Soner Yalçın bir yazısında, “Cübbeli” diye
bilinen sosyal medya vaizi Ahmet Mahmut Ünlü’nün telefonla
kendisini aradığını ve “Atatürk konusunda Odatv’ye röportaj
vermek istiyorum!” dediğini dile getirmişti.
Bunun üzerine Barış Pehlivan,
Cübbeli’nin evine gidip röportaj yapmış. Ve Cübbeli bir yığın laf arasında şunları
da söylemiş:
–“ Hocamız Mahmut Efendi’nin hocası Hacı Aşıkkutlu Efendi’ye izin beraatı (belgesi)
var Atatürk’ün… Gitmiş Ankara’ya, Atatürk onunla görüşmüş, demiş ki; ‘biz neden
izin vermeyelim, senin gibi insanların Kur’an okutmasına…’
–“Atatürk anlarsa ki; bu adam
hakikaten istismarcı değil, din adamı, Kuran okutacak, vermiş ona izin… Kaç tane böyle benim tanıdığım yer var…
-“Mesela, tefsir yazdırması… Buhari’yi tercüme ettirmesi… Bu millet ne
okuduğunu anlasın, demesi… Elmalılı Hamdi Yazır gibi
o gün için en ehlisünnet birine yazdırması… Diyanet’i kurması,
desteklemesi…
-“Burada namaz kılıyoruz, burada
Kur’an okuyoruz, zikir yapıyoruz. Allah, bunda
emeği geçen, fedakârlık eden, tüm ecdadımıza rahmet eylesin. Atatürk’e düşmanlık yaparak yıpratmanın kimseye
faydası yok…”
(https://www.odatv.com/yazarlar/soner-yalcin/cubbeli-beni-neden-aradi-konu-ataturk-226328)
Bu ifadeleri seçip aktaran, Soner Yalçın..
Aktarmadıklarına gelince.. Mesela Barış Pehlivan’a şunları söylemiş durumda:
“Hilafeti bile kaldırırken çok
üsluplu, çok usturuplu mesela. Şimdi o günkü şartları bilmeyen, o gün onun
karşılaştığı şeyleri bilmeyen, kâr zarar hesabı yapamaz. O tercihi neye göre
yaptı, akıllı olacağız; yani her şey istediği gibi tozpembe miydi dünyada? Yeni
kurduğu bir devlet, her şeyi kabul ettirebilecek durumda mıydı… Düyun-u
Umumiye’sinden, oradan, buradan, her türlü baskı altında. Kaç sene geçmiş, 100.
senesine yaklaşıyoruz. Bakın en ufak bir şeyden nezle oluyoruz, grip oluyoruz.
Yani dolayısıyla bugünkü en zor şartlarda bunu yapabilmiş.”
(https://www.odatv.com/guncel/cubbeli-ahmet-odatvye-konustu-vatani-kurtaran-ataturke-nasil-dusman-olacaksin-163302)
Üslup ve usturup meselesinin özünü “İhtimal bazı kafalar kesilecektir” politikası
oluşturuyor.
Tabiî bir de Ali Şükrü Bey hadisesi
var..
Eleştirileriyle Selanikli Mustafa Atatürk’ün canını
sıkmakta olan Ali Şükrü Bey’i öldüren Topal Osman,
Atatürk’ün muhafızlarının başıydı.. Onu dostça yaklaşıp yalnız olarak tuzağa
çekmiş, adamlarıyla birlikte boğmuştu.
Topal Osman bunu kendiliğinden mi yapmıştı, yoksa,
“emir kulu” olması hasebiyle birisinden emir mi almıştı, bu konuda açık bir
belge yok. Fakat karîneler ve “hayatın olağan akışı”nın kulağımıza fısıldadığı
“hikmet”ler var.
Selim Edes’i hatırlayalım, Engin Civan’a “Rüşvetin
belgesi mi olur pezevenk?!” demişti. Böylesi örtülü cinayetlerin ve siyasî
suikastlerin de tutanağı, resmî evrakı olmuyor.
Böylesi bir cinayetin yaşanması durumunda
herkesin kendi zihninde (doğru veya yanlış) bir senaryo üreteceği ve
kendince dersler çıkaracağı, muhalifliğinin dozajını ona göre ayarlayacağı da
aşikâr.
Olayın gizli kalması planlanmıştı, fakat açığa çıktı..
Topal Osman, konuşmasına izin verilmeden infaz edildi.
*
Ali Şükrü Bey, daha önce İstanbul’da Meclis-i
Mebusan’da da görev yapmış saygın bir milletvekili.. Zeki, cesur ve kültürlü,
yabancı dil de bilen eski bir asker.. Meclis’teki muhalif grubun en önde gelen
ismi..
Topal Osman gibi TBMM’de milletvekili olmayan,
çetecilikten (o devrin mafyatik örgütlenmesinden) gelen bir adamın onunla ne
derdi olabilirdi ki?!
Fakat, patronu Selanikli Mustafa Atatürk ondan yana
dertliydi.. Çünkü dikensiz gül bahçesi olmasını istediği TBMM’de “derin millet”in sesi olma cesareti
gösteriyor, inşa etmekte olduğu diktatörlük binasının yapımını yavaşlatıyordu.
Böylesi durumlarda bir kişi öldürülür, ve yüz bin kişi,
bir milyon kişi bundan kendince ‘hayatî’ dersler çıkarır.
Selanikli’deki (Cübbeli’nin sözünü ettiği) üslup ve
usturup buydu.
Fakat, o üslup ve usturup canavarı, sadece Ali Şükrü Bey’i
yemekle yetinmeyecekti.. İştihası korkunçtu.. Kısa bir süre sonra çıkarılan Takrîr-i Sükun Kanunu (Sükunun Yerleştirilmesi Yasası) sadece
Ali Şükrü Bey gibi cesur sesleri değil, bir mırıltı, fısıltı, inilti ve vızıltı
kabilinden bile olsa muhalefet sergileyen kafaları kesmeye başladı.
Bu gayeye yönelik olarak kurulan İstiklal Mahkemeleri ile icra-yı faaliyete
geçen darağaçları, memleketin dilsizler diyarı haline
gelmesini sağladı..
Üslup ve usturup..
*
Devam ediyor Cübbeli alamet:
“Bizim hocamıza, yani Mahmut
Efendi’nin hocasına, Hacı Aşıkkutlu Efendi’ye beraatı var, izni var. Of’un
köyünde, gidin orada kursta Atatürk’ün izni var. Gitmiş Ankara’ya, demiş; ‘ben
Kuran okutacağım, Jandarma basıyor…’ Tabii bin türlü olay var memlekette. Kimin
ne yaptığı belli değil.
“Atatürk onunla görüşmüş, demiş ki
‘tamam!’ ‘Biz neden izin vermeyelim, senin gibi insanların Kuran okutmasına…’
“Mahmut Efendi bile çocukluğunda, o
iznin altında okumuş. Verilen iznin yani, hocasına izin vermiş.
“Yeni bir devlet kurulmuş, karşı ataklar
var, burada bazı tedbirler almak gerekiyor. Bu tedbirleri alırken de bazı
şeyler de hata payı oluyor. Ulaşım yok, eskisi gibi, şu yok, bu
yok. Oradan bir haber geliyor, jurnal oluyor, ispiyon oluyor, şu, bu…
“Ama anlarsa ki; bu adam hakikaten
istismarcı değil, din adamı, Kuran okutacak; vermiş ona izin… Kaç tane böyle
benim tanıdığım yer var.”
İmdi, “Beraet-i zimmet asıldır” şeklindeki Mecelle kaidesi aslında evrensel bir hukuk
ilkesidir ve masumiyet karinesi olarak
bilinir.
Aksi ispat edilmedikçe herkes masum ve masundur.
Ayrıca, özgürlükler kaide, yasaklar ise
istisnadır.
Masumiyet karinesi gereği her insan (Kur’an öğretmek gibi) iyi amellerinde samimi
ve iyi niyetli kabul edilir, ona (aksini gösteren açık bir delil bulunmadıkça) istismarcı suçlaması
yöneltilemez.
Bir insan, iyi bir ameli yaparken samimi ve iyi niyetli olduğunu ayrıca ispat etmek zorunda da
değildir. İnsanlar bu şekilde ihlas edebiyatı ve
gösterişçiliğine zorlanamazlar.
Cübbeli mantıksızlığa göre, bütün bir milletin payına suizan, onlara suizan beseyen Atatürk’ün
payına ise hadsiz hesapsız hüsnüzan
düşüyor.
“Bu taksimi kurt yapmaz…” Ancak Cübbeli gibiler yapar.
Millet için yapılan istismar suizannı, delilsiz
kanıtsız, ispatsız iddiadan ibaret.
Atatürk’ün yaptıkları ise ortada.. İddia değil, vakıa.. Delil, şahit istemiyor. Herşey açık..
Ve “laik rejimin cübbeli sakallı yeni reklamcısı”
bütün bu gerçekleri görmezden geliyor.
Öyle böyle değil, büyük reklamcı.. Fakat, şayet sağsa
annesine Atatürkçülük reklamcısı olduğunu söylemeyin, o sadece kasetleriyle
hatırlasın.
*
Cübbeli’nin verdiği örnekte yasağın, baskı ve
zorbalığın kurala, hak ve hürriyetin ise istisnaya dönüştüğünü görüyoruz.
“Beraet-i zimmet asıldır” ilkesinin
yerini “Suçluluk asıldır” hukuksuzluğu alıyor.
Âşıkkutlu merhuma
izin verilmiş olması bir lütuf mudur?
Onun zaten sahip olduğu bir hakkı ona tanıman, iyilik
midir?
Bu millet İstiklal Harbi’ni niçin yaptı?..
Ali Rıza ile Zübeyde’nin dans, balo, rakı leblebi,
fötr şapka smokin tutkunu oğluna köle olmak, bütün hak ve hürriyetlerini onun
eline rehin olarak vermek için mi?!
*
Cübbeli, sözlerini şöyle sürdürüyor:
“Yani, Atatürk o günkü şartlarda, o
günkü imkansızlıklar içerisinde, bu vatanı kurtarmış. Burada namaz kılıyoruz,
burada Kuran okuyoruz, zikir
yapıyoruz. Allah o gün, bu işte emeği geçen, zerre kadar uykusundan fedakarlık
eden, tüm ecdadımıza, gazilerimize, şehitlerimize, rahmet eylesin.
“Bugün Müslümanlık adına, İslam
adına, yapılan her bir ibadetin sevabından o
günkü İstiklal Savaşı’nı yapanlar, Kurtuluş Savaşı’nı yapanlar, bu savaşlarda
zerre kadar emeği geçenler hisse alır.”
*
Cumhuriyet’in ilk yıllarında Kur’an okutan pekçok kişi takibata uğradı.
Benim çocukluk ve gençliğimde bile, özellikle askerî
darbe dönemlerinde dindar insanlar sohbet, zikir vs. için
herhangi bir evde toplandıklarında bir tedirginlik yaşarlardı.
Bugüne gelince.. Türkiye’de namaz kılınıyor, zikir
yapılıyor da, mesela İsveç’te, Hollanda‘da, Almanya’da, ABD’de, hatta
Rusya’da bunlar yapılmıyor mu?! Mesela Hollanda’da bir İslam Üniversitesi yok mu?!
Yani bunları başa kakmanın bir anlamı var mı?
Bu kadarı da olmayacaktıysa, İstiklal Harbi niçin
yapıldı?
Bunlar da olmayacaksa, senin “kendi milletine ait” bir
devletinin olmasının anlamı var mıdır?!
İstiklal Marşı neyi anlatıyor?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder