Sabahattin Önkibar adlı şımarık gazetecinin Muhsin
Yazıcıoğlu kazası (suikasti) hakkında pek kesin ve emin konuştuğu
görülüyor.
Sözleri üzerinde durmakta fayda var (Bkz. https://www.youtube.com/watch?v=HKZTS_RDHcM&t=17s):
“Geçmişte yazdıklarım ortada. İsteyen Yeniçağ gazetesinin
arşivinden bakabilir. 17 yıl önce Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopteri
düşürüldüğünde pekçok isimle konuştuktan sonra şunu yazdım, şunu söyledim:
Muhsin Yazıcıoğlu’nu Fethullah çetesi öldürdü. İktidar da cinayeti seyretti,
faillerin (yapanların) üstüne gitmedi. Hayır, bu tahmin ya da sezgi değil, o
dönem devlette çalışan vatanseverlerden aldığım bilgiydi. Evet,
milyarda, hatta trilyonda bir kuşkum yok, Muhsin Bey’i Fethullah Gülen öldürttü.”
Geçmişte yazdıklarının ortada olduğu doğru. Yeniçağ gazetesinin
arşivine bakılabiliyor.
Ancak, “Şunu yazdım, şunu söyledim” derken yalan söylüyor. (Yukarıya
aldığım videolardan ikincisinde, Yazıcıoğlu’nun vefatından birkaç gün sonra
böyle ifadeler kullandığını söylüyor. Yok!)
Fethullah çetesinden filan bahsettiği yok.
Şimdi yapması gereken şu:
“Yeniçağ gazetesinin falanca tarihli sayısında aynen
şunları yazmıştım” ya da “Falanca TV programında şunları söylemiştim” diye
tarih vermeli.
*
Kazadan üç gün sonra, yani 28 Mart 2009 tarihinde şunu yazmış:
“Helikopter vuruldu mu, sözler sansürlendi mi?
“Düşen helikopterde Muhsin Yazıcıoğlu’yla birlikte
bulunan İHA muhabiri İsmail Güneş’in Acil İmdat Servisi ile yaptığı telefon
görüşmesi televizyonlarda ve gazetelerde yayınlandı. İlginçtir o telefon
konuşması esnasında aynı sorular peşpeşe birkaç kez sorulmasına rağmen
helikopterin düşüşü ile ilgili tek bir soru ve cevap yok. Açıkcası bu durum
beni fevkalade düşündürdü. Öyle ya bir kazada “nasıl oldu?” sorusu insani
refleks olarak ilk sorulan ya da karşı taraftan sorulmasa da ilk cevaplanan
husustur... Yoksa İHA muhabiri bu konuda bir açıklama yaptı da, o açıklama
seçim öncesinde AKP’yi olumsuz etkiler diye sansüre mi uğradı? İddialara
göre düşen helikopterin bulunduğu coğrafyada PKK sempatizanlarının köyleri
varmış. Acaba helikoptere ateş mi açıldı da zorunlu iniş esnasında kaza oldu? Tamam
böyle bir şey olsa sonradan muhtemelen ortaya çıkacak ama seçim de bitmiş
olacak.”
(https://www.yenicaggazetesi.com/secimde-supriz-olur-mu-357875h.htm)
Görüldüğü gibi, Fethullah çetesinden değil, PKK sempatizanlarından söz
ediyor.
*
Sonraki yazılarına bakıyoruz başka birşey demiş mi diye, 5 Nisan tarihli
yazısında şunu görüyoruz:
“Muhsin Bey’e iftira
“Son günlerde ardı ardına spekülatif haberler yapılıyor. Neymiş efendim, merhum Muhsin Yazıcıoğlu, Ergenekon davasında gizli tanıkmış falan filan... Vallahi ayıp.. Kişiliği ve özellikleri bilinen Sevgili Muhsin Başkanın o tür gizli işleri olmaz. İnandığı bir şey varsa kapalı kapılar ardında değil, alenen yapar.. Öyle, çünkü Muhsin Bey’in Yaradandan ziyade boyun eğeceği ve korkacağı bir irade yoktur. 12 Eylül’ün işkencehanelerinde derisi soyulurcasına işkence gören Muhsin Bey kimden korkacak da gizli tanıklık yapacak... Ayıp.... Hakk’ın rahmetine kavuşmuş biri için böyle şeyler iddia etmek züldür.. Bakın BBP Merkez Karar ve Yönetim kurulu Üyesi Avukat Kemal Yavuz Bey de Kanal D’de Mehmet Ali Birand’a aynı şeyleri söylemiş, yani gizli tanıklık gibi bir şeyin asla söz konusu olamayacağını açıklamıştır.. Hal bu iken böyle şeylerin hala yazılıp çizilmesi ayıp ötesidir... Muhsin Bey’in ruhunu rahat bırakın lütfen!”
Yazıcıoğlu vefat edeli 11 gün olmuş ve bizim acar gazeteci, Ergenekon hesabına
savunmada..
“Ne Ergenekon’u, Fethullah çetesi, Fethullah çetesi!..” demiyor,
diyemiyor.
“Ergenekon davasında gizli tanıktı, o yüzden Ergenekoncular öldürdü” mesajını verenlere karşı, Yazıcıoğlu’nun kişiliğinin buna müsait olmadığını ileri sürüyor.
*
Yalancı pehlivan Önkibar’ın palavralarını tekrar okuyalım:
“Geçmişte yazdıklarım ortada. İsteyen Yeniçağ gazetesinin
arşivinden bakabilir. 17 yıl önce Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopteri
düşürüldüğünde pekçok isimle konuştuktan sonra şunu yazdım, şunu söyledim:
Muhsin Yazıcıoğlu’nu Fethullah çetesi öldürdü. İktidar da cinayeti seyretti,
faillerin (yapanların) üstüne gitmedi. Hayır, bu tahmin ya da sezgi
değil, o dönem devlette çalışan vatanseverlerden
aldığım bilgiydi. Evet, milyarda, hatta trilyonda bir kuşkum yok, Muhsin
Bey’i Fethullah Gülen öldürttü.”
Tahmin ya da sezgi değil, işkembeden atmasyon..
“O dönem devlette çalışan vatanseverler”in adını niye vermiyorsun?
Hadi diyelim ki o gün FETÖ’den korkuyorlardı, bugün kimden korkuyorlar?
Aslanlar gibi meydana çıkıp cinayet çetesi FETÖ’nün ve katil Fettoş’un
ipliğini pazara çıkarsınlar!
Gün onların günü, meydan onların.. Ne duruyorlar?
FETÖ’cülerin hepsinin ağzının payı verilmiş, kimi hapse atılmış, kimi
memleketten kaçmak zorunda kalmış, ortada FETÖ namına konuşacak ya da yan bakacak kimse
kalmamış..
Ucuz kahramanlar için meydan müsait, buyursunlar..
(Nitekim, geçmişte Fethullah
Gülen’i hocaefendi diyerek göklere çıkaran pekçok ucuz
kahramanın 15 Temmuz’dan sonra sahneye fırladıklarını gördük.. Demediklerini
bırakmadılar.)
*
Evet, yalancı Önkibar’ın, kaza tarihinden sonraki 40 günlük yazılarını
taradım.. Hiçbir şey yok..
Böylece yalancılığını tescillemiş oldu. (Daha sonra yazmıştıysa, buyursun
göstersin..)
Dolayısıyla, şahitsiz ve belgesiz olarak söylediği “Muhsin Bey’le buluştum,
bana şunu dedi” türünden bütün sözlerine yalan muamelesi yapmak zorundayız.
Adamın bütün sermayesi, anlaşıldığı kadarıyla, yalan ve palavra konusundaki uzmanlığı, ve de
milletin saflığı ve unutkanlığı.
*
Ancak, arşiv unutmuyor.. Unutkan değil..
Yazıcıoğlu’nun vefatından tamı tamına bir yıl iki ay iki hafta sonra, 8
Haziran 2010 günü Fethullah Gülen’e “hocaefendi” diyerek övgüler
dizmiş..
Ortada “Yazıcıoğlu’nun katili Fettoş” yok, Önkibar’ın “hocaefendi”si
var.
“Fethullah Gülen’in verdiği müthiş işaret” başlıklı müthiş yazısında
şunları söylemiş:
Fethullah Gülen, gaza gelip tepki
verenler sınıfından değildir.
Keza Fethullah Gülen aynı
şekilde siyasi hesap adına günlük hareket edenlerden de değildir.
Sevin sevmeyin; Fetullah Gülen artık
küresel bir olgudur ve böyle biri duygularla değil, realitelerle
hareket eder!
Washington’da Türkiye
Cumhuriyeti Devletinin başaramadığını başarıyor yani Gülen’e bağlı bir
kuruluşun sıradan bir etkinliğine 60 küsür ABD’li senatör ve milletvekili koşa
koşa gidiyorsa, orada durup düşünmek gerekiyor!
İşte böyle biri ayaküstü
değil, ölçerek, tartarak bilinçli bir adım atıyor yani The
Wall Steet Journal’dan gelen mülakat teklifini kabul ediyor.
Dahası, o röportajda hiçbir kuşkuya
mahal bırakmaksızın, “yapılanlar yanlış, İsrail’den izin alınmalıydı”
diyor!
Bunun anlamı nettir ve Hamas terör
örgütü değildir diyen Tayyip Erdoğan’la ayrı düşüldüğünün ilanıdır.
Diyeceksiniz ki öyle ama o zaman Hoca
efendisinin demecine kendi gazetesinde neden sansür uyguladı?
İslâmcı kamuoyuna hedef olmamak ve
AKP’nin tepkilerinden korunmak için!
Cemaat çok iyi biliyor ki gözü kararmış Tayyip Erdoğan’ı kızdırmanın
faturası büyük olur!
İyi ama bu durum baştan hesaplanmadı
mı?
Kuşkusuz hesaplanmıştır lakin demek
ki bu duruma rağmen Fethullah Gülen Hocaefendi böyle bir çıkış
yapmaya kendini mecbur hissetmiştir.
Niçin mi?
1) Fethullah Gülen’e yol veren yani,
ABD’de bile büyüten küresel irade, bunu kendisinden alenen talep etmiştir.
2) Fethullah Gülen’in o demeci ile
AKP tarafından İsrail’e ilan edilen cihadın önü kesilmiştir.
3) Fethullah Gülen, bu kritik zamanda
böyle bir çıkış yaparak AKP ile stratejik değil, günü birlik yoldaş olduğunu
ortaya
koymuştur.
4) Fethullah Gülen’in o sözleri,
Küresel Devletin AKP’nin kalemini kırdığının delili sayılmalıdır.
Gelelim bundan sonraki sürece?
Hayır Gülen Gurubu AKP ile değil
savaşmak aleni olarak karşı karşıya bile gelmez. Yani yine müttefik bir görüntü
verecektir, ama Ergenekon’daki yol arkadaşlığı artık bitmiştir ve iki taraf
birbirine ihtiyatla yaklaşacaktır. Cemaatin durumdan vazife çıkaran
bürokrasideki mensupları, artık AKP için risk almayacak ve işgüzarlıklar
yapmayacaktır zira Hocaefendi’den işareti almışlardır.
(https://www.yenicaggazetesi.com/fethullah-gulenin-verdigi-muthis-isaret-363749h.htm)
Fethullah'ı doğma büyüme FETÖ'cüler bile bu kadar övmüyorlar.
*
Önkibar'ın iddiasına göre, Yazıcıoğlu vefatından önce Fethullah'la
telefonda uzun uzun görüşmüş, ona "Sen ajansın" filan demiş,
aleyhinde kampanya başlatacağını söylemiş, Fethullah da onun kalemini kırmış..
Fethullah'ın o sırada ABD'nin (CIA'in) güdümüne girmiş
olduğu herkes tarafından biliniyordu. Bir sır değildi.
Ancak, Yazıcıoğlu'nun o günlerde Fethullah aleyhinde konuşmasının herhangi bir etkisi olmazdı. Yazıcıoğlu açısından da makul değil, çünkü önünde bir seçim var, ve de Fethullah'ın STV'si ve gazeteleri partisini yıpratabilirdi.
Türkiye'de "yollar yürümekle aşınmıyor", konuşmakla da insanlara bir zarar veremiyorsunuz. Hatta bazen siz yıpranıyor, fitne çıkarmakla suçlanıp yalnız bırakılıyorsunuz.
(Erdoğan gibi tüm devlet kurumları elinizin altında olup da savaş ilan
ederseniz, edebilirseniz, o başka.. O zaman insanların fırıldak gibi, topaç
gibi, hatta helikopter pervanesi gibi döndüğünü görürsünüz. Fitneci değil, dini
diyaneti, imanı kurtaran adam olarak alkışlanırsınız.)
*
Böyle bir görüşme olduysa (Bilmiyoruz, olduysa), Fethullah'ın buna tepkisi
kalem kırma olur muydu?..
Zannetmiyorum.. "Yel kayadan ne götürebilir ki!" diye
düşünecektir.. Ne yapacağını görmek için bekleyecektir.. O gün için Yazıcıoğlu ne iktidarda, ne de partisi gelecek vaadediyor.
Ancak, Yazıcıoğlu'na (28 Şubat'tan beri) diş bileyip de kenarda sinsice bekleyenlerin, böylesi bir restleşmeyi bir "fırsat"a dönüştürmek istemeleri söz konusu olabilirdi. (Birileri, Esad Coşan Hoca ile birlikte hareket etmiş olmasını hiçbir zaman afvetmediler.)
Evet, böylesi bir durumda sinsi "fırsat"çılar, "Fethullah da düşmanımız, Yazıcıoğlu da.. Yazıcıoğlu'nu ortadan
kaldırıp suçu Fethullah'a atalım, bir taşla iki kuş; çift katlı ekmek kadayıfı,
yeme de yanında yat.. Körün istediği bir göz, Allah vermiş iki göz" diye
düşünebilirler.
*
Geçmişte Yazıcıoğlu'nu ölümle tehdit etmiş olanlar var..
Birini şu anki
TBMM Başkanı (Saadet Partisi eski Genel Başkanı) Numan Kurtulmuş anlatmıştı (Yukarıya aldığımız ilk resmin altındaki linkten videoyu izleyebilirsiniz)..
Bir milliyetçi/ülkücü onu tehdit etmiş.. Belli ki "devlette görevli
vatanseverler" adına konuşan bir arkadan kurmalı "kahraman"dı.
Yine, vefatından önce bir general tarafından tehdit edilmiş olduğu biliniyor.. O general Fethullahçı olsaydı şimdiye kadar ismi çoktan bit pazarına düşmüştü.
Önkibar gibiler bunları görmezden geliyor.
İşin açıkçası, bütün bunlar karşısında, birileri galiba Sabahattin Önkibar gibi
isimlere "cover story" (örtü hikâye) anlattırarak
algı operasyonu yapıyorlar diye düşünmemek elde değil.
Bir ara da Dan Brown'vari bir "Barnabas İncili"
masalı icat etmişler, hatta Kültür Bakanlığı'nın desteğiyle Sevdam
Gözlerinde Kaldı diye bir de film çevirtmişlerdi.
*
Fethullahçı değilim, hiçbir zaman da olmadım.
An itibariyle hiçbir parti, cemaat, vakıf, dernek, topluluk ya da grupla bağı ve
irtibatı olmayan, inzivaya çekilmiş yalnız ve yaşlı, hayat yolculuğunda bütün kazancı "Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan" olan aciz ve güçsüz bir vatandaşım.
Haksızlık karşısında susmak, dilsiz şeytan olmak istemiyorum.. Gücüm yettiğince..
Dilsiz şeytan olmak ya da olmamak, şeytanlar topluluğunun bir üyesi olmayı kabul etmek ya da etmemek, işte bütün mesele..
Bir insanı haksız yere öldürenin "bütün insanları öldürmüş gibi" olacağını biliyorum (Maide, 5/32).
Bunu yapıp bir de suçu ilgisiz insanların üstüne atmaya çalışan şerefsizlerin ise ipliğinin er geç pazara çıkacağından ve ebediyen lanetle anılacaklarından da şüphem yok.
*
Evet, Fethullahçı değilim ve olmadım.
Fethullahçılar gibi kaybetmiş atlara oynamayacak kadar uyanık kumarbazların ülkesi olan bu cennet vatanda artık asla "şucu bucu" olmama izin vermeyecek kadar acı tecrübe yükü var zayıf ve ezilmiş omuzlarımda.
1994’te Hürriyet ve Sabah gazetelerine
röportaj verip kamuoyu önüne açıkça çıkana kadar Fethullah hakkında sadra şifa bir fikrim
yoktu. Fakat o yıldan itibaren hakkındaki kanaatim hep olumsuz olageldi.
1998 yılında Sağduyu gazetesindeki köşemde onların
Abant Platformu’nda deklare ettikleri görüşleri aleyhinde birkaç yazı yazdım..
Gazetemiz Fethullahçıların matbaasında basıldığı halde.
Benzer şekilde, sonraki yıllarda, Fethullah Gülen’in (Önkibar’ın sözünü
ettiği türden) Batı medyasında çıkan makalelerini, internette yayınladığım
yazılarımda tenkit ettim.
Yine, Türkçe Olimpiyatları hakkında anlattığı Peygamber s.a.s.’li uydurma
rüyaları da eleştiri konusu yaptım.
Onu “hocaefendi” olarak görmediğimi açıkça ortaya koydum.
Her yalanı rahatça söyleyebilen ve iftira mitralyözü elinde olduğu halde ortalıkta gezen "düzen"baz eyyamcı işgüzârlar taifesinin bunları bilmesinde yarar var.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder