VEFATINDAN ÇEYREK ASIR SONRA PROF. ESAD COŞAN HOCA'YI HATIRLAMAK: "BİR GÜN AKŞAM OLUR BİZ DE GİDERİZ / KALIR DUDAKLARDA ŞARKIMIZ BİZİM"

 





LEŞLER VE TEŞKİLAT 

(HAİN DİYE ÖLDÜRMEK, ŞEHİT DİYE GÖMMEK)

 

“Teşkilat”tan kastımız, TRT 1’in Teşkilat adlı dizisi..

Dizinin “teşkilat”tan kastı ise Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT)..

Yani, devletin televizyon kanalının dizisi, MİT’i anlatma iddiasında..

Mevzu casusluk olunca hilenin, tuzağın, yalanın, dolanın, entrikanın, sahteciliğin, olduğundan farklı görünmenin, ölmenin, öldürmenin, işkencenin bini bir para..

Fedakârlık, kahramanlık, iyi niyet, cesaret, diğerkâmlık, sorumluluk duygusu, temiz kalp de göz yaşartıcı boyutlarda..

*

Casusluk işi karmaşık ve karışık olunca, dizi de ister istemez kafamızı karıştıracak türden ayrıntılara yer veriyor.

Mesela, Teşkilat’tan “hain”ler de, tövbekârlar da, tevbesizler de çıktığını öğreniyoruz.

Hainlerden (vücudundaki hatıra kurşunla beraber) hayatta kalmayı başaran birinin dizideki adı Yıldırım..

Tövbekârın ismi ise Sadık..

Sadık, tam tövbe etmiş, öyle ki, şurdan şuraya koymak için bile olsa eline silah almıyor.

Dahası, abdestsiz yere basmıyor.

Kendisini hayır işlerine adamış..

Kimsesizleri, yoksulları arayıp buluyor, yardım ediyor.

Mesela, babasız bir gencin evliliği için yardımda bulunuyor.

*

İşte hikâyenin dikişlerinin patladığı yer de burası.

Babasız gencin “şehit” oğlu olduğunu öğreniyoruz.

Ancak bu şehitlik, sıradan bir şehitlik değil..

Hani ilkokullarda “ldızlı pekiyi” diye bir şey vardır ya, onun gibi bir şey, “yıldızlı şehitlik”..

Çünkü ölen baba, Teşkilat mensubudur.

Ne var ki, çoluk çocuğu bilmemekle birlikte, bu Teşkilat mensubunun kalemini kıran da yine Teşkilat’tır.

Anlaşıldığı kadarıyla, infaz edip öldüren, Tövbekâr Sadık’ın ta kendisidir.

Tabiî bunu, üstündekilerin emriyle yapmıştır. Çünkü Teşkilat; mensuplarının birbirlerini diledikleri gibi öldürebildiği bir gladyatörler arenası değildir.

Tövbekâr tövbe etmiştir ama, yeri geldiğinde “Elli küsur leşim var” diyerek övünmeyi de ihmal etmez. (Yanlış hatırlamıyorsam 52.)

Bu “leş”lerden biri, çocukluğundan beri elinden tuttuğu, ailesine yardımcı olduğu, şimdi de evliliği için destek verdiği gencin babasıdır.

Ancak, bu leş, aynı zamanda şehittir. Teşkilat’ın şehidi.

*

Böylece, devletin televizyonunda yayınlanan Teşkilat dizisi, bize, Teşkilat’ın, şapkadan tavşan çıkaran hokkabazlardan geri kalır bir yanının olmadığı mesajını vermiş oluyor.

Hokkabazlar şapkadan tavşan, Teşkilat ise leşten şehit çıkarıyor.

1970’li yıllarda militan solcuların hain ya da ajan diye katlettikleri kimi arkadaşlarının cenazesini tantanayla kaldırıp, onu sözde öldürmüş olan faşistleri lanetledikleri, ortalığı sloganlarla inlettikleri, yani bir koyundan iki post çıkardıkları iddia edilirdi.

Devletin televizyonuna göre, benzer birşeyi Teşkilat yapıyormuş.

*

Prof. Dr. Mahmud Esad Coşan Hoca, 28 Şubat zulmü yüzünden Nisan 1997’de Türkiye’yi terk etmişti.

Fethullah Gülen’den iki yıl önce.

Bir süre İsveç’te, sonra Almanya’da kalmış, ardından da Avustralya’ya yerleşmişti.

Öyle böyle değil, tam yerleşmişti, Brisbane şehrinde ev almış, at, koyun vs. de edinmişti.

Dahası, yalnızlık çekmemek için damadı Prof. Ali Uyarel’i, kızını ve torunlarını da yanına almıştı.

Ancak, bu ülkedeki ikâmeti uzun sürmedi. 4 Şubat 2001 tarihinde bir trafik kazasında damadıyla beraber hayatını yitirdi.

Olayı bir kaza olarak biliyorduk. Ancak, trafik kazalarının istihbarat örgütleri (gizli servisler) tarafından sık kullanılan bir suikast yöntemi olması, akıllara soru işaretleri getiriyordu.

Bununla birlikte, görünüşe göre olay, sadece elîm bir kaza idi.

*

İki yıl sonra, gazeteci Arslan Bulut, “Türk istihbarat kaynakları”na atıfta bulunarak, Esad Efendi’nin bir suikaste kurban gittiği iddiasını ortaya attı.

Olayın kaza olduğunu zanneden bizler çok saf olduğumuzu fark ettik.

Türk istihbarat kaynaklarına göre, Esad Efendi şehit edilmişti.

“Türk istihbarat kaynakları”nın bu bildiriminin ardından Esad Efendi’nin oğlu Nureddin, bir etkinlikte yaptığı konuşmada, kalabalık bir topluluğun huzurunda, babasının şehit olduğunu söyledi.

Akıllara hemen Arslan Bulut’un yazısı geldi.

“Türk istihbarat kaynakları” katilin adresi olarak İngiliz Gizli Servisi’ni gösteriyordu.

*

Adres olarak MOSSAD (İsrail Gizli Servisi) gösterilseydi daha inandırıcı ve ikna edici olabilirdi.

Çünkü Esad Efendi, 28 Şubat’çılara en sert tepki veren (daha doğrusu tek sert tepki veren) cemaat lideriydi (tarikat şeyhiydi).

28 Şubat 1997’nin hemen ardından İslâm Dergisi’nin Mart sayısında yayınlanan başyazısında darbecilerin ardındaki odak olarak İsrail’i göstermiş ve tehdit edici ifadeler kullanmıştı.

Esad Efendi’yi şehit eden odak olarak CIA’in (Amerikan Gizli Servisi) gösterilmesi de akla yatkın görünebilirdi.

Çünkü, 28 Şubatçılara ABD’nin destek verdiği, onları cesaretlendirdiği biliniyordu.

Üstelik, 1999 yılında Türkiye’yi terk edip ABD’ye yerleşen Fethullah Gülen, Esad Efendi’yi Almanya’dayken arayıp ABD’ye davet etmiş, o bunu kabul etmemişti. (Bunu, Av. Hüseyin Yürük analitikbakis.com adlı sitede yazmıştı.)

Evet o, ABD’ye yerleşmeyi kabul etmemiş, İngiltere’yle tarihî bağları olan, hâlâ Kraliçe’ye bağlılık arz eden Avustralya’ya yerleşmişti. (Ki şu anda bile Avustralya bir krallık durumundadır, İngiltere Kralı Charles hükümdar konumundadır. Avustralya konsolosluklarına gittiğinizde duvarda Kraliçe’nin ya da oğlu Kral’ın resmini görürsünüz. Avustralya başbakanı, Kral’ın genel valisinin emri altındadır.)

*

Arslan Bulut’un Esad Efendi’nin şehadetini müjdelediği sıralarda MİT’in MOSSAD’la ve de CIA’le arası pek fena değildi. (Belki de hiç fena değildi.)

Dolayısıyla, o günlerde “Türk istihbarat kaynakları”nın Esad Efendi’nin katili olarak bu iki gizli servisi göstermek zorunda kalmamış olmaları, araştırmalarının onları İngiliz Gizli Servisi ile yüzyüze getirmiş olması, talihlerinin pek parlak olması anlamına geliyor.

Anlaşılıyordu ki İngiliz Gizli Servisi, sadece alçak değil, aynı zamanda ahmak olan kişiler tarafından yönetiliyordu.

Hangi devlet olursa olsun, şayet bir “devlet”lik onur ve haysiyeti varsa, bir başka ülkeden kaçıp gelen ve kendi ülkesine sığınan birini, evet geri çevirmek elindeyken vize verip kabul ettiği birini, öldürmezdi.

Böyle birini, öldürmek şöyle dursun, sözünden dönüp kovmanın bile onursuzluk ve de “gel git akıllılık” olduğunu bilirdi.

*

Bir devlet (devletin başındakiler), kendisine sığınan birini kovabilir mi?

Mecbur kalırsa kovabilir.. Mecbur kalırsa..

Şöyle: Sığınan şahsın geldiği ülkenin yöneticileri ağır ve şiddetli baskı yaparlar, o da kovar. Kovmazsa başının belaya gireceğini görür. (“Bebek katili” Abdullah Öcalan’ın Suriye’den kovulması böyle olmuştu.)

Mesela Timur, oğlu yaşındaki Yıldırım Bayezid’den, Osmanlı’ya sığınan iki “beylik” hükümdarını kendisine teslim etmesini veya kovmasını istemiş, Bayezid bunu kabul etmediği, bunu gururuna yediremeyip hakaretler yağdırarak karşılık verdiği için Ankara Savaşı yaşanmıştı.. Osmanlı paramparça olmuştu.

Habeşistan’a sığınan ilk Müslümanları kovması için Mekkeli müşrikler Necaşi’ye hediyelerle iki elçi göndermişler, Necaşi hediyelerini iade ederek bu elçileri kovmuştu.. Muhacirleri değil.

*

Bir ülkeden ayrılmak zorunda olanlar, (ülkelerindeki nüfuzları, etkileri, taraftarları, destekçileri, örgütleri, imkânları, karizmaları vs. yüzünden) o ülkedeki güç sahipleri ve egemen düzenden/rejimden menfaatlenenler tarafından tehdit olarak görülebilirler.

Fakat, sığındıkları ülke için bir tehdit teşkil etmezler. Edemezler.

Mesela “bebek katili” Apo (Abdullah Öcalan), Türkiye için bir tehditti, fakat başta Suriye olmak üzere gidip sığındığı ülkeler için bir “boş beleş sığıntı adam” durumundaydı.

Troçki, Rusya’da Stalin için bir tehditti, fakat sığındığı Türkiye, Norveç ve Meksika’da kimsesiz bir garipti. Onu öldüren de, sığındığı son ülke Meksika’nın gizli servisi değil, Sovyetler Rusyası’nın ajanıydı.

İran Şahı’nın uykularını kaçıran Humeyni, Paris’te Fransa için tuhaf görünümlü ve iki ayaklı bir egzotik bitki durumundaydı.

Avustralya’nın Brisbane kentine yerleşmiş Nakşibendi şeyhi Prof. Dr. Mahmud Esad Coşan Hoca, Brisbane’deki iki düzine, Sidney’deki bir düzine, Melbourne’deki yine iki düzine müridi ile Avustralya ve İngiltere için bir tehdit oluşturabilir miydi?

*

“Türk istihbarat kaynakları”na, İngiliz Gizli Servisi’nin sadece alçak değil, aynı zamanda ahmak da olduklarını anlamamızı sağladıkları için şükran borçluyuz.

Böyle bir “istihbarat”ımızın bulunması sayesinde bu ülkede her tür “hayatî” endişeden azade mutlu ve güvenli bir şekilde yaşadığımızı düşünme fırsatı verdikleri için de onlara ayrıca minnet duyuyoruz.

Hissiyatımızın boyutlarını ifade etmeye kelimeler yetmez.

Kulları üzerinde kahredici güç sahibi olan Allahu Azîmüşşan elbette hizmetlerinin karşılığını adaletiyle eksiksiz verecek, mükâfatlarını tam olarak alacaklardır.

İnsanları kalleşçe katleden İngiliz Gizli Servisi ise lanetle anılacak, Esad Efendi’nin cismini ortadan kaldırmış olsalar bile, “şarkı”sını susturamayacaklardır.

“Gideriz nur yolu izde gideriz
“Taş bağırda, sular dizde gideriz
“Bir gün akşam olur biz de gideriz
“Kalır dudaklarda şarkımız bizim..”


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

GÖZDEN GEÇİRİLMİŞ VE YENİLENMİŞ OLARAK

  islambol yayinlari @islambolyayin ÖNSİPARİŞ SON TARİH 20 MAYIS 2026 DR. SEYFİ SAY'IN KALEMİNDEN Bilinmeyen Yönleriyle Mustafa Kemal ve...