“Kamuoyundan Cübbeli Ahmet olarak bilinen
Ahmet Mahmut Ünlü, canlı yayında dikkat çeken ifadeler kullandı.”
Böyle başlıyordu Odatv‘nin haberi.
Bu Cübbeli, zamanın birinde, Habertürk TV’de Türkiye’nin Nabzı Özel programına
katılmış, Odatv’ciler de yememiş içmemiş, orada
söylediklerini haber yapmışlardı.
*
Cübbeli’nin ifadelerinden öğreniyoruz ki, Şeyh Mahmut
Ustaosmanoğlu, Özal’a oy verilmesini istemiş:
“… Erbakan Hoca ‘Özal’a
[oy] atılmayacak, boşa atılacak’ dedi. Millete ‘boşa atın’
dedi. Mahmut Efendi cenazede yakaladı bir kenara çekip, “Bu
fetvan yanlış, görüşün yanlış. Buradan bizi yönetecek insanlar seçilecek.
Özal’ı sen de ben de beğenmeyebiliriz. Ali Haydar Efendi demiş
ki, ‘Boşa atan en kötüye atmış olur’.” Bu bir fetva. Bunun üzerine millet
baktık boşa atacak. Mahmut Efendi bana ‘Özal’a
atılması için duyuru yap’ dediler. Benim adımı Özalcıya çıkardılar
eski milli görüşçüler. …
“Biz Özal’a rey verdik. [Erbakan’ın,
Demirel’in, Ecevit’in siyasî] Yasakları kalktı. Bu sefer dediler ki, ‘[Erbakancılar]
barajı aşamazlar’. Mahmut Efendi bu kez de “Erbakan,
Özal’a göre daha bizim çizgimizdedir" [dedi]. Mahmut Efendi’nin en
yakınları baktık ki Özal’ın yanında kaldılar. Baktık ki, Mahmut
Efendi fıkıh olarak doğru söylemiş, Erbakan da siyaset
olarak doğru söylemiş. … Biz Özal’a rey isterken [bunu]
camilerde, sohbetlerde demedik. Karşıda bakıyorsunuz darbeciler var. Kendimiz
özel oturumlarımızda, çay içiyoruz, muhabbet ortamlarımızda söylüyoruz. …”
(https://www.odatv.com/siyaset/imam-hatiplerden-ateist-ve-deist-olanlar-cikti-176642)
Evet, Cübbeli böyle konuşmuş..
Mahmut Efendi “Özal’a oy vereceğiz” demiş, o da, bunun
üzerine Özal propagandası yapmış..
*
Ancaaak..
Aynı Cübbeli’nin aynı konuşmasının ilerleyen
bölümlerinde şöyle dediğini görüyoruz:
“Bir müslümanın rey verme hakkı var
mı? Esasen hiçbir hocanın, şeyhin ‘şuraya rey verin’ dememesi lazım. Müslüman
diyen herkesin feraseti, şuuru olması lazım. Bir insanın aklı yok mu?”
Demek ki, “Özal’a oy verin” derken hem Mahmut Efendi, hem de Cübbeli çömez yanlış yapmış.
Yani Cübbeli’ye göre böyle..
Milletin hangi Cübbeli’ye inanması lazım?
Böyle, bir lafı diğerini tutmayan, ne konuştuğundan
habersiz bir adama itibar edilir mi?
Ne var ki, cennet vatanımızın güzide evlatları zekâ
bakımından Aziz Nesin‘i her zaman haklı
çıkardıkları için, Cübbeli’nin bu tür çelişkileri, onun
daha çok popüler olmasına yol açıyor.
Çünkü, geri zekâlıların bir bölümü, “Mahmut Efendi ilen Cübbeli çömez nasıl da hikmetli parti
propagandası yapmışlar” diye hayranlık
duyuyor, diğer bir bölümü ise, “Adam doğru söylüyor yav,
hiçbir hocanın başkasının oyuna-reyine karışmaması lazım. Cübbeli başka canım” diyor.
Cübbeli’nin çorba kâsesinde geri zekâlılığın her türü
için bir nane çeşidi var..
