https://archive.org/details/ataseyh-heykeline-rabita-cumhuriyeti
ATAŞEYH
HEYKELİNE RABITA
CUMHURİYETİ
Dr. Seyfi SAY
İÇİNDEKİLER
LAİK (SİYASAL DİNSİZ)
DEVLETİN RESMÎ TARİKATI ATATÜRKİYYE’NİN HEYKELLİ-FOTOĞRAFLI RABITA AYİNİ 5
TEK
OLAY, ÜÇ AYRI HİKÂYE 18
SANSÜRLENEN
ATATÜRK 23
MUHAFAZAKÂRLAR
ATATÜRK'E DECCAL DİYORMUŞ 29
TÜRK’ÜN SELANİKLİ İLE İMTİHANI 35
KARABEKİR’İN,
SELANİKLİ’NİN İHANETİNE ÇANAK TUTAN BÜYÜK GAFLETİ 41
İHTİRAS RÜZGÂRLARI 58
SAPI SİLİK MUSTAFA KEMAL, PADİŞAH VAHİDEDDİN İLE KÂZIM
KARABEKİR'İN SIRTINDAN ATATÜRK OLDU 64
İNGİLİZ’LE ANLAŞAN SANA SARAYIN YOLLARI, SAFDİL
FEDAKÂR KAHRAMANLARA İSE İDAM, HAPİS, SÜRGÜN, İTİBAR SUİKASTI VE KURŞUNLAR 74
ATATÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ VAR DA ATATÜRK HUKUKU YOK MU:
"ON YIL HAPSİ BEĞENMEDİN Mİ?.. NANKÖR, AL SANA İDAM!" 81
"MEVZUBAHİS OLAN BENİM HORMONLU AZMAN
İHTİRASLARIMSA VATAN DA TEFERRUATTIR" 90
BİR GİZLİ GÜNDEMCİLİK HARİKASI: TAKİYYE VİRTÜÖZÜ
SELANİKLİ MUSTAFA ATATÜRK 108
SELANİKLİ ATATÜRK’ÜN, ANASINA YAZDIĞI MEKTUPLA OSMANLI DEVLETİ RİCALİNİ
ALDATMA ‘NUMARA’SI 123
KÂZIM
KARABEKİR'İN DAMADI PROF. ÖZERGİN (ÖZERENGİN) ANLATIYOR 154
ADI CUMHURİYET,
KENDİSİ PADİŞAHLIĞI MUMLA ARATAN TAM DİKTATÖRLÜK 163
İNGİLİZ
İLKE VE İNKILAPLARI: "KETEN BİR FÖTR ŞAPKA, BÜTÜN BİR TÜRK MİLLETİNE
BEDELDİR" 170
SELANİKLİ NAPOLYON’UN
KARABEKİR YÜZÜNDEN GİRİFTÂR OLDUĞU DAYANILMAZ ACILAR 175
ATTAN (TAM
DA İHTİYAÇ DUYDUĞU ANDA) DÜŞEN ŞANSLI GAZİ 182
PAŞAMA DİZBAĞI NİŞANI DA NE
GÜZEL YARAŞIR! 185
HEYKEL
VE PUTLARI KORUMA KANUNUNUN GÖLGESİNDE 191
BÜYÜK İHTİRAS ZAMBAKLARI, ZAMPARALIKLARI VE YALAN
DOLANLARI ÜLKESİNDE 196
TÜRKİYE'Yİ "İNGİLİZ
MUHİPLER DEVLETİ" HALİNE GETİREN İNGİLİZ DOSTU 208
FİRARLARIN EFENDİSİ SELANİKLİ MUSTAFA ATATÜRK’ÜN
FİLİSTİN İHANETİ 222
SELANİKLİ RİCAT VİRTÜÖZÜ, TOPAL OSMAN’IN
KORKUSUNDAN ÇANKAYA’DAN KARA ÇARŞAFLI KADIN KILIĞINDA NASIL KAÇMIŞTI? 233
GİRESUNLU YARBAY TOPAL OSMAN AĞA, SELANİKLİ MUSTAFA
ATATÜRK’Ü NEDEN ÖLDÜRMEK İSTEDİ? 241
HAİN YAVERİNİN GADRİNE
UĞRAYAN SULTAN 251
DİN İSTİSMARCISI ATATÜRK’ÜN
CENNET KADINLARININ UÇKURU İÇİN GARKOLDUĞU DERİN ACILAR 262
FİLİSTİN
VE SURİYE'Yİ BATIRAN SELANİKLİ, İSTANBUL'U GÖMMEK ÜZERE TRENE ATLAR 278
BÜYÜK
İHANETLER İKSİRİ: KÜÇÜK ADAMLARIN DEVASA İHTİRASLARI 285
ATATÜRK, İNGİLİZ İSTİHBARATININ (GİZLİ
SERVİSİNİN) “BLACK JUMBO” KOD ADLI AJANIYDI 299
YENİ OYUN: KEMALİZM-KAMALİZM KAVGASI 318
*
LAİK (SİYASAL DİNSİZ) DEVLETİN RESMÎ
TARİKATI ATATÜRKİYYE’NİN HEYKELLİ-FOTOĞRAFLI RABITA AYİNİ
Türkiye’de “Atatürk’ü Koruma” işi tümden çığırından çıkmış gibi
görünüyor.
Tavşanın suyunun suyu kabilinden iş, Atatürk’ün fotoğraf ve heykellerini,
onların yanını yöresini, kenarını köşesini, kaidesini hatırasını, tozunu
toprağını korumaya dönüştü.
Atatürk heykelinin kaidesinin kenarının uç kısmına yan baksan suç..
Atatürk’ün fotoğrafı Kur’an muamelesi görüyor: Yere
atmayacaksın, üstüne basmayacaksın, işyerinde en tepeye asacaksın.. Yırtıp çöpe
atamazsın.
Üstüne bastın diyelim, büyük “devletçi günah” işlemiş oluyorsun..
Affedilmez günah.
İslam’a göre günah değil, fakat batıl “devletçilik dini”ne göre günah.
(Niye “devletçilik dini” dediğimizi anlamak isteyenler bir
zahmet TDV İslâm Ansiklopedisi’nin “Din” maddesini
okusunlar.)
Kur’an Allahu
Teala’nın kelamı olduğu için kutsal, “Atatürk Ekber” diye şiir yazan, “Kâbe
Arab’ın olsun / Bize Çankaya yeter” diyerek (hırlama vezninde) ırlayanların
“devletçilik dini”ne göre de, tanrımsılarına ait olduğu için Atatürk fotoğrafı
ve heykeli kutsal..
*
Bu ülkede ara sıra tarikatlardaki “şeyhe rabıta” pratiği tartışma
konusu olur.
Olmuştur.
Şeyhe rabıtadan kasıt, müridin şeyhini hatırlayarak, zihninde canlandırarak
onunla manevî bağ kurması, tabiri caizse bir tür telepatik
iletişime geçmesidir.
Birşeyleri zihinde canlandırmanın insan üzerindeki etkisini herkes
bilir.. Limona rabıta yapar, onu alıp kestiğinizi, bir bardağa
suyunu sıktığınızı, sonra da yudum yudum içtiğinizi ayrıntılı bir şekilde kare
kare düşünür, hayalinizde canlandırırsanız, tükürük bezleriniz harekete geçer..
Hayalinizde kimleri çok ve devamlı canlandırıyorsanız onlara bir ölçüde
benzemeye başlarsınız.
Salih, müttekî, âlim, fazıl, kâmil insanları düşünürseniz bu sizde onlar
gibi yaşama isteği uyandırabilir.
Buna karşılık heva ve hevesi, zevk ü sefası peşinde koşan ehl-i keyfi
düşünürseniz bu defa da onlara imrenmeniz, “Ben neden böyle yaşayamıyorum,
keşke ben de onlar gibi olsam” şeklinde bir ruh hali içine girmeniz zor olmaz.
*
Şeyhe rabıta da böyle bir şey..
Şeyh gerçekten âlim, kâmil ve fazıl ise ona rabıta yapmanız size manen
fayda sağlar, fakat şeyh diye bir Müslüm Gündüz, bir Fatih Nurullah,
bir Ali Kalkancı’ya rabıta yaparsanız belanızı bulur, din
istismarcısı bir sahtekâr fırıldak olma yolunda jet ski hızıyla
yol alırsınız.
Türkiye'de örnekleri bol.
Bana müridini söyle, sana nasıl bir şeyh olduğunu söyleyeyim.
Evet, tarikatlardaki “şeyhe rabıta” meselesi sıkça tartışma konusu
olmaktadır.
Hatta buna şirk (Allahu Teala’ya ortak koşma) diyenler de
var.
Şeyhe rabıtayı tavsiye eden mutasavvıflar da böylesi bir riskin bulunduğunu,
rabıta vasıtası ile alınan feyzin kaynağının şeyh olduğunun düşünülmesinin
şirke neden olabileceğini, feyzin ancak Allah’tan olduğunun bilinmesi
gerektiğini hatırlatmaktadırlar. (Mesela Risale-i Halidiye’de
bu belirtilir.)
*
Peki şeyhe fotoğrafı üzerinden rabıta yapılabilir mi?
Böylesi bir uygulamaya başvuran bir tekkeden söz edildiği olmuştu.. Fakat,
diğer tekkeler buna şiddetle karşı çıkmışlardı.
Bunun caiz olmayacağı, mahzurdan halî bulunmadığı açık..
Ancak, Türkiye’de asıl şeyh rabıtasının, bildiğimiz geleneksel tarikatlarda
değil, Atatürkçü “medeniyet tarikatı”nda (ya da Atatürkiyye
tarikatında) yapıldığını herkes görmezden geliyor.
Üç maymunları oynamak herkesin hesabına uyuyor: "Geldim, görmedim,
duymadım. Hatta gelmedim bile."
Mustafa Atatürk’ün “En doğru, en hakiki tarikat, tarikat-ı medeniyedir”
demiş olduğu biliniyor.
Eğer böyle bir tarikat varsa, bunun
Türkiye’deki pîri, şeyhi kim olabilir diye düşündüğümüzde
aklımıza ilk gelen isim Selanikli Atatürk..
Buna itiraz edenler olabilir, fakat şurası bir
gerçek ki, Atatürk'ün sözünü ettiği “medeniyet tarikatı”nda kendisine en
çok rabıta yapılan kişi, Selanikli Mustafa Atatürk..
*
Laik (siyasal dinsiz) devletin “resmî”
tarikatı olan medeniyet tarikatı rabıta işini öyle geleneksel
tarikatlarda olduğu gibi “gönüllülük” esasına dayalı “ders
alma, intisap” formalitesinin insafına da bırakmamış..
Meseleyi getirip zorunlu intisap ve “zorunlu
rabıta”ya bağlamış..
Öyle bir zorunluluk ki, ilkokula giden altı
yaşındak mini minnacık kız çocuğu, haftanın başında ve sonunda karda kışta
kıyamette, yağmurda çamurda, kışın Sibirya soğuğunda, yazın çöl sıcağında “şeyh
Atatürk”ün heykelinin karşısına geçip İstiklal Marşı ilahisinin eşliğinde
ona rabıta yapmak zorunda.
Okula, resmî bir devlet dairesine gidersin,
bulunduğun odada mutlaka ve mutlaka bir “şeyh Atatürk efendi” resmi
vardır, ona istemeden de olsa rabıta yaparsın.
Bu kadar da değil, rabıta işini abartmış olan
bazıları ya masasının üstüne, ya da kıyıya köşeye bir şeyh Atatürk
büstü oturtmayı da ihmal etmezler. Her yere bir Atatürk resmi
iliştirirler.
Laik (siyasal dinsiz) devlet, yolu okula ve
devlet kurumlarına fazla düşmeyen vatandaşlarımızı da unutmamış, onların rabıta
ayininden nasiplenip feyz almaları için bütün paraların üstüne şeyh
Atatürk resmi koymayı da adet edinmiş.
Böylece paralar pullar, resmî “rabıta aleti” ya da “rabıta
tesbihi” haline getirilmiş.
Hatta Cumhuriyet Altını diye bir şey icat etmişler, ona da şeyh Atatürk’ün
resmini basmışlar.. Maksat “rabıta” olsun, rabıta ihmal edilmesin..
*
Atatürkiyye tarikatının fanatik müritleri işi burada da bırakmayıp
"şeyh Atatürk resimleri"ni gündelik hayatlarının ve özel yaşamlarının
bir parçası haline getiriyorlar.
Bunun için tutup devletin bayrağının üstüne Atatürk resmi
basarak “bayrak kanunu”na muhalefet edenler bile var.
Dükkânına, mağazasına, yanına yöresine Atatürk resmi asan mı dersin, sosyal medyadaki facebook,
twitter vs. türünden hesaplarını Atatürk’leyenler mi dersin, her
cinsten coşkulu fanatik mürit türemiş durumda.
Tabiî kuru kuruya rabıta biraz yavan kalır, yanına “Atatürk zikri ve
tesbihatı” eklemek de gerekiyor.
Memleket öyle bir hale geldi ki, futbol maçlarının yapıldığı stadyumlar
bile Atatürkiyye tarikatının tekke ve zaviyelerine dönüştü.. Burada vecde gelip
kendinden geçen çılgın müridan taifesi “Mustafa Kemal’in askerleriyiz”
türünden zikirler yapmaktan asla vazgeçmiyorlar.
Vazgeçemedikleri gözde ilahileri de var.. Bunlardan birinde İzmir
dağlarındaki çiçekler bile Atatürk diye açıyor.
Bir ara, “Mustafa Kemal’in askerleriyiz, ihtimal bazı kafaları keseriz” diyenler
bile vardı.
*
Atatürkiyye tarikatının diğer tarikatlardan farkı sadece kafa kesmeye, baş
ezmeye olan düşkünlükleri değil.
Farklarından biri de bunlarda herşeyin cehrî (alenî, açık) ve cebrî (zorlamalı) olması, hafî
(gizli) ve tav'î (isteğe bağlı) zikir ve rabıtaya önem verilmemesi.
Tamamen gösteriş ve riyakârlık üzerine kurulu bir tarikat
olduğu için bütün zikir ve rabıtalarını göstere göstere yapmak durumundalar.
Mesela Atatürk resmi eklenerek aslî biçimi tahrif edilmiş bir Türk
bayrağını pencereye asmazlarsa kahırlarından ölürler. İlla da pencereye asacak,
gösterecekler.
*
Evet, bu “Atatürk’e rabıta” ayini
ilköğretimin birinci sınıfından itibaren başlıyor.
Daha temyiz yaşına bile gelmemiş ağzı süt kokan
çoluk çocuğa, sabi sübyana (kendilerinin ve ana babalarının rızası
alınmadan, zorla) "Atatürk'e rabıta" telkini yapılıyor.
Dayatılıyor.
Her okulun önüne (dünyanın parası harcanıp) bir
Atatürk büstü ya da heykeli konduruluyor ki öğrenciler medeniyet tarikatının
şeyhine sürekli rabıta yapma imkânına kavuşsunlar.
Zihinlerinde canlandırmaya çalışıp
yorulmasınlar, karşılarında betondan, demirden, bakırdan ya da tunçtan bir
Atatürk görüp daha kolay rabıta yapsınlar.
Sınıfa girsinler, tepelerinde asılı duran
Atatürk fotoğrafına bakıp “Atatürk’e rabıta” ayininin gereğini sürekli yerine
getirsinler.
Fakat iş bununla da sınırlı değil.. Milli
bayramlarda, okulların açılış kapanışlarında Atatürk heykelinin önünde saygı
duruşunda bulunularak “toplu (cemaatle) rabıta” da yapılıyor.
*
Milletçe hayatımız baştan ayağa "Atatürk'e
rabıta" haline gelmiş durumda..
Çünkü her resmî kurumun önünde bir Atatürk
heykeli.. Her devlet dairesinde bir Atatürk fotoğrafı..
Meydanlar da unutulmamış, neredeyse her meydanda
bir Atatürk heykeli..
Ders kitaplarının başında Atatürk..
Milletvekili göreve başlar, besmelesi
Atatürk yemini..
Alışveriş yaparsınız, paranızın üstünde
Atatürk..
Bütün bunlar yetmiyormuş gibi bir de "Atatürk
isterük, cuma namazı hutbelerinde de Atatürk isterük" diye
höyküren meczup Atatürkiyye tarikatı müritleri türemiş
durumda.
Her "milli bayram"da cezbeye
kapılıyor, hutbede Atatürk'ü anmayan imamları kör testereyle kesecekmiş gibi
galeyana geliyorlar.
*
Geleneksel tarikatlar ile medeniyet
tarikatı arasındaki farklardan biri, "bireysellik-cemaatsellik"
ayrımı..
Bunu "gönüllülük-zorunluluk"
ayrımı izliyor.
Klasik tarikatlar işi bireysellik ve
gönüllülük temelinde ele alıyor.. Herkes kendi başına (bireysel)
ve gönüllü olarak (zorlama olmaksızın) rabıta yapmak durumunda..
Rabıta yaptın mı, yapmadın mı diye hesap soran
da yok..
Paşa gönlüne kalmış, yaparsan yapıyorsun.
Medeniyet (ya da Atatürkiyye) tarikatı ise işi
bireysellikten çıkarmış, “toplu” (cemaatli) hale getirmiş, ve kurala
dönüştürüp sağlam kazığa bağlamış. (Milletin tosuncuklarını kendi haline
bırakmaya gelmez, bağlayacaksın.)
Gönüllülük serazatlığı, tabutuna kalem kalınlığında paslı çiviler çakılarak mezara
gömülmüş.
Evet, medeniyet tarikatında Atatürk
rabıtası cemaatle (cümbür cemaat) yapılıyor.. Zorunlu..
Gönüllülük mü?.. Hak getire!
Hatta 10 Kasım’larda saat 9’u 5 geçe bütün
millet aynı anda rabıta yapmak zorunda.
Medeniyet tarikatı "seçmeli tarikat"
değil, "zorunlu tarikat"..
Rabıtası da zorunlu..
*
Meseleye en hakiki mürşit ilim
açısından bakmakta fayda var.
Bu Atatürk rabıtası, aslında irticaî bir
eylem durumunda.
Bin 400 yıl
öncesinden söz etmiyoruz, 4 bin 400 yıl öncesinden, 5 bin 400 yıl
öncesinden bahsediyoruz..
Memleketi Nemrut Dağı’na benzeterek Atatürk heykelleriyle doldurmak, irticanın (gericiliğin, ilkelliğin) ta kendisidir.
Ayrıca, müsrifliktir, kaynak israfıdır.
Bu noktada Atatürk’ün medeniyet tarikatının
geleneksel tarikatlardaki ilim ve irfandan istifade etmeye
ihtiyacının bulunduğu kesin..
Çünkü geleneksel tarikatlarda şeyhlerin
müritlerini fotoğraf ve heykelleri karşısında saygı duruşunda bulunmaya
çağırmadıkları, buna yol açacak söylemlerden uzak durdukları biliniyor.
Atatürk ise, memleketin en fakir zamanında (Yol
yok, hastane yok, sanayi yok, yok oğlu yok) dünyanın parasını verip yurtdışından
heykeltraşlar getirip milletin rızkından çalarak heykellerini
yaptırmış durumda..
Millet açlıktan ölüyor, hastalıktan kırılıyor,
bu heykel derdinde.. İmam şöyle yaparsa cemaat de şöyle yapar hesabı, şeyh
Atatürk böyle yaptığı için müritlerini tutabilmek, akl-ı selîm limanına
yanaştırabilmek mümkün değil.. Tutabilene aşkolsun!
Tamam, heykelini yaptırma firavunların,
nemrutların, Roma ve Bizans kayzerlerinin geleneğinde var da, bu milletin hangi
padişahı, hangi sultanı, hangi hakanı heykelini diktirmiş?
Bilge Kağan bile geriye
sadece nasihat kitabesi bırakmış.
*
Bu milletin en hakiki mürşit ilimden nasiplenerek “Atatürk’e rabıta” gericiliğinden, ilkelliğinden, saçmalığından, akılsızlığından artık kurtulması gerekmiyor mu?!
Dünyayı bize güldüren bu saçma ve abartılı takıntıdan ne zaman kurtulacağız?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder