Odatv’nin bugün yayınladığı (14 Eylül 2026
tarihli) haber, bomba gibi bir gazetecilik başarısı..
“Bu haber üzerine Türkiye’de yer
yerinden oynar” dedirtecek türden bir başarı hikayesi..
Birincisi, bu haberden, ölümünün
ardındaki sır perdesi araştırılan ünlü MİT’çi Kaşif Kozinoğlu’nun ve
arkadaşlarının zehirlenmekten korktukları için hapishanede
konserve yemiş bulunduğunu öğreniyoruz.
İstihbaratçı (kimisi MİT’çi, kimisi
askerî istihbaratçı) olmasalardı, zehirleme işlerinin bu kadar
yaygın olduğunu ve insanı her yerde bulabileceğini nereden biliyorlardı sorusu
kafamızı kurcalayabilirdi.
Adamların paranoyak olduğunu
düşünebilirdik.
Ancak, istihbaratçı olmaları
bizde itiraza mecal bırakmıyor.
Demek ki, Türkiye’ye dair bizim
bilmediğimiz şeyleri biliyorlar.
İnsanların her yerde zehirlenebildiğine dair
derin, engin ve geniş bilgilerinin bulunduğu anlaşılıyor.
Düşünün, devletin hapishanesinde
yatıyorsunuz ve devletin hapishanesinde çalışan personelin sizi zehirlemesinden endişe
ediyorsunuz.
*
Bütün
bunlara, Prof. Emin Gürses’in geçtiğimiz günlerde
Kozinoğlu'yla ilgili sorulara cevap verdiği bir söyleşisinde yaptığı MİT’le
ilgili açıklamaları da eklemek gerekiyor.
Ona göre,
hapishanelerde bir müdür yardımcısının ve gardiyanlardan (infaz
memurlarından) bazılarının MİT’le bağlantılı olduğu kesin.
(https://www.youtube.com/watch?v=8W3x5fe-684&t=935s)
O müdür yardımcıları
hep yardımcı olarak kalmıyorlar elbette, yardım edilen müdürler haline de
geliyorlar.
Yani bazı
hapishanelerde müdürlerin, bazılarında da müdür yardımcılarında birinin MİT’le
bağlantılı olduklarını kabul etmek gerekiyor.
Bu hapishanelerde MİT
bağlantılı yetkililerin MİT’ik işlerini yaptıracakları alt düzey (yine
Teşkilat’la bağlantılı) elemanlar, “çaycılar, kahveciler, temizlikçiler”
de bulunuyormuş.
Bu noktada, devletin
bütün kurumlarındaki “çaycılar, kahveciler ve temizlikçiler”in, ve dahî şoförlerin
ve de bekçilerin, kapıcıların bir kısmının MİT’le bağlantılı
olabileceğini aklımızda tutmamızda fayda var.
Dahası, “Teşkilat”ın
sadece devlet kurumlarına değil, takip ettiği cemaat, grup, vakıf,
dernek vs.lere de “çaycı, kahveci, temizlikçi, kapıcı, bekçi, ve dahî
şoför” olarak “eleman” yerleştiriyor olabileceğini aklımızın bir köşesine
yerleştirmemiz gerekiyor. (O yapıların lider kadrolarındaki ve kritik
noktalarındaki Teşkilat mensuplarını saymıyoruz.)
Çaycı, kahveci deyip
geçmeyin, Kozinoğlu’nun endişesi çerçevesinde düşünüldüğünde, bir
fincan kahve ya da bir bardak çayın, içine eklenen bir damla sihirli ab-ı
hayat ile kırk yıllık defterlerin kapanmasını sağlayabileceği anlaşılır.
*
Odatv’nin bugün yayınladığı (14 Eylül 2026
tarihli) haberini “yeri yerinden oynatacak bir bomba” haline getiren asıl bilgi
bu zehirleme meselesi değil.
MİT’çi olması
hasebiyle devletin derinliklerinde sır olarak saklanan bazı kritik
gerçekleri bilme durumundaki Kozinoğlu, Ergenekon ve Balyoz’un, bu
yasadışı ihtilalci çetelerinin ve örgütlenmelerin gerçekten var olduğunu
söylemiş.
Hatta, Ergenekon
ve Balyoz’un üç sacayağının bulunduğunu, bu üç ayaktan birisinin kendisi
olduğunu belirtmiş.
“Mahkemede benim
konuşmamla bu ayak devrilecek" demiş.
Demek ki,
mahkemede itirafçı olmayı, yeri yerinden oynatacak açıklamalar
yapmayı planlamış.
Beş ayaklı bir masayı
düşünün, ayaklardan biri kırılsa bile masa ayakta durmayı başarabilir, fakat üç
ayaklı bir masa, ayaklardan biri kırıldığında devrilir.
Masa, masa olmaktan
çıkar.
Kozinoğlu’nun bu
itirafını aktaran kişi, Odatv’nin haberine göre, onu hapishanede
muayene etmiş olan Dr. Alp Çetiner.
Evet, Ergenekon
ve Balyoz denilen ihtilalci terörist örgütlenmeler gerçekten vardı.
Bunlara yönelik davalar kumpas değildi.
Ben söylemiyorum,
Kozinoğlu söylemiş.. Önemli bir MİT’çi.
Aktaran, devlete
çalışan bir hekim: Dr. Alp Çetiner.
*
Burada, üzerinde
düşünülmesi gereken bazı noktalar var:
Kozinoğlu Dr.
Çetiner'e söylediklerini başkalarına da söylemiş olabilir.. Söyler..
Ayrıca Çetiner de
ondan duyduklarını o günlerde başkalarına aktarmış olabilir.. Aktarmaması için
bir neden yok..
Öte yandan,
hapishanedeki (Emin Gürses'in sözünü ettiği türden) MİT bağlantılı kişilerin
Çetiner'in ağzını aramış olmaları ihtimali de yüksektir.
Dolayısıyla, birtakım odakların, Kozinoğlu'nun mahkemede konuşması veya itirafçı olması ihtimalini düşünerek alarme olmaları ve teyakkuza geçmeleri ihtimaline soruşturma denkleminde yer vermek gerekiyor.
*
Odatv’nin haberine gelelim..
Haberde geçen bir
ayrıntı ile ilgili olarak söyleyeceğimiz bazı şeyler olacak.
Ama önce haberi
okuyalım:
“Kozinoğlu
davasında savcılık peşine düştü: 'Esmer Melek’
Kozinoğlu’nun
cezaevindeki şüpheli ölümüne ilişkin dosyada yıllar sonra dikkat çeken bir
ihbar ortaya çıktı. Savcılık, Kozinoğlu'nun zehirlendiğini öne süren
"Esmer Melek" rumuzlu ihbarcının kimliğini araştırıyor. Öte yandan
koğuş arkadaşlarına göre Kozinoğlu, zehirlenmemek için konserve yiyordu.
“MİT’in
Orta Asya Dairesi Başmüşaviri Kaşif Kozinoğlu’nun Silivri Cezaevi’ndeki şüpheli
ölümüne ilişkin soruşturmada yıllar sonra dikkat çeken bir ayrıntı ortaya
çıktı. 2012’de Kozinoğlu ailesinin avukatlarına gönderilen ve ölümün zehirlenme
sonucu yaşandığını öne süren e-postanın sahibi, kendisini cezaevinde yemek ve
kantin dağıtımı yapan bir tutuklu olarak tanıttı. Savcılık şimdi “Esmer Melek”
rumuzunu kullanan ihbarcının kimliğini araştırıyor
Sabah'tan Atakan Irmak'ın dosya bilgilerine
dayandırdığı haberine göre, ilk e-posta, 27 Nisan 2012’de "Melek melek"
adıyla ve "esmer_melek_istanbul@hotmail.com" adresinden,
dönemin Kozinoğlu ailesinin avukatı Tuğçe Duygu Köksal’a gönderildi. …
İhbarcı, e-postasında şu ifadelere yer
verdi:
"Duygu hanım ben
Silivri ceza evinden yeni tahliye oldum bir konuyu sizinle özel
konuşmak istedim ama siz umursamadınız. Konu cezaevinde ölen
(öldürülen) Kaşif Kozinoğlu'yla ilgili. Ölümünün kalp krizi değil de
zehirlenerek öldüğü bunu elimdeki delil ve incelemelerimle gerçeklerin
ortaya çıkmasını istiyorum ama siz duyarsız kaldınız kim olsa sizin yerinizde
bu olayla bizzat ilgilenirdi aslı olsun olmasın nede olsa ölen kişi büyük bir
devlet adamı ve ilgi çekmeyecek bir olay değil ama nedense siz savruk baktınız.
Neyse ben bazı olaylar açığa çıkar umuduyla sizi rahatsız etmiştim bu olay
inanın basit bir kalp krizi değil ve bunu yapanlar unuttular bile onlar
için basit sayıldı böyle bir insanın ölümü eğer yine de ilginizi
çekerse ben her şeyi açık açık anlatmaya hazırız yalnızca size ve
ailesine"
Avukat
Köksal, 3 Mayıs 2012’de gönderdiği yanıtta ihbarcının kimliğini
açıklamadığını belirterek somut bilgi ve delillerin paylaşılması halinde
kendisiyle görüşebileceklerini bildirdi. …
İhbarcı
aynı gün verdiği yanıtta ise Silivri 1 No’lu Ceza İnfaz Kurumu’nda kaldığını,
Kozinoğlu ile aynı koğuşta bulunmadığını ancak "işçi koğuşu"nda
kaldığını anlattı. Cezaevindeki koğuşlara yemek, ekmek, kantin ve erzak
dağıtımı yaptığını belirten ihbarcı, ölümün kalp krizi olmadığını yineledi.
…
İhbarcının görüşme için avukatlık
bürosu yerine dışarıda buluşma konusunda ısrar etmesi üzerine görüşme
yapılmadı. Bunun ardından Kozinoğlu ailesinin vekilleri Taner Serim ve
Tuğçe Duygu Köksal, 11 Mayıs 2012’de Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı’na
başvurarak soruşturmanın genişletilmesini talep etti.
*
Soruşturma
dosyasındaki telefon görüşmesi kayıtlarında ise Kozinoğlu’nun koğuş arkadaşlarının,
cezaevinde verilen yemekleri yemek istemediğini ve zehirlenme korkusu nedeniyle
konserve tüketmeye başladığını söyledikleri yer aldı. …
Kozinoğlu
hakkında yeni edinilen bir bilgi de bir cezaevi doktorundan geldi. Kozinoğlu, ilk
tutuklandığında Metris
Cezaevi'ne gönderilmişti. Metris Cezaevi’ne kabul edilen
tutukluların doktor kontrolünden geçirilmesi nedeniyle Kozinoğlu’nun ilk
muayenesini Dr. Alp Çetiner yaptı. …
İlk
muayenenin ardından ikili uzun süre sohbet etti. Çetiner, Kozinoğlu’nun
Türkiye’de yaşanan sorunlardan söz ederken insanların korktuğunu söylediğini,
kendisinin ise "Korkarak
da yaşanmaz ki..." karşılığını verdiğini aktardı. Bunun üzerine
Kozinoğlu’nun "Aslanım
benim" diyerek sohbeti sürdürdüğünü belirtti. …
Sohbet
sırasında Kozinoğlu’nun Orta Asya’daki görevlerinden ve FETÖ ile mücadelesinden
de söz ettiği belirtildi.
Çetiner’in
aktardığına göre Kozinoğlu, örgütle mücadelesini "Onların hayatını
cehenneme çevirdim" sözleriyle anlattı.
Sohbetin
Ergenekon ve Balyoz davalarına gelmesi üzerine ise Kozinoğlu, kendisinin
kumpasın kritik unsurlarından biri olduğunu söyledi. Çetiner, Kozinoğlu’nun o
sırada "Ergenekon
ve Balyoz’un üç sacayağı var. Bu üç ayaktan biri benim. Mahkemede benim
konuşmamla bu ayak devrilecek" dediğini aktardı. …
(https://www.odatv.com/guncel/kozinoglu-davasinda-savcilik-pesine-dustu-esmer-melek-120162563)
*
"Esmer melek" takma adıyla devreye giren kişinin kafa karıştırmak
ve soruşturmanın yönünü değiştirmek için devreye girdiği anlaşılıyor.
Görüşmek istermiş gibi yapmış, fakat görüşmemek için ipe un sermiş.
Olayın kalp krizi değil de zehirlenme olduğunu, elinde delil bulunduğunu,
ayrıca incelemeler yapmış olduğunu (Ne demekse?) iddia ediyor.
Bunu söyleyen kişinin, delillerini de söylemesi gerekirdi. Böyle bir
e-posta gönderen, takma adla e-posta göndermeyi yeterince güvenli bulan
birinin, aynı e-postaya delillerini ve "inceleme"lerini de eklemesi
beklenir.
İmdi, burada hekimlerin "incelemesi" sonucunda verilen hüküm,
olayın bir kalp krizi olduğu.
Olaay kalp krizi değil de zehirlenme ise, ölüm hakkında kalp krizi raporu
veren sağlık personeli de suikastin (cinayetin) bir parçası haline gelirler.
Burada söz konusu ihbarcının bütün yapmak istediğinin, "Acaba
Kozinoğlu'na kalp krizine yol açacak bir hap ya da ilaç verilmiş olabilir
mi?" sorusunu unutturmak olduğu anlaşılıyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder