ALTAY CEM MERİÇİYE MEZHEBİ MÜNTESİPLERİNE MEKTUPLAR - 2

 




MATÜRİDÎ’SİZ UYDURUK KEMALİST MATÜRÎDİYYE PROJESİ

 

Sözde Ehl-i Sünnetçilik yaparak Ehl-i Sünnet itikadını “içeriden” yıkmaya çalışanlar var.

Bunlar, “zamanın ruhu” gibi yaldızlı kavramlar altında zamanenin ‘düzen’perestliğini Matüridiyye’ye yamamaya çalışıyorlar.

Böylelerini perde arkasından idare edenlerin aynı zamanda tarihselci reformistleri, Şeriat’siz tasavvuf holiganlarını vs. de kullandıkları biliniyor.

Çalgılar çengiler, hanende ve sazendeler ayrı ve birbirine benzemez olsa da orkestra şefi ve seslendirilen notalar aynı.

Aynı rezil “uzun hava”yı seslendiriyorlar.

*

Yeni Şafak gazetesinin Abdullah Muradoğlu adlı yazarı, “Maturidî savunma sistemi…” başlıklı (31 Temmuz 2016 tarihli) yazısında şöyle diyordu:

 “İslam’ın sahih akîdesiyle bağlantılı olmayan dinî/kültürel ortamın artık ciddiyetle ele alınıp sapkın ve marazî düşüncelerden arındırılması gerekiyor. Unutmayalım, bu şebeke bu kirli havuzdan beslenerek büyüdü. Gerçekte İslam akidesi içinde yer almayan inanışlar, şahsi temayüller, şaibeli atıflar ince ince işlenerek, allanıp pullanarak itikad haline getiriliyor. ‘Mehdilik’ şaibeli ve tartışmalı mevzulardan sadece birisi. Oysa ‘Mehdilik’, bizim bağlı olduğumuz, aklı, nakli ve ‘zamanın ruhu‘nu bir araya getiren “Hanefî-Maturidî okul”un itikad edilmesini zorunlu saydığı başlıklar içerisinde yer almıyor.”

Bu ifadeler, aslında, en az Fethullahçılık kadar tehlikeli, zararlı ve yanlış bir bakış açısını yansıtıyor.

Kirli havuz olmak bakımından, müteveffa Zaman gazetesi ile Yeni Şafak arasında ne kadar fark bulunduğunu da aslında tartışmak gerekir.

Hanefî-Maturidî okul ya da mezhebin akıl ile nakli (Kitap ve Sünnet’i) bir araya getirmiş olduğu doğrudur. Fakat bu terkipte, ne yazdığının farkında olmadığı görülen bu boşboğaz yazarın dile getirdiği “zamanın ruhu” yer almamaktadır.

*

Zamanın ruhu kavramı, aslında Alman felsefeci Hegel‘e ait.. Kelimenin aslı “Zeitgeist“.. Zeit, zaman; Geist da ruh demek…

Hegel, materyalizme/maddeciliğe karşıtlık anlamında idealist, yani idea’yı öne çıkaran bir filozof olarak bilinir.

Zamanın ruhu kavramının zeminini oluşturan felsefî idealizm ile siyasal idealizmi birbirine karıştırmamak gerekir.

Felsefî idealizm, bir hurafeler yığınıdır. Kafadan uydurulmuş bir metafizik öğretidir.

Merhum Elmalılı, Bakara Suresi’nde geçen ümniyye kavramına “vehim ve kuruntu” karşılığını verir ve bunun felsefedeki yansımasının idealizm cereyanı olduğuna dikkat çeker.

İdealizm, aslında, gaybı taşlamak, kafadan metafizik icat etmektir.

Sapıklığın ve cehaletin ta kendisidir.

Şimdi, Maturîdilik’ten söz eden bir ahir zaman alâmetinin aklın ve naklin (Kitap ve Sünnet’in) yanına, kendi kafasından “zamanın ruhu”nu eklediğini görüyoruz.

Aslında bu, “zamanın ruhu” adı verilen şeyi Kitap ve Sünnet’e denk tutarak İslam itikadını bozmaktan, Allahu Teala’ya bilerek veya bilmeyerek şirk koşmaktan başka birşey değildir.

*

Wahrig Deutsches Wörterbuch, Zeitgeist’ı şöyle tanımlıyor: “Bir zaman dilimini karakterize eden manevî tutum”. (Münih: Mosaik Verlag, 1989, s. 1458.)

TDK Almanca-Türkçe Sözlük’ü ise şu karşılığı veriyor: “Çağın zihniyeti, çağın anlayışı; çağın olguları içinde ortaya çıkan zihinsel tutum.” (Ankara, 1993, s. 1336.)

Görüyor musunuz, heva ve hevesinden itikad icat eden bir niyeti bozuğun kaleminden, “çağın zihniyeti” ya da “içinde yaşanılan zaman dilimini karakterize eden manevî tutum”, nasıl da “itikad” haline geliyor.

Bu kadar açık bir saptırma, sapıklık çağrısı ve Maturîdiliği tahrif ameliyesi olabilir mi?

Oluyormuş..

*

Bu kafasız yazara göre, çağın zihniyeti sapıklık ise, ve içinde yaşadığımız zaman dilimini karakterize eden manevî tutum azgınlık ise, Maturîdilik de, en azından üçte bir oranında sapıklık ve azgınlık olmalıymış.

Yazdığı saçmalığın mantıkî sonucu bundan başka birşey değil.

Asıl niyetinin de, “çağımıza özgü”, yani mevcut “düzen”lerin savunduğu sapıklığı ve azgınlığı Maturîdiliğe yamayarak yutturmak olduğu anlaşılıyor.

Önce, alâkasız bir bağlamda Tahavî Akaidi ile Sevad-ı Azam adlı itikat kitaplarına atıfta bulunuyor, sonra da şunları söylüyor:

“Günümüzde de itikadî kafa karışıklığına yol açan birçok meselenin zamanın ruhuna uygun olarak yeni bir dil ve üslupla ele alınması şart.”

Bu yeni dil ve üslubun, itikatta yenilik (reform) vaadettiği görülüyor.

Temel kıstas ise, zamanın ruhu denilen konformizm ve eyyamcılık. “Düzen”perestlik..

Bir de bunu “sahih İslam” diye yutturmaya çalışmaları yok mu!…

Aslında itikad, hiçbir şekilde yenilik, değişiklik, ekleme ve çıkarma kabul etmez. Dinin zaman ve zemine göre asla değişiklik kabul etmeyen kesin bir sabitesidir.

Yeni Şafak yazarının savunduğu bu sapık, müşrikçe anlayış, kesinlikle Fethullahçılıktan daha az zararlı ve tehlikeli değildir.

Hatta, çok daha kötüdür.

*

Adam, Tahavî Akaidi‘ni ve Sevâdü’l-Azam‘ı referans gösteriyordu, fakat, bu kitapları okumuş olduğunu sanmıyorum.

Okumuşsa bile, anlamamıştır.

Çünkü, bu kitapları kavrayan bir kişi, “zamanın ruhu”nu itikadımıza bulaştırmak gibi ahmakça (ya da sahtekârca) bir zırvayı seslendiremez.

Sevâdü’l-Azam adlı eserin hemen başında, senet zinciri de verilerek, şu hadîs-i şerîf aktarılmaktadır:

“İsrail oğulları yetmiş bir fırkaya bölündüler…. Benim ümmetim de yetmiş üç fırkaya bölünecektir. Hepsi de sapıklık (dalalet) davetçileri ve fitne öncüleridir (rüesa, reisler). Onların hepsi, “(Asıl doğru) iş, benim işimdir” der. Bunların hepsi sapıktır (dâllun), saptırıcıdır (mudıllun), Cehennem’e sevkedicidir. Büyük Karaltı (es-sevâdü’l-azam) hariç. Siz ona sarılın/uyun.” 

Günümüzde, yine, Batı’nın “liberal” ya da “muhafazakâr demokrasisi“ni benimseyip içselleştirmiş sapık birilerinin, hadîste geçen “büyük karaltı”yı, bu zamanın kalabalık kitleleri olarak göstermeye çalıştıklarına sıkça şahit oluyoruz.

Onlara göre, doğru yol, çoğunluğun yoludur.

Böyle düşünüyor olmalarının anlaşılır nedenleri de var. Çoğunluğun yolu her zaman daha “emniyetli ve risksiz” görünür. Eyyamcılık ve konformizm, böylece, göğsüne “doğruluk” nişanını da otomatikman takmış olur.

Bu sapık tipler, yarım akıllarıyla delil de getirir, “Ümmetim dalalette birleşmez” anlamına gelen hadîsi de tekrarlarlar.

Ancak, zihinleri, bu hadîsin, “Azınlıkta bile kalsalar, dalalete sapmayanlar mutlaka olur” anlamına geldiğini idrak edemez.

Bunlar, “Ümmetimin çoğunluğu dalalette birleşmez” ile “Ümmetim dalalette birleşmez” ifadeleri arasındaki farkı anlayamayacak kadar aklî melekeleri dumura uğramış itikat teröristleridir.

Üstelik, 73 fırkanın sapık olduğu dikkate alınırsa, doğru yolda olanların 72’ye 1 nisbetinde azınlık konumunda kaldıklarını düşünmek bile mümkündür.

*

Daha kötüsü, bunlar, söz konusu hadîsin devamını da dikkate almazlar. Görmezden gelirler.

Çünkü, Resulullah s.a.s., “Büyük Karaltı nedir?” diye sorulduğunda, “Onlar, ümmetimin çoğunluğu teşkil eden kısmıdır” dememiştir.

Şöyle buyurmuştur: “Benim ve ashabımın üzerinde olduğumuz şey üzerinde olandır” (Ellezî alâ mâ ene aleyhi ve eshâbî.)

Ey sözde Matüridiyye’yi ve Ehl-i Sünnet’i savunan kalemşor, varsa eğer bir “zamanın ruhu”, itikatta sadece Asr-ı Saadet zamanının ruhu geçerli olabilir!

Ey akılsız, Kemalist-laik Türkiye’ye, ve BM güdümlü Dünya’ya ait “zamanın ruhu”nu Ehl-i Sünnet yolu ve Matüridiyye ekolü olarak “yutturma”ya Allahu Teala’nın izniyle muvaffak olamayacaksınız.

Bu şahıs bilmez ki, Matüridiyye’ye göre, “Her mü’minin imanı eşittir” (Söz konusu kitapta 49. mesele başlığı altında aktarılan inanç esası).

”Zamanın ruhu”na endeksli farklı bir iman yoktur!

Ve, “İman artmaz ve eksilmez” (58. mesele).

*

“Zamanın ruhu”na iman eden sapıklık davetçileri, insanları sadece Cehennem’e çağırıyorlar.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ALTAY CEM MERİÇİYE MEZHEBİ MÜNTESİPLERİNE MEKTUPLAR - 2

  MATÜRİDÎ’SİZ UYDURUK KEMALİST MATÜRÎDİYYE PROJESİ   Sözde Ehl-i Sünnetçilik yaparak Ehl-i Sünnet itikadını “içeriden” yıkmaya çalışanl...