SELANİKLİ DECCAL (ÇOK YALANCI) DEFOLU DAHİ İNGİLİZ PİYONU MUSTAFA ATATÜRK'ÜN "KENDİSİNİ ELE VEREN" DEVEKUŞU ZEKÂLI MEKTUBU

 









Kitap yeni..

Yazarı, İpek Çalışlar.

İnternetteki reklamlarda yer alan tanıtım yazısının, yayınevinin kitapla ilgili sayfasında “kitap hakkında” başlığıyla verilmiş olduğunu görüyoruz.

Şöyle:

Ali Rıza Efendi ve Zübeyde Hanım’ın oğlu, Latife Hanım’ın eşi, bize bu güzel vatanı bırakan Mustafa Kemal ATATÜRK, gözden kaçmış iç dünyası, mücadelesi ve özel hayatıyla…

Muhterem Valideciğim
Gerçekte vatan ve milletimizi kurtarabilmek için, askerliği bırakıp serbest olarak milletin başına geçmek ve milleti tek vücut bir hale getirmekle doğacak kudret ve ulusal gücü kullanmaktan başka çare yoktu. Ben de öyle yaptım. Elhamdülillah başarılı oluyorum. Pek yakında elle tutulur sonucu bütün dünya görecektir.
(…)
Ben, birkaç güne kadar bir kongre için Sivas’a gideceğim. Tekrar Erzurum’a döneceğim. Tekrar ediyorum: Her işittiğinize önem vermeyiniz. Pekâlâ bilirsiniz ki ben, yaptığımı bilirim. Netice görmeseydim başlamazdım.
Bu mektubumu getirecek olan (…) size benim hakkımda istediğiniz kadar bilgi verecektir. Kendisiyle bana bazı elbiselerimi gönderiniz.
Ağustos 1919, Erzurum

Latife Hanım” ve “Halide Edib” kitaplarının yazarı İpek Çalışlar’ın, roman akıcılığında kaleme aldığı bu kitap; titiz, derinlikli bir araştırmaya, Mustafa Kemal’in hayatının geçtiği yerlere yapılan yolculuklara, tanıklıklara ve belgelere dayanıyor. Anlatıya eşlik eden fotoğraflar ve zengin kaynakçasıyla “Mustafa Kemal Atatürk” benzersiz bir biyografi.

Görüldüğü gibi, tanıtım yazısında, Mustafa Kemal’in, annesi Zübeyde Hanım’a yazmış olduğu bir mektuptan pasajlara da yer verilmiş.

Demek ki yazar İpek Çalışlar, mektubu çok önemli ve çok çarpıcı bulmuş..

Yayınevi ve editörler de..

*

Bu konuda yalnız değiller.. Odatv.com ekibi de bir zaman önce, bir 19 mayıs günü vesilesiyle, bu mektubun tamamını yayınlamış bulunuyordu.

Biz de, “19 MAYIS VESİLESİYLE ATATÜRK’ÜN AĞZINDAN İNGİLİZ-ATATÜRK İLİŞKİLERİ” başlığıyla söz konusu yazıyı aktarmış bulunuyorduk.

Mektuptaki ifadelerin arasına bazı yorumlar eklemiştik..

İpek Çalışlar’ın kitabına mütevazı bir katkı olsun diye buraya tekrar alıyoruz.

*

Dediğimiz gibi, bu mektubu önemseyen sadece Çalışlar değil..

Bilumum Kemalistler/Atatürkçüler, bu mektuba "gökten inmiş vahiy" muamelesi yapıyor.

"Bir müslüman için Yasin Suresi neyse, bunlar için de söz konusu mektup o" desek, herhalde mübalağa etmiş olmayız.

Öyle bir coşku, huşu ve hudu ile okuyorlar.

Misal, odatv.com.

İşte Mustafa Kemal’in, annesi Zübeyde Hanım’a 1919’un Ağustos ayında yazdığı mektup”…

Böyle diyor Odatv.. (Bkz. http://odatv.com/hukumetin-gucu-bana-yetmez-1905171200.html)

*

Mektubun ilginç bir mektup olduğunu biz de kabul ediyoruz..

Önemli bir tarihî belge..

Okuyalım:

Muhterem Valideciğim,

İstanbul’dan mufarakatımdan [ayrılışımdan] beri sizlere birkaç telgraftan başka bir şey yazmadım. Bu sebeple büyük merak içinde kaldığınızı tahmin ediyorum. Bilhassa hakkımda gerek ötekinden berikinden ve gerek gazetelerden işittiğiniz natamam [eksik] haberler şüphesiz merakınızı tezyit etmiştir [fazlalaştırmıştır]. Halbuki şimdi vereceğim izahatla mutmain olacağınız veçhile şayan-ı endişe (kaygılanılacak) hiçbir şey yoktur.

Malumunuzdur ki, daha İstanbul’da iken ecnebi [yabancı] kuvvetlerin devleti, milleti fevkalade sıkıştırmakta ve millete hizmet edebilecek ne kadar adamımız varsa cümlesini hapis ve tevkif ve bir kısmını Malta’ya nefy ve tazip etmekte [sürgün ve azap etmekte] pek ileri gidiyorlardı. 

[TENBİH’İN NOTU:  

ATATÜRK’ÜN BU BEYANI ÖNEMLİ.. 

DEMEK Kİ YABANCI DEVLETLER DEVLETİ FEVKALADE YANİ NORMALİN ÜSTÜNDE SIKIŞTIRMIŞLAR.. 

MİLLETE HİZMET EDEBİLECEK NE KADAR ADAM VARSA YA HAPSETMİŞLER, YA DA MALTA’YA ESİR OLARAK SÜRMÜŞLER.. 

ORTADA MİLLETE HİZMET EDECEK ADAM BIRAKMAMIŞLAR..] 

Bana nasılsa ilişememişlerdi.  

[TENBİH’İN NOTU:  

İLİŞMEMİŞLERDİ DEĞİL, İLİŞEMEMİŞLERDİ DİYOR.. 

NEDEN İLİŞEMEMİŞLERDİ? 

“NASILSA” DEDİĞİNE GÖRE BUNU KENDİSİ DE BİLMİYOR.. 

ACABA ATATÜRK’Ü ADAMDAN SAYMAMIŞLAR MIYDI?..

YOKSA, ONU MİLLETE HİZMET EDEBİLECEK BİR ADAM KABUL ETMEMİŞLER MİYDİ? 

ARAMIZA UZAYDAN GELMİŞ OLMALARI MÜMKÜN OLAN BAZI ATATÜRKÇÜ YAZARLARA GÖRE, İNGİLİZLER ATATÜRK’TEN KORKMUŞTU.. 

KRALDAN FAZLA KRALCI, PAPA’DAN FAZLA KATOLİK OLMAK HERHALDE BÖYLE BİRŞEYDİR.. 

ACABA İNGİLİZLER ATATÜRK HAKKINDA BAŞKA ŞEYLER DÜŞÜNMÜŞ OLABİLİRLER MİYDİ? 

MESELA ONU KAZANMAK GİBİ?.]

Fakat 3. Ordu müfettişi olarak Samsun’a ayak basar basmaz İngilizler benden şüphelendiler. 

[TENBİH’İN NOTU:  

ŞİMDİ O “NASILSA” ANLAŞILDI.. 

DEMEK Kİ MUSTAFA KEMAL, İNGİLİZLER’İN KENDİSİNDEN ŞÜPHELENMEDİĞİ BİRİYMİŞ..  

ACABA BUNU NEYE BORÇLUYDU? 

SORMAYALIM MI?  

SAMSUN’A AYAK BASAR BASMAZ ŞÜPHELENİYORLAR DA, SAMSUN’A GİTMEK İSTER İSTEMEZ NEDEN ŞÜPHELENMEMİŞLERDİ?]

Hükümete benim sebebi izamımı [gönderilme nedenimi] sordular. 

[TENBİH’İN NOTU:  

NEDEN GÖNDERİLMEDEN ÖNCE DEĞİL?.. 

DİYELİM Kİ SİZ ŞİMDİ ABD BÜYÜKELÇİLİĞİ’NE VİZE BAŞVURUSUNDA BULUNDUNUZ, GİTME NEDENİNİZ BAŞVURU SIRASINDA MI SORULUR, YOKSA SİZE VİZE VERİLİP SİZ KAPAĞI AMERİKA’YA ATTIKTAN SONRA MI?]

Nihayet İstanbul’a celbimi (çağırılmamı) talep ve bunda ısrar ettiler. 

[TENBİH’İN NOTU:  

İNGİLİZLER, HERKESİ TUTUKLAR YA DA MALTA’YA SÜRERKEN, NASILSA MUSTAFA ATATÜRK'E DOKUNMUYORLAR. 

ONDAN HİÇ ŞÜPHELENMİYORLAR. 

DOKUNMAMAK BİR YANA, SAMSUN’A GİTMESİ İÇİN VİZE VERİYORLAR. 

SONRA DA, ANADOLU'YA GİDİP ARTIK İNGİLİZLER’İN VE İSTANBUL HÜKÜMETİ’NİN ELİNİN ULAŞAMAYACAĞI BİR YERE VARINCA DA ANSIZIN PİRELENİYORLAR.. 

ATATÜRK’ÜN İNGİLİZLER’DEN YANA OLAĞANÜSTÜ YA DA OLAĞAN DIŞI ŞANSLI OLDUĞU MUHAKKAK..]

Hükümet beni iğfal ederek (gaflete düşürerek) İstanbul’a celp ve İngilizlere teslim etmek istedi. 

[TENBİH’İN NOTU:  

PADİŞAH DEĞİL, HÜKÜMET ONU İĞFAL ETMEK, ALDATMAK, İSTANBUL’A ÇEKİP İNGİLİZLER’E TESLİM ETMEK İSTEMİŞMİŞ.. 

PEKİ, DAHA ÖNCE ONU NİÇİN GÖNDERMİŞLERDİ? 

GÖNDERMEMEK ELLERİNDEN GELMİYOR MUYDU?]

Bunun derhal farkına vardım. 

[TENBİH’İN NOTU:  

İŞTE SELANİKLİ DECCAL'İN FARKI BU.. 

O, HERŞEYİN DERHAL FARKINA VARIYOR.. 

ÜZERİNDE GÜNEŞ BATMAYAN İMPARATORLUK OLDUĞU SÖYLENEN İNGİLTERE İSE, O KADAR DİPLOMATINA, POLİTİKACISINA, STRATEJİSTİNE, TARİHÇİSİNE, BİLİM ADAMINA, KOMUTANINA, İSTİHBARATÇISINA RAĞMEN, DERHAL FARKINA VARAMIYOR.. 

UYANMAK İÇİN ONUN ANADOLU'YA KAPAĞI ATMASINI BEKLİYOR..]

Ve bittabi kendi ayağımla gidip esir olmak doğru değildi. Padişahımıza hakikat hali yazdım. 

[TENBİH’İN NOTU:  

ATATÜRK’ÜN PADİŞAHI, MALUM, VAHİDEDDİN…]

Ve gelemeyeceğimi arz ettim. 

[TENBİH’İN NOTU:  

ARZ ETMİŞ.. KENDİSİ ÖYLE DİYOR..]

Zat-ı şahane de evvela buna muvafakat etti.

[TENBİH’İN NOTU:  

ZAT-I ŞAHANE.. 

"İLLA DA GEL" DEMEMİŞ.]

Fakat daha sonra İngilizlerin tazyiki (baskısı) ziyadeleşti (fazlalaştı). 

[TENBİH’İN NOTU:  

YANİ “PADİŞAHIMIZ”I, YANİ “ZAT-I ŞAHANE”Yİ İNGİLİZLER ZORLUYOR VE SIKIŞTIRIYORLAR.. 

FAZLASIYLA..]

Nihayet o da İstanbul’a avdetimi (dönmemi) irade etti (istedi). Bu suretle artık resmî makamımda kalmaya imkan göremediğim gibi askerliğimi muhafaza ettikçe İngilizlerin ve hükümetin hakkımdaki ısrarına mukabele edilemeyecekti (karşı konulamayacaktı). Bir tarafında bütün Anadolu halkı tekmil millet hakkımda büyük bir muhabbet ve itimat gösterdi. “Seni bırakmayız” dediler.  

[TENBİH’İN NOTU:  

TABİÎ Kİ MUSTAFA KEMAL, ANNESİNE YAZDIKLARINI MİLLETE DE SÖYLÜYOR, “ZAT-I ŞAHANE PADİŞAHIMIZ”IN İNGİLİZ ZORLAMASI VE BASKISI YÜZÜNDEN KENDİSİNİ MECBUREN ÇAĞIRDIĞINI AÇIKLIYORDU. 

 O SIRADA ÖYLE KONUŞMASI GEREKİYORDU. 

FAKAT SONRADAN, PADİŞAH'IN İNGİLİZ UŞAĞI BİR VATAN HAİNİ OLDUĞUNU SÖYLEYECEKTİ. 

İŞİN ASLI İSE, İNGİLİZLER'LE BİR OLUP VAHİDEDDİN'E KUMPAS KURMUŞ DURUMDA. 

İSMET İNÖNÜ'NÜN YILLAR SONRA AÇIKLAYACAĞI GİBİ, ONUN MÜCADELESİNİN BAŞARISINI SAĞLAYAN, İNGİLİZLER'Dİ.]

Filhakika vatan ve milletimizi kurtarabilmek için yegane çare askerliği bırakıp serbest olarak milletin başına geçmek ve milleti yekvücut bir hale getirmekle hasıl olacak kudret ve hareket-i milliyeyi (millî hareketi) hüsn-i istimal eylemekten (güzelce kullanmaktan) başka çare mutasavver değildi (düşünülemezdi). 

[TENBİH’İN NOTU:  

BÖYLECE, DENKLEMDEN PADİŞAH VE İSTANBUL HÜKÜMETİ DÜŞMÜŞ OLUYOR, MUSTAFA KEMAL, MİLLET İLE BAŞBAŞA KALMIŞ OLUYORDU.. 

İNGİLİZ BASKISININ SONUCU.. 

HANİ SU İÇSE YARIYOR DERLER YA, İNGİLİZLER NE YAPSA SELANİKLİ MUSTAFA ATATÜRK’E YARIYOR..]

Binaenaleyh ben de böyle yaptım. Elhamdülillah muvaffak (başarılı) da oluyorum. 

[TENBİH’İN NOTU:  

SONRADAN ELHAMDÜLİLLAH DEMEYİ UNUTACAK.. 

KARABEKİR'İN AÇIKLADIĞI GİBİ "DİNSİZLİK VE NAMUSSUZLUK" DÜKKANI AÇACAK.]

Pek yakında netice-i maddiyeyi (maddi sonucu) bütün cihan (dünya) görecektir. Ben bu suretle hareket edince İngilizler derhal yalvarmaya başladı. Ve beni kazanmaya çalıştı. 

[TENBİH’İN NOTU:  

SİYASET İCABI POLİTİKA DEĞİŞTİRMEYİ, BÖYLESİNE KESKİN VE KIVRAK MANEVRALAR YAPMAYI ÇOK İYİ BİLDİKLERİ, İNSANLARI “KAZANMA”YA ÖNEM VERDİKLERİ ANLAŞILAN İNGİLİZLER, MUSTAFA KEMAL’İ DAHA İSTANBUL’DAYKEN KAZANMAYA ÇALIŞMIŞ OLABİLİRLER Mİ? 

YA DA OLAMAZLAR MI?  

ANCAK, KAZANAMADIKLARI YA DA KAZANMAYA GEREK GÖRMEDİKLERİ BİRÇOK KİŞİYİ TUTUKLADIKLARI VE MALTA’YA SÜRDÜKLERİ MALUM.. 

SELANİKLİ'YE İSE NASILSA İLİŞEMEMİŞLERDİ. 

ONDAN ŞÜPHELENMİYORLARDI.]

Her şeyi (Padişah’ı ve İstanbul Hükümeti’ni zorladıklarını) inkar ettiler. Ve bütün kabahati bizim hükümete attılar. 

[TENBİH’İN NOTU:  

DEMEK Kİ İNGİLİZLER’LE BİR BAĞLANTISI, İRTİBATI, FİKİR ALIŞVERİŞİ VAR.. 

ONLARDAN LAF NAKLEDİYOR. 

İLGİNÇ OLAN İSE, SONRAKİ DÖNEMDE KENDİSİNİN BÜTÜN KABAHATİ HEM PADİŞAH'A HEM DE İSTANBUL HÜKÜMETİ'NE ATACAK, İNGİLİZLER'İN DİZBAĞI NİŞANI'NA LAYIK GÖRÜLECEK OLMASI. 

CUMHURİYET'İN İLANINDAN 13 SENE SONRA İNGİLİZ PADİŞAHI'NI İSTANBUL'DA ALA-YI VALA İLE MİSAFİR ETMESİ BOŞUNA DEĞİL.

Hakikaten hükümet de benimle uğraşmak istedi. Fakat kuvveti buna müsait gelmedi. Ve gelemez.  

[TENBİH’İN NOTU:  

PEKİ BUNU, İNGİLİZLER NEDEN AKIL ETMEMİŞLER? 

BUNU ANLAYACAK AKIL BİR TEK SELANİKLİ DECCAL (ÇOK YALANCI) MUSTAFA ATATÜRK’DE Mİ VARMIŞ? 

HÜKÜMET’İN MUSTAFA KEMAL’LE UĞRAŞMAYA KUVVETİNİN MÜSAİT OLMADIĞINI İNGİLİZLER NEDEN ANLAMAMIŞLAR? 

YA DA ANLADIKLARI HALDE Mİ ÖYLE DAVRANMIŞLAR?..]

Daha bir zaman bu suretle Anadolu içinde çalışmakla her şey hallolacaktır. Kariben [yakında] Meclis-i Mebusan (Millet Meclisi, TBMM) toplanacak ve meşru bir hükümet mevki-i iktidara (iktidar konumuna) geçecektir. 

[TENBİH’İN NOTU:  

ÖNCELİKLİ MESELE VATANIN KURTARILMASI DEĞİL, YENİ BİR HÜKÜMET KURMAKMIŞ.. 

BÜTÜN BU İNGİLİZ TAZYİKİNİN, TUTUKLAMALARIN, MALTA SÜRGÜNLERİNİN, İSTANBUL’DAKİ MECLİS-İ MEBUSAN’IN KAPATILMASININ VS. SONUCU İŞTE BU.. 

ANKARA’DA YENİ BİR MECLİS OLUŞTURULMASI VE YENİ BİR HÜKÜMET KURULMASI.. 

İSTANBUL’DAKİ PADİŞAH’A BAĞLI MECLİS’İN VE HÜKÜMET’İN DEVRE DIŞI KALMASI.. 

SONUÇ BU.. 

TAZYİKATIN, ZORLAMALARIN SONUCU BU OLDUĞUNA GÖRE, İNGİLİZLER AÇISINDAN, BÜTÜN BU ZORLAMALARIN NEDENİ DE BU MUYDU?  

HERŞEY BU SONUCUN GERÇEKLEŞMESİ İÇİN Mİ YAPILDI?]

Ben de ihtimal o zaman İstanbul’a geleceğim. 

[TENBİH’İN NOTU:  

İSTANBUL’A GELMESİ “İHTİMAL“İNİ VATANIN KURTULMASI VE İNGİLİZLER’LE SAVAŞILIP ONLARIN MAĞLUP EDİLMESİNE DEĞİL, KENDİSİNİN İSTANBUL’DAKİ MECLİS-İ MEBUSAN’DAN AYRI YENİ BİR MECLİS VE İSTANBUL’DAKİ OSMANLI HÜKÜMETİ’NDEN FARKLI YENİ BİR HÜKÜMET KURMASINA BAĞLIYOR.. 

BU KADARI, İSTANBUL’A GİTMESİ “İHTİMAL”İ İÇİN YETERLİ.. 

SÖZLERİNDEN BU ANLAŞILIYOR. 

DEMEK Kİ SELANİKLİ'NİN İSTANBUL'DA İNGİLİZLER'LE (İNGİLİZ İSTİHBARATININ İSTANBUL ŞEFİ FREW VASITASIYLA) YAPTIĞI ANLAŞMA BUNU ÖNGÖRÜYORDU. 

 PLANA GÖRE SELANİKLİ'NİN KENDİ DENETİMİNDE YENİ BİR MECLİS TOPLAMASI VE HÜKÜMET KURMASI YETERLİ OLACAKTI. 

BİR TÜRK-YUNAN SAVAŞI DA YAŞANMAYACAKTI. 

FAKAT BU ARADA ALMAN YANLISI KRAL KONSTANTİN'İN YUNANİSTAN'DA TAHTA ÇIKMASI VE VENİZELOS'UN İNGİLİZLER'E VERDİĞİ SÖZLERİ ÇİĞNEYEREK ANKARA ÜZERİNE YÜRÜMESİ BÜTÜN HESAPLARI BOZDU.

ŞAYET BU GELİŞME OLMASAYDI, MUHTEMELEN MİLNE HATTI SINIRLARI İÇİNDEKİ İZMİR VE CİVARI, BATI TRAKYA VE 12 ADALAR GİBİ YUNANİSTAN'A BIRAKILACAKTI.]

Sıhhat ve afiyetimi, katiyen hiç merak ve endişe etmeyiniz. …

Ben birkaç güne kadar bir kongre için Sivas’a gideceğim.

Tekrar Erzurum’a döneceğim. Tekrar ediyorum. Her işittiğinize önem vermeyiniz. 

[TENBİH’İN NOTU:  

BUNU, BİZİM İÇİN DE GEÇERLİ KABUL ETME LÜTFUNDA BULUNABİLİRLER Mİ?..]

Pekala bilirsiniz ki ben yaptığımı bilirim. Netice görmeseydim başlamazdım 

[TENBİH’İN NOTU:  

O NETİCEYİ İNGİLİZLER DE GÖRMÜŞ OLABİLİRLER Mİ?.. 

İNGİLİZLER DE “KENDİLERİNİN NE YAPTIĞINI BİLİYOR” OLABİLİRLER Mİ? 

MUSTAFA KEMAL’E SAMSUN VİZESİ VERİRKEN BİR NETİCE GÖRMÜŞLER MİYDİ? 

YOKSA NE YAPTIKLARINI BİLMEZ SALAKLAR MIYDILAR?.. 

ASIL SORUN, BU İFADELERİN BİZE İLKOKULDA ÖĞRETİLEN ATATÜRK PORTRESİNE PEK UYMUYOR OLUŞU.. 

BİZE ÖĞRETİLEN ATATÜRK’ÜN, SONUNDA NETİCE GÖRMEYİNCE VATAN İÇİN MÜCADELE ETMEKTEN KAÇINMASI SÖZ KONUSU OLABİLEMEZ.. 

BİZE ÖĞRETİLEN ATATÜRK, SONUNDA NETİCE GÖRMESE DE KANININ SON DAMLASINA KADAR VATAN İÇİN SAVAŞIR..  

“MEVZUBAHİS OLAN VATANSA BENİM NETİCE ALMAM DA TEFERRUATTIR” DİYE DÜŞÜNÜR. 

SONUNDA NETİCE GÖRMEDİĞİ İÇİN VATAN SAVUNMASI İÇİNE GİRMEMEYİ DÜŞÜNMEZ.. 

YOK ABİ, BU MEKTUP SAHTE OLABİLİR.. 

YOK YOK, KESİN SAHTEDİR.. 

ATATÜRK BÖYLE DÜŞÜNÜYOR OLABİLEMEZ.. 

İLKOKUL ÖĞRETMENİM ATATÜRK’Ü BANA BÖYLE ÖĞRETMEMİŞTİ. 

BELKİ DE ATATÜRK’ÜN YAVERİ BOZUK SALİH BOZOK İNGİLİZ AJANIYDI, ATATÜRK HAKKINDA ŞÜPHELER UYANDIRMAK İÇİN BU MEKTUBU UYDURDU.. 

ATATÜRK BÖYLE BİR MEKTUP YAZMIŞ OLABİLEMEZ ABİ..]

Saygıyla ellerinizden, hemşiremin gözlerinden öperim. Salih’in (Bozok) gözlerinden öperim. Bana İstanbul havadisi vermeni beklerim.”

(Kaynak: Yaveri Atatürk’ü Anlatıyor, Salih Bozok. Hazırlayan Can Dündar)

(http://odatv.com/hukumetin-gucu-bana-yetmez-1905171200.html 

(https://tenbih.wordpress.com/2017/05/19/19-mayis-vesilesiyle-ataturkun-agzindan-ingiliz-ataturk-iliskileri/)

ELMALILI TEFSİRİ VE ATATÜRKÇÜLÜK/KEMALİZM PUTPERESTLİĞİ/ŞİRKİ

 











Bu ülkenin merhum Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır Hoca gibi, “zor zamanda konuşma” edebiyatı yapmadan “zor zamanda konuşan”, ilahiyat stand-up’çılığına soyunmayan, takke-cübbeyi ekran ve kürsü soytarılığının aksesuarı haline getirmeyen, “devlet” ve “iktidar” yağcılığı yapmayan ciddi ve vakur, hakkı eğip bükmeden, dürüstçe ve saklayıp gizlemeden söyleyecek alimlere ihtiyacı var.

Merhum Elmalılı Hoca, Selanikli Mustafa Atatürk’ün “İhtimal bazı kafalar kesilecektir”li saltanat döneminde kaleme aldığı Hak Dini Kur’an Dili tefsirinde şöyle diyordu:

Ve izâ messennase durrun, bununla beraber insanlara bir sıkıntı dokunduğu zaman, deav rabbehüm münîbîne ileyh, bütün o güvendiklerinden ve herşeyden geçip, yalnız yaratan Rablerine gönül vererek hep O’na yalvarırlar.” Nitekim Çanakkale, Sakarya, Afyon savaşları sırasında biz Türkler hep böyle olmuştuk. Demek ki fıtrat dini (yaratılışa uygun din) sadece Allah dinidir. Her zaman, baki sağlam din yalnız odur. Sümme izâ ezâgahüm minhü rahmeten, böyle iken sonra O, onlara tarafından bir rahmet tattırıverince; o sıkıntıyı açıp bir nimet ihsan ediverince de, izâ ferîgun minhüm bi-rabbihim yüşrikûne, ne bakarsın içlerinden bir kısmı, o Rablerine ortak koşuyorlardır

Şükredecek yerde tutarlar da bu, şundan oldu, bundan oldu, benden oldu, senden oldu diyerek Allah’ın lütfunu başkalarına isnad etmeye kalkarlar.” 

(Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, C. 6, sad. İsmail Karaçam ve diğerleri, İstanbul: Azim D., s. 258.)

Kime isnad etmeye kalktıkları malum.

Dahası da var:

“Şunu da unutmayalım ki, Çanakkale, Sakarya, İnönü zaferleri, İzmir’in düşman işgalinden kurtarılması, Avrupalıların İstanbul’dan çıkarılmaları hamdolsun Yüce Allah’ın zamanımızda gösterip tanıttığı İslamî ayetlerdendir. Bu savaşlarda Türkiye müslümanları öyle bir sıkıntı ve ihlas ile Allah Teâlâ’ya sığınarak çalışmışlardır ki, ‘Onlar mı hayırlı, yoksa kendine yalvardığı zaman bunalmışa karşılık veren ve başındaki sıkıntıyı gideren… mi?’ (Neml, 27/62) ayeti aynen ortaya çıkmıştı.

Fakat bütün bunların meydana gelişinden sonra ‘Bil ki sen ölülere işittiremezsin, arkasını dönüp kaçmakta olan sağırlara da daveti duyuramazsın’ (Neml, 27/80) buyurulduğu üzere duymak istemeyen kalpsizler, sağırlar, körler, İslam’ın artık bütün vaadleri olmuş bitmiş, gelecek için görevi kalmamış olduğunu iddia ederek müslümanlığı körletmek, Allah’ı unutup şirk yollarına gitmek istiyorlar. 

(A.g.e., C. 6, s. 169.)


YÜZ YILDA DEĞİŞMEYEN: YÜZYIL KISALIR GÜN OLUR

 

GİTME EY YOLCU

 

Gitme ey yolcu, beraber oturup ağlaşalım:

Elemim bir yüreğin kârı değil paylaşalım:

 

Ne yapıp ye'simi kahreyleyeyim bilmem ki?

Öyle dehşetli muhîtimde dönen mâtem ki!

 

Ah! Karşımda vatan nâmına bir kabristan

Yatıyor şimdi nasıl yerlere geçmez insan?

 

Şu mezarlar ki, uzanmış gidiyor, ey yolcu,

Nereden başladı yükselmeye, bak, nerede ucu!

 

Bu ne hicrân-ı müebbed, bu ne hüsrân-ı mübîn

Ezilir rûh-i semâ, parçalanır kalb-i zemin!

 

Azıcık kurcala toprakları, seyret ne çıkar:

Dipçik altında ezilmiş, parçalanmış kafalar!

 

Bereden reng-i hüviyetleri uçmuş yüzler!

Kim bilir hangi şenaatle oyulmuş gözler!

 

«Medeniyet» denilen vahşete lânet eder,

Nice yekpâre kesilmiş de sırıtmış dişler!

 

Süngülenmiş, kanı donmuş nice binlerle beden!

Nice başlar, nice kollar ki, cüdâ cisminden!

 

Beşiğinden alınıp parçalanan mahlûkât;

Sonra nâmusuna kurban edilen bunca hayat!

 

Bembeyaz saçları katranlara batmış dedeler!

Göğsü baltayla kırılmış memesiz vâlideler!

 

Teki binlerce kesik gözdeye âid kümeler:

Saç, kulak, el, çene, parmak bütün enkaz-ı beşer!

 

Bakalım, yavrusu uğrar mı, deyip, karnından,

Canavarlar gibi şişlerde kızarmış nice can!

 

İşte bunlar o felâketzedelerdir ki, düşün,

Kurumuş ot gibi doğrandı bıçaklarla bütün!

 

Müslümanlıkları bîçârelerin öyle büyük

Bir cinâyet ki: Cezâlar ona nisbetle küçük!

 

Ey bu toprakta birer naaş-ı perişan bırakıp

Yükselen, mevkib-i ervâh! Sakın arza bakıp

 

Sanmayın: Şevk-ı şehâdetle coşan bir kan var

Bizde leşten daha hissiz, daha kokmuş can var!

 

Bakmayın, hem tükürün çehre-i murdarımıza!

Tükürün: Belki biraz duygu gelir ârımıza!

 

Tükürün cebhe-i lâkaydına Şark'ın, tükürün!

Kuşkulansın, görelim, gayreti halkın, tükürün!

 

Tükürün milleti alçakça vuran darbelere!

Tükürün onlara alkış dağıtan kahbelere!

 

Tükürün Ehl-i Salîb'in o hayasız yüzüne!

Tükürün onların aslâ güvenilmez sözüne!

 

Medeniyet denilen maskara mahlûku görün:

Tükürün maskeli vicdânına asrın, tükürün!

 

Hele i'lanı zamanında şu mel'ul harbin,

"Bize efkar-ı umumumiyesi lazım Garb'ın";

 

O da ALLAH'ı bırakmakla olur herzesini,

Halka iman gibi telkin ile, dinin sesini

 

Susturan aptalın idrakine bol bol tükürün

Yine hicran ile çılgınlığın üstünde bugün,

 

Bana vahdet gibi bir yar-ı musaid lazım

Artık ey yolcu bırak, ben yalnız ağlayayım

 

Mehmed Akif Ersoy


GÖZDEN GEÇİRİLMİŞ VE YENİLENMİŞ OLARAK

  islambol yayinlari @islambolyayin ÖNSİPARİŞ SON TARİH 20 MAYIS 2026 DR. SEYFİ SAY'IN KALEMİNDEN Bilinmeyen Yönleriyle Mustafa Kemal ve...