÜCÜ YÜKSEK "AŞK VE SEX BOMBASI" TELEKIZLARI

  Evet, konumuz, Sabah  gazetesinin  Yeni Akit  gazetesini kaynak göstererek yayınladığı FETÖ haberi. Haberde “A planı”, “B planı”, “İntern...