VAHDET-İ VÜCUTÇUNUN KENDİNDEN MENKUL VELÎLİĞİ

 





ORKHAN MUSAKHANOV’UN “ES-SİNDÎ’NİN VAHDET-İ VÜCÛD REDDİYESİNİN ELEŞTİRİSİ”NİN ELEŞTİRİSİ - 12


Hayât es-Sindî’nin Fethu’l-Vedûd ‘alâ Vahdeti’l-Vücûd isimli eserini okumaya devam ediyoruz:

Eğer dersen ki: Bu meşrep velilerin hâlislerinin ve asfiyânın neciplerinin meşrebidir. Eğer batıl olsaydı bu meşrebin ehli veli olmazdı. Sana şöyle denilir: Veli, Allah katında veli olan kimsedir. İnsanların veli zannettiği herkes, Allah katında veli değildir. Allah Teâlâ velilerini şu sözleriyle beyan etmiştir: “Onlar, O’nun velileri değildirler. O’nun velileri ancak muttaki kimselerdir. Lakin onların ekserisi bunu bilmiyorlar.” [Enfâl, 8/23] “Dikkat ediniz! Allah’ın velileri üzerine korku yoktur ve onlar endişe etmezler ki onlar Allah’a iman etmişler ve Allah’a ittika etmişlerdir.” [Yunus, 10/62]. “Allah indinde sizin en keremliniz sizin en muttaki olanınızdır.” [Hucurât, 49/13]. Resûl-i Ekrem [kudsî] hadiste şöyle buyurmuştur: “Velilerim ancak muttaki kimselerdir.”( Hâkim, el-Müstedrek, 2: 368.) Hâlık ve mahlûku eşitleyen kimse nasıl muttaki olur?! Ya da O’nu her mevcudun ‘ayn’ı olarak gören kimse, Allah katında nasıl veli olur?! Ey Allah’ım, seni tenzih ederim, bu apaçık bir bühtandır.

“Eğer Kur’ân-ı Kerîm ve Sünnet-i Nebeviye bizim meşrebimizin burhanlarıyla doludur, ancak Hak’tan perdeli kimseler Kur’ân-ı Kerîm ve Sünnet-i Nebeviye’yi [tam manasıyla] anlayamadılar dersen, derim ki: Hâşâ ve kellâ! Kur’ân-ı Kerîm ve Sünnet-i Nebeviye meşrebinizin aleyhine deliller ile doludur. Lakin şaşkın kimseler bunu göremiyorlar. Delil olarak tahayyül edilen şeyler de filvaki delil değildir. Nitekim bu, aklı başındaki herkese gizli değildir. Hadis-i kudsî’deki “Onu sevdiğimde duyan kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı olurum” (Buhârî, Rikāk 38.) sözüyle davanıza istidlalde bulunmanız [geçerli] değildir. Bu, Allah Teâlâ’nın kuluna kulun bütünüyle Hak Teâlâ’ya ait olmasına kadarki inayet ve lütfunun ihatasından kinayedir. Buna şu sözü işaret etmektedir: “Duyması olurum …” Hak Teâlâ sizin söylediğiniz gibi ‘onun ayn’ı olurum ve o da benim ayn’ım olur’ demedi.”

(Musakhanov, s. 130.)

Bu son nokta üzerinde durmak gerekiyor. Vahdet-i vücutçuların Buharî’de yer alan söz konusu hadis-i kudsîyi delil olarak göstermeleri, neyi savunduklarından haberleri olmayan şaşkınlar olduklarını ispatlar, başka birşeyi değil. 

Çünkü bu hadis-i kudsiye göre, söz konusu durum (duyan kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı olma), Allahu Teala’nın kulu sevmesiyle ortaya çıkan birşey.. Yani Allahu Teala kulu sevmeyince vahdet-i vücud yok, sevince var.

Böylece vahdet-i vücutçuluğun özel bir türü icat edilmiş oluyor: Allah’ın sevdikleri için söz konusu olan vahdet-i vücut. Sevmedikleri vücut (varoluş, varlık) bakımından ayrı ve müstakil. Bağımsız. Daha doğrusu onlarda vücut (var olma) yok.

Görüldüğü gibi zırva tevil kabul etmiyor. Neyi savunduğundan haberi bulunmayan boş kafalılar olduklarının anlaşılması bakımından sadece bu hadis-i kudsiyi delil olarak göstermeleri vahdet-i vücutçular için yeterlidir.

*

Bu aklı beş karış havada şaşkın taifeden bazılarının da vahdet-i vücutçuluk için şu ayet-i kerimeyi delil olarak ileri sürdükleri görülür:

(Savaşta) onları siz öldürmediniz, fakat Allah onları öldürdü. Attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah attı. Mü’minleri, tarafından güzel bir imtihanla denemek için Allah öyle yaptı. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” (Enfal, 8/17)

Bu aklını yele vermişlerin vahdet-i vücutçu mantığına göre, aynı zamanda, “Onları öldürmediniz, (haşa) Allah’ı öldürdünüz. Ölen onlar değildi, (haşa) Allah’tı” sonucuna varmak gerekiyor, fakat onların zeka yaşı bunu anlamalarına müsait değil.

Eğer bu bir mazeretse, mazurdurlar.


VAHDET-İ VÜCUTÇUNUN KENDİNDEN MENKUL VELÎLİĞİ

  ORKHAN MUSAKHANOV’UN “ES-SİNDÎ’NİN VAHDET-İ VÜCÛD REDDİYESİNİN ELEŞTİRİSİ”NİN ELEŞTİRİSİ - 12 Hayât es-Sindî’nin  Fethu’l-Vedûd ‘alâ Vahde...