Bir ara sosyal medyada, (İskenderpaşa
Cemaati’nin radyosu) AKRA FM adına, “Sosyal medyadaki sahte
hesaplara ve kamuoyunu yanlış yönlendirmeye yönelik maksatlı
yayınlara karşı dikkat olunuz” şeklinde bir açıklama yayınlanmıştı
(Bakınız: pic.twitter.com/6dFMLdNL3P).
“Dikkat olunuz” ifadesiyle, muhtemelen,
“dikkatli olunuz” demek istiyorlar. Bu uyarıyı yapmaları yersiz
değil, kendileri de biraz dikkatsiz.
Birçok facebook sayfasının, sözü edilen
türden birer “sahte” hesap oldukları kesin. Belli ki, bunlar taklit ürün..
Ancak bazıları, gerçeğinden
farksız bir taklit. Aslından bile daha sahici.
Hani Şarlo (Charlie Chaplin) taklitçileri
arasında bir yarışma düzenlenmiş de, katılan 40 yarışmacı arasında gerçek Şarlo
ancak dokuzuncu olabilmiş ya.. Onun gibi birşey..
Bazen de taklitler, aslı korumak için
kullanılır.
Mesela, geçmişte suikast korkusu yaşayan
birçok siyasetçinin kendilerine benzeyen şahısları dublör olarak kullandıkları
biliniyor.
Askerlerden de böyle davrananlar olmuş.
Sahte hesaplar bazen hem mesajı vermek hem
de “Bizimle ilgisi yok, sahte” denilerek sorumluluktan “yırtmak” için kullanılabilir.
*
Esad Coşan hocanın matruş, şapkalı
ve astsubay kıyafetli fotoğrafıyla, vefatının hemen akabinde
Nureddin Coşan’ın kartel medyasından Avni Özgürel’e verdiği
röportaj sayesinde müşerref olmuştuk.
Böylesi iki fotoğrafı, AKRA FM tarafından
reklamı yapılan bir sitede, http://www.iskenderpasa.com/6ED16ECE-79A4-4647-86A0-C0885DA2A45B.aspx adresinde yayınlandı.
Bu www.iskenderpasa.com “sahte(kâr)” mı,
hakiki ve dürüst mü, benim sorunum değil.
*
AKRA FM’in söz konusu açıklamasının devamı da
var:
“Herhangi
bir konuyla ilgili haber ve yorumlar, tarafımızdan, sosyal kuruluşlarımızdan
veya web sitemizden yapılan açıklamalara dayanmadıkça, gerçek
dışı ve kamuoyunu yanlış yönlendirmeye yönelik maksatlı yayınlar
olarak değerlendirilmelidir.”
Ne demek bu?..
Mesela biri çıkıp şu “tarafımız, sosyal
kuruluşlarımız veya web sitemiz” tarafından unutturulmaya çalışılan S.
G. adlı şahsa projektör tutunca, yazdıkları, gerçek dışı ve
kamuoyunu yanlış yönlendirmeye yönelik maksatlı yayın mı oluyor?
Neden insanlara “Aklınızı kullanmayın!”
mesajı veriyorsunuz?
Neden başkalarına, neyi nasıl “değerlendirecekleri”ni
siz “öğretmeye” kalkışıyorsunuz?
“Gerçek dışı ve kamuoyunu yanlış
yönlendirmeye yönelik maksatlı yayınlar” olarak “değerlendirilmelidir”miş.
“Değerlendirilebilir” bile değil,
“değerlendirilmelidir”.
Vay uyanıklar vay!.. Hani siz insanlara
çılgınlar gibi kritik ve analitik düşünme tavsiyesinde
bulunuyordunuz.. N’oldu?!..
Bütün o koparttığınız gürültü nereye
gitti?..
*
Ne kadar “analitik” düşündükleri ve
ne ölçüde “kritik/eleştirel” akıl yürütebildikleri, “Herhangi bir
konuyla ilgili” diye başlayan ifadelerinde kendisini gösteriyor.
Düşünebilseler,
böylesi bir cümlenin “Herhangi bir konuyla ilgili” diye değil, en iyi ihtimalle
“Bizimle ilişkili bir konuyla ilgili” diye başlaması durumunda bir ölçüde
mantıklı kabul edilebileceğini anlayabilirler.
Bu durumda bile, “analitik ve kritik”
olması şöyle dursun, birazcık “düşünebilen” herkes, bir insanın kendisiyle
ilgili konularda hem bilgi vermekten kaçınması hem de başkalarını toptancı bir
tavırla suçlaması durumunda, gerçeği gizlemediğinden veya
çarpıtmadığından emin olunamayacağını bilir.
*
Niye, “Herhangi bir konuyla ilgili olarak
okuduklarınızı ya da duyduklarınızı on yıl boyunca size
(sözde) öğretmeye çalıştığımız kritik ve analitik düşünme yöntemleriyle
değerlendirmeye tâbi tutun” demiyorsunuz da, “Şöyle şöyle değerlendirilmelidir”
diye “talimat” veriyorsunuz?
Niye, “Aklınızı kullanmayın,
düşünmeyin, sizin yerinize biz düşünüyoruz. Konuyu şöyle
değerlendireceksiniz, bu bir emirdir” makamından gazel okuyorsunuz?
Bu “sahte” hesap sahipleriyle
gazeteci Arslan Bulut gibiler ve Arslan Bulut gibilerin
tekerleme ve nakaratlarını ezberleyenler, hiç değilse şu basit soruya cevap
vermelidirler:
Prof. Dr. Esad Coşan hoca dostunu düşmanını
hiç ayıramayacak, nerede “daha” güvende olacağını bilemeyecek
kadar firaset ve basiret yoksunu muydu?
Bir basit soru daha:
Esad Efendi’ye doğrudan veya dolaylı
olarak “Bizimle işbirliği yaparsın ya da sen bilirsin”
mesajını verenler, onu kendilerine bağlı bir kukla olmaya
davet edecek kadar pervasızlaşmış, ölçüyü kaçırmış ve haddi aşmış bulunanlar
kimlerdi?
*
Neden, Arslan Bulut’un “Türk
istihbarat kaynakları”na dayandırdığı “iddia”ların “Cemaat” mensupları
tarafından “kritik ve analitik düşünme süzgeci”nden geçirilmeden benimsenmesine
ve savunulmasına bugüne kadar göz yumuldu?
Daha önce de yazmıştık, Esad
Efendi’nin vefatından iki yıl sonra, gazeteci Arslan Bulut, “Türk istihbarat kaynakları”na atıfta
bulunarak, Esad Efendi’nin bir suikaste kurban gittiği
iddiasını ortaya atmıştı.
Oysa biz, olayın trafik kazası
olduğunu zannediyorduk. Suikastmiş. Açıklayan, “Türk istihbarat
kaynakları”. Türk istihbarat kaynaklarının sözcülüğünü yapan şahıs ise,
gazeteci Arslan Bulut.
“Türk istihbarat kaynakları” katilin
adresi olarak İngiliz Gizli Servisi’ni gösteriyordu.
İlginç bir tesadüf ya da tevafukla, “Türk istihbarat
kaynakları”nın bu bildiriminin yapıldığı 2003 yılında, Esad Efendi’nin oğlu (ve “varis”i) Nureddin, bir etkinlikte yaptığı
konuşmada, kalabalık bir topluluğun huzurunda, babasının şehit olduğunu
söyleyiverdi.
Bu ilginç tesadüf ya da tevafukun (ya da korelasyonun;
koordinasyon ya da eşgüdüm demeyelim), sosyal medyada makes bulmaması
beklenemezdi. İnternette yer alan “İskenderpaşa” adlı bir
facebook sayfasında, hem Arslan Bulut’un, hem de Nureddin’in ilgili
ifadeleri birlikte yer alıyordu. Söz konusu sayfada, 23 Nisan
(2013) tarihli bir paylaşımda, önce Nureddin’in, sonra da (“devamı”
linki içinde) Bulut’un ifadeleri şu şekilde aktarılmıştı:
“Sevgili liderim, lideriniz Mahmud Esad
Coşan rahimehullah iki yıl önce 4 Şubat 2001 Pazar günü müphem bir
çarpışma neticesi damadı Ali Yücel Uyarel’le birlikte şehid olmuştu…”
(Muharrem Nureddin COŞAN-2003)
*
“”Nakşibendi cemaatinin lideri Prof. Dr.