*
Tabiî bu Cübbeli’nin “Esasen hiçbir hocanın,
şeyhin ‘şuraya rey verin’ dememesi lazım” şeklindeki sözü
tam da “laik Kemalist” zihniyetin “içselleştirilmesi”ne
karşılık geliyor.
Bu Cübbeli fazla hızlı gidiyor, bu gidişle fren
tutmayacak gibi görünüyor.
Cübbeli felaketin, gerçekte, “Esasen hiçbir hocanın, şeyhin ‘şuraya rey verin’ dememesi
lazım” şeklinde konuşmaya hakkı yok.
Hoca da, hoca olduğu için değil, fakat diğer
vatandaşlarla birlikte aynı hak ve hürriyetlere sahip bulunduğu için, “Şuraya
rey verin” diyebilir.
Cübbeli’nin söyleyebileceği sadece şudur: “Her hocanın
dediğini yapmak zorunda değilsiniz.” (Tabiî Cübbeli gibi hoca zannedilenler de
buna dahil.)
*
Ayrıca doğru, “fıkhen doğru – siyaseten
doğru” diye ikiye ayrılmaz.
Doğru tektir.. Ve o da fıkhen (yani Şeriat’e, İslam
hukukuna göre) doğru olandır.
Böylesi “fıkıhtan/Şeriat’ten” sapma durumları, “fıkıh-siyaset” ayrımı
ekseninde yapılan teorik ve doktrinal kabullere dönüştüğünde mesele salt amelî olmaktan
çıkar, itikadî hale gelir.
Ve bu yolun sonu, dini tahrife, bid’at
ve küfre kadar gider.
Bu ayrım, özü itibariyle de, laikliğe (siyasal
dinsizliğe) karşılık gelmektedir.
Bir tarafa (vahye dayanan) fıkhı (Şeriat’ı, dini)
koyuyorsunuz, diğer tarafa da kul yapısı siyaseti..
Ve her ikisini de doğruluk açısından eşit değerde
görüyorsunuz.
Yaptığınız ayrımda fıkıh dediğinizin ne kadar fıkıh,
siyaset dediğinizin de ne kadar siyaset olduğu, isim ile müsemma uyumunun
bulunup bulunmadığı tartışılır, fakat böylesi bir ayrımı benimsediğinizde artık
müslümanca düşünmeyi terk etmişsiniz demektir.
*
Ancak, “Kramer Cübbeli, Cübbeli Kramer’e karşı” olduğu
için, İmam-ı Azam örneğini vererek yine kendi kendisini
çürütüyor:
“Hz. Hüseyin başımın tacı. Niye geldi
Irak’a? Orada susuz bir şekilde şehit oldu. Onu çağıranlar niye şehit olmadı?
Hz. Hüseyin de halifelik biatı almak için siyaseten geldi.
Ehli Beyt hakdır, Hüseyin bizim imamızdır. Yezid haksızdı. Ebu
Hanife de Ehlibeyte hak verdiği için siyasete girdi.”
Demek ki, Hz. Hüseyin bir tür hocaların hocası
olarak “Bana rey verin, yani biat edin” demiş.
Gerçekte, hilafet konusunda “haklı-haksız” ayrımı yapılmaz.
Müslümanlar bir kimsenin hilafet için ehliyet ve liyakate sahip bulunduğunu
düşünerek biat etmişlerse, yapacak
birşey yoktur.
Ancak, Yezid’in fısk ve zulümle suçlandığını
biliyoruz. Bu yüzden, başkaları biat etti diye Hz.
Hüseyin‘in ve onun taraftarlarının da Yezid’e biat etmesi
gerekmiyordu. İsterse fasık ve zalim olmasın, Yezid (Talut’un seçilişi gibi)
Allahu Teala tarafından seçilmedi ki insanlar ona biat etmek zorunda olsunlar.
İnsanların Yezid’e biat etmeleri normal
karşılanabilir, fakat biat etmeye zorlanmaları yanlıştı. Nasıl bir kızın bir
adamla kendi rızası dışında zorla evlendirilmesi yanlışsa, bu da öyle
yanlıştır.
O devrin, “Yezid’i boş verin, Hüseyin’e
rey verin, biat edin" diyen “hocalar”ı da, köle
olmadıkları, hür oldukları için, “devredilemez vatandaşlık haklarını”
kullanıyorlardı. Yaptıklarına yanlış denilemez.
İmam-ı Azam‘a gelince..
Aktif siyaset yapmamıştır.. Ancak, görüşü
sorulduğunda, yöneticiler ve Ehl-i Beyt hakkında kanaatini söylemiştir.
Bu, bugünkü anlayış çerçevesinde “siyasete girme”
sayılmaz.
Bununla birlikte, Cübbeli cehaletin tavsiyesinin
aksine, bir “hoca” olarak, “Şuna oy/destek verilebilir, şuna verilmesini
tavsiye etmem” diye konuşmuştur.
*
Sözlerinin devamında Cübbeli, “Haspaya yakışıyor”
kıvamında bir oryantal kıvraklık ve çiftetelli standartla bir yandan “tekfirci Selefîler”in çıkardıkları fitnelere veryansın
ederken, diğer taraftan başka birilerini tekfir edip Cehennem’e gönderiyor:
“Ben FETÖ’yle, Diyalogla
mücadele ederken, hocalar bana ‘fitne çıkarıyorsun’ dediler. …
2009’larda ben bu stüdyoda meydan okurken, ipimiz çekildi. Yiğit Bulut‘un
programında ipimiz çekildi. Bana dediler ki, ‘sen neden böyle çıkış
yapıyorsun’. Birkaç hoca biz kitap çıkardık. ‘Yahudi, hristiyanlar cennete
girecek diyenler cennete giremez’ dedim.”
“Şöyle diyenler Cennet’e giremez” demek, tekfir etmek değil midir, cübbeli avarelik?
*
Bu cübbe sevdalısının bir de “derin devlet” sevdası
var:
“Derin devlet vardır, olmalıdır. Allah
zeval vermesin. Derin devlet olmazsa sığ devlet çıkar. Derin devlette
din iman aranmaz. Dini imanı olmaz, orada herkes vardır. Allah’a da
inanmayabilir, diğeri inanabilir. Vatan haini olmadıktan sonra. Solcusu da,
sağcısı da vardır. Derin devlette vatan, millet aranır. Derin
devlet cemaatlerin içine mutlaka adam sokmuşlardır. Bir tane boş yoktur.
Simitçidir, camilerin önünde koku falan satarlar, bunlar ayak takımıdır. Derin
devlet takip etsin tabii. Burada selefisi çıkıyor, cuma kılınmazı
çıkıyor. Dar’ül Harpçisi çıkıyor.”
Bu fırıldak, “Derin devlette din iman
aranmaz” diye şeytanî fetva veriyor.
“Dini imanı olmaz”, yani “Dinsiz-imansız
olabilir, olur, olsun” diye konuşuyor.
Vay “düzen”baz vay!
Angut geri zekâlılar taifesi tam anlasın diye
sözlerini “Allah’a da inanmayabilir” diyerek
iyice açıp saçıyor, müstehcen küfrü, dibine kadar allayıp pulluyor.
Ve sonra, Allahu Teala’nın yerine “vatan, millet” putlarını dikiyor: “Derin devlette vatan, millet
aranır.”
Ben de diyorum ki, senin bu sözlerin tam küfürdür. Sen bu kafayla Cennet’e
giremezsin. Tevbe etmen, iman tazelemen gerekir.
Çünkü sen, küfre rıza gösteriyorsun. Küfre
rıza ise küfürdür.
*
Dini imanı olmayan devlet ha derin olmuş, ha sığ.. Kim
ne yapsın!..
Eğer devlette (derini ve sığıyla) din-iman
aranmayacaksa, ha Türkiye‘nin vatandaşı olmuşsun,
ha İsveç‘in, ha Yunanistan’ın, ha İsrail’in, ha Ermenistan’ın.. İslam açısından farkı nedir?
Haa, vatan-millet açısından farkı varmış.. İsveçliler
Türk değilmiş.. İsveç de Anadolu değilmiş..
Anadolu’nun kutsallığı yok, bir
zamanlar Bizans İmparatorluğu‘nun toprağıydı..
Türkler de, Rasulullah Efendimiz sallallahu aleyhi ve
sellem zamanında şamanistti, henüz müslüman olmamıştı.
Vatan, eğer orada Allahu Teala’nın hükmü carî ise,
orada İslam hakimse, daru’l-İslam‘dır.
Millet de,
eğer müslüman/mümin ise, ancak o zaman Allahu Teala’nın ve müminlerin katında
bir değeri olur.
*
Sana göre, insanın değeri takva (Allahu Teala’nın emir ve yasaklarına uyma,
şirkten, küfürden, fısktan, fücurdan kaçınma) ile değil..
Vatan ve millete bağlılıkla..
Ve bu vatan ve millet, dinsiz imansız, Allah’a
inanmayan bir “devlet“in hükmü altında olabilir.
Olsun.
Bu durumda vatan, millet
ve devlet senin putların demek olur.
Senin bu sözlerin apaşikâr şirktir, küfürdür.
Derin devletin küfrüne,
Allahsızlığına, dinsizliğine, imansızlığına razısın..
Fakaat, başka bir müslümanın cuma namazı kılmamasından dolayı, bu
dinsiz-imansız-Allahsız devletin, (Ki bu durumda devlet, İslam açısından,
otomatikman “Şeytan’ın hizbi/grubu” [Mücadele Suresi, 58/19] halini
alıyor) o müslümanla uğraşmasını istiyorsun.
Senin dinsiz imansız olmasına
razı olduğun derin devletin, cuma namazının bizzat kendisini bile önemsemiyorken,
sana göre bu uğraşma (zulüm), normal karşılanması gereken birşey.
Derin devletin torpilli personeli, değil namazsız, Allahsız bile olabiliyor, fakat bizim müslüman cuma namazına gitmese olmuyor.. Cübbeli tip tutarlılık..
İslam’a göre insanın mükellefiyetleri “sıradan
vatandaş – derin devlet mensubu vatandaş” ayrımı çerçevesinde farklılaşmaz.
Vay Cübbeli hıyanet vay!… Vay Cübbeli dalalet vay!..
Derin devlet müslümanlarla uğraşmalıymış, çünkü
birileri daru’l-harpçi oluyormuş..
*
Devlet derini ve sığıyla dinsiz imansız olsun (ki Anayasa’ya göre Türkiye
Cumhuriyeti, dinsizdir, yani bir dini bulunmamaktadır), ama müslümanlar
“daru’l-harpçi” olmasınmış..
(Ancak, İslam’ın din
tanımı açısından Türkiye Cumhuriyeti’nin de bir dini vardır, ve bu din, Kemalizm’dir.
Arzu edenler TDV İslâm Ansiklopedisi‘nin “Din” maddesini
okuyabilirler.)
Cübbeli‘deki
zihniyet bu..
Daru’l-harpçi müslümana
karşı dinsiz-imansız ve de Allahsız devletinin safında..
Küfrün safında..
Oysa dinsizlik, imansızlık ve Allah’sızlık, yani şirk ve küfür derin devlet tarafından benimsenince
küfür olmaktan çıkmaz.
*
(Hayrettin Karaman gibilere göre de Türkiye daru’l-İslam..
Ancak, Prof. Dr. Ahmet Özel‘in
konuyla ilgili kitabını, TDV İslâm Ansiklopedisi‘ne
yazdığı ilgili maddeleri ve makalelerini okuyanlar,
bunun doğru olmadığını, Türkiye’nin bugünkü haliyle daru’l-İslam kabul
edilemeyeceğini görürler.
Darul’l-harp, Müslümanlar’ın şuna buna durup dururken
savaş açtığı yer değildir, İslam’ı “düzen”bazların keyfine göre eğip bükmeden
olduğu gibi savundukları zaman alenen ya da “örtülü” biçimde zulme uğradıkları,
can, mal, sağlık, şeref, haysiyet ve namus bakımından kendilerini güvende
hissedemedikleri, imanları yüzünden aşağılandıkları, putlara saygı göstermeye
zorlandıkları ve ezildikleri yerdir.
Yani daru’l-harp, İslam’a alenen ya da “irtica” gibi “şifreli”
kelimeler kullanılarak “örtülü” savaş açılmış, Şeriat için "tehlike" tanımı yapılmış, Şeriat istenmesi bir "milli güvenlik sorunu" olarak görülmüş olan yerlerdir.)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder