CÜBBELİ AHMET’İN HOCAEFENDİSİ FETHULLAH VE VATAN KURTARICISI SELANİKLİ

 












Cübbeli Ahmet’in bir açıklamasını Odatv.com şu şekilde haberleştirmişti:  

“Cübeli Ahmet’ten Mustafa Armağan’a sert yanıt: Atatürk’e hakaret eden paylaşımlarla fitne çıkararak…

Cübbeli Ahmet “Atatürk ile ilgili açıklamalarımdan rahatsız olanları rahatlatma” başlıklı bir metin yayımladı.

20.06.2019 15:54

İsmailağa Cemaati’nin hocalarından, “Cübbeli” lakaplı Ahmet Mahmut Ünlü’nün Odatv’ye yaptığı açıklamalar konuşulmaya devam ediyor. Ünlü “Vatanı kurtaran Atatürk’e nasıl düşman olacaksın” demiş ve İsmailağa Cemaati’nin lideri Mahmut Ustaosmanoğlu’nun, Atatürk’ün verdiği izinle Kuran öğrendiğini ve okuduğunu anlatmıştı. 

Cübbeli Ahmet’in bu sözleri hem İsmailağa Cemaati içinde, hem de Atatürk düşmanlığıyla bilinen Kadir Mısıroğlu ve Mustafa Armağan çevresinde tartışma yarattı.

Bunun üzerine de, Cübbeli Ahmet “Atatürk ile ilgili açıklamalarımdan rahatsız olanları rahatlatma” başlıklı bir metin yayımladı. 

Ahmet Mahmut Ünlü’nün resmi sitesinden yaptığı açıklama şöyle:

“Atatürk hakkındaki bu misilli konuşmaları ilk yapıyor değilim, Teketek’de de yapmıştım. O zaman merhum Kadir MISIROĞLU ağabeyimiz bana reddiye yapmıştı. Sonra Mahmûd Efendi Hazretlerinin yanına çıktığımda: ‘Seni bu (Teketek’te yaptığın) konuşmalarından dolayı tebrîk ediyorum’ buyurmuştu. Dolayısıyla pişmiş aşa su katmanın bir mânâsı olmadığı gibi hiçbir tenkit de Efendi Hazretlerinin tebrîkinin üzerinde olamaz. Ali Fethi Esener Paşa’nın Atatürk’ün hutbelerde anılmasıyla ilgili teklifine karşı Efendi Hazretleri’nin ona verdiği cevap da bu konuda ufkumu açmıştır.

Bizim ne yapmak istediğimizi ve memleketin önümüzdeki süreçte yaşaması muhtemel bulunan kutuplaşma tehlikesine karşı hangi tedbirleri almamız lazım geldiği hususunda neleri öngördüğümüzü merak edenler daha önce FETÖ ve IŞİD meselesinde öngördüğümüz çıkarımlardan çok kolay fikir sâhibi olabilirler.

Burada da sevenlerimiz beyanlarımızı mutlaka hikmetlere mebnî olarak düşünmelidirler. Zira biz kırk senelik kürsü hayatımızda abesle iştigal etmedik, kimseyi yanlışa yönlendirmedik. Elbette Allah, Rasûlü ve evliyâullâh hâriç kimse kimseyi sevmeye mecbur değildir ama sövmek ve hakkı tersine çevirmek de hakkı değildir.

Bugün Hayrettin Karaman gibi Ehl-i Sünnet dışı fikirlerle dînimizi tahrîfe yeltenenleri bayramda ziyâret edip duâsını alan bazı yazar çizerler dînimize hizmet etmek istiyorlarsa Atatürk’e hakaret eden paylaşımlarla fitne çıkararak müslümanlara zarar vermek yerine sahâbeyi sevmemekle ve kabir azâbı gibi mütevâtir konuları inkâr etmekle ma‘rûf olan kişilere reddiye yaparak dînimize daha ziyâde faydalı olacaklarını anlamalıdırlar ve bu beyânımı kendilerine ‘Armağan’ olarak kabul etmelidirler.

Atatürk’ün Kıraat Alimi Mehmet Rüştü Aşıkkutlu Hocaefendi’ye Kur’an eğitimi müsaadesiyle ilgili Mehmet GÜNAYDIN’ın yazısı;

1930’lu yıllarda din eğitimini verenlere karşı devlet erkinin olumsuz bir tavır sergilediği bilinen bir gerçektir. Aşıkkutlu, böyle bir dönemde bizzat, Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK’ten aldığı şifahi izinle 1932 yılında kendi köyünde Kur’an öğretimine başlamıştır. 1937 yılında da Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan resmi izin alarak Kur’an Kursu’nu açmaya muvaffak olmuştur.

Mehmet GÜNAYDIN

Dini Araştırmalar Dergisi, Ocak – Nisan 2000, Sh: 179-180”

(https://www.odatv.com/guncel/cubeli-ahmetten-mustafa-armagana-sert-yanit-ataturke-hakaret-eden-paylasimlarla-fitne-cikararak-163379)

*

Baştan başlayalım..

Bir defa, Selanikli Mustafa Atatürk’ü “tarihî gerçekler” ışığında tartışmak, notunu vermek, hakaret etmek değildir.

Hatta, eleştirmek, hakkında olumsuz yargılarda bulunmak da hakaret kapsamına girmez.

Mustafa Armağan‘ın durumuna gelince.. Bir TV programında bir başkasının “Atatürk ve kadınlar” konusunda söylediği bir söz yüzünden başı belaya girmişti. Armağan’ın doğrudan söylediği birşey yoktu.

Buna rağmen, aleyhinde acayip bir haçlı (pardon Kemalist) sefer düzenlendi, ceza alması için gereken “kamuoyu baskısı” oluşturuldu.

Bu Cübbeli şovmenin, utanmadan, Armağan’a fitne çıkarma ve hakaret etme iftirasında bulunduğu görülüyor.

*

Mahmut Ustaosmanoğlu Hoca, Cübbeli’ye, “Seni bu (Teketek’te yaptığın) konuşmalarından dolayı tebrîk ediyorum” demişmiş..

Yanlış olan bir iş, adı Mahmut ya da Mesut olan bir hocanın tebrikiyle fazilet halini almaz.

Mahmut Efendi şayet bunu dediyse, hüsnüzanla bakarsak, en iyi ihtimalle, bir gaflet anına denk geldiğini kabul etmek gerekir.

Bununla birlikte, adı Mahmut, soyadı da Ustaosmanoğlu olmakla, hata yapmaz, günah işlemez insan haline gelmez.

Üstelik bu Cübbeli Ahmet, “Sahabe de zina yapmıştır” diyebilmiş biri..

“Sahabe bile zina yapmışsa, ben haydi haydi yapabilirim, itiraz etmeyeceksiniz” demek ister gibi..

*

Sahabe zina gibi büyük ve çirkin bir günahı işlemişse, onların ayağının tozu olamayacak Mahmut Ustaosmanoğlu günah işlemez mi, işleyemez mi?!

Onun tebriki, Şeriat’te delil olur mu?!

Nasıl Fethullah Gülen için "Ona Fethullah demeyin, Hocaefendi deyin" demesinin bir kıymeti yoksa, seni tebrik etmesinin de gerçekte bir kıymeti yoktur.

Senin ne olduğun ortada..

Hz. Ömer r. a. gibi (Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’den sonra peygamber gelse peygamber olacak) biri, mehir konusunda konuşurken hata ediyor, bir kadın tarafından hatası düzeltilebiliyorsa, Mahmut Efendi de haydi haydi hata edebilir (Hayır, Cübbeli gibi işi zinadan bahsetme raddesine getirmeyeceğim).

Kandehlevî Hayatü’s-Sahabe’de Hz. Ali k. v. hakkında (aklımda kaldığı kadarıyla) şöyle bir olayı naklediyor: Hz. Ali birşey söylüyor, bunun üzerine bir bedevî “Hayır ya Ali, o öyle değil, şöyle” diyor, Hz. Ali de düşünüyor ve “Bu adam doğru söyledi, Ali yanıldı” diye karşılık veriyor.

*

Mahmut Efendi’nin Cübbeli’yi tebriki Şeriat’te delil olmaz. Fakat Cübbeli’ye göre oluyor..

Usta bir tiyatrocu gibi jest ve mimiklerle süslediği bir “şov”unda şöyle konuşmuş: 

“Biz Hocaefendi‘ye Fethullah diye hitap edemeyiz.

“Biz Mahmud Efendi Hazretleri’ne mensubuz. Biz Efendi’den duyduk ki, birisi “Fethullah” dedi, Efendi oradan ikaz etti, dedi ki: “Hocaefendi söyle!” 

“… Biz Mahmud Efendi Hazretleri’ne bağlıyız, ipsiz sapsız gezmiyoruz…. Şimdi hal böyleyken de terbiyesizlik yapıp Fethullah falan dememiz caiz değildir. Efendi’den ne gördükse biz öyle hareket ederiz. “

(https://www.siyasetcafe.com/cubbeli-ahmet-hoca-mahmut-efendinin-talimati-diye-duyurdu-ona-fetullah-demeyeceksiniz-55588h.htm; https://www.adaletbiz.com/cubbeli-ahmet-biz-hoca-efendiye-fetullah-diyemeyiz)

İşte, tasavvuf ve tarikat kurumunu yozlaştıranlar bu Cübbeli gibi hurafeciler.

Gerçekte tarikat adabında “şeyhten ne görülürse öyle hareket etme” diye birşey yoktur.

Mevlana Halid-i Bağdadî’nin (Muhammed Halid Ziyaüddin) tarikat adabıyla ilgili Risale-i Halidiyye‘sinde, şeyhi aynen taklit etmenin zındıklığa yol açacağı belirtilir. Risale’nin tercümelerinden birindeki (Yasin Yayınevi) ifadeler şöyle:

“Mürid, mürşidinin bütün amellerini (hareketlerini ve hatta kendisine ait bazı özel durumlarını aynen) taklid etmesin. Çünkü (her makam ve derecenin halleri aynı değildir. Nitekim) bazı muhakkıklar (hakikatlere hakkı ile vakıf kişiler): "Her kim ki, (aynı hal ve makamda olmadığı halde, yapmacık olarak) mürşidinin her halini taklid ederse, (o hal onu) zındık(lığa -dinsizliğe- ulaş)tır(ır)" buyurmuşlardır. (…)

“(Durum böyle olunca) eğer bir kimse, Allah dostlarının fiillerini (yaptıklarını bir hikmet ve maksattan ötürü yaptığını düşünmeden yapmacık olarak) taklid ederse, dinsizlerden ve helak olanlardan olur (yani helak olması gayet açıktır).”

Bu formüle göre, “Efendi’den ne gördükse biz öyle hareket ederiz” diyen Cübbeli, dört dörtlük, has halis, süzme, damıtılmış, saf ve som bir zındık ve dinsiz olmuş oluyor.

Esas olan, Resulullah s.a.s.’in sünnetine (Şeriat’e) uymadır, şeyhten ne görülüyorsa onu yapma değil.

*

Üstelik, bir insana, gerçekten alim ve fazıl bir kimse olsa bile, salt adıyla hitap etmede dinen bir mahzur yoktur. Bu, onu aşağılama ya da tahkir anlamına gelmez.

Aksine, hadîslerdeki tavsiyelere bakıldığında, insanları (yüzüne karşı ya da kulağına gidecek şekilde) bu tür yüceltici sıfatlarla anmanın, medh ü senada bulunmanın doğru olmadığı söylenmelidir.

Fethullah Gülen gerçek bir velî olsaydı bile, ondan Fethullah diye söz edilmesi, ona yapılmış bir hakaret sayılmazdı.

Merhum Prof. Mahmud Esad Coşan Hoca, Gülen’in 28 Şubat‘taki yanlış ve kaypak sözleri üzerine, “Ona hoca demeyin” uyarısını yapmıştı.

*

Cübbeli felaket, zina konusunu anlatırken sahabeyi de işin içine katıp anmakla gerçekte affedilmez bir edep hatası işliyor.

Sahabenin içinden bir iki kişi bu günahı işlemişse, sanki bütün sahabe o günahı işliyormuş gibi bir üslupla konuşman mı gerekiyor, hadsiz?

Bu zamanın zanilerini aklamak için sahabeye (hepsini töhmet altında bırakacak şekilde) çamur atman mı gerekiyor?

İlla da ashabdan örnek vermek zorunda mısın?!..

Evet, Hayrettin Karaman, Hz. Muaviye’yi, ashabdan olduğu halde, sevmediğini yazmıştı..

Senin ashabı sevmene gelince, senin sevmen, buğzdan ve düşmanlıktan beter..

*

Bir de tutmuş, Atatürk’ü tenkit edenlere, Hayrettin Karaman‘a karşı da reddiye yazma ev ödevi veriyor.

Bir kimse Karaman’ı eleştirmiyor diye, Atatürk’ü eleştiremez mi?

Bu şaşkın şahıs övüne gerine “FETÖ meselesinde öngördüğü çıkarımlar“dan da söz ediyor.

Öngörü kerametlerinin ne olduğunu, yukarıya aldığımız cümleleri ayan beyan ortaya koyuyor.

*

Aşıkkutlu’ya köyünde Kur’an öğretme izni verilmesi meselesine gelince..

Böyle bir örneği vermek, meşhur mısrada dile getirildiği gibi, şecaat arzederken sirkatini (hırsızlığını) söylemek gibi birşeydir.

Yani bir insan, Kur’an öğretmek için neden Mustafa Kemal’in ayağına kadar gidip şifahen (sözlü olarak) izin almak zorunda kalsın ki?

Bu, zulüm değil midir?!

Mesela faiz alıp yemek, kumar oynamak, rakı vs. içmek, malum evlere gidip zina işlemek için Atatürk’ün ayağına gidip ondan şifahen izin almak gerekmiyor, bunlar serbest, fakat ücra bir köyde Kur’an öğretebilmek için binbir zahmetle gidip özel izin almak gerekiyor.

Cübbeli felaket de bunu bir faziletmiş gibi anlatıyor.

Kaldı ki, Aşıkkutlu’nun (Allah rahmet etsin) bir kutsallığı da yok..

Âşıkkutlu merhuma izin verilmiş olması bir lütuf mudur?

Onun zaten sahip olduğu bir hakkı ona (zahmet çektirerek, yalvartıp yakartarak) tanımak, iyilik midir?


SELANİKLİ ATATÜRK’ÜN SON MODEL CÜBBELİ MEDDAHI

  Cumhuriyet tipi saray dalkavuğu Cübbeli Ahmet’in bir zamanlar  Habertürk TV ’nin Türkiye’nin Nabzı Özel  programında söyleyip de Odatv t...