“İstihbaratta yatak odaları çok
önemlidir” diyen kişi, istihbaratçılar hakkında asılsız ithamlarda bulunan biri
değil.
İstihbaratçılığı iyi bilen biri.. Bir
istihbaratçı.. Hatta aileden istihbaratçı.. Babası da MİT’te (ve eski adıyla
MAH’ta) çalışmış bir isim..
Meşhur MİT’çi Mehmet Eymür’den söz
ediyoruz.
6 Ağustos 2012 tarihli bir haber “Eymür ile Perinçek yatak odasını tartıştı” başlığını taşıyordu.
Haberde şunlar söyleniyordu:
“Ergenekon Davası duruşmasının öğleden sonraki
bölümü tanık Mehmet Eymür ile tutuklu sanık Doğu Perinçek’in söz düellosuna
sahne oldu
“Susurluk örgütünü kim ortaya çıkardı?” diye soran Perinçek’e “Herhalde siz
değil, ben ortaya çıkardım” cevabını veren Eymür, 1’nci ve 2’nci MİT
raporlarını da kendisinin hazırladığını söyledi. Susurluk ile MİT raporlarını
ilk yayınlanan grubun Aydınlık grubu olduğunu kabul eden
Eymür, Perinçek’in, “Peki bu yayınlarda bizim ilave ettiğimiz bir konu ya da
tahrifat yaptığımız bir belge var mıdır?” diye sorması üzerine Eymür, “Sonradan
alay mevzuu edecek birşey buldunuz, sulandırdınız. Raporda yer alan milletin yatak odasını haber yaptınız”
dedi. Duruşma salonundakilerin gülüşmelerine neden olan ikili arasındaki ilginç
diyalog şöyle gelişti:
“Perinçek: “Tabii kimse, yatak
odasının izlenmesini istemez”.
“Eymür: “İstihbaratta yatak odaları çok önemlidir. Parti
başkanlarını düşürecek kadar önemlidir”.
“Perinçek’in, “Benim yatak odamı da dinlediniz mi?”
“Eymür bu soruya cevap vermedi.”
(http://www.haberturk.com/gundem/haber/765694-eymur-ile-perincek-yatak-odasini-tartisti)
*
Perinçek, Eymür’ün ağzından
laf almaya çalışmış.. Yoksa, bu işleri bilmiyor değil.
Aydınlık
gazetesinde “Üç bin ‘elit’in kaseti var”
başlıklı haber yapan kendisi. Elitten kasıtları “büyük Türk büyükleri”
ile kesesi şişkinler.
Aydınlıkçılar doğrudan CIA ile
MİT’i, yani istihbarat teşkilatlarını suçluyorlardı. İddiaları şunlardı:
“CIA ve MİT, 3 bin kişi için ‘özel’ kaset
hazırladı
“Aydınlık, 2011’deki genel seçimler
öncesinde Türkiye’ye gelen CIA ekibinin MİT’le ortaklaşa 3 bine yakın kişiyi
sesli ve görüntülü kasetlediği bilgisine ulaştı. Özel kasetlemelerin çoğu özel
yatak odası görüntüleri. Seçimden hemen önce 9 MHP yöneticisini istifaya
zorlayan kasetlerin bu paket içinde olduğu belirtiliyor
“Bugün “kirli” bir dosyanın kapağını
aralıyoruz. AKP döneminde muhaliflere karşı yaygın bir şekilde kullanılan “şantaj kasetleri” konusunda yeni
bilgilere ulaştık. Ankara’daki üst düzey kaynaklara göre, “şantaj kasetleri”
yüzünden Türkiye’nin güvenliği tehlikede. Kaset tehdidi altındaki üst düzey
insan sayısı yüzlerle değil, binlerle ifade ediliyor.
“Aydınlık’ın ulaştığı bilgiler
şöyle.
“Harekete geçirilen özel örgüt
harekete geçirildi. “Özel örgüt” muhalifler hakkında bilgi, belge toplamaya,
ağırlıklı olarak da “özel hayat”a ait ses ve görüntü kaydetmeye başladı. Zaten
daha önceden başlamış “kasetleme” çalışmaları vardı.
“CIA’dan yardım istendi
“TBMM 3 Mart 2011’de seçimlerin 12
Haziran 2011’de yapılmasını oybirliğiyle kabul etti. Bunun üzerine muhaliflere
karşı kaset üretiminin hızlandırmasına ve “nokta” hedeflere atış yapılmasına
karar verildi. Bu çerçevede CIA’dan yardım istendi. Mart sonunda veya Nisan
başında Ankara’ya CIA’dan özel bir ekip geldi. CIA ekibi telefon dinleme,
digital izleme, ortam dinlemesi ve kaydı, teknik takip konularında uzman
isimlerden oluşuyordu. CIA ekibiyle Başbakan’a doğrudan bağlı MİT’ten seçilen
bir ekip birlikte çalışmaya başladı. Ortak ekibe, özel örgütten de takviye
yapıldı. Ortak ekip, önceden seçilmiş hedef isimler hakkında eski ve yeni
kayıtlara dayanarak kasetler hazırlarken, devletin resmi ya da gayri resmi
bütün olanaklarından yararlandı.
“İlk operasyon MHP’ye
“Seçimde “şantaj kasetleri”ni kullanarak ilk
operasyon MHP’ye yapıldı. Nisan sonlarına doğru “farkliulkuculuk.wordpress.com/”
adlı bir internet sitesi, MHP üst düzey yöneticilerinin “seks kasetleri”ni
yayınlayacağı tehdidiyle ortaya çıktı. İnternet sitesi Amerika kaynaklıydı. 15
günlük süre içinde böyle böyle 9 MHP üst
yöneticisi görevlerinden ve milletvekili adaylığından istifa etmeye
zorlandı. Bazıları kısmen yayımlandı, bazıları hiç yayınlanmadı. Sonuçta, İhsan
Barutçu hariç, şu 8 isim istifa etmek zorunda bırakıldı:
“Osman Çakır, Ümit Şafak, Mehmet
Ekici, Cihan Paçacı, Deniz Bölükbaşı, Mehmet Taytak, Recai Yıldırım ve Metin
Çobanoğlu. Barutçu ise partiden ihraç edildi.
“İnternet sitesiyle, bu siteye
görüntü verilmesi ve yüklenmesiyle ilgili bazı kişiler hakkında soruşturma
açıldı. Ancak sonuçta dosya rafa kaldırıldı.
“Kasetleme devam etti
“Kaset şantajında başrolü oynayan “farklıülkücülük”
adlı internet sitesi şimdi yayında değil.
“CIA ekibi 12 Haziran 2011
seçiminden sonra da Ankara’da kalıp faaliyetini sürdürdü mü, elimizde bilgi
yok. Fakat kaynaklarımız, kasetleme çalışmalarının seçimlerden sonra da devam
ettiği bilgisini veriyor.
“Kaynaklarımıza göre, bugün özel
örgütün elinde 3 bin kadar önemli şahsiyetin şantaj kaseti bulunuyor. Kasetler ağırlıklı olarak kişileri
itibarsızlaştırmayı hedefleyen “özel hayat”a ait görüntü veya ses kayıtlarını
içeriyor. Hedef isimlerin çoğu
politikacı, üst düzey bürokrat, aydın, işadamı. Ortak özellikleri, muhalif
olmaları. Ankara’daki üst düzey kaynaklara göre, “ortada çok vahim bir durum
var. 3 bin üst düzey şahsiyet şantajla
yüzyüze. Bu, Türkiye için güvenlik sorunudur”
“AKP’li yöneticiyi açıkladılar, arkasını
getirmediler
“12 Haziran 2011 milletvekili genel
seçimleri öncesinde MHP’de patlayan kaset olayları büyük tartışma yaratmıştı.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, görüntülerin
yayınlandığı sitenin AKP’li İbrahim Faruk Bayındır’a ait olduğunu açıklamış
ve İstanbul milletvekili adayları tanıtım toplantısında şunları söylemişti: “Başbakan Erdoğan’a soruyorum: İbrahim Faruk
Bayındır kimdir? Bu şahıs Küçükçekmece Belediyesi’nde AKP meclis üyeliği yapmış
mıdır? Arkasından istifa ederek İstanbul 3. bölgeden milletvekili adaylığına
müracaat etmiş midir? Bu kişinin partimizi zan ve töhmet altında bırakan kirli
internet siteleriyle ne tür bağlantısı vardır?”
“Bahçeli daha sonra şöyle bir
açıklama daha yapmıştı: “Artık, yargıda ses yok. Savcı, gecikmeli çalışıyor.
MİT, vurdum duymaz. İstihbarat Daire Başkanlığı’nın ne yaptığı meçhul. Siyasi
irade ise siyasi malzeme olarak kullandığı ortamda bunları Allah’a havale
ediyoruz. ABD uzantısı olan kasetten değil, hem kendimin, hem MHP’nin
geleceğini belirleyecek olan milletimden aldığım güçle seçime gireceğim.”
“AKP, kaset olayını kullandı
“Tayyip Erdoğan: “Bunun neresi
özel Allah aşkına. Hele hele bu Müslüman topluluğunda, siyasetin önde gelen
isimlere bu yakışır mı?… Bu konunun koruma polisi ben miyim? Önce bunu bir
Genel Başkan (Devlet Bahçeli) olarak kendi içinde çözmesi lazım. Bu ahlaki bir
konu. Eğer biz hükümet olarak bu işlerin üzerine gitmemiş olsaydık, bunlar çok
daha açık olarak ortada gezerdi.”
“Deniz
Baykal (CHP Antalya Milletvekili): “Komploları yapanların belli bir
amaca ulaşmasına en büyük katkıyı hükümet yapmaktadır.”
“Bülent Arınç (Başbakan Yardımcısı):“Evet biz,
insanların özel hayatlarına saygı duyarız ama ‘bir siyasetçinin özel hayatı
olmaz’ diye de ben 40 senedir siyasetin içindeyim.”
“Mustafa Elitaş (AKP Grup Başkanvekili): “Siyasi
partilerin ve temsilcilerinin Türk milletinin yapısına, vakarına, duruşuna
yakışır davranış içinde bulunmaları gerekir.”
“Hayati Yazıcı (Devlet Bakanı): “Siyasetçi,
milletin hassasiyet gösterdiği alanlarda daha düzeyli davranmak zorundadır.”
(http://www.aydinlikgazete.com/m/?id=16842)
*
Biz Mehmet Eymür’ün
açıklamalarına dönelim.. “İstihbaratta yatak odaları çok
önemlidir. Parti başkanlarını düşürecek kadar önemlidir” diyor.
Örneği Deniz Baykal..
Evli bir kadınla olan
zinasını içeren kaseti internete düştü ve CHP genel başkanlığını bırakmak
zorunda kaldı.
MHP’deki deprem daha büyüktü.. Aydınlık’ın haberinde geçtiği gibi,
MHP’nin 15 en üst düzey yöneticisinden dokuzu kaset kurşunlarıyla telef
olmuştu.
Bunun üzerine “devlet
aklı” siyasetçileri koruma altına almak için internette bu tür videoların
yayınlanmasını ve medyada haberlerinin yapılmasını önleyici yasal yaptırımlar
getirme yoluna gitti.
Zina zaten suç
olmaktan çıkarılmıştı, fakat toplum, siyasetçilerin bu tür aktivitelerini normal
ve tabiî bulmuyordu.
Değerli
siyasetçilerimizin itibarlarının korunması gerekiyordu.
Şantaja maruz kalıp
arkadan robot gibi kullanılabilirlerdi, fakat toplum nezdinde itibarlarının beş
paralık hale getirilmesi kabul edilemezdi.
*
Aslında Türkiye’de bu
Baykal ve MHP’li üst düzey yöneticiler
olaylarından sonra siyasetçilerin yatak odası faciaları sıradan ve olağan işler
haline geldi.
Toplum siyasetçilerin
namussuzluklarını artık kanıksadı.
Fakat eskiden böyle
değildi.
Ortada kaset ve
fotoğraf bulunmasa bile, bir söylenti bile bir siyasetçinin hayatını
mahvedebiliyordu.
Mesela 1979 yılında CHP’li bakan Hasan Fehmi Güneş’in
başına böyle bir felaket gelmişti. Takvimler 5 Ekim’i gösterirken bakanlıktan
istifa etmek zorunda kalmıştı.
Aydan Şener adlı bir film yıldızı ve şarkıcı ile
adı çıkmış, bu yüzden siyasî hayatı bitmişti.
Aydan Şener, Hasan
Fehmi Güneş vefat ettikten ve olayın üstünden 44 yıl gibi uzun bir zaman
geçtikten sonra konu hakkında konuşacaktı:
“Eski İçişleri Bakanı Hasan Fehmi Güneş ile
yaşadığı yasak aşk hakkında da konuşan Yeşilçam yıldızı, "Soyadım 'bakan
deviren kadın' oldu. Yanlış bir şey yapmadım. Altı buçuk ay çok güzel bir aşk yaşadık." dedi.
“Güneş'in evli olmasının kendisini ondan
uzaklaştırmadığını söyleyen oyuncu, "O konuları hiç konuşmadık. Çünkü onu
evli düşünmek istemiyordum." şeklinde sözlerini sürdürdü.
“Yasak aşklarının ortaya çıkmasından sonra
Hasan Fehmi Güneş'in kendisini hiç aramadığını söyleyen oyuncu, "Tuzak
kurduğumu düşündü. Çünkü gazeteler hep öyle yazdı. O da gazetecilere inandı.
Defalarca aradım ama telefonlarıma yanıt vermedi. İstifa etmesi gerekmezdi.
İnsanın gönlü başkasına kayabilir. Kendisi de bir gün yakalanacağımızı biliyordu." dedi.”
(https://www.haberturk.com/bakan-deviren-kadin-aynur-aydan-ailem-beni-oldurmek-istedi-3552182-magazin)
Aynur Aydan böyle
konuşuyordu ama, meşhur MİT’çi Prof. Mahir Kaynak olayın gerisinde CIA-MOSSAD
komplosu bulunduğunu ileri sürmüş bulunuyordu. Okuyalım:
“5 Ekim 1979, Hafta Sonu gazetesinin manşeti ülke gündemine bomba gibi düştü:
İçişleri Bakanı Hasan Fehmi Güneş, şarkıcı Aynur Aydan ile “yakalanmıştı”. Güneş’in ertesi gün Başbakan Bülent Ecevit’e istifasını sunmasıyla siyasi tarihimize
“bakan düşüren kadın” maddesi eklenmiş oldu. Bugünden bakınca olayın en
ilginç bölümü istifa gibi geliyor bana. Ne yolsuzluk var işin içinde ne rüşvet
ne de mafya ilişkisi... Bakan olan biteni birkaç yalanla idare etse, gündemi
değiştirse, bugünün tabiriyle “görevinden affını istemese” unutulup giderdi
belki de. Zaten Bülent Ecevit ona “Şimdi seçim dönemi, istifa etmesen unutulur
gider” demişti. 1979 Ekim’i sadece yaklaşan ara seçimlerle değil, bir yıl
içinde yaşananlarla da Türkiye için epeyce çetrefilli bir zaman dilimiydi.
Hasan Fehmi Güneş, 120 kişinin ölümüne yol açan Kahramanmaraş katliamının
ardından görevden ayrılan İrfan Özaydınlı’nın yerine geleli dokuz ay, Abdi
İpekçi öldürüleli sekiz buçuk ay olmuştu. Ülke adım adım darbeye yaklaşıyor, Adalet
Partisi Genel Başkanı Süleyman Demirel “Bu gidiş Allende gidişi” diyordu.
“Tuzak iddiaları
“Bu
gerginliğin ortasına düşüverdi Aynur Aydan. Kısa süre içinde Aydan’ın AP’ye
yakın olduğu, Güneş’e tuzak kurduğu dedikoduları yayıldı ortalığa. Yıllar
sonra ise Mahir Kaynak eliyle şu
bilgi serildi önümüze: Bu bir CIA-MOSSAD komplosuydu! Güneş, Abdi İpekçi
cinayetiyle “fazla” ilgileniyor, durdurulması gerekiyordu. (1987 yılında bir
Hürriyet manşeti işi daha da ileriye taşımıştı. Buna göre İpekçi’nin katili Mehmet
Ali Ağca o dönemde Aynur Aydan’ın evinde saklanmıştı.) Bakan Güneş’in İpekçi cinayetine olduğu kadar Kahramanmaraş katliamına
gösterdiği ilginin rahatsız ettiği insanlar vardı. Nitekim katliamın
33’üncü yılında “Faşist bir plandı” diye
anlatacaktı; “Engel olmayı bırakın, MİT bizzat katkı yaptı.” Bazen filmin
başına ancak sonunu bilince anlam verebiliyoruz. “Bakan düşüren kadın” olayının
da basit bir magazin haberi olmanın ötesine geçtiğini kavramak zaman
alacaktı. Tıpkı Yassıada mahkemesinde Menderes’in Ayhan Aydan ve Suzan
Sözen ile ilişkilerinin yargılamaya “alet” edildiğinin anlaşılması gibi... Geç
ve güç.
“Kaset
değil, komplo”
“Hasan Fehmi Güneş 42 yıl içinde bu konuda neredeyse
hiç konuşmadı. … 2010 yılında benzer bir olayın aktörü, dönemin CHP Genel
Başkanı Deniz Baykal oldu. …
“Oval Ofis fantezisi
“Kamer Genç’in DYP milletvekiliyken oğlunun evinden genç bir
kadınla çıktıktan sonra sarf ettiği “Çocuğumun
evinde çiçekleri sulamaya geldim” cümlesi, İtalyan lider Silvio Berlusconi’nin ucu bucağı gelmeyen maceraları,
Bill Clinton’in Oval Ofis’in anlamını değiştiren Monica Lewinsky ilişkisi
siyaset tarihine çoktan geçti. Ancak yakın tarihte etkisi en güçlü olan
skandal hangisiydi derseniz İSKİ skandalından başka cevap olur mu
bilmem. Yıl 1993, o günlerde büyük bir su krizi yaşayan İstanbul’un
belediyesi SHP’li Nurettin Sözen’e, İSKİ ise Ergun Göknel’e emanet. Göknel’in
sekreteri Feray Karvar’a âşık olup eşinden boşanmaya karar vermesi sadece
ailesinin değil, bütün Türkiye’nin hayatını değiştirmek üzere... Nurdan
Göknel bu boşanmayı kabul etmedi, işleri yokuşa sürmek için de 1 milyon dolar
tazminat istedi. “Bürokrat adam, nereden bulacak bu parayı?” derken Ergun Göknel
bu meblağ ile çıkageldiğinde Pandora’nın kutusu açılmış oldu. Nurdan Erbuğ’un
ihbarıyla Göknel gözaltına alındı ve 25 Ekim 1993’te İSKİ’ye satın alınan
klorun bedelinin yüksek gösterilerek yolsuzluk yapıldığı suçlamasıyla hakim
karşısına çıktı. Bir ay sonra İsviçre’de bulunan Amerikan Discon Bank’ta 30 bin
doları ve 670 bin Alman markı bulunduğu saptandı. Göknel’in tüm hesaplarına el
konulurken İsviçre’deki paranın da iadesi de istendi. Murat Karayalçın,
Nurettin Sözen ve Yüksel Çengel’in de yargılanıp beraat ettikleri İSKİ davası
sonucunda Göknel yedi yıl hapis yattı. İSKİ skandalı sosyal demokratların
yıllarca boğuşmak zorunda kaldığı “yolsuz belediyecilik” algısının en büyük
simgesi oldu. En büyük sonucu ise 1994’teki yerel seçimlerde SHP’nin
İstanbul’daki oyunun yüzde 13.6’ya kadar düşmesi ve Refah Partisi adayı Recep
Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olmasıydı. İSKİ skandalı
-biraz da kelebek etkisiyle- ülke siyasetini geri dönülmez biçimde
değiştirmişti.
“Bugün mümkün mü?”
… İşin bir de “Bugün olsa mümkün mü?” boyutu var.
Basınla ilgili bu soruyu sormaya alıştık. 2018 yılında Journo’da magazin
gazeteciliği üzerine bir yazı kaleme alan Nilay Örnek, Posta’nın genel yayın
yönetmeni Rıfat Ababay ile de konuşmuştu. Hafta Sonu gazetesinin Hasan Fehmi
Güneş manşetinden söz eden Ababay “Bugün böyle bir haberi yapma şansın var mı?”
diye soruyordu; “Bugün Hasan Fehmi Güneş işi basılmaz, Televole yapılamaz.” Ben
Ababay ile hemfikir değilim. Bu haberi bugün de basacak bir gazete çıkar
çıkmasına da, istifa edecek kimse bulunur mu işte o soru işareti...”
(https://gazeteoksijen.com/yazarlar/zeynep-mirac/ikimizin-arasinda-gizli-bir-yangin-48392)
*
Evet, Hasan Fehmi Güneş,
Kahramanmaraş olayları için MİT’i de suçlamış, “Engel olmayı bırakın, MİT bizzat katkı
yaptı” demişti.
O
yıllar, MİT’in CIA tarafından yönetilip yönlendirildiği yıllar. Maaşlarını CIA'den aldıkları dönemden kalan alışkanlıkları.. Gâvurun ekmeğini yiyor ve onun kılıcını sallıyorlardı. Menderes bu dönme dolaba çomak sokmuştu.
Prof.
Fahrettin Altun, 29 Aralık 2016 tarihli Sabah gazetesinde “Bu Nasıl Milli İstihbarat?” başlığı
altında şunları yazmıştı:
"Ben MİT
müsteşarlığı yapmadım, CIA'nın şube müdürlüğünü yaptım. Bir CIA
yetkilisi gelse, beni Sinop'a götür dese onu oraya götürmekle memurum." Bu
sözler, MİT eski müsteşarı M.
Fuat Doğu'ya ait. Bu sözleri bizzat Fuat Doğu'nun ağzından duyan kişi
ise TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu
Başkanvekili Selçuk Özdağ. 30 yıl sonra, AHaber'de benim de
katıldığım bir televizyon programında Fuat Doğu'nun bu dehşetengiz itirafını
kamuoyuyla ilk defa paylaştı Özdağ. 1962-1964 ve 1966- 1971 arasında iki kez
MİT müsteşarlığı yapan Fuat Doğu, Mehmet Eymür, Sadi Sağdam, Şenkal Atasagun,
Emre Taner ve Hiram Abas gibi MİT yöneticilerini yetiştirmiş, MİT'e bir dönem
damga vurmuş bir isim. Bir rivayete göre de Fuat Doğu ölmeden önce anılarını el
yazısıyla yazıp MİT'e teslim etmiş. Fuat Doğu'nun 12 Eylül'den 5-6 yıl sonra,
henüz genç bir siyasetçiyken Selçuk Özdağ'a yaptığı bu itiraf eski Türkiye'de MİT ve CIA ilişkisinin nasıl organik ve
hatta hiyerarşik bir ilişki olduğunu gözler önüne seriyor. FETÖ, PKK ve
diğer irili ufaklı terör örgütlerinin Türkiye'de kendilerine nasıl mümbit bir
zemin bulabildiklerini merak edenler önce bu kirli ilişkiye bakmalılar. Askerin
dışarıdan emir geldiğinde nasıl tereddüt etmeden hızlı ve organize biçimde
siyaset oyununa müdahale edebildiğinin cevabı da bu ilişkide saklı. Türkiye
siyasi tarihindeki karanlık noktalar, sokak kalkışmaları, faili meçhuller,
kitlesel katliamlar, evet bütün bunlar öncelikle Türkiye'yi kendi istediği
noktaya çekmek için çaba sarf eden dış aktörlerin mahareti! Ne var ki bu
yabancı aktörlerin içerideki işbirlikçileri olmadan bunca cürmü
işleyemeyeceklerini de hepimiz biliyoruz. Düşünün, bu ülkenin "milli istihbarat teşkilatı" yıllarca ABD'nin
istihbarat teşkilatının güdümünde hareket etmiş. Sadece zihniyet düzleminde
bir Amerikancılıktan bahsetmiyoruz. Neredeyse bir emir komuta zinciri kurulmuş. Bu zincirin kırıldığına kanaat
getirildiği noktada FETÖ devreye girdi ve MİT'i parsellemek için çabaladı,
başına kendi adamını geçirmek için uğraştı. Bu kendi aklı değildi herhalde!
Trump ne dedi? "ABD artık hiçbir ülkenin iç işlerine
karışmayacak!" Bu, hem geçmiş Amerikan yönetimlerine bir
ithamdır, hem de bir itiraftır.
Türkiye, yeni dönemde, R. Tayyip Erdoğan'ın liderliğiyle bu çarpık ilişkiyi
reddetmiş, kendi istiklalini savunmuştur. … Şimdi esas olan bütün
kurumlarımızın bu yeni hale uygun şekilde düzenlenmesi, çok hızlı biçimde,
yerli ve milli ilkeler doğrultusunda yeniden inşa edilmesidir....
(https://www.setav.org/bu-nasil-milli-istihbarat)
*
Hasan Fehmi Güneş’in Kahramanmaşaraş olayları ile
ilgili olarak MİT’i suçlayan ifadeleri 2011 yılında medyada yankılanmıştı:
“ ‘Maraş
olaylarına MİT bizzat katkı yaptı
“Maraş olaylarının 33
yıldönümünde konuşan dönemin İçişleri Bakanı Fehmi Güneş, orduyu ve MİT'i
suçladı
“Maraş Katliamı’nın 33. yıldönümünde eski İçişleri
Bakanı Hasan Fehmi Güneş, yaşananları şöyle özetledi: “Faşist bir plandı. Engel olmayı bırakın, MİT bizzat katkı yaptı.”
“Olayları “faşist bir plan” olarak nitelendiren Güneş,
çarpıcı açıklamalar yaptı. Güneş, “Maraş, katliamı göz göre göre geldi. Fakat
önüne geçilemedi çünkü istihbarat bize
bunlarla ilgili bilgi vermiyordu. Olaylar başladı, valiye istihbarat verilmedi, askeri çağırmakta da geç kalındı.
Gelen asker de yeterli değildi. Ben istihbarat
örgütünün oradaki cinayetlere, oradaki katliama katkı yaptığını düşünüyorum.
Engel olmayı bırakın, MİT bizzat katkı
yaptı... Bakanlık görevim boyunca
MİT’ten bilgi alamadım. Başbakanımız Bülent Ecevit, bana güvenirdi, benimle
bu konuları konuşurdu. Ben MİT’e yönelik şikâyetlerimi ona söylediğim de o da
bana dert yanardı. ‘Ne yapacağız bu
MİT’i? Lağvedelim o zaman. Yerine yenisini kuralım’ dedim. Sayın
Başbakanımız güldü ve bunu benim gençliğime verdi” dedi.
“Güneş, “Asıl istenen Türkiye’nin askeri yönetime devredilmesiydi. Darbe deyin,
sıkıyönetim deyin ne derseniz deyin. Tek istenen bunlar için ortam
hazırlamaktı. Ecevit sıkıyönetime hep karşı çıktı. O dönem siyaset adamları
bile ‘Hükümeti bırakın gidin, askere teslim edin’ diye beyanatlar veriyorlardı”
dedi.”
(https://www.ntv.com.tr/turkiye/maras-olaylarina-mit-bizzat-katki-yapti,IXL9OMwPeUGiSi_zfAnEfw
*
Güneş,
bir yıl sonra, 2012’de daha açık konuşacaktı:
“Korktuk MİT'i kapatamadık
“12 Eylül'e giden süreçte İçişleri Bakanlığı görevini yürüten Hasan Fehmi Güneş, Başbakan Ecevit ile MİT'i kapatmaya karar verdiklerini, ancak karşılarındaki güçten korktukları için vazgeçmek zorunda kaldıklarını itiraf etti. Güneş, "MİT'i feshedelim, yeni bir haber alma örgütü kuralım, deyince, 'Bunu hiç konuşmamış olalım' dedi" diye konuştu
“Meclis Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu olağanüstü dönemlerde yaşanan olayları incelerken şok edici ayrıntılara ulaştı. 12 Eylül 1980 darbesine giden süreçte İçişleri Bakanlığı görevini yürüten Hasan Fehmi Güneş, 9 ay sürdürdüğü bakanlık görevinde darbeye giden zeminin önceden hazırlandığını, bu durumun MİT tarafından bilinmesine rağmen hükümete bilgi verilmediğini dile getirdi.
MİT'in o dönemde aslen Genelkurmay Başkanlığı'na, şeklen ise başbakana bağlı olduğunu söyleyen Güneş, "Bakın, kimden istihbarat istiyorum? MİT'ten. MİT nasıl bir yapı? O günü söylüyorum: MİT, o gün askerî bir yapı. Tekrar ediyorum: Başbakana bağlı olması şeklendir, aslında Genelkurmay'a bağlıdır. MİT o gün, Genelkurmay'a bağlıdır, yani, Jandarma İstihbaratı ve MİT, askerlerden oluşmuştur, yani, MİT'te çalışanların, MİT'te etkin pozisyonda, etkin statüde olanların çoğu asker asıllıdır, üniformalıdır" dedi.
25 Haziran 1979'da Manisa MHP İl Başkanı'nın öldürülmesi ile ilgili bilgi almak için MİT'e gittiğini belirten Güneş, "Manisa'dan dönüşte gittim MİT Başkanına, 'istihbarat gelmiyor, bana istihbarat vermiyorsunuz' dedim. MİT'ten istihbarat alamıyorduk. İncelerseniz göreceksiniz, Keçiören'de bir emniyetin kademesi vardır, araçların tamir edildiği bir yer gibi, ben orayı istihbarat okulu yaptım. İstihbaratçı yetişti, iç istihbaratı, polis istihbaratı kurduk. Yoktu o güne kadar, MİT'ten de gelmiyordu" diye konuştu.
Güneş'in, MİT ile ilgili anlatımları üzerine oturuma başkanlık eden AK Parti Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ, "Sayın Güneş, çok özür dilerim. Hiç değiştirmeyi düşündünüz mü? Bir kanun düzenlemesiyle düşündünüz mü?" diye sordu. Bu soruya "Evet düşündüm" cevabını veren Güneş'e Özdağ yeniden, "Yapabildiniz mi? Yapabildiniz mi, yapamadıysanız, niçin yapamadınız?" sorusunu yöneltti. Güneş bu soruya, "Yapamadım, Başbakan da yapamadı çünkü. Onu (Başbakan Bülent Ecevit) ikna ettim, korktuk. Karşımızdaki güçten" şeklinde cevap verdi.
“MİT-CIA ARASINDA ANLAŞMA VARDI
“Güneş, "Karşımızdaki güçten korktuk" diyerek anlattığı "güç" ile ilgili şu bilgileri paylaştı: "MİT Başkanı bir general, genellikle böyle, MİT Başkanı bir general, MİT'te etkin görevlerde olanlar asker. MİT'in komutanları, MİT'in sicil amirleri, MİT'i görevlendirenler askerî kanat. Yani o dönemde askerî kanat MİT'e hâkim. MİT'in içindekiler… Eğer gerçekten kökenine ineceksek, bu yapının oluştuğu döneme gelmek lazım, yani, MİT'le CIA arasında o dönemde işbirliği anlaşması var, o işbirliğinin anlamı şu: istihbaratı paylaşacağız; ama, gerçek anlamı şu: Türkiye'deki her şeyi ben bileceğim, ama, size bir şey vermeyeceğim....”
“Dönemin başbakanı Bülent Ecevit ile Atatürk Orman Çiftliği'nde bulunan Atatürk Evi'nde gerçekleştirdikleri bir görüşmeyi de komisyon üyelerine anlatan Güneş, "Mümkün değil, bu MİT bize istihbarat vermiyor, alamayacağız, dedim. 'Ne yapalım?' dedi. Bir kişi getirmişti, batıda istihbarat eğitimi görmüş, sanıyorum ismi Mehmet'ti, onu MİT'te görevlendirmek istiyordu Başbakan. MİT'in amiri sayılan yer, o Mehmet'i MİT'te görevlendiremedi. Dedim ki: böyle yürümemiz mümkün değil, yani devletin ne kadarını biz yönetiyoruz, egemenliğin ne kadarını ben kullanıyorum? Bunu bilmemiz lazım efendim. 'Ne yapalım?' 'Değiştirelim' dedim. MİT'i feshedelim, aynı kararnameyle yeni bir haber alma örgütü kuralım, 'Bunu hiç konuşmamış olalım' dedi. Olay budur."
(https://www.yenisafak.com/gundem/korktuk-miti-kapatamadik-436226)
*
O
dönemde ABD, siyasetçilere aldıramadığı bazı kararları (mesela Yunanistan’ın
NATO’ya dönmesine vize verilmesi gibi) aldırmak için Türkiye’de askerin darbe
yapmasını istiyor ve bunun zeminini hazırlıyordu.
Politikacı
dövme ve darbe dönemi imkânlarından yararlanarak yolunu bulma meraklısı
askerler de buna teşneydiler.
MİT’çiler de onlara kahve dövücünün hınk deyicileri
olarak hizmet sunuyor, siyasetçilere burun bükerek bakıyorlardı. Zihniyetlerine
göre, güçlü olan haklıydı. Güç de silah demekti. Zaten "örtülü" patronları CIA'ciler de öyle istiyordu.
Böylece
12 Eylül darbesi yapıldı. Ve CIA’in
Türkiye şefi Paul Henze bu olayı devletine “Our boys did it” (Bizim çocuklar
başardılar) diyerek müjdeledi.
Biz
bunları Mehmetçik zannediyorduk, fakat “onların
çocukları” haline gelmişlerdi.
“Onların çocukları” 28 Şubat’ta sadece
CIA’in ve ABD’nin değil, aynı zamanda MOSSAD’ın
ve İsrail’in de çocuğu olma becerisini gösterdiler.
MİT'in yardımlarıyla..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder