NASIL YORUMLAMALIYIZ, "AL PKK'YI, VER HAMAS'I" DALAVERESİNİN İŞARET FİŞEĞİNİ ATMAK KURTOĞLU KURT RAMAZAN'A DÜŞMÜŞ GİBİ GÖRÜNÜYOR MU DEMELİYİZ?

 

Bir bu eksikti: Filistinli kahraman şehidimiz Yahya Sinvar'a Tvde hem de YAHUDİ diyerek iftira atan bu adam bu cüreti nereden alıyor? Özür dilemezse kanallar yüzüne kapatılmalı. Çalıştığı İstanbul Aydın Üniversitesi protesto edilmeli. Böyle bir densizliği İsrailli
0:22


SAKALSIZ KURT RAMAZAN'I MERHUM PROF. DR. MAHMUD ESAD COŞAN HOCA'NIN ÖLÜMÜ KONUSUNDA (MİT BAĞLANTILI FATİH ALTAYLI'NIN TEKETEK PROGRAMINDA) OKUDUĞU YANIK GAZELDEN HATIRLIYORUZ.

DOĞU PERİNÇEK MUHİBBİ ARSLAN BULUT'UN SESLENDİRDİĞİ “SAFTİRİK TARİKATÇILARA UYKUDAN ÖNCE NİNNİSİ”NE ENSTRÜMENTAL DESTEK SUNMUŞTU.

ANLAŞILDIĞI KADARIYLA ARSLAN BULUT’UN ANLATTIĞI MASALI YAZAN “TÜRK İSTİHBARATÇILAR”DAN BİRİ BU KURT RAMAZAN..

YA DA, AYNI İSTİHBARATÇILARIN ÜFLEDİĞİ BORAZANLARDAN BİRİ.




KURTLAR SOFRASINDAKİ PKK VE HAMAS





(Türkiye, İran'ın aksine ABD'ye bu açıklıkta efelenemez, fakat kapalı kapılar ardında pazarlık yapabilir.)



PKK, Abdullah Öcalan’ın çağrısına olumlu cevap vermiş durumda.

Ateşkes ilan ettiler.. Öcalan’ın süreçte daha etkin biçimde rol alması şartını öne sürüyorlar.

Bu kadar çabuk olumlu cevap vermeleri şaşırtıcı.

*

PKK’nın arkasında (başta ABD ve İsrail olmak üzere) yabancı devletlerin bulunduğu bir sır değil.

ABD’nin Çekiç Güç’ünün geçmişte PKK’ya da kol kanat gerdiği hep söylendi, yazıldı çizildi.

Bunun yanı sıra, birileri Barzani’nin de köken olarak yahudi olduğunu, arkalarında İsrail’in bulunduğunu sürekli tekrarladılar.

Bu arada, Öcalan’ın da köken olarak Ermeni olduğu öne sürüldü.

Köken meselesinin içyüzünü bilmiyoruz, fakat Ortadoğu’daki son Kürt hareketlerine İsrail’in ve Batı’nın destek verdiği kesin.

Soru şu: 

Kürtçülerin ABD’den ve İsrail’den bağımsız hareket etmediklerine, edemeyeceklerine bizi inandırmak için bugüne kadar kimisi doğru kimisi yanlış hikâyeler anlatanlar, PKK’nın Öcalan’ın çağrısına bu kadar çabuk olumlu cevap vermesini, ABD ve İsrail’in bu gelişmenin önüne takoz koymamasını neye bağlıyorlar?

*

İsrail ve güdümündeki ABD, karşılığında HAMAS kurban edilmeden PKK’dan vazgeçebilir mi?

PKK'nın feshine izin verir mi?

Bu fesih meselesinin seyrine göre, önümüzdeki dönemde, “HAMAS’ta iç muhasebe” türünden, HAMAS’ın içine nifak sokma, onu sorgulama ve suçlama furyası başlatılabilir.

HAMAS yalnız bırakılabilir ve kurban edilebilir.

(İlk yayın tarihi: 1 Mart 2025)

*

ESAD EFENDİ'NİN, İSRAİL İLE ABD'YE HİZMET GAYESİYLE 28 ŞUBAT'I TEZGAHLAYAN MİT'ÇİLER İLE DARBECİ ASKERLERE YAKAYI KAPTIRMAMAK İÇİN TÜRKİYE'Yİ TERK ETTİĞİNİ NİYE SÖYLEMİYORSUN?

"DİN OPERASYONU"NU ASIL YAPANLAR, 28 ŞUBAT'TA MİLLİ GÜVENLİK KURULU'NA "HİZBULLAH GİBİ OLUŞUMLAR BAHANE EDİLEREK DİN TERÖRÜ İMAJI HALKIN KAFASINA YERLEŞTİRİLMELİDİR" DİYE RAPOR SUNUP AKIL VEREN MİT'ÇİLER.

AZ BUZ DEĞİL, BÜYÜK HİLEKÂRSINIZ.

BİZ ÖLECEĞİZ, FAKAT GERÇEKLER BİZİMLE BİRLİKTE ÖLMEYECEK.


Yayınlanma Tarihi: 24 August 2016 07:25

Ramazan Kurtoğlu: Esad Coşan’ın ölümü suikastti

İskenderpaşa cemaatinin şeyhi Mahmud Esad Coşan, Avustralya’da geçirdiği trafik kazasında yaşamını yitirdi. 4 Şubat 2001 gecesi Türkiye saati ile 04.00’te Sidney yakınlarındaki Dubbo şehrinde meydana gelen kazada, Coşan’ın damadı Ali Yücel Uyarel de vefat etti.

“SIRADAN BİR KAZA DEĞİLDİ”
Teketek programında Coşan’ın ölümü ile ilgili konuşan Dr. Ramazan Kurtoğlu, bu ölümün “bir istihbarat örgütünün modeliyle ortadan kaldırma” şeklinde gerçekleştiğini ver bir suikast olduğunu ifade etti.

Kurtoğlu şu ifadeleri kullandı;

“Türkiye’ye yapılan bu din operasyonu rahmetli Esad Coşan’ın Avustralya’da damadı ile birlikte öldürülmesiyle başladı. Burada konuşamayacağımız şeyler var. Esad Coşan çok ilginç bir trafik kazasında bir istihbarat örgütünün modeliyle ortadan kaldırıldı. Ben o hadiseden sonra ‘eyvah din üzerinden bizi de vuracaklar’ dedim.”

(https://bedirhaber.com/ramazan-kurtoglu-esad-cosanin-olumu-suikastti/)


TÜRK MİLLETİNE VE TÜRK HÜKÜMETİ'NE MİT'E DAİR AÇIK MEKTUP

 





Bir önceki yazıda, Zafer Partisi’nin şımarık ve ayarsız genel başkanı Ümit Özdağ’ın ukalaca laflarını görmüştük.

Partisinin 2022 yılında Ankara’da toplanan Olağanüstü Büyük Kongresi'nde şunları söylemiş:

“Sizinle çok önemli bir şey konuşacağım. Hiç açıklanmamış bir husus. Bunu bütün Türkiye'de birkaç kişi biliyor... 2009'dan itibaren Recep Tayyip Erdoğan, FETÖ'nün bir casusluk örgütü olduğunu biliyordu.” 

Bütün Türkiye’de sadece birkaç kişinin bildiği bir olaya vakıf olma gibi bir imtiyaza sahip bulunan bu şımarık tip sözlerini şöyle sürdürmüş:

“2009’da Erdoğan’ın önüne Türkiye’de bir yabancı servisin yaptığı istihbarat operasyonunun dosyası Türk istihbaratçılar tarafından götürüldü. Bu operasyonda FETÖ’nün nasıl aktif rol aldığını anlayınca Erdoğan, Başbakanlık’ta odasında dosyayı fırlattı ve şöyle dedi: Bunlar casus.”

Ardından da Erdoğan’a ayar veriyor, hesap soruyor, dalgasını geçiyor:

“Madem casus olduklarını biliyordun, neden 2010’da referanduma bunlarla gittin? Neden FETÖ’cü generallerin casus olduğunu bile bile atadın? Şimdi Erdoğan merak edecek bunu Özdağ’a kim söyledi diye… Eniştem söylemedi emin ol!”

(https://www.milligazete.com.tr/haber/12311135/umit-ozdag-erdogan-bombasini-patlatti-ilk-defa-acikliyorum)

*

İmdi, Özdağ’ın “Türk istihbaratçılar” lafı bana, Doğu Perinçek muhibbanı gazetecilerden Arslan Bulut’un Prof. Dr. Mahmud Esad Coşan hocanın Avustralya’daki vefatına dair (2003 yılında) yazdıklarını hatırlattı.

Dediğine göre, Türk istihbaratçılar ona, Esad Coşan hocanın İngiliz istihbaratının bir “tır”lı suikasti sonucunda vefat etmiş olduğunu söylemişlerdi.

Konuyu bir yazımda tartışmış bulunuyorum (Bkz. PROF. ESAD COŞAN HOCA'NIN ÖLÜMÜ VE TÜRK İSTİHBARAT KAYNAKLARI

https://seyfisay.blogspot.com/2025/01/prof-esad-cosan-hocanin-olumu-ve-turk.html).

Söz konusu yazımız okunduğu zaman görülebileceği gibi, ne yazık ki “Türk istihbaratçılar” her zaman (belki de çoğu zaman) doğruyu söylemiyorlar..

Algı operasyonu, gri propaganda, kara propaganda, devlet sırrı vs. derken her yalanı su içer gibi söyleyebiliyorlar. (TRT’nin MİT’i anlatan Teşkilat dizisi de her bölümünde bu mesajı veriyor.)

*

Evet, Türk istihbaratçılar (MİT’çiler), bırakın milleti, hükümetleri ve başbakanları bile aldatabiliyorlar.

28 Şubat’taki ihanetleri malum.

Fakat ayak oyunu yaptıkları tek başbakan, Prof. Necmettin Erbakan değil.

Demirel de onlardan şikayetçiydi.. Şu söz ona ait:

"Genelkurmay ve MİT, Patagonya'da herhangi bir depremi bile tüm detaylarıyla sana bildirir ama bir yandan da altınızı oyar, bundan haberiniz olmaz. Ben 11 Eylül akşamı saat 17.00'de evime gittim. Ertesi gün baraj açılışları vardı. Fakat 12 Eylül beni Zincirbozan'a [hapse] götürdü."

(https://www.turkiyegazetesi.com.tr/kose-yazilari/fuat-ugur/suleyman-demirelin-darbe-ve-patagonya-istirabi-576944)

Evet, MİT’in (Türk istihbaratçılarının) meziyetlerinden birisi bu: 

Rastgelenin altını oymak.

*

Ümit Özdağ’ın iddiasına gelince..

FETÖ (Fethullahçı Takiyye Örgütü) bir yabancı servisin Türkiye’de yaptığı istihbarat operasyonunda aktif rol almış olabilir mi?

Mümkün.

Ancak, Arslan Bulut’un Esad Coşan hocanın ölümü ile ilgili olarak Türk istihbaratçılardan yaptığı naklen yayındaki akla ziyan saçmalıkları dikkate aldığımızda, onların her sözlerine inanmamak gerektiği de ortaya çıkıyor. (Eksik olmasın, Teşkilat dizisi de aynı mesajı veriyor.)

MİT’in içindeki bir kliğin FETÖ’cülere kumpas kurmadıklarından, mesela şu İzmir’deki askerlerin (yargıya taşınan) telekızlı casusluk maceralarının intikamını almaya çalışmadıklarından nasıl emin olabiliriz?

*

Şöyle emin olabiliriz:

Erdoğan’a söz konusu dosya sunulunca, eldeki belge ve bilgiler çerçevesinde sorumlular hesaba çekilmiş olsalardı, ve bir casusluk davası çerçevesinde yargı önünde hesap verselerdi, “Evet, böyle birşey varmış, ortada (tıpkı İzmir casusluk davasında olduğu gibi) belgeler, kanıtlar, video kayıtları vs. var, ve FETÖ’cüler kendilerini savunamadılar, iddialara cevap veremedilerderdik.

(Telekızlı İzmir casusluk davasına ait yaklaşık bin adet –rakamla 1000 adet— video kaydı bulunuyor.. Hatta Müyesser Yıldız, “Neden bunlar hâlâ Genelkurmay arşivinde tutuluyor; imha edilmelilerdi” diye yazmıştı.)

Ümit Özdağ’ın sözünü ettiği dosya çerçevesinde bir dava açılmamış olduğuna göre, ortada ciddiye alınacak birşey yok demektir.

Masumiyet karinesi diye kapı gibi evrensel bir hukuk kaidesi var, boru değil.. Beraet-i zimmet asıldır.

Ancak, MİT’çilerin halihazırda bizi “yargısız” da ikna etmeleri mümkün..

Söz konusu dosya MİT’in de, hükümetin de arşivinde bulunuyordur.. Kamuoyuna açıklanır, millet de onların nasıl hain casuslar olduklarını görür, anlar.

Yapmalılar.. 

Yapmamaları ya da yapamamaları kendilerini töhmet altında bırakır.

*

Ancak, sorun sadece bundan ibaret değil.

Ümit Özdağ’ın, “Ey Erdoğan, neden bu casusları tutuklatıp yargılatmadın?” demek yerine, “Madem casus olduklarını biliyordun, neden 2010’da referanduma bunlarla gittin? Neden FETÖ’cü generallerin casus olduğunu bile bile atadın?” demesi ilginç.

Çok ilginç.

Casusluğun şu sizin lehçede manası ve cezası bu mudur?

Casussun, ve sadece terfi etmiyorsun, başka da birşey yok.. Ha bir de herhangi bir referandumda AKPARTİ'ye destek vermeyeceksin.. 

Çok ağır bir ceza!. Göz korkutucu!

(2015 yılı sonlarında dönemin TBMM Başkanı İsmet Yılmaz, TBMM'de müşavir olmamı teklif etme ve atamamı yapma alicenaplığında bulunmuştu.. Ancak, 2018 yılının 1 Ocak günü bir yılbaşı hediyesine layık görüldüm, TBMM Başkanı İsmail Kahraman'ın imzasıyla, tenzil-i rütbe ile "müze araştırmacısı" kadrosuna kaydırıldım ve maaşım, yarıya yakın azaltıldı.. Demek ki benim cürmüm, FETÖ'nün casusluğundan daha büyüktü.. İtiraz etmedim, idare mahkemesine de gitmedim, fakat o sırada TBMM'ye bağlı olan İstanbul'daki saraylardan birine gönderilmemi talep ettim.. Aklımda, evime daha yakın olduğu için Beylerbeyi Sarayı vardı, ne var ki Dolmabahçe'de kalmam istendi.. Kasım 2019'da ise, yeni TBMM Başkanı Prof. Mustafa Şentop ile İsmet Yılmaz telefonla beni arayarak tekrar Ankara'ya davet etme centilmenliğinde bulundular. Kabul etmedim, düşük maaşla emekliliği tercih ettim.)

*

Evet, bu komedya (belki de kumpas) 2009 yılında yaşanmış.

Benim merak ettiğim şu: 2009 yılı, aynı zamanda Muhsin Yazıcıoğlu’nun öldüğü yıl.

MİT’çiler, bir dosya da Yazıcıoğlu için hazırlamışlar mıydı?.. 

Bunu cidden merak ediyorum.. Çook..

Ayrıca, 2009 yılı, benim zehirlendiğim yıl..

Ne yazık ki, MİT denilince tüylerimin diken diken olmasına engel olamıyorum..

Merhum Esad Coşan hocanın, 2000 yılında Almanya’da cemaat mensuplarına benim için, “Onu buraya yerleştirebilir misiniz?.. Ben bu çocuğun canından endişe ediyorum, her zaman MİT bunun karşısına çıkıyor” derken, herhalde bir bildiği vardı.


İSTİHBARAT UZMANI ÜMİT ÖZDAĞ'IN DERİN SIRRI (VE DE HRİSTİYAN-YAHUDİ PRODÜKSİYONU OYUNLARDAKİ YAMAKLIK ROLÜNE MAHKUM OLMANIN UTANÇ VERİCİ MİRASI İLE YAŞAMAK ZORUNDA KALMAK)

 

2009 YILI: ÖLÜMÜN CESUR KÖRFEZİ

  







Gazete, “Ümit Özdağ, Erdoğan bombasını patlattı” diyor.

Haberin başlığı şöyle: “Ümit Özdağ, Erdoğan bombasını patlattı: İlk defa açıklıyorum”.

Doğrudur.

Şahsen ben de ilk defa öyle bir açıklamaya rastlıyorum.

Ancak, bu akıllı geçinen şahıs, açıklamasıyla, kendisinin MİT’in adamı olduğunu bangır bangır ilan ettiğinin farkında değil.

“Şeçaat arzederken merd-i Kıptî…” hesabı kendisini ele veriyor, haberi yok.

*

Bu işler böyledir..

Şair, İhtirâz-ı ta'neden kalmakdadır âhım nihân / Bir hakîkat kalmasın âlemde Allahım nihân” (Kötülenmekten kaçınmak için âhımı gizliyorum / Dünyada hiçbir gerçek gizli kalmasın Allahım) diyor da, aslında görmek isteyenler için âlemde hangi hakikat gizli ki?!..

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Bir kul, bir gizli iş yaparsa, Allah (z. c. hz.) ona öyle bir elbise giydirir ki, o iş hayırlı ise o da hayırlı, şerli ise şerlidir (dışına yansır).” (Râmûz el-Ehâdîs, 370/13)

“En ummadığın keşf eder esrâr-ı derûnun,

“Sen herkesi kör, âlemi sersem mi sanırsın?”

*

Önce, Millî Gazete’nin ilgili haberini okuyalım:

Ümit Özdağ, partisinin Ankara’da toplanan Olağanüstü Büyük Kongresi'nde gündeme dair açıklamalarda bulunurken bir de Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ilgili çok ciddi bir iddia ortaya attı. …

Ümit Özdağ partisinin kongresinde daha önce hiç açıklanmamış bir husus diyerek Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın FETÖ'nün bir casusluk örgütü olduğunu2009 yılından itibaren bildiğini buna rağmen beraber çalışma yaptığını belirtti.

"ERDOĞAN FETÖ'YÜ 2009 YILINDAN BERİ BİLİYOR"

Ümit Özdağ bunu Türkiye’de birkaç kişi biliyor diyerek Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ilgili “Sizinle çok önemli bir şey konuşacağım. Hiç açıklanmamış bir husus. Bunu bütün Türkiye'de birkaç kişi biliyor... 2009'dan itibaren Recep Tayyip Erdoğan, FETÖ'nün bir casusluk örgütü olduğunu biliyordu." İfadelerini kullandı.

Erdoğan’ın FETÖ’yü yıllar önce bildiğini yaşandığı iddia edilen bir olayla anlatan Özdağ “2009’da Erdoğan’ın önüne Türkiye’de bir yabancı servisin yaptığı istihbarat operasyonunun dosyası Türk istihbaratçılar tarafından götürüldü. Bu operasyonda FETÖ’nün nasıl aktif rol aldığını anlayınca Erdoğan, Başbakanlık’ta odasında dosyayı fırlattı ve şöyle dedi: “Bunlar casus” diye konuştu.

"MADEM FETÖ'YÜ BİLİYORDUN..."

Erdoğan’ın FETÖ’nün yılar önce bilmesine rağmen beraber iş yapması hakkında da sert sözler kullanan Özdağ "Madem casus olduklarını biliyordun, neden 2010’da referanduma bunlarla gittin? Neden FETÖ’cü generallerin casus olduğunu bile bile atadın? Şimdi Erdoğan merak edecek bunu Özdağ’a kim söyledi diye… Eniştem söylemedi emin ol!” dedi.

*

Eniştesi de söylemiş olabilirdi.

Çünkü bu Ümit Özdağ, 27 Mayıs’ın darbeci subaylarından Muzaffer Özdağ’ın oğludur.

Bu tip adamlar için devletin stratejik kurumları “aile şirketi” gibidir.

Mesela Kenan Evren’in damadı MİT’çiydi.

Bunlar çocuklarını MİT’e, TSK’ya ve özellikle de Dışişleri Bakanlığı’na (devlet kesesinden dünyayı gezsin, bilgisi görgüsü artsın, keyfine baksın, millete tepeden bakabilsin diye) yerleştirirler.

Devletin imkânlarıyla bol maaşlı “vatanseverlikçilik” oynar, kendilerinin “devletin gerçek sahipleri” olduğunu düşünürler,

Çocukları buralarda birbirleriyle tanıştıkları için aralarında evlilikler filan da olur, böylece akrabalık halkası genişler. 

Önemli kurumlarda “enişte”leri de bulunur.

*

Sonra da, putlaştırdıkları Selanikli Mustafa Atatürk'ün mirası "(İslam Şeriati'ni düşman ilan eden) Batı'dan ithal laikliğe (siyasal dinsizliğe)" iman etmeyen, sahip olduğu din ve vicdan hürriyetini kullanma konusunda "laik efendiler"in vesayeti altına girmeyi reddeden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür vatandaşların Şeriatçılığına savaş açarlar.

Onları insandan saymaz, köpek gibi zehirleyerek veya tırlarla ezerek yok etmenin hayalini kurarlar. 

Bu "efendi"lere göre, o "düşman"lar ancak, (siyasal dinsizliğin temel ilkesi olan) "Bütün inançlar saygındır (Sadece İslam değil, küfür de saygındır; saygınlık bakımından Allah'a kulluk ile Şeytan'a tapma arasında fark yoktur)" şeklindeki "siyasal dinsizlik amentüsü"nü ezberleyip tekrarlamayı kabul ederlerse "zehirlenme korkusu olmadan" yaşama hakkına sahip olmalıdırlar.

Yine onlara göre, laiklik (siyasal dinsizlik) gereği Allahu Teala'ya saygı "ortak değer" değildir, fakat putları Selanikli, saygı gösterilmesi gereken "ortak değer"dir.

Mevzubahis olan putları (ve herkesi zorla "ortak" ettikleri "değer"leri ya da "hurafe"leri) ise, artık "fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür" olma, önemsiz teferruattır.

*

Konuya dönelim..

Görüldüğü gibi Özdağ, “Eniştem söylemedi, emin ol!” diyor.

Emin olduk..

Peki sen bunu nerden biliyorsun?

Bunu Türkiye’de birkaç kişi biliyor”, ve, biri sensin?

Nasıl oluyor da oluyor bu?

Ve senin (camide hutbe sırasında yaptığın Atatürk’lü şovun gibi) densiz operasyonlarının “yabancı” bir istihbarat servisinin operasyonu olmadığını da biliyoruz.

Bunu sana yaptıranların “enişten” olmadığının farkındayız.

Bu densizlikleri sana, “Türkiye’de birkaç kişinin bilebileceği” şeyleri bildirenler mi yaptırıyor?

*

Sonra da aynı adamlar, senin gibileri bahane ederek gözü açılmadık sığırcık yavrusu durumundaki saf (ve de sapına kadar ürkek, sizin karşınızda tirtir titreyen) Diyanet bürokrasisini uyarıyorlar mı:  

“Hocam, toplumsal barış için bazı şeyleri yapmamız lazım.. Adamın yaptığını görüyorsunuz. Siz de bu tür tepkileri dikkate alırsınız artık.. Bu kadarcık fedakârlığı yapmalısınız.. Millî birlik ve beraberlik, kem küm, vatan kurtaran Hasan, mevzubahis olan vatan putuysa İslam da teferruattır, ham hum, gırrr..”

*

Özdağ’ın laflarına gelelim:

“2009’da Erdoğan’ın önüne Türkiye’de bir yabancı servisin yaptığı istihbarat operasyonunun dosyası Türk istihbaratçılar tarafından götürüldü. Bu operasyonda FETÖ’nün nasıl aktif rol aldığını anlayınca Erdoğan, Başbakanlık’ta odasında dosyayı fırlattı ve şöyle dedi: “Bunlar casus”.

Dosyayı önüne, bu lafı söyletmek için koymuşlar: “Bunlar casus.”

İmdi, bu adamların yabancı istihbarat servisleriyle işbirliği halinde olduğunu anlamak için zahmet edip bu tür dosyaları okumaya gerek yoktu.

Yabancı ülkelerde açtıkları okulların CIA’e hizmet ettiğini herkes biliyordu.

Mesela merhum Kadir Mısıroğlu yazıp durmuştu. [Ancak kusuru büyüktü, Erdoğan'ın eniştesi olma onuruna erişememişti.]

*

Gel gör ki, yabancı istihbarat servislerinin Türkiye’deki işbirlikçileri, ortakları sadece FETÖ değildi.

MİT de ortaklarıydı. 

Hatta MİT, FETÖ'den da fazla ortaktı, "stratejik ortak".. 

Resmen "müttefik"ti, "stratejik müttefik".. 

Prof. Fahrettin Altun, Sabah gazetesinde yayınlanan "Bu nasıl milli istihbarat?" başlıklı yazısında, MİT eski Müsteşarı (Başkanı) Korgeneral M. Fuat Doğu'nun şu sözünü aktarmıştı: 

"Ben MİT müsteşarlığı yapmadım, CIA'in şube müdürlüğünü yaptım. Bir CIA yetkilisi gelse, beni Sinop'a götür dese onu oraya götürmekle memurum."

Buradan anlaşılıyor ki MİT'in tarihi utandırıcı ve karanlık.. 

Irz düşmanı namussuz ve pezevenklerden müteşekkil CIA'in (hadi uşağı demeyelim) acentası ya da şubesi gibi çalışmışlar.. 

Alınlarındaki bu leke tarih sayfalarına kömür karasıyla yazılmış.

Herhalde onlardan, Sinop gibi illere yaptıkları yolculuklar sırasında birşeyler öğrenmişlerdir.. 

Kıratın yanında duran ya huyundan, ya suyundan..

CIA'den pezevenklik, namussuzluk, gâvur uşaklığı ve ırz düşmanlığı dışında ne öğrenilir, ben bilmiyorum.

[CIA'den namussuzluk dersleri almaları İslam Şeriati'ne aykırıdır, fakat Atatürkçülükleriyle çelişmez.. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin (resmen değilse bile fiilen) putumsusu olan Selanikli Mustafa Atatürk, Kâzım Karabekir Paşa'ya "Dini ve namusu olanlar kazanamazlar, fakir kalmaya mahkumdurlar. Onun için önce din ve namus telakkisini kaldırmalıyız" demiş bulunuyor.)

*

Evet, ortaklık sadece Amerikan "efendi"lerin Sinop gibi illere götürülüp yedirilip içirilmesiyle sınırlı olsaydı fazla dert etmeye gerek yoktu.

Kötü olan şu ki, beraber operasyonlar (namussuzluklar) yapıyorlardı.

Hem de bu devletin anayasal hükümetine (ve dolayısıyla millete) karşı.

Nitekim, Erbakan-Çiller Hükümeti’nin yıkılmasını sağlayanlar MİT’çiler ile (onların destek verdikleri, hatta gaza getirdikleri) birtakım subaylardı.

Buna karar verenler ise Amerikan Dışişleri binasının bilmem kaçıncı katının sakinleri ile (Bakınız: Cengiz Çandar’ın Cem Küçük tarafından alıntılanan eski yazıları) İsrail devletinin yetkilileriydi.

Bu yabancı güçlerin Türkiye’deki aparatları (uşakları, yamakları) ise (Amerikalılar'ın "özel şoförlüğü"nü yapmaya alışmış, alıştırılmış) MİT’çiler ile darbeci subaylardı..

*

Malumunuz, darbeciler başarılı olurlarsa “vatan kurtaran Hasan” olarak vatanseverlik nutukları atarlar, başarısız olunca da Talat Aydemir gibi, darağacının yağlı ipini, vatan haini damgası eşliğinde öperler.

Erbakan Hükümeti, yabancıların içerideki casuslarıyla ve uşaklarıyla başedebilseydi, onları yargılar, layık oldukları damgayı suratlarına basardı.

Öyle olmadı, Erbakan’ı siyasî ölü haline getiren o işbirlikçi casuslar millete karşı “vatanseverlik” artistliği yapmaya devam ettiler.


(İlk yayın tarihi: 3 Ekim 2022;

Yazının devamı için tıklayınız: 

ÖLÜMÜN CESUR KÖRFEZİ https://seyfisay.blogspot.com/2022/10/2009-yili-olumun-cesur-korfezi.html

GÖZDEN GEÇİRİLMİŞ VE YENİLENMİŞ OLARAK

  islambol yayinlari @islambolyayin ÖNSİPARİŞ SON TARİH 20 MAYIS 2026 DR. SEYFİ SAY'IN KALEMİNDEN Bilinmeyen Yönleriyle Mustafa Kemal ve...