Ebu Hanzala Halis Bayancuk’un lafları
üzerinde durmaya devam ediyoruz.
Şöyle diyor:
“Mektubat’ta
292’nci mektup var. Müritlerin edeplerini anlatan bir mektup bu mektup. Bu
mektupta o kadar ilginç şeyler var ki, bazı yayınevleri bu mektubu yayınlamıyorlar.
Tercümeye koymuyorlar bu mektubu. Neden ötürü? Göreceğiz bakalım bunlar bizi
inkişafa mı davet ediyorlar, yoksa köleliğe, Allah’tan gayrısına kulluk etmeye
mi davet ediyorlar, hep beraber göreceğiz. Biraz uzun olduğu için direk
metinden okuyacağım: ‘Ey talip! Yüce
Sultan Hakk’ın inayeti ile anlatıldığı manada kamil ve mükemmel bir şeyhi bulur
da ona kavuşursan onun varlığını ganimet bilmeli, tamamı ile bütün işlerini ona
ısmarlamalı.’ Allah Allah! Bizim bildiğimiz bütün işlerimizi Allah’a
ısmarlamamız gerekiyor, yalnızca ona tevekkül etmemiz ve yalnızca ona inabe
etmemiz gerekiyor. ‘Saadetin onun
rızasında, şekavetin (bedbahtlığın) dahi onun rızasının hilafında olduğuna itikat
etmelidir.’ Bu size neyi hatırlatıyor? Kimin rızası bizim için esas
olduğunda saadeti şekaveti unutuyoruz, bunu düşünenlere bırakıyorum.”
Bunu, düşünenlere bırakması iyi.. Düşüncesizlere göre değil.
Ancak, söylemek zorundayız, sözlerine
baktığımızda kendisinin de “düşünenler” arasında değerlendirilmeyi pek hak
etmediği kanaatine varıyoruz.
İmdi, bir adamın düşüncelerini
değerlendirirken bir bütün olarak ele almak gerekir. İmam-ı Rabbanî burada
öncelikle ortaya bir şart koyuyor. Şeyhin “anlatıldığı manada kamil ve mükemmel
olması” şartı.
Şeyh kamil ve mükemmel olmadığı zaman
durum değişir.
Ve İmam-ı Rabbanî’nin başka
mektuplarından biliyoruz ki, şeyhlerin çoğunun “nakıs” olduğunu düşünmektedir.
Mesela şunu yazmış durumda:
“Şunu da bilesin ki, bazı ihlas sahibi kimselere
icazet (tarikat hilafeti ve şeyhlik) verilmesi, dalaletin yayılıp umumileştiği
bir zamanda; bir cemaat için Hak yoluna delil olup göstermesi içindir. Bunun
için kendisine icazet verilmiştir.... İcazet onun için, kemal ve tekmil (kemale
ulaştırma) vehmine düşüren ve esas maksattan olan birşey değildir.”
(Mektubat, C. 1, çev. Abdülkadir Akçiçek, İstanbul: Merve Y.,
s. 467.)
Evet, zamanımızda durum bu..
Şeyh
geçinenlerden “ihlas” sahibi
olanların başımızın üstünde yeri var. Onlarda kemal ve tekmil aramıyoruz. Velakin çoğunun “ihlas”tan da mahrum
olduğunun, dertlerinin (İmam Gazalî’nin İhya’da belirttiği şekilde)
etrafında adam toplama ve dünyalık biriktirme olduğu bir gerçektir.
Bunu garantiye almak için de laik
(siyasal dinsiz) düzenin “örtülü” biçimde emri altına giriyor, onun “derin”
yapı ve kanallarıyla bağlantı kuruyorlar.
Zamanımızın acı gerçeği.
*
Konuya dönelim..
İmam-ı Rabbanî’nin “Tamamı ile bütün işlerini ona ısmarlamalı” derken
kastı, onunla “istişare” ederek hareket etmesinden ibaret.
Hadîste (hatırladığım kadarıyla) şöyle
geçiyor: “İstihare eden yanılmaz, istişare eden pişman olmaz.”
İstişarede bereket vardır. Toplumun,
ilmi ve tecrübesi olan hayırhah insanların yol göstericiliğine ihtiyacının
bulunduğu açıktır.
Tecrübeli, gün görmüş insanlarla
istişare eden kişi mes’ud (saadet sahibi) olur. Burnunun dikine giden, aklına
eseni yapan cahili bekleyen de şekavettir (bedbahtlık ve mutsuzluk).
*
Ne yazık ki Bayancuk konuyu
yorumlarken örtülü bir “şirk” imasında bulunuyor.
Halbuki Allahu Teala bize
bilmediklerimizi bilenlere sormamızı emrediyor. Mesela şu ayet-i kerime:
“Onlara emniyet veya korkuya
dâir bir haber geldiğinde onu yayıverirler. Ama onu, peygambere ve içlerinden
ülü'l-emre (emir sâhibi idârecilerine) arz etselerdi, onlardan bunu (o işin
gerçek mâhiyetini, dirâyetleriyle ortaya) çıkarabilecek olanlar, elbette onu(n
tedbîrini) bilirlerdi. İşte üzerinizde Allah'ın lütfu ve rahmeti olmasaydı,
elbette pek azınız müstesnâ, şeytana uyardınız!” (Nisa, 4/83)
Bu Halis Bayancuk’un baştan sona izlediğim videosu yok, geçmişte birkaç videosuna bakma durumum olmuştu; ona da birtakım gençler gelip mürit edası ile soru yöneltiyor, bu da onlara “yol gösteriyor”.
Adı şeyh değil, fakat “teknik” olarak şeyhlik yapıyor.
(Ona soru
yöneltenlerin bazıları “saftirik” gençler.. Bazılarının da, bunu yönlendirmek,
istedikleri mevzularda konuşturmak için gönderilmiş “görevliler” olduğu
anlaşılıyor. Bayancuk da bazılarına “Bana şöyle bir soru sor” diye talimat veriyor
olabilir mi, bilmiyorum. Pek sanmıyorum.)
Aslında bu Ebu Hanzala Halis, her ne
kadar çenesi kuvvetli ve ağzı laf yapan yetenekli bir adamsa da, gerçekte
yontulması gereken güzel elyaflı bir keresteden ibaret. Zamanında olgun bir alimin terbiyesinden
geçmiş olsaydı biraz edep erkân, yol yordam öğrenebilirdi. Nasip olmamış. Kaliteli malzeme heba olmuş, ortaya eciş bücüş bir "mamul" çıkmış.
Birtakım mevzulardaki hassasiyetleri iyiyse de yaklaşımlarında denge ve ölçü yok. Serseri mayın gibi nereyi nasıl tahrip edeceği belli değil.
Aklınca davetçilik taslıyor, fakat idrak yetersizliği, yanlış anlama ve yersiz suizan gibi hastalıkların pençesinde..
Ne yaptığından habersiz.
Manipüle ediliyor, kullanılıyor, fakat (anladığım kadarıyla) farkında değil.
*
Konuya devam edeceğiz inşallah.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder