KEMALİST "RAHMET" TAKSİMİ VE FETHULLAH

 






Fethullah’ın ölümüne kimisi sevindi, kimisi üzüldü.

Türkiye’deki büyük çoğunluk (özellikle de geçmişte onu “hocaefendi” diye anarak yere göğe sığdıramayanlar, "günah çıkarma" kabilinden) arkasından lanet okudular.

Birkaç kişi de rahmet dileme gafletinde bulundu.

Bunlardan biri, Doğu Perinçek.. Bir diğeri, Yeni Asya gazetesi genel yayın yönetmeni Kazım Güleçyüz.

Kazım, “terör örgütü propagandası yapma” gerekçesiyle tutuklandı.

*

Türkiye Cumhuriyeti laik (siyasal dinsiz) bir devlet olduğu için, “suç” ile “günah” kavramları örtüşmüyor.

Türkiye’de “helal”ler “suç” olabiliyor.. Mesela 18 yaşındaki bir genç, 17 yaşındaki bir genç kızla “evlenirse” suç işlemiş oluyor.

Buna karşılık, (mesela Deniz Baykal gibi) kerli ferli bir adam başkasının karısı ile “düzeyli beraberlik” yaşarsa (pozitif/yürürlükteki laik hukuka göre) “zina suçu” işlemiş olmuyor..

Böylesi bir durumda (Şeriat’e alerji duyan) “ahlâkçı dindar”lar hemen devreye giriyor, insanların özel hayatlarına karışmanın ne kadar çirkin bir iş olduğunu anlatmaya koyuluyorlar..

Çok ahlâklılar ya, vicdanları onları rahat bırakmıyor.

Kazım Güleçyüz’ün durumuna gelelim.. Yaptığı şey günah mı, değil mi, kimse işin bu tarafına bakmıyor.. “Laik (siyasal dinsiz) yasalara göre yaptığı suç mu, değil mi?”, ilgilenilen husus sadece bu.

Kazım’ın “suç” kabul edilen paylaşımı şöyle:

“Fethullah Gülen de imtihan dünyasından berzah alemine göçmüş. Hakkındaki iddiaların hesabı artık öbür tarafta görülecek. Bu iddialar gerekçe gösterilerek yapılan ve nice insanın mağduriyetine sebep olan hukuksuzlukların son bulması dileğimizi bir kez daha tekrarlayarak, Allah rahmet ve adaletiyle muamele eylesin diyoruz. Camianın başı sağ olsun.”

Açıkçası, bundan “terör örgütü propagandası” çıkarmak biraz zor gibi görünüyor, fakat “rahmet” faslına hiç girmese “eyiymiş”.

Ancak, Kazım’ın yaptığı şey “zalimlere meyletme” kapsamına giren bir “günah” olarak değerlendirilebilir mi sorusu akla gelmiyor değil.

Bir de şu var: Fethullah "hizmet" şampiyonu olmak için önce Türk derin devleti, sonra da küresel egemen güçler ile "gayrimeşru" işbirliği içine girmese, peşine düşen insanları keramet süsü verilmiş mizansenler ve hipnotik nutuklar ile gözlerini boyayarak canlı robotlar haline getirmeseydi bütün bu "mağduriyetler" yaşanır mıydı sorusu önem taşıyor. 

Fethullah, Kazım'ın sözünü ettiği mağduriyetlerden birinci derecede sorumludur.

*

Bununla birlikte, meseleyi (pozitif/yürürlükteki laik hukuk değil de) İslam açısından ele aldığımızda, Türkiye’de dinî açıdan çok daha mahzurlu bir “rahmet dileme” olayının sürekli gündeme getirildiğini görüyoruz.

Ülkemizdeki derin çetelerin, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemi ve Allahu Teala’nın son kitabı Kur’an-ı Kerîm’i “Arap oğlunun yaveleri” diyerek aşağılamış olduğu bir başka Kazım’ın, Kazım Karabekir’in şahitliğiyle sabit olan Selanikli Mustafa Atatürk için camilerde cuma hutbelerinde “rahmet okunması” talebinde bulunduklarına tanık oluyoruz.

Neredeyse her milli bayramda ve Selanikli’nin ölüm yıldönümünde, bir yerlerden düğmeye basılmış gibi sistematik ve organize biçimde “Hutbede niye Atatürk yok?” diye yaygara koparılıyor.

Hatta, Zafer Partisi lideri Ümit Özdağ gibi camide hutbe sırasında bu yönde din dışı ve yasa dışı eylem yapan, camiye ibadet için gelmiş olan insanların hak ve hukukunu çiğneyerek huzurunu bozan, ve bunu kayda aldırıp yayınlatan hadsiz ve sorumsuz şımarık tipler var. 

(Hutbe sırasında konuşmak caiz değildir, mekruhtur, hutbeye sessizce kulak verilir.. Bu aşırı şımarmış tiplerin yaptığı şey, cami ve ibadet adabına riayetsizlik edepsizliğinden fazla bir şey.. Bu, kargaşa, fesat ve fitne çıkarmadır, camide terör estirmedir, büyük cürümdür.. Fakat Türkiye’deki laiklik yani siyasal dinsizlik yüzünden hesapları ahirete kalıyor, o ayrı.)

Selanikli Mustafa Atatürk’ün müslüman olmadığı (Murat Bardakçı’nın da ifