DİYANET'İN LAİK (SİYASAL DİNSİZ) HIYANET KARŞISINDAKİ "DİNÎ HAKİKATLERİ UCUZ BİR BEDEL KARŞILIĞINDA SATMA" SESSİZLİĞİ








Soru şu: O kararların ne kadarını MİT (hazırladığı raporlarla) aldırıyordu?
Bir başka soru: 28 Şubat'ın hazırlayıcısı (MOSSAD ve CIA işbirlikçisi/müttefiki) MİT'çiler, o dönemde Prof. Dr. Mahmud Esad Coşan Hoca gibi isimler hakkında ne tür raporlar hazırlıyorlardı?


Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bazı faaliyetleri, maalesef, dini Atatürkist-Batıcı “düzen”e uydurma mahiyetini taşıyor.

Böylesi faaliyetleri dini tahrif, tebdil ve tağyir anlamına geliyor.

Bu daha çok, yorum düzeyinde ve kavramlarla oynanarak yapılıyor.

Bir “tahrif, tebdil ve tağyir” faaliyetinin bulunduğu devlet yetkililerinin itirafı ile de sabit.

Doğal olarak onlar bu kavramları kullanmıyor, yerine “güncelleme, toplumsalla buluşturma” vs. gibi cicili bicili göz boyayıcı tabirler kullanıyorlar.

Başkanlığın bugünkü (16 Ocak 2026 tarihli) cuma hutbesi de aynı makamdan gazel okuyor.

Bu hutbede dayanılan mantık örgüsü, yaklaşım, kullanılan dil ve argümanlar yeni değil.. Daha önce de kullanılmış durumda.

Şüphe yok ki, Diyanet personelinin tamamı bu şekilde düşünüyor değil.. Ancak, Diyanet’te de maalesef “derin”lerin borusu ötüyor.

Nitekim bunu, merhum Kadir Mısıroğlu muhtelif kitaplarında örnekleriyle anlatmış durumda.. Yurtdışına gönderilen Diyanet personelinin MİT’in muhbir ve elemanı gibi faaliyet göstermek zorunda olduklarını yazdı.

Ülke içinde de durum farklı değil.. “Zararsız” anılarını kitaplaştıran emekli MİT’çi Yılmaz Tekin de bu yönde itiraflarda bulunmuş durumda.

*

Bugünkü hutbeye gelelim.

Mesela şu söyleniyor:

“Dini istismar edenler, kendilerini dinin tek temsilcisi gibi sunarlar. İslam’ı kendi düşüncelerine hapsederler. Sahih dini bilgiye dayanmayan görüşlerini desteklemek için Kur’an-ı Kerim’i ve sünnet-i seniyyeyi gerçek anlamından koparıp keyfi yorumlara yönelirler.”

Mantığın kayıtlarından kendisini kurtarıp özgür ufuklara yelken açmış uçuk ve kaçık, tutarsız ve çelişkili cümleler.

Bu formülasyona göre, kim kendi “dinî bilgi”sini sahih kabul ediyor, başkasının görüşlerini sahih olmamakla yaftalıyorsa, kim kendisinin ayet ve hadîs yorumlarının “gerçek anlam”ı yansıttığını, başkasının yorumlarının da “keyfî” olduğunu söylüyorsa, işte o, kendisini dinin tek temsilcisi gibi sunmuş olur. Ve bu, "din istismarı" anlamına gelir.

Ancak, bunu yapan, Diyanet'in ta kendisi..

İşte bu mantıksız, kendi kendisini çürüten laflar ile Diyanet, farkında olmadan kendisini “din istismarcısı” olarak tanıtmış durumda.

Ben demiyorum, kendilerinin fetvası.. Kendi laflarından çıkan hüküm..

Allah söyletiyor.

*

Bu lafların devamı:

“Ayrıştırıcı ve dışlayıcı söylemlerini kabul ettirebilmek için hadis-i şerifleri devre dışı bırakmaktan çekinmezler. Şirk, tekfir ve cihad gibi kavramları, cana kıymaya ve Müslümanları katletmeye aracı kılarlar. Kendilerini ıslah edici, tevhidin savunucuları olarak tanıtan bu grupların asıl yüzünü Kur’an-ı Kerim şöyle haber vermektedir: “Onlara ‘Yeryüzünde düzeni bozmayın’ denildiğinde, ‘Biz yalnızca ıslah edenleriz’ derler. Şunu bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir, lâkin anlamazlar.”

Böylece Diyanet, kendi “sahih” ve “gerçek anlam”a dayandığını iddia ettiği din yorumunu benimsemeyenleri tekfir etmiş oldu mu, olmadı mı?

Dini kaşla göz arasında kendi tekeline almış oldu mu, olmadı mı?

Bu lafların bizzat kendisi “ayrıştırıcı ve dışlayıcı söylem” mi, değil mi?! 

Bir tek “Bu adamları kıtır kıtır keselim, çarmıha gerelim” demediğiniz kalmış.

Diyanet, kendisinin bu “ayrıştırıcı ve dışlayıcı söylemlerini”ni kabul ettirebilmek için hadîs-i şerîfleri devre dışı bırakıyor mu, bırakmıyor mu?!

Zamanında Diyanet’in, Avrupa Birliği’nin talepleri doğrultusunda kadın hakları, cinsiyet meseleleri vs. gibi konularda hadîsleri ayıklama cinayeti ve katliamı başlatmış olduğu hatırlarda.

Siz bırakın hadîs-i şerîfleri, ayetleri bile laik (siyasal dinsiz) düzenin hatırı için devre dışı bırakıyorsunuz.

Hadi buyrun “içinden Şeriat geçen”, devletin Şeriat'e tabi olması, İngiliz ilke ve inkılapları gibi dinsizlikleri terk etmesi gerektiğini açıklayan bir hutbe okuyun.. Casiye Suresi'nin 18'inci ayetinin tefsirini yapın..

“İçinden tağut geçen” bir hutbe ile tağut ve şirk konusunda milleti aydınlatın..

N’oldu, zor mu geldi?..

O zaman haddinizi bileceksiniz.. Tağutun, tağut ilke ve inkılaplarının karşısında süt dökmüş kedi, senin gibi düşünmeyen müslümanın karşısında da yırtıcı canavar olmayacaksın!

*

Tevhid davası ile ortaya çıkanların hepsinin doğru ve düzgün olduğunu söylemiyoruz.. Elbette bunların içerisinde istismarcılar da, soytarılar da, azgınlar da, maceraperestler de, paralı askerler de, satılmışlar da, yerli ve yabancı istihbarat teşkilatlarına (gizli servislere) hizmet edenler de vardır.

Ancak böyle toptan hüküm verilemez.. Tevhîdden, şirkten bahseden herkes ceffelkalem istismarcı olarak yaftalanamaz.

Sonra, madem ki bazıları tekfir, şirk ve cihad gibi kavramları istismar ediyorlar, hadîs-i şerîfleri devreden çıkararak bunları keyfî yorumluyorlar, o zaman sen kendin bu konuda “sahih” dinî bilgi ver!

Devre dışı bırakılan hadîsleri anlat..

Elini tutan, dilini bağlayan mı var!

İnsanları şirk konusunda aydınlat.. Geniş bilgi ver.. Böylece, şirk konusunu yanlış yorumlayanlar müşteri bulamasınlar..

Tekfir meselesini, kimlerin ne zaman nasıl tekfir edilebileceğini anlat!

Cihadın gerçek anlamı hakkında bilgi ver..

*

Ver ki, laik (siyasal dinsiz) düzenler cihad ve şehadet gibi kavramları istismar etmesinler.

Bu ülkede ateist, dinsiz imansız adam bile devlet için ölünce şehit ilan ediliyor. Bunun dinde yeri var mı?

Bu, istismar değilse, istismar nedir?!

Aynı şeyleri niçin “vatan için, devlet için ölmekten, öldürmekten” bahsedenlere de söylemiyorsunuz?

Niye şöyle cümleler de kurmuyorsunuz:

Vatan millet Sakarya, vatanseverlik, devletin bekası gibi kavramları, cana kıymaya ve Müslümanları katletmeye aracı kılarlar. Şehitlik gibi kavramları istismar ederler, bu konuda ayet ve hadîsleri devre dışı bırakırlar. Kendilerini ıslah edici, vatanın savunucuları olarak tanıtan bu grupların asıl yüzünü Kur’an-ı Kerim şöyle haber vermektedir: “Onlara ‘Yeryüzünde düzeni bozmayın’ denildiğinde, ‘Biz yalnızca ıslah edenleriz’ derler. Şunu bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir, lâkin anlamazlar.”

*

Hutbede, doğrularla yanlışların, hak ile batılın harmanlandığı, Hz. Ali r. a.’in ifadesiyle “hak söz ile batılın kastedildiği”, bazı doğruların batıl hesabına istismar edilebilmesi için mugalata bayrağının göndere çekildiği paragraflar da var:

“Dinin sahibi Yüce Allah’tır. İslam’ı en doğru şekilde yaşayan Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s)’dir. İslam’a göre, hiç kimse kendini, Allah ve Resûlü’nün yerine koyamaz. Onlar adına hüküm veremez. Geleneğimizden gelen dini ve tarihi birikimi yok sayamaz. Hiç kimse, dinin asıl temsilcisi olarak kendini göremez. Mutlak doğrunun sadece kendisine ait olduğunu iddia edemez. Şirk ve küfür isnadıyla bir Müslümanı iman dairesinin dışına çıkaramaz. Onun canına, malına ve namusuna kastedemez.”

Geleneğimizden gelen tarihi birikim içinde “Karakolda doğru söyler, mahkemede şaşar” şeklinde bir söz de var.

Şimdi FETÖ meselesini hatırlamanın ve hatırlatmanın zamanı.. Bu tartışmada FETÖ’nün yeri karakol mu, mahkeme mi, onu bilemem, fakat FETÖ hakkındaki söylemlerinizi bu son fetvalarınız ışığında ele almakta yarar var.

Siz FETÖ’ye karşı dinin asıl temsilcisi olarak kendinizi gördünüz mü, görmediniz mi?!

Onlara karşı kendinizi mutlak doğrunun savunucusu gibi takdim ettiniz mi, etmediniz mi?

Bunun için istihbaratçı üslubuyla broşür-kitapçık hazırlayıp cami önünde beleş dağıttınız mı, dağıtmadınız mı?

Fethullahçılara (Ki kendilerinin müslüman olduğunu söylüyorlar, onlar da Kelime-i Şehadet getiriyor, namaz kılıp oruç tutuyorlar) şirk ve küfür isnadında bulundunuz mu, bulunmadınız mı?

Medyadaki bazı maymunlar onların canının, malının ve namusunun helal olduğunu yazdıkları, cemi cümlesine O. Ç. dedikleri zaman “Sükut ikrardan gelir” fehvasınca onayladınız mı, onaylamadınız mı?

FETÖ'cüler söz konusu olduğunda şirk ve küfür isnadıyla onları toptan iman dairesinin dışına çıkarmayanlar hakkında ne düşünüyorsunuz?

FETÖ'cü diye bilinenlerin de, her vatandaş gibi, canına, malına ve namusuna kastedilmeden yaşama haklarının bulunduğunun hatırlatılması karşısında tavrınız ne olur?

Yoksa, onların değil canlarına, mallarına ve namuslarına kastedilmeden yaşama haklarının bulunmasını, böyle bir haklarının bulunduğunu hatırlatanların bile cezalandırılmaları, "vatan haini" ilan edilerek hedefe konulmalarını mı savunursunuz?

Buyrun, cevap verin.

(FETÖ'yü savunuyor değilim.. Ancak, FETÖ'yü kuran ve palazlandıran da MİT-CIA ortaklığıydı, bunu unutmamak gerekiyor.. Sonradan Fethullah sadece CIA'den emir almaya başladı, MİT de buna bozuldu. Kavganın basit ve kısa özeti bu.)

*

Burası Türkiye..

Burada binlerce, onbinlerce “faili meçhul” (Kişisel olarak meçhul, kurumsal olarak malum) cinayet işlenmiş durumda.

Bu cinayetler şirk ve küfür isnadıyla işlenmedi.. Birtakım “düzenbaz katil”lerin birilerini keyfî olarak “vatan haini” ilan edebilmeleri yüzünden işlendi.

Bu şerefsiz düzenbaz katiller şehadet kavramını istismar etmekten de geri kalmıyorlar.

Ve Diyanet'ten, bu şerefsiz istismar karşısında ne bir fısıltı, ne bir vızıltı, ne bir inilti, ne bir mırıltı, ne de bir zırıltı duyuluyor. 

Sözde Türkiye’nin caza kanununda idam yok.. Pratikte var(dı).. Yasal idam hükmü kalktı, infaz kaldı.. Mahkeme yok, iddianame yok, savunma yok, kurşun var.. (Bu katiller arasında kibar, nazik ve ince insanlar da yok değil; vatandaşlar silah sesi duyup rahatsız olmasınlar diye bazen zehirleme gibi yöntemlere başvurma inceliği gösteriyorlar.)

Bunun adına da vatanseverlik deniliyor.

Namus?..

Avrupalılar, FETÖ’cü diye tutuklanan bazı kadınların namuslarının bazı MİT’çiler tarafından payimal edildiğini söylüyorlar.. 

Tutuklanan, eşi bulunmadığı veya eşiyle birlikte olmadığı halde hamile kalan kadınları Avrupalılar gündeme getiriyorlar. (Ve de yerli-milli "namuslu" medya bunlara sansür uyguluyor.. Avrupalılar'ın iddialarının iftira olduğunu ispat etmek yerine susuyor, "Sükut ikrardan gelir" fehvasınca dolayı olarak onaylıyorlar.)

Diyanet olarak bu konuda söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Biraz yüksek sesle söyleyin, çünkü benim kulaklarım az ağır işitiyor.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

GÖZDEN GEÇİRİLMİŞ VE YENİLENMİŞ OLARAK

  islambol yayinlari @islambolyayin ÖNSİPARİŞ SON TARİH 20 MAYIS 2026 DR. SEYFİ SAY'IN KALEMİNDEN Bilinmeyen Yönleriyle Mustafa Kemal ve...