Esat Coşan”ın Avustralya”da, CIA”nın daha sonraki Türkiye operasyonları
için, İngiliz gizli servisi tarafından trafik kazası süsü verilerek öldürüldüğü
tespit edildi
Coşan”ın, Sydney”e 600 kilometre
uzaklıktaki Dubbo şehrine giderken bir kaza sonucu öldüğü bildirilmişti.
Yapılan araştırmalar sonunda, Coşan”ın aracının önündeki araçta stop
lambalarının yanmadığı, bu yüzden şoförün karşıdan gelen araca değil, stop
lambaları sönük TIR kamyonuna çarptığı anlaşıldı.
İngiliz gizli servisi, kaza süsü
vermek istediği olaylarda daha önce de stop lambası yöntemini
kullanmıştı.” (Arslan BULUT- YENİÇAĞ / 2003)
(https://tr-tr.facebook.com/iskender.pasa.tr?hc_location=timeline)
*
Yeniçağ Gazetesi yazarı Arslan
Bulut, bir “iki yıl” daha bekledikten sonra, 2005 yılı Aralık ayında, yine
“Türk istihbarat kaynakları”na dayanarak konuyu gazetesindeki köşesine
taşıyacaktı (http://www.acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=4521).
Yazısında, “Nakşibendi cemaatinin
lideri Prof. Dr. Esat Coşan”ın Avustralyada, CIA’nın daha sonraki
Türkiye operasyonları için, İngiliz gizli servisi tarafından trafik
kazası süsü verilerek öldürüldüğü tespit edildi” diyordu.
Kabul edersiniz ki, meseleyi “kritik ve
analitik” bir bakış açısıyla ele almak zorundayız. Bulut’un (başka bir
yazıda gösterdiğimiz gibi) pekçok yanlış bilgi içeren yazısında öne sürülen
iddialara “gökten inmiş vahiy” muamelesi yapamayız.
Herşeyden önce, Bulut’un “Türk
istihbarat kaynakları”nın gerçekten Türk olduklarından
da, istihbaratçı olduklarından da, kaynak olabilecek
evsafta olduklarından da emin olmak mümkün değil. “Kerameti kendinden menkul”
tabiri böylesi durumlar için kullanılıyor.
Niye MİT demiyorsun, diyemiyorsun da, Türk
istihbarat kaynakları diyorsun?
*
Bir başka tuhaflık şurada.. Arslan Bulut,
zihniyet bakımından Doğu Perinçek’le aynı frekansta bir isim..
Elbette zihniyet “ikiz”i değil, fakat “kardeş”.. En azından süt kardeş..
Perinçek’e büyük saygı ve sevgisi var ve bunu hiçbir zaman saklamadı.
Bulut’un “Esad Coşan suikasti”
çerçevesinde İngiliz gizli servisini (istihbarat teşkilatını) gündeme
getirmesine benzer şekilde, Doğu Perinçek de 1997 yılında, 28 Şubat sürecinin
en civcivli döneminde, “içinden Esad Coşan ve İngiliz istihbaratı geçen”
bir iddia ortaya atmıştı.
Evet, Arslan Bulut’un
“kanka”sı “yalan rüzgârı” Doğu Perinçek, 1997 yılında, 28
Şubat postmodern darbesi yüzünden vatanını terk etmek zorunda kalmış olan Esad
Efendi’nin İngiliz istihbaratından para almış olduğu
iftirasını atmıştı.
Bunun üzerine Doğu Perinçek hakkında
bir yazı kaleme alıp İslâm dergisinde yayınlamıştım
ve beni mahkemeye verip o günün parasıyla 3 milyar TL (bir daire parası)
tazminat talep etmişti.
Çünkü geçmişini konu edinmiş, ona
yöneltilen CIA ajanlığı suçlamasını gündeme getirmiştim.
(Eski MİT’çi Necdet
Küçüktaşkıner, TBMM’nin Susurluk Araştırma Komisyonu’na verdiği ifadesinde,
"Perinçek ile CIA bağlantısı"na dikkat çekmişti.
Türkiye’de solun güçlendiği bir dönemde Maoculuk yaparak bu
kitleyi bölmek gibi CIA’i çok mutlu edecek faaliyetlerin altında imzası var.
Yine, MİT’teki bir CIA ajanını deşifre edip yakalamak gibi afvedilmez bir
“sabıkası” bulunan Hiram Abas’ı terör örgütlerinin hedefi haline
getirmek gibi “hizmet”leri de oldu. Terör örgütlerinin ideolojisi çok önemli
değil, gerektiğinde istihbarat teşkilatları tarafından çok ustaca dalaverelerle
taşeron olarak kullanılabiliyorlar. Eski MİT’çi Mehmet Eymür,
MİT’in Perinçek’le başedemiyor, onun operasyonlarını engelleyemiyor oluşundan
şikayetçiydi. Muhtemelen bu, MİT’çilerin Hiram Abas’ın bir suikastle öldürülmüş
olmasından çıkardıkları derslerle de ilgili. Fakat daha vahim olan durum şu:
TSK’da Perinçekçi subaylar var ve emekli olunca onun yanı başında
arz-ı endam ediyorlar. Benzer birşeyin MİT’çiler için de söylenemeyeceğinden
emin olunamaz.)
*
28 Şubat Darbesi denilen
(arkasında İsrail’in, ABD’nin, ve de siyonizmin uluslararası
şebekesi masonluğun bulunduğu, İngiliz gizli servisinin “üzüntüden uzak bir
alâka ile” izlediği, veya belki bazı katkılar sunduğu) bir ihanet hareketi
yaşanıyor, Esad Efendi buna en sert tepkiyi gösteriyor, ve sözde Amerikan
düşmanı olan Perinçek, bu Amerikancı darbe tarafından mağdur edilen bir isme,
tam da o Amerikancı darbecilerin memnun olacakları tarzda saldırıyor, iftira
atıyor.
(Hiçbir “sabite”si bulunmayan bukalemun
Perinçek bazen, sırf kafa karıştırmak için aptalca ve saçmalığın nirvanasında
iddialar ortaya atar. Rezil olmak pahasına bile olsa.. Esasen rezil olmak
umurunda da değildir, kendisine inanacak aptalların bu memlekette eksik
olmadığının farkındadır. Sirk canbazı hızıyla akrobatik siyasal ve düşünsel
zikzaklar çizer, ve asla yaptıklarının hesabını vermez. Geçmişi gündeme
getirildiğinde kulağının üstüne yatar, yavuz hırsız ev sahibini bastırır
formülü çerçevesinde muhataplarına akıl almaz suçlamalar yöneltir, kendi
geçmişini unutturur, tartışma gündeminden düşürür. Yüzde bir, hatta binde bir
bile etmeyen oy oranına rağmen sözde particilik yapar. Parti sadece,
örgütçülüğünü ya da siyasal dolandırıcılığını “yasal” hale getiren ve
dokunulmaz yapan bir paravanadır.)
“Kritik ve analitik düşünce”
yolculuğumuza pandemi döneminden aşina olduğumuz filyasyon projektörüyle
devam ettiğimizde önümüze şöyle bir zincir çıkıyor: 28 Şubatçılar, Doğu
Perinçek, Perinçek’in TSK ve MİT’teki dostları, Perinçek’in dostu Arslan Bulut,
ve Bulut’un “kimliği meçhul” Türk istihbarat kaynakları.
Bir başka ifadeyle, Esad Efendi’nin bir
suikaste kurban gittiğini (sanki gözleriyle görmüş gibi) bilen “hayalet” Türk
istihbarat kaynakları ile, Esad Efendi’nin vatanını terk edip gurbet ellere
düşmesine yol açan 28 Şubatçılar, aynı familyadan olma gibi tuhaf bir ortak
paydaya sahipler gibi görünüyor.
Tesadüfen ya da tevafukan.