Sabah gazetesinin Yeni Akit gazetesini
kaynak göstererek yayınladığı (önceki iki yazımızda konu edindiğimiz) haber şöyle devam ediyor:
“Şüphelilerin bilgisayarlarından çıkan, telekızların askerlere nasıl ulaşmasını adım adım gösteren “A
planı”, “B planı”, “İnternet” ve “KKTC yapılanma” başlıklı verilen dosya ve ve
powerpoint unum dosyalarında şunlar yer alıyor:
“A
PLÂNI
1. BEKAR PERSONEL
1.1. Uygun olanlar araştırılacak ve
tespit edilecek.
1.2. Kızlarımızla tanıştırılacak.
1.3. En kısa sürede ilişkiye girilecek.
1.4. Görüntü temin edilecek.
2. BEKAR EVLERİ
2.1. Bekar evleri kurulacak
2.2. Evlere gerekli kayıt sistemi
kurulacak
2.3. Bir odası çift yataklı hale
getirilecek.
2.4. Evleri kullanacaklar için yoğunluğu kontrol edilecek.
5. KIZLAR
5.2. Kızlar, seçilen personelle
tanışmadan önce bilgilendirilecek.
5.3. Uygun zemin hazırlanarak oteller ve kendi kaldığı evlerde değil, bizim evlerde ilişkiye girilmesi sağlanacak.
5.4. Mutlaka görüntü alacak şekilde
hazır bulunulacak.
6. GÖRÜNTÜ SES CİHAZLARI
6.1. Kızlarımız mutlaka uygun hale getirilen çantalarla
görüşmelere gitmeleri.
6.2. Cep telefonlarının kalite görüntü ve ses alabilecek
şekilde seçilmesi.
6.3.Bekar evlerinin odaları görüntü
kaydetmeye uygun hale getirilecek.
6.4. Anahtar veya kalem şeklinde
kamera sürekli hazır olacak.
7. BELGE TEMİNİ
7.1. Arkadaşlarımız veya kızlarımız tarafından
personellerin evleri, bilgisayarları,
harici harddisk, flashlar, cep telefonları, fotoğraf makinaları incelenecek.
7.2. Kızların getirdigi belgeler arkadaşlar tarafından incelenecek.
7.3. Uygun belgeler ulaştırılacak. (Yurtiçi ve yurtdışına gidecek belgeler
ayrı) Yoğunlaşacak belgeler: Kişiye
özel, hizmete özel, gizli, çok gizli ibareli.
7.4. Hedef personel belge getirmesi
konusunda görüntüleri kullanılacak.
7.5. Hedef personelden bizi memnun
edenler kızlarımız tarafından ekstra memnun edilecek. (Yurtdışı, yurtiçi gezi ve görevlendirmeler, erken terfi, işyerinde
arkasını kollama)
7.6. Personel ile ilgili dosyalar
oluşturulacak. (Fotograf, video, ses,
kişisel bilgileri toplanacak)
(https://www.sabah.com.tr/gundem/2015/11/14/feto-tskya-telekizlarla-sizmis)
*
B Planı’na geçmeden önce bu A Planı üzerinde biraz duralım..
Dört başı mamur bir plan.. Bir yandan uygun bekâr askerî personel
tespit edilecek, diğer yandan “kızlar” hazırlanacak, öbür yandan evler
açılacak, beri yandan da gerekli araç gereç temin edilecekmiş..
Nasrettin Hoca’nın borç ödeme planı gibi.. Çalı dikecek, gelen geçen
koyunların yünü onlara takılacak, bunları alıp toplayacak, eğirip ip yapacak,
satacak..
Kâğıt üstünde iyi, kulağa hoş geliyor. Aptal bir alacaklı olursan
yutarsın.
İmdi, bu işler böyle olmaz.. Plan ile hayal farklı.. Şartları hesaba
katmadan istersen A’dan Z’ye plan üstüne plan yap, faydası yok.
Maksadın illüzyonistlik ise, abrakadabra hokuspokus diyerek milletin
kafasını karıştırıp dikkatlerini dağıtmak, ve bu arada dümen çevirmekse, o
başka..
Böyle havalı bir A planı, bir istihbarat teşkilatı (gizli servis)
için bir anlam ifade edebilir, fakat “FETÖ’cü pezevenkler” türünden bir senaryoyu
izah için yeterli değildir.
*
Eğer böyle bir pezevenklik projesi geliştiriyorsanız, insan kaynakları
bahsinde sadece “kızlarımız”dan söz edemezsiniz. Ondan önce, o kızları
arayıp bulacak, seçecek, eğitip bilgilendirecek, “hizmet”e hazır hale
getirecek kadronuzu kurmanız lazım.
Neden bu kadroya dair bir “belge” yok?
Evet, böyle bir projeye girişiyorsanız, kızlardan önce sizin kendinizin
örgütlenmiş olmanız gerekir.
Mesela, “Evlerin tutulup hazırlanması işi filan ile falanın, kızların
hazırlanması görevi feşmekan pezevenk ile filancanın, araç gereçlerin temini de
şu kaltabanların sorumluluğunda” diye bir organizasyon şeması hazırlamanız
şarttır.
Fakat mesele bunlarla da sınırlı değil..
Evlerin tutulması, eşyaların yerleştirilmesi, kayıt kuyut cihazlarının
alınıp hazırlanması, kızların eline ileri teknoloji ürünü alet edevatın (çanta,
cep telefonu, anahtar ya da kalem
şeklinde kamera) verilmesi zor iştir, çocuklara bayram harçlığı verilmesi
türünden sallapati bir etkinlik değil..
Söz konusu elemanlar bunların masrafını kendi ceplerinden
karşılamayacaklarına göre, öncelikle, bol paralı bir finansman kaynağı, bir
sponsor gerekiyor.
*
Fakat böyle bir kaynak da parasını, muhasebesiz kullandırmaz. Dolandırılmadığını
bilmek için faturaları görmek, muhasebe defterlerini incelemek ister.
Niye haberde finansman kaynağı ya da sponsora dair bir belge yok?
Artı, böyle bir kaynak (sponsor) bu işler için para tahsis ederken bir
kâr-zarar hesabı da yapar. Neye yatırım yaptığını, karşılığında ne kazanacağını
bilmek ister.
Bu işe bir fizibilite raporu hazırlatmadan, nereye ne kadar para
harcanacağını bilmeden gözü kapalı para yatırmaz.
Dolayısıyla, böylesi bir A Planı varsa, buna bağlı olarak başka
belgelerin de olması gerekir..
Yanı sıra, falancaya mesela kameraları temin için şu kadar para verildi,
kızlara şu kadar ödeme yapıldı filan gibisinden kayıtların da bulunuyor olması
icab eder.
Niye böylesi belgeler yok?
Aslına bakılırsa, FETÖ'nün kendisine bağlı böyle bir "milli pezevenklik teşkilatı" ya da "yapılanması" oluşturmasını geçtik, bunu aklından bile geçirmesi söz konusu olamaz.
Böyle birşeyi bırakın gerçekleştirmeyi, kendi aralarında bunun "beyin jimnastiği"ni yapmaları durumunda bile, düşmanlarına, kendilerini asmaları için gereken darağacını ve yağlı ipi hediye etmiş olurlardı.
*
Bir istihbarat teşkilatı söz konusu olduğunda ise durum değişir...
Çünkü onlar, bu süreçleri aşıp geçmişlerdir..
Kurumsallaşmışlardır..
Faaliyet yelpazesinin ana sütunlarından biri olarak benimsedikleri pezevenklik de kurumsallaşmıştır, “bal tuzağı” da..
Bu tür faaliyetler onların rutini haline gelmiştir.
Onlarda herşey hazırdır, işleyen bir çark söz konusudur.. Çarkın dönmesi
için tek yapılması gereken, düğmeye basılmasıdır.
Böylesi işler için evleri de hazırdır.. Bazısının adı “güvenli
ev”dir (safe house), bazıları güvensizdir.
Bütün suç örgütlerinin içine şöyle veya böyle sızmış oldukları için
oralardan kolayca eleman temin edebildikleri gibi, istemediğin kadar telekız
da ayarlayabilirler.
Alet edevata, çantalara, cep telefonlarına, kalem ya da anahtar
şeklindeki kameralara gelince, stoklarında istemedikleri kadar mevcuttur.
Finansman kaynağı ya da sponsor bulmaları da gerekmemektedir. Tahsisatları
hazırdır.
*
Tek yapmaları gereken, dostlar ya da amirler vatana hizmette görsün babından bir hedef belirlemek ve oraya yoğunlaşmak, ellerindeki
insan kaynaklarını ve maddî imkânları bu doğrultuda kullanmak için bir plan hazırlamaktır.
Bu iş için vakitleri de boldur.. Egzersiz olsun diye B
planı da yaparlar, C planı da..
İşte, yukarıya aldığımız haberdeki A Planı türünden “belge” hikâyesi,
böylesi bir istihbarat teşkilatından söz edildiğinde bir anlam taşır, fakat FETÖ’cü
pezevenkler türünden bir senaryo için gülünçtür.
Evet bu, yetersizliğin, kifayetsiz muhterisliğin son sınırında bir zavallı
habercilik rezaletidir.
Anlaşılıyor ki birileri pezevenklik konusunda maharet sahibiler, fakat
algı operasyonu bahsinde nal topluyorlar.
Ancak, şanslılar.. Yurdum insanı “aptallık” konusunda Aziz Nesin’i haklı
çıkarma hususunda her fedakârlığa hazır olduğu için işleri tıkırında.
*
Mahkeme kararları, Sabah gazetesinin Yeni Akit gazetesini kaynak göstererek internet sitesinde yayınladığı “Fetö, TSK'ya telekızlarla sızmış” başlıklı haberin baştan sona iftira olduğunu tescil etmiş durumda.
FETÖ,
TSK’ya sızmamış, telekızlarla al takke ver külah samimiyet kurmuş olan
TSK’lıların ensesinde boza pişirmiş.
Böylece
onların “özel hayatının gizliliğini” ihlal etmiş.
FETÖ
ile mücadeleye kendilerini adayan mahkemeler de bunlara “Siz misiniz lan
kahraman askerlerimizin özel hayatına müdahale eden, telekızlarla keyifli vakit
geçirmelerine engel olan, zina yapma hürriyetlerini kısıtlayan, alın size ceza
üstüne ceza” demişler.
Bu
“suç”u örgütlü biçimde işledikleri için de “silahlı terör örgütü” üyesi kabul
edilmişler, cezaları arttırılmış.
Böyle A Planı formatında bir tezgâh kurma suçlamasıyla cezaya çarptırılan tek kişi bile yok.
Bunlara, "Böyle bir A Planı filan hazırlamışsınız" diyen de yok.
Ancak, bu A Planı dalaveresini Yeni Akit gazetesinin kullanışlı işgüzârları muhayyilelerini kullanarak uydurmuş olamazlar.
Onların eline, bu pezevenklik işlerinden anlayan bir istihbaratçının böyle bir sözde belge tutuşturmuş olduğu tahmininde bulunmamamız için bir neden yok.
*
FETÖ’nün
örgütlü bir hareket olduğu kesin.
Hiyerarşik
bir yapı oluşturmuşlar, devlet kurumlarında çalışan üyelerini de bir
emir-komuta zinciri içinde yönlendirmişler.
Bunu
(yasaların izin verdiği çerçevede) dernekleşme vs. şeklinde alenî biçimde
yapsalar sorun edilmeyebilirdi, fakat (“Milli Eğitim imamı, Emniyet imamı, Adliye
imamı, TSK imamı vs. gibi makam ve mevkiler icat ederek) gayriresmî şekilde
gerçekleştirdiklerinde, bir zaman sonra “paralel devlet” olarak
adlandırılmaya hazır olmaları gerekir.
Ancak,
Türkiye’deki tek “paralel devlet”
yapılanması FETÖ değildi.
“Derin devlet” diye adlandırılan ve
gerçekte “çukur devlet” olan olgu ya
da oluşum da bir “paralel devlet”tir..
Adına
“derin” denilmesi onu “paralel” olmaktan çıkarmaz.
Bu
ülkede birilerinin kimi zaman Ergenekon,
kimi zaman da “Encümen-i Daniş”
edebiyatı yapmış, kendilerini “devletin gerçek sahipleri” olarak göstermeye
çalışmış olmaları sebepsiz değildir.
Bunlar
birer “paralel devlet” olma girişimidir.
*
Mesela,
28 Şubat sürecinde Deniz Kuvvetleri
Komutanlığı bünyesinde yasalara aykırı olarak Batı Çalışma Grubu diye bir yapı oluşturup sözde irticacıları fişlemeye
başlayanlar bir “paralel devlet”
hareketi durumundaydılar.
Ve
bunlara, hak ettikleri şekilde hesap sorulmadı. Sorulamadı.
O rezil süreçten dolayı Prof. Dr. Mahmud Esad
Coşan hoca, Nisan 1997’de Türkiye’yi terk etmişti.
Önce
Avrupa’da ne yapacağını bilemez durumda dolaşıp durdu, sonra da Avustralya’ya
yerleşme kararı aldı.
Halbuki
Nisan 1997’de Türkiye’de iktidarda Refahyol Hükümeti vardı. Başbakan, Erbakan’dı..
Dönemin
İçişleri Bakanı Meral Akşener’in,
Esad Efendi’ye, darbeciler yüzünden durumunun tehlikede olduğunu haber vermiş
bulunduğunu duymuştuk.
Evet,
ülkede (İsrail-MOSSAD ve CIA güdümlü) “paralel
devlet” hüküm sürüyordu. Erbakan kâğıttan başbakandı.
Devlet işlerini ayağa düşüren, milletin huzurunu bozan bu rezil paralel yapıya hesap soruldu mu?.. Hayır!
*
O
süreçte (CIA’in eski yamağı) MİT,
devlet için değil, İsrail güdümlü “paralel
devlet” için çalıştı. (Zamanında maaşlarını bile Amerikalılar’dan
alıyorlardı. Emirleri de..)
Ve,
2000 yılına gelindiğinde bile, (MİT’çiler tarafından kendisine işbirliği
teklifi yapılan, dolaylı olarak İsrail’in ve ABD’nin güdümüne girmesi istenen
Esad Efendi, MİT’çilerden benimle ilgili birşeyler duymuş olacak ki) Almanya’da
cemaatten bir gruba hakkımda “Ben bu çocuğun canından endişe ediyorum. MİT
heryerde bunun karşısına çıkıyor, onu buraya getirebilir misiniz?” diyordu. (Halbuki o günlerde işsizdim, borçluydum, parasızdım, yalnızdım, fakat suçum büyüktü, şerefsiz paralellerin putlarına "takiyye" yapıp saygı sunmayı reddediyordum.)
CIA’in
ve MOSSAD’ın yerli-milli aparatlarının peşimizi bırakmaya niyetleri yoktu. Ve
bırakmadılar.
Muhsin
Yazıcıoğlu, 2009 yılı başında bile, bir resepsiyonda şerefsiz bir üst düzey general
tarafından “Dağlarda parçaların toplanmaz” denilerek tehdit edilebiliyordu.
Başbakan
sözde Erdoğan’dı, fakat ülkeyi özde (anlaşıldığı kadarıyla) hâlâ CIA-MOSSAD güdümlü
“paralel devlet” yönetiyordu. Paralel ihanet şebekesi.. Paralel çete..
Peki, MİT, Yazıcıoğlu’nu tehdit eden o şerefsizin ismini bugüne kadar açıkladı mı?
Hayır!..
Çünkü kendisi de “paralel çete” ile iltisaklıydı.
*
Osmanlı'da da böyleydi.. Yeniçeri Ocağı'nın ortadan kaldırılmış olmasının nedeni, "paralel devlet" haline gelmiş olmasıydı.
Ancak, çok geçmeden bu defa Avrupalılar'ın ve Masonlar'ın etkisi altında yeni bir "paralel devlet" embriyosu oluşturuldu: İttihat ve Terakki.
Sloganları birlik beraberlikti (ittihat), ilerlemeydi (terakki). Fransız Devrimini gerçekleştiren Masonlar gibi "müsavat (eşitlik), uhuvvet (kardeşlik), hürriyet, adalet" diyorlardı.
Bunlar önce Sultan Abdülhamid'i tasfiye edip bir kuklayı padişah yaptılar.. Daha sonra da, getirdikleri Meşrutiyet'in canına okudular. Kanlı-suikastli bir istibdat rejimi kurdular.
Milleti zulme uğrama hususunda eşit hale getirdiler, zulmü adil bir şekilde dağıttılar.
Sergerde Enver, Almanlar'ın gazına gelip memleketi Birinci Dünya Savaşı'na soktu. Savaştan sonra da kaçıp gitti.
Fakat "paralel devlet"in dik âlâsını Anadolu'da Selanikli Mustafa Atatürk oluşturdu. Paralelliği aştı, (İsmet İnönü'nün açıkladığı gibi, savaşın galibi İngilizler ile müttefiklerinin "karar"ı ve yardımıyla) devletin bizzat kendisi haline gelme becerisi gösterdi.
Lozan'da bunu tescil ettirdi..
Ve (Milli Selamet Partisi'nin kurucu genel başkanı Süleyman Arif Emre'nin Celal Bayar'dan naklen söylediği gibi) İngilizler ile müttefiklerine verilen sözler gereği Anayasa'ya laiklik (siyasal dinsizlik) gibi "değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez" maddeler dercedildi.
*
Kimse paralelliği sadece FETÖ'ye tahsis ederek gözümüzü boyamaya ve sahte yerlilik-millilik
edebiyatı yapmaya kalkışmasın.
Türkiye’de son dönemde “paralel devlet”ler arası bir savaş yaşandı ve bunlardan (kendisine “hizmet
hareketi” diyeni) savaşı kaybetti.
Diğer
(cinayetler ve suikastler konusunda deneyimli) “paralel devlet” ise, heybedeki turpun büyüğü olarak yoluna
devam etti. Yara almakla birlikte sallanarak ayakta kalmayı başardı.
Nitekim,
daha yakın zamanlarda Prof. Emin Gürses
diye bir şımarık tip şöyle konuşabildi, küfrünü kusabildi:
“Bu anayasada Türk
kelimesini ister Tayyip Erdoğan, ister Peygamber, ister Atatürk gelsin, kim
kaldırırsa ölümünü beklesin. Bak bunu açık söylüyorum. Bu
memleketin hâlâ Atatürk’e bağlı, Mustafa Kemal’e bağlı Kemalist silahlı
adamları vardır. Emniyet’de, MİT’te, Genelkurmay’da… Bunlar sessiz dururlar,
çünkü bunlar vatanın sahipleridirler. Ama bakarlar ki ipin ucu
kaçıyor, kimseye acımazlar! Bunu burdan söylüyorum. Bunu kimse
söylemez Türkiye’de! Biz Mustafa Kemal’den aldığımız talimatla söylüyoruz. Eğer
anayasadan Türk milleti lafını çıkaracak biri varsa mezarlığını Türkiye’nin
dışına hazırlasın.”
(https://x.com/search?q=emin%20g%C3%BCrses&src=typed_query)
Hadsizi görüyor musunuz, devleti, milleti, devletin başındaki Cumhurbaşkanı’nı tehdit
ediyor.
Kime
güveniyor?.. Selanikli ölünün Anıtkabir’deki çürümüş zavallı kemiklerine mi?
Hayır!
Azgın ve şirret katil “paralel
devlet”e ve milletimizin gözünün korkutulmuşluğuna güveniyor.
Erdoğan’a
FETÖ’cüler, bu Emin hadsizinin söylediğinin onda birini, yüzde birini bile
söyleyemediler.
Bu
Emin şımarığına hesap soran oldu mu peki? Hayır!
*
FETÖ ile ilgili kesin olan bir başka husus, temellerinin
bir CIA-MİT projesi olarak atılmış olması.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından bazen açıkça, bazen
de örtülü biçimde desteklenmiş durumda.
İmdi,
devletler yabancı ülkeler söz konusu olduğunda, o ülkedeki her güç odağından
kendi çıkarları doğrultusunda yararlanmak isterler.
ABD,
FETÖ’den yararlanmak ister ve yararlanır da.. Fakat FETÖ’cü olmaz.. Bütün
hesaplarını FETÖ üzerine kurmaz.
Türkiye
ile olan ilişkilerinde mesela FETÖ hesabına MİT’e savaş açmaz.. Bir taraftan
FETÖ’ye kol kanat gererken diğer taraftan MİT ile de dostluğunu sürdürür.
Sürdürüyor.
Bir
ülkedeki iktidar (hükümet) ile iyi ilişki kurması, o ülkedeki muhalefete savaş
açmasına neden olmaz. Gelecek hesapları yaparak muhalefetle de iyi ilişkiler
kurar.
Türkiye’de
de aslında Erbakan’la da anlaşmak istediler. Denediler. Fakat Erbakan’ı ikna
edemediler. Onun için de (kadim dostları) MİT’i ve TSK’yı (bu kurumlardaki
uşaklarını, satılmışları) kullanarak onun ayağının altındaki halıyı çektiler.
*
Her
devlet böyle çalışır.. Mesela Almanya’ya bakalım.. Türkiye’deki iktidarla da,
muhalefetle de ilişkisinin olmasını ister. Almanya’daki Türkler’in her grubuna (Alevî,
Kürt, Ülkücü, Süleymancı, FETÖ’cü, Millî Görüşçü, Diyanetçi vs.) örgütlenme ve
faaliyet gösterme şansı verir.
Türkiye
kökenliler arasındaki parçalanmanın fazla olması işine gelir.. Bu gruplardan
birinin diğerini yiyip bitirmesine izin vermek istemez. Bu, o gruba özel olarak
sempati duyması anlamına gelmez.
Fatih Sultan Mehmed’in Ermeni Patrikhanesi’nin kurulmasına izin vermesi, Ermenici olması ve Rum düşmanlığı yapması anlamına gelmiyordu.
Siyaset böyle birşeydir.
Aynı
şey, ABD’nin FETÖ politikası için de geçerlidir.. FETÖ’nün (en azından Türkiye dışında) yok edilmesine
müsaade etmez, fakat ne kadar FETÖ’cü ise o kadar da AK Particidir.
Bazı
adamlarına FETÖ hamiliği yaptırır, bazı adamlarına da AK Parti sempatizanı olma
görevi verir.
Sonuçta ne FETÖ’cüdür, ne de AK Particidir.. ABD, Amerikancıdır..
AK Partici olmadığı
için, o istiyor diye FETÖ’nün defterini dürmez.. AK Parti’nin neferi gibi
hareket etmez.
FETÖ’nün
defterini dürmesi için, onun kendisi için tehdit haline geldiğini görmesi
gerekir.
İşte
ABD’nin (ve kankası İsrail’in) Erbakan hareketinin defterini (içerideki alçak
satılmışlar vasıtasıyla) dürmüş olmasının nedeni budur. Kendi istikballeri ve
küresel politikaları için tehdit olarak tanımlamışlardı.
*
Devam edeceğiz inşallah.