Evet, Sabah gazetesinin Yeni Akit gazetesini
kaynak göstererek yayınladığı habere göre, “Paralel Devlet
Yapılanması’nın telekızlarla çalışma yöntemlerine ulaşıldmıştı.
17
kişinin tutuklandığı İzmir merkezli casusluk soruşturmasında, şüphelilerin el
konulan bilgisayarlarında, paralel
çete FETÖ'nün telekızları nasıl kullandığına ilişkin ayrıntılı plan ve yönergelere rastlanmıştı.
Ve,
kısa sürede zenginleşmek gibi sıradışı bir yeteneğe sahip olduğu görülen savcı Okan Bato, bu planlara dayanarak
onların canına okumak üzere harekete geçmişti.
Şüphelilerin başında gelen isim, İzmir’de emniyet müdürü olarak görev yapmış olan Ali Bilkay'dı. (https://www.sabah.com.tr/gundem/2015/11/14/feto-tskya-telekizlarla-sizmis)
Bilkay,
29 Mayıs 2019 tarihinde Anadolu Ajansı’nın haberine konu olacaktı:
“İzmir eski Emniyet Müdürü Ali Bilkay'a
FETÖ'den hapis cezası
“İzmir'de 90 sanığın yargılandığı
"Askeri Casuslukta Kumpas" davasında karar açıklanıyor. Sanıklardan
eski İzmir Emniyet Müdürü Ali Bilkay, FETÖ üyeliğinden 11 yıl hapis cezasına
çarptırıldı. Davada dönemin İzmir İstihbarat Şube Müdür Yardımcısı Taner Aydın,
50 yıl 10 ay 26 gün hapisle cezalandırıldı.
“İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesindeki
duruşmada, tutuklu ve bazı tutuksuz sanıklar, avukatlar ve müştekiler hazır
bulundu. (…)
“Karara göre, haklarında yakalama kararı
bulunan 15 sanığın dosyası tefrik edildi.
“41 sanık, "silahlı terör örgütü
üyeliği", "kamu görevlisinin resmi evrakta sahteciliği",
"kamu görevlisi tarafından görevinin verdiği yetkiyi kötüye kullanmak
suretiyle haberleşmenin gizliliğini ihlal" ve "özel hayatın
gizliliğini ihlal" gibi suçlardan 6 yıl 10 ay 15 gün ila 51 yıl 4 ay 5
güne kadar hapis cezasına çarptırıldı.
“Sanıklardan dönemin İzmir İstihbarat
Şube Müdür Yardımcısı Taner Aydın, FETÖ üyeliği ve diğer suçlardan 50 yıl 10 ay
26 gün, eski Batman Emniyet Müdürü Hasan Ali Okan FETÖ üyeliği ve resmi evrakta
sahtecilik suçlarından toplam 18 yıl 6 ay 22 gün ve eski İzmir Emniyet Müdürü
Ali Bilkay ise FETÖ üyeliğinden 11 yıl hapis cezası aldı.
“Mahkeme, 34 sanığın beraatine karar
verdi.
“Mahkum olan sanıklar, "devletin
birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak", "yasak bilgileri
açıklamak", "iftira", "suç uydurma ve suç delillerini yok
etme, gizleme ve değiştirme" suçlarından beraat etti.”
(https://www.yenisafak.com/gundem/izmir-eski-emniyet-muduru-ali-bilkaya-fetoden-hapis-cezasi-3473017)
*
Bu haberden, Yeni
Akit ile Sabah gazetelerinin telekızlı
haberinin düzmece olduğu ortaya çıkıyor.
Çünkü, verilen cezalar
arasında, yasadışı olarak fuhuş çetesi
kurma gibi bir suçlamaya konu olan yok.
FETÖ'cüler, özel hayatın gizliliğini ihlal gibi suçlar işlemişler, fakat pezevenklik (kavatlık) yapmamışlar.
Pezevenklik yapacak kadar "büyük adam" olamamışlar. (Demirel ile Aliyev arasındaki konuşmayı hatırlayalım.)
Yani, söz
konusu askerlere telekız göndermemişler, fakat onların “kendinden zuhur”
diyalektiğiyle yaşadıkları telekızlı
maceraların gizliliğinin köküne kibrit suyu dökmeye kalkışmışlar.
Çok ayıp etmişler, çok!
Kahraman askerlerimizin rahatça zina etmelerine izin vermemişler, büyük suç işlemişler.
Böylece, silahlı terör
örgütü üyelikleri tescillenmiş.
Gerçi bunlar polis
oldukları için zaten silahlılar, fakat ne hikmetse bir de FETÖ’cü silahlı terör
örgütüne üye olmuşlar. (Buna göre FETÖ’nün, üyelerine beleş silah dağıtıyor
olması gerekiyor.)
*
FETÖ'cü emniyet müdürü Ali Bilkay, konuyu
Anayasa Mahkemesi’ne de taşımış.
Mahkeme, 17 Nisan 2019
tarihinde bir karar vermiş. Kararda dava şöyle özetleniyor:
“(…) Kamuoyunda İzmir askerî casusluk
soruşturmaları olarak bilinen soruşturmalar esnasında (anılan
soruşturmalara ilişkin bilgiler için bkz. Yavuz Pehlivan ve
diğerleri [GK], B. No: 2013/2312, 4/6/2015, §§ 10, 14; M.Y., B.
No: 2014/7149, 22/11/2017, §§ 9-24) İzmir Emniyet Müdürlüğü bünyesinde yapılan
birtakım soruşturma işleminin usulsüz olduğu iddiasına ilişkin olarak
başvurucunun da aralarında olduğu çok sayıda kolluk görevlisi hakkında İzmir
Cumhuriyet Başsavcılığınca (Başsavcılık) ceza soruşturması başlatılmıştır.
“Başsavcılık, anılan soruşturma kapsamında 6/11/2015
tarihinde başvurucuyu tutuklanması istemiyle İzmir 3. Sulh Ceza Hâkimliğine
sevk etmiştir. Tutuklama talep yazısında; İzmir Emniyet Müdürlüğünün çeşitli
birimlerinde görevli bir grup kolluk görevlisi ile bir kısım yargı
mensubu tarafından sahte ihbar mektubu ile başlatılan bir soruşturma kapsamında
hukuka aykırı bir takım deliller ve iletişimin tespiti kararları ile Türk
Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu kamu görevlileri ve Bakanlık bürokratları
hakkında adli bir soruşturma yürütüldüğü, bu kişilerin bazıları hakkında
birtakım tedbirlere başvurulduğu, bu tedbirlerle kişilerin özgürlüklerine
ve özel hayatlarına hukuka aykırı bir şekilde müdahale edildiği
hatta bu soruşturmada kişilerin cinsel içerikli görüşmelerinin casusluk
algısına dönüştürüldüğü ifade edilmiştir.”
(https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/BireyselBasvuru?id=a2JiOjBmNGVlMGVmLTIzMDEtODUzMS1iZWE4LTI5ZmM3OTczMGQ1YQ&type=BireyselBasvuru)
Mahkeme,
Ali Bilkay’ın savunmasını şu ifadelerle aktarıyor:
“Başvurucu;
suç işlediğine dair somut herhangi bir delil olmamasına rağmen tutuklanmasına
karar verildiğini, keyfî bir şekilde özgürlüğünden mahrum bırakıldığını, isnat
edilen suçlarla bir ilgisinin bulunmadığını, isnat edilen suçlamalar yönünden
kuvvetli suç şüphesi ile tutuklama nedenlerinin bulunduğuna ve tutuklama
tedbirinin ölçülü olduğuna ilişkin olarak tutuklama kararında somut olgulara
yer verilmediğini, tutuklama kararında silahsız terör örgütünden bahsedildiğini
ancak bu şekildeki bir yapılanmanın kanuni dayanağının kararda açıklanmadığını,
görevi kötüye kullanma suçundan da tutuklandığını ancak bu suçun görev suçu
olması nedeniyle soruşturma izni alınması gerektiğini, bu izin alınmadığı için
tutuklamanın hukuka aykırı olduğunu ifade etmiştir.
“Başvurucu
ayrıca hakkında suçlamaların temel dayanağını İzmir emniyet müdürü olduğu
dönemde yürütülen bir soruşturmadaki usulsüzlüklerin oluşturduğunu ancak bu
soruşturmanın kendisinin İzmir'de göreve başlamasından on dört ay önce
başlatıldığını, kendisi göreve başladıktan beş ay sonra ise bu soruşturmanın
son bulduğunu, kendisinin il emniyet müdürü olması nedeniyle herhangi bir
soruşturmada görev almasının mümkün olmadığını, hâlen yürütülen bir
yargılamanın soruşturma evresinde usulsüzlük yapıldığı iddiasıyla hakkında bir
takım tedbirlere başvurulduğunu ancak yargılamanın devam etmesi nedeniyle
Savcılığın bu hususta bir değerlendirme yapmasının hukuka aykırı olduğunu, ceza
kanunlarındaki silahlı terör örgütü üyeliğine ilişkin hükümlerin öngörülemez
biçimde yorumlandığını belirterek adil yargılanma ile kişi hürriyeti ve
güvenliği haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.”
Verilen
karar ise özetle şu: Ali Bilkay haksızdır.
Sabah ile Yeni Akit’in haberine
dönelim.. Hani nerde telekızlar, bu
kızların elindeki alet edevat, cep telefonları ve kameralar?
Savcılık
neden bu kızları bulup da
konuşturmamış ve bu kızlar, “FETÖ’cü pezevenkler bizi kandırdılar,
kahraman askerlerimizin koynuna soktular, pişmanız” neden dememişler?
*
Olayın
seyri, söz konusu polislere bu telekız
hikâyesiyle iftira atıldığını ispatlıyor.
Demek
ki birileri insanlara çok rahat iftira atabiliyorlar.
Bir
insanın FETÖ’cü olması, ona iftira atılmasını meşru ve caiz hale getirir mi?
Polisleri
suçlayanların dönüp dolaşıp geldikleri suçlama noktası şu: “FETÖ’cü polisler kahraman askerlerimizin rahatça zina etmesine engel oldular, onların özel hayatının
gizliliğini ihlal ettiler.. Kul hakkına girdiler.”
Laik
(siyasal dinsiz) devletin adaleti bu konuda yetersiz kalmış olabilir.
Özel
hayatının gizliliği ihlal edilen askerlerin, haklarının peşine ahirette de
düşmeleri beklenir.. Mesela şöyle diyebilirler: “Ya Rabbi, bu nalet FETÖ’cüler bizim telekızlarla rahat zina etmemize izin vermediler, davacıyız.”
Maşallah,
özel hayata çok saygılı devlet
görevlilerinin iş başında olduğu, "büyük adam"ların kıymetinin bilindiği bir ülkeyiz.
Bu "saygılı" devlet görevlileri, FETÖ’cülerin bile yapmadığı bir şerefsizliği yapıp da
birilerine “telekız” asla göndermezler.
Gönderen
çıkarsa devreye devletimizin (Güldür Güldür Show’daki türden)
namus abidesi kahraman Kara Murat’ları
girer, suçluları keser biçerler.
*
Bütün
bu olup bitenleri tam anlamak için İzmir
casusluk davası hakkında biraz birşeyler biliyor olmak gerekiyor.
Vikipedi’de davanın konusu şöyle
özetleniyor:
“Tuğamiral Şafak Yürekli ile Tuğamiral Fahri Can Yıldırım'ın da sanıkları
arasında bulunduğu iddianamede, 28 Nisan
2010'da emniyet birimlerine gelen bir mail ihbarında “Vika, Dilara ve Gül
isimli kadınların liderliğinde bir fuhuş çetesinin yurt dışından kadın
getirerek zorla fuhuş yaptırdığı, bu çete içerisinde 18 yaşından küçük kadınların da bulunduğu ve fuhuş yaptırılan kadınların uyuşturucu bağımlısı yapılarak
kullanıldığı" şeklinde bilgiler olduğu belirtildi.
“Örgütün yöneticisi olmakla suçlanan ve
172 yıla kadar hapsi istenen emekli Albay İbrahim Sezer'in evinde bulunan DVD'deki dokümanlardan, çetenin savunma sanayinin kritik projelerini yabancı servislere
sattığı, TSK'ya ait savaş uçaklarının apron, bakım atölyeleri ve hangarlardaki görüntülerini topladığı anlaşıldı. Erdek Deniz Üs Komutanlığı'nın kroki ve fotoğrafları Cemhan Katar
tarafından temin edilip İbrahim Sezer'e gönderilmiş. İddianameye göre kilit isimler kadınlarla fuhuş yaptırılarak
kontrol altına alınıyor ve istenilen bilgi ve belgeler şantaj yoluyla elde ediliyordu.”
(https://tr.wikipedia.org/wiki/Asker%C3%AE_casusluk_ve_%C5%9Fantaj_davas%C4%B1)
Olay (yani "büyük adam" olamamış FETÖ’cülerin kahraman askerlerimize yönelik kumpası) böyle başlamış.
FETÖ’cü polislerin topladığı bu bilgilerden hareketle 10
Şubat 2011 tarihi itibariyle 250 sayfalık bir iddianame hazırlanmış ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmiş.
İddianame 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nce oy birliğiyle kabul
edilmiş ve ilk duruşması 20 Nisan 2011'de yapılmış.
*
İddianamede yer alan hususlar Vikipedi’de ayrı
başlıklar altında epeyce uzun biçimde aktarılıyor.
Başlıklardan ilkini “İzmir Hava Radar
Komutanlığı'na ait görüntüler” oluşturuyor.
“Erdek Deniz Üssü'ne ait
görüntüler” şeklindeki bir sonraki başlık altında ise şu ifadelere yer
veriliyor:
“Örgüt yöneticisi olarak gösterilen emekli Albay
İbrahim Sezer'in evinde yapılan aramada ele geçirilen bir mektupta sanık Cemhan
Katar tarafından Albay Sezer'e hitaben yazılan notlar yer alıyor. Notta,
"Sezer'ciğim gönderdiğin kız çok
işe yaradı, teşekkür ediyorum. Ayrıca Erdek'le ilgili istediğin
fotoğrafları da Ozan astsubayla gönderiyorum. Gerekli ödemeyi Ozan'a yapabilirsin..."
yazdığı belirlendi.”
*
Davanın açıldığı günlerde (23 Şubat 2011) Hürriyet
gazetesi “Askeri casusluk
iddianamesinde çarpıcı tespit” başlıklı bir haber yapmış.
Okuyalım:
“İstanbul
11. Ağır Ceza Mahkemesi’nce onaylanan 250 sayfalık iddianamede, ‘Askeri
casusluk ve şantaj’ soruşturmasının emniyete gelen bir fuhuş ihbarı sonucu
ortaya çıktığı belirtildi.
“… iddianamede,
örgütle irtibatı belirlenen şüpheliler İbrahim Sezer ve Zeki Mesten’in TSK
mensubu oldukları ve özellikle İbrahim Sezer’in bu fuhuş çetesinden sık sık fuhuş amaçlı kadın temin ettiği ve
Kadıköy’de bulunan ikametini fuhuş
amaçlı kullandırdığı, şüpheli Zeki Mesten’in de diğer bir fuhuş örgütü ile
irtibatlı olduğu ve çetenin fuhuş
yaptırdığı kadınları Zeki Mesten’e tedavi ettirdiği ve hamile kalan kadınlara kürtaj yaptırdığı öne sürüldü. …
“Emniyete 4
Ağustos 2010’da gelen bir ihbarda bir fuhuş çetesinin özel olarak kiraladığı
evlerde, temin ettikleri kadınlarla üst
düzey komutanların, subayların ve hatta öğrencilerin fuhuş yapmasını
sağladıkları, bu organizasyonda Burak Çetin, Mehmet Irak, Emrah Karaca, Yahya
Sezer ve Alpay Aksu isimli şahısların bulunduğu, bu kişilerin fuhuş amaçlı
kadınları, kadın satıcılarından temin ettikleri ve bu kişilere ait Kocaeli’de 3
ayrı adres olduğu anlatıldı. …
“İddianamede
... şu çarpıcı tespit yer aldı:
"Suç örgütünün … evlere yerleştirdikleri gizli kamera düzenekleri ile bazı kişilerin
bayanlarla cinsel ilişkilerini gizlice kaydettikleri ve daha sonra şantaj amaçlı kullandıkları,
şüphelilerin şantaj amaçlı elde ettikleri bu materyallerle istifa etmesini ya
da emekli olmasını istedikleri askeri personelin şantaj yaparak emekli
olmasını, bazen de terfisini engellemek istedikleri kişilerin görev yaptığı
kuruma ihbar ve posta yolu ile göndererek hakkında soruşturma başlatılmasını
temin ettikleri … anlaşılmıştır." (…)
“İddianamede
sanık Teğmen Emrah Küçükakça’dan ele geçirilen 78 no’lu CD’de çeşitli notlar
bulunduğu belirtildi. Kritik proje listesinin çıkarılması istenen dokümanda,
"… kadın zaafı olan yöneticilerin
tespiti, yürüyen davalarla ilgili bilirkişilik önemli. Bizim çocuklardan
yönlendirilmesi şart. …" gibi çok sayıda not yer aldı. …”
(https://www.hurriyet.com.tr/gundem/live-terorsuz-turkiye-yasa-teklifi-mecliste-43267964)
*
Sonra rüzgâr yavaş yavaş yön değiştirmeye başladı.
Asıl kırılma ise 17-25 Aralık 2013’te yaşandı.
Böylece, davanın açılışından dört yıl sonra, olayın
bir “kumpas” olduğunu duymaya başladık.
Ve 28 Nisan 2015’te Sözcü gazetesi “ ‘Porno kumpası’ da çöktü” başlıklı bir
haber yaptı:
“Albay İbrahim Sezer'in evinde bulunduğu öne sürülen pornografi
görüntülerinin yer aldığı DVD ile ilgili 5 sanık beraat etti.
“İstanbul
Askeri Casusluk Davası’nın 1 numaralı sanığı emekli Albay İbrahim Sezer’in
evinde bulunduğu öne sürülen pornografi görüntülerinin yer aldığı DVD ve o
DVD’deki görüntüleri oluşturdukları gerekçesiyle yargılan 5 sanık beraat etti.
“Anadolu 10. Asliye Ceza Mahkemesi’nde
görülen davanın karar duruşmasına tutuksuz sanıklar emekli Albay İbrahim Sezer,
Astsubay Yiğit Ali Adlığ ve avukatları katıldı. Davanın ara celsesinde suça
konu DVD’ye ilişkin bilirkişi raporu gelmiş, bilirkişi raporunda DVD’ye ekleme,
serpme yapıldığına dair şüphelerin bulunduğu kaydedilmişti.
“Bilirkişi raporuna karşı beyanda
bulunan Sezer’in avukatı Mahir Işıkay İstanbul Askeri Casusluk Davası’na
Anayasa Mahkemesi’nin ‘Hak ihlali’ kararı verdiğini hatırlatarak, “Bilirkişi
raporunda ayrıntılı olarak belirtildiği gibi dijital veride yer alan 9
görüntünün aynı programdan yapıldığı tespit edilmiştir. Değişik sanıkların
oluşturduğu iddia edilen bu 9 görüntünün aynı programdan yapılması mümkün
değildir. Bu da görüntülerin emniyetçe oluşturulduğunu göstermektedir” dedi.
“Sanıklardan İbrahim Sezer son sözünde,
“4 yıldır bu yargılamanın kumpas olduğunu söyledik. Bizi yargılayan mahkemenin
başkanı Metin Özçelik ve soruşturmayı yapan ekibin başındaki polis müdürü Nazmi
Ardıç şuan örgüt suçundan soruşturulmaktadır. Beraatımı talep ederim” dedi. Bir
diğer sanık Yiğit Ali Adlığ ise suç tarihinde mesleğe yeni başladığını
belirterek, “Yargılamanın başından beri kumpas olduğunu söylüyorduk. Kumpas
olduğu ortaya çıktı. Benim gibi yargılanan pek çok komutanım mağdur olmuştur.
Bir kısmı ordudan adaptasyon sorunu olduğu belirtilerek ayrılmak zorunda
kalmıştır. Mağduriyetimin sona ermesini ve beraatımı talep ederim” diye
konuştu.
“Mahkeme hakimi, sanıklar emekli Albay
İbrahim Sezer, Binbaşılar Zeki Mesten ve Fırat Güner, Astsubaylar Yiğit Ali
Adlığ ve Adnan Yılmaz’ın üzerlerine atılı suçlardan beraatlerine karar verdi.
Mahkeme, usulüne uygun olarak soruşturma aşamasında arama yapmayan ve delil
toplamayan ilgililer hakkında gereğinin yapılması için beraat kararının bir
örneğini Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdi.
“Emekli Albay İbrahim Sezer’in de
aralarında bulunduğu 5 sanık, İstanbul Askeri Casusluk Davası’nda çeşitli hapis
cezaslarına çarptırılmış, yargıtay kararı bozmuştu. Anayasa Mahkemesi dava
konusunda geçtiğimiz Ocak ayında ‘hak ihlali’ kararı vermişti. 56 sanıklı
davanın yeniden yargılanmasına Anadolu 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlanacak. 5
sanık bu davada ise pornografik görüntüler bulundurduğu iddiasıyla ayrıca
yargılanıyordu ve haklarında 5′er yıla kadar hapis cezası isteniyordu. (DHA)”
*
Aradan bir dört yıl daha geçip 2019 yılına
gelindiğinde, bu İzmir porno davası
yüzünden eski Başbakan Yardımcısı Ali
Babacan da davalık olacaktı.
Odatv.com’un 2 Temmuz 2019 tarihli haberi “Ali Babacan’ın dosyası savcılıkta”
başlığını taşıyordu.
Haberde şu ifadeler yer alıyordu:
“Eski Hazine çalışanı Ali Çevik, eski bakan Ali Babacan hakkında FETÖ’ye
bilerek ve isteyerek yardım ettiği gerekçesiyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. (…)
“Ankara
Cumhuriyet Başsavcılığı’na yapılan suç duyurusunun açıklamasında şu ifadeler
yer aldı:
“Son günlerde
Devlet eski Bakanı Ali BABACAN isimli kişinin yeni bir parti kuracağı hakkında
haberler sıklıkla medyada boy göstermektedir.
“… Ali
BABACAN ve diğer şüpheliler göreve geldikleri tarihten itibaren a) Hazine
Müsteşarlığı'ndaki kritik kadrolara FETÖ mensuplarını atamış ve bir FETÖ kumpası olan İzmir Askeri Casusluk
Davasını hayata geçiren tek bakan ve üst düzey yönetim olmuştur.
“Ali BABACAN
ve diğer şüphelilerin FETÖ'ye bilerek ve isteyerek yardım ettiğinin en somut
örneği İzmir Askeri Casusluk Davası'ndaki tutumlarıdır. Bir FETÖ kumpası olduğu
Yargıtay kararı ile de tescillenen İzmir Askeri Casusluk Davası'nı kendine
bağlı kurumlarda hayata geçiren tek bakan
Ali BABACAN olmuştur.
“Bilindiği
üzere, 2010 yılında ABD'den İzmir Emniyeti'ne gönderilen isimsiz bir mail ile
başlatılan soruşturma kapsamında içinde asker, sivil ve eskort bayanların olduğu iddia edilen bir örgütün asker ve sivil
bürokratlardan şantaj yoluyla devletin sırlarını elde ettiği iddia edilmiş, bu
çerçevede sadece askerler değil Başbakanlık başta olmak üzere hemen her
bakanlıktan binlerce sivil bürokrat 2013 yılında fuhuş ve casuslukla suçlanmıştır.
“İlginçtir ki
Başbakanlık, İçişleri, Dışişleri, Maliye, Ekonomi ve diğer bakanlıklardan
binlerce çalışanın isimleri bahsekonu iddianamede aynı iddialarla yer alırken
sadece Ali BABACAN'a bağlı olan kurumlarda (Hazine Müsteşarlığı, TCMB, BDDK ve
SPK) çalışan ve adları iddianamede geçen bürokratlar 2013 yılı Mart ayında
sorgusuz sualsiz görevlerinden alınmış, idari ve adli soruşturmalar geçirmiş,
görev yerleri değiştirilerek mobbing uygulamalarına maruz kalmış, memuriyetten
çıkarma dahil çeşitli disiplin cezalarına çarptırılmışlardır. (…)
“Aynı
iddianamede aynı suçlamalarla yer alan, aynı mevzuata tabi kamu görevlileri
hakkında Başbakanlık ve diğer bakanlıkların uygulamaları ile Ali BABACAN ve
ekibinin uygulaması arasındaki bu fark tamamen Ali BABACAN ve ekibinin bilerek
ve isteyerek FETÖ'nün amaçları doğrultusunda faaliyette bulunması ile
açıklanabilir. İzmir Askeri Casusluk Davası kapsamındaki aynı iddialar
nedeniyle diğer bakanlıkların kendi personeline yaptığı hukuki uygulama ile Ali
BABACAN ve ekibinin uygulamasının ikisinin birden hukuka uygun olması mümkün
değildir. Biri doğru ise diğerinin suç teşkil etmesi gerekmektedir.”
(https://www.odatv.com/siyaset/ali-babacanin-dosyasi-savcilikta-164180)
*
Ali Çevik’in suçlamaları bu minval
üzere uzayıp gidiyor.
Ali Babacan’ın uluslararası çevrelerle (yani başta ABD olmak
üzere Batı ile ve oradaki finans çevreleriyle) arasının
iyi olduğu malum..
Bununla birlikte, suç duyurusunun zamanlamasının manidar olduğu açık.
Ayrıca, suç duyurusunda kullanılan
ifadeler “hayatın doğal/olağan akışı“na uygun görünmüyor.
Şikayetçi şahıs, insanları fişlemeyi huy edinmiş “arşiv sahibi” birilerinin
sözcüsüymüş gibi arz-ı endam etmiş.
Ancak, kazın
ayağı ne Ali Çevik’in bu göz yaşartıcı suç duyurusunda tasvir ettiği
gibi, ne de Sözcü gazetesinin haberinde geçtiği gibi..
“Kazın ayağı nasıl?” derseniz, cevabım
“Perdeli” olur..
Evet, kazın ayağı perdelidir.
Burada bir “perde öykü” (cover story)
var gibi görünüyor.
*
Perdeyi, Odatv‘den Müyesser Yıldız‘ın 28.03.2018 tarihinde yayınlanan açıklamalarının yardımıyla (birazcık)
kaldıralım:
“Şantaj
kasetleri Genelkurmay’a nasıl sokuldu
“O
“şantaj kasetleri” sadece Genelkurmay’da kalmamış. Kuvvet Komutanlıkları, Milli Savunma Bakanlığı,
Askeri Yargıtay ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’ne de gönderilmiş.
“Evet,
kumpas davaların en “onur kırıcı” olanı İzmir davasıydı.
Neler yoktu ki; casusluk, fuhuş vs.
“Bu
davadaki anormalliklere dikkat çekildiğinde;
“Genelkurmay’daki
en üst düzey yetkililerin, “Görüntüler, kayıtlar korkunç”
bilgisini verdiğini, hatta bunları itirazcıların önüne koyup, izlettirdiğini,
“O dönemde Hava
Kuvvetleri Komutanlığı’ndaki tasfiyeleri gündeme getirince Genelkurmay’a davet
edilen CHP Milletvekili Atilla Kart’a içinde “gayri ahlaki” konuşmaların olduğu 200 dosyanın sunulup, “Buyurun, inceleyin. Konuşmaları okuyunca siz de utanacaksınız”
denildiğini, Kart’ın da, “Ben avukat
değilim, incelemem. Bu soruşturmayı neden disiplin kurulları üzerinden değil,
istihbarat ve kirli bilgiler üzerinden yapıyorsunuz?” uyarısında
bulunduğunu,
“Keza Kumpasder
yöneticilerinin ziyaret ettiği dönemin Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın, İzmir Casusluk davası
için “Mesele bildiğiniz gibi değil” dediğini kaydedip,
ikinci habere geçelim.
“Hafta sonuydu, birçok
gazetede “FETÖ’nün Şantaj Arşivi” başlıklı bir haber yayınlandı.
“FETÖ’nün, TSK’da
kendisinden olmayanları sindirmek için gizli çekimlerden oluşan
görüntülü şantaj arşivlerinin, Genelkurmay Çatı Davası’nın
sanıklarının ev ve iş yerlerinde bulunduğunun belirtildiği haberde, özetle şu
bilgiler vardı:
“Şantaj yapılan isimlerle görüntülenen kadınların örgüt tarafından seçildiği, bu
görüntülerin bir kısmının Genelkurmay Başkanlığı İstihbarata Karşı Koyma
Müdürlüğü’ne bağlı bilgisayarda bulunduğu ifade edildi. Bu birimde görev
yapanların önemli bir kısmı Genelkurmay “Çatı Davası’nın” sanıkları arasında
yer alıyor… İzmir ‘Askeri Casusluk‘ kumpas davasının
sanıklarına ait ses kayıtları ve görüntülerin bir kısmı, Genelkurmay İstihbarat
Başkanlığı Bilgi Güvenlik Şubesi’nde görevli sanık eski Yarbay Hüseyin
Yıldırım’da ele geçirildi. Sanık Yıldırım’da, Balyoz davasından 16 yıl hapis
cezası alan ardından 2015’te beraat eden emekli Korgeneral T.Ö’ye ait olduğu
iddia edilen illegal yöntemlerle elde edilen ses kaydı da
bulundu… Genelkurmay Başkanlığı Karargâhı’nda el konulan delil niteliğindeki
dijital materyallerden bazılarının kime ait olduğu tespit edilemedi. Bunlar
arasında yer alan bir sabit diskte onlarca uygunsuz görüntü ve
aynı içeriğe sahip yüzlerce fotoğraf bulunduğu belirlendi.”
“Buna
bakınca, “FETÖ’cülerin” suç delillerini Genelkurmay’da
sakladığını, tabir-i caizse Karargâh’ta “Porno arşivi” oluşturduklarını
düşünmemek elde değil.
“Acaba tam da böyle mi?
“Öncelikle haberde
vurgulanan, İzmir Askeri Casusluk kumpas davası sanıklarına ait ses kayıtları
ve görüntülerin bir kısmının ele geçtiği bildirilen Genelkurmay İstihbarat
Başkanlığı Bilgi Güvenlik Şubesi’nde görevli sanık eski Yarbay Hüseyin
Yıldırım’ın kim olduğunu hatırlatalım.
“Bu isim, Kara
Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar
Güler’in geçen hafta Genelkurmay Çatı Davası’na bakan mahkemenin özel
celsesinde verdiği ifadede de yer almıştı. İzmir Casusluk Davası’na ilişkin bir
soru üzerine Güler, şunları söylemişti:
“İzmir Casusluk Davası
ile ilgili olarak gelen evrakların tamamının Genelkurmay karargahında her
kuvvetten ve Genelkurmay’dan görevlendirilen personelce incelenmesine kararı
verildi. Her kuvvet 3 ila 4 personel görevlendirdi. Genelkurmay da İstihbarat
Başkanlığı’nda o zamanki Daire Başkanı olan Mustafa Özsoy’un önerisi üzerine,
Hüseyin Yıldırım tarafımdan görevlendirilmiştir.”
“Demek ki, Hüseyin Yıldırım İzmir Casusluk Davası ile ilgili gelen evrakları
inceleyip, telefon rehberinden ders notlarına kadar her belgeye “Çok gizli” raporu veren komisyonun başkanıymış.
Dolayısıyla bunların Yıldırım’ın odasında bulunması çok da normal değil mi?
“TAM BİN CD VAR
“Anormal olan, bunların Genelkurmay’a
gönderilmesi, resmi evrak muamelesine tabi
tutulmasıdır.
“Peki, “Şantaj kasetleri”
Genelkurmay’a nasıl ulaştı?
“Bu sorunun cevabını da dönemin Adli
Müşaviri Muharrem Köse’nin Mahkemedeki savunmasında bulduk. Köse, şunları
anlattı:
“İzmir davası mağdur
ve tanığı olanlar hakkındaki görüntü, ses kaydı ve dijital evrak hakkında şunu
belirteyim. İzmir Savcılığı, soruşturma devam ederken sanık ve mağdur olanlarla
ilgili kendi dosyasında bulunan özellikle ahlâka aykırı
görüntüleri ve iddianameyle ilgili bilgi, belgeleri CD’ler içinde yaklaşık 1000
CD olarak Genelkurmay Başkanlığına göndermiştir.”
“Dahası var; Meğer o “şantaj kasetleri” sadece Genelkurmay’da kalmamış. Kuvvet
Komutanlıkları, Milli Savunma Bakanlığı, Askeri Yargıtay ve Askeri Yüksek İdare
Mahkemesi’ne de gönderilmiş. Nasıl mı?
“Yine Köse’nin ifadesinden okuyalım:
“Genelkurmay
Başkanlığı’nda askeri hakimler dışındakilerle ilgili olarak heyet oluşturulmuş,
her kuvvete ilgili bilgiler aktarılmış, gönderilmiştir. Ancak askeri hakimlerle
ilgili olarak yetkimiz olmadığından hiçbir değerlendirme yapmadan, Savcılığın
gönderdiği tüm CD’ler Milli Savunma Bakanlığı’na
gönderilmiştir. Milli Savunma Bakanlığı, Askeri Yargıtay ve
AYİM üyeleri vardı bu listede. Onlarla ilgili yetkisi olmadığı için Bakan
imzasıyla, Askeri Yargıtay ve AYİM’e, o İzmir Savcılığı’ndan gelen evrakı
göndermiştir. AYİM Genel Kurulu gelen evrakla ilgili olarak toplanmış, işlem
yapılmamasına karar vermiştir. Askeri Yargıtay Genel Kurulu ise işlem
yapılmasına karar vermiştir. İşlem yapılmasına karar verenlerden birisi Ahmet
Zeki Liman’dır. Başkanın emekli olması neticesinde Mahkeme Başkanlığı (15
Temmuz’a kadar Askeri Yargıtay Başkanı’ydı. Sonrasında emekli edildi) konumuna
yükselmiştir. Diğeri Z.Y.’dur. Bunlar İzmir davasının mağduru olan Yargıtay
üyeleri hakkında işlem yapılmasını isteyen kişilerdir. Ancak 15 Temmuz
sonrasında utanmadan bizi rahatlıkla
suçlayabilmişlerdir.”
Hepsini
anladık da davanın kumpas olduğu ortaya çıkıp, tüm sanıklar beraat ettikten
sonra dahi bunların Genelkurmay’da muhafaza edilmesi nasıl
bir “devlet ciddiyeti”dir?!
(https://muyesseryildiz.com/2018/03/28/santaj-kasetleri-genelkurmaya-nasil-sokuldu/)
*
Müyesser Yıldız’ın bu yazdıklarından
çıkan sonuç şu: Dava kumpas olsa bile, kasetler gerçek.
Gerçek değilse, varsın Genelkurmay’da
muhafaza edilsin, ne olacak ki?
Niye rahatsız oluyorsunuz?.. Oluyorlar?
Kasetlerde
sizin görüntüleriniz yoksa, niye bunu dert ediyorsunuz?
O bin kaset neyin nesi?
10 değil, 100 değil, 200 değil, 300
değil.. Bin.. Rakamla 1000.
Ve bu kasetler, birilerinin camide
çekilmiş namaz ya da zikir görüntüleri değil.
Ortada (casusluk boyutu bulunmasa bile, bu tehlikeyi içinde barındıran) organize ve örgütlü bir fuhuş ağının bulunduğu açık.
*
Nurettin Yıldız gibi isimlerin bilmem
kaç sene önce bir soruya verdiği cevabı arşivlemek, sonra da günü gelince
çıkarıp başını sonunu keserek, bağlamından kopararak yayınlamak, bunu sanki
Türkiye yeniden Yunan işgaline uğramış gibi yüzyılın faciası olarak gündeme
getirmek, savcılığın olayla ilgili soruşturma başlatmasını sağlamak şantaj da değil, kumpas da..
Fakat (yabancı devletler tarafından
şantaja maruz kalması muhtemel) devlet görevlilerinin 1000 tane o biçim
kasedinin soruşturma konusu olması kumpas..
Nurettin Yıldız’ın eften püften bir iki
cümlesi etrafında kıyamet koparılması, başta Odatv.com olmak üzere
birtakım şirret yaygaracıların ortalığı velveleye verip savcılığı ona karşı
harekete geçirmesi kumpas değil, fakat TSK personelinin (kimler tarafından
kullanıldıkları belli olmayan) birtakım telekızların ağına düşmüş
olduğunun, fuhuş çetelerinin oyuncağı haline gelmiş bulunduklarının
soruşturulması kumpas..
Çok tuhaf ve komik, çifte standart abidesi bir kumpas anlayışınız var..
Güldür Güldür Show skeçleri yanında halt etmiş!
*
Konuya devam edeceğiz inşallah.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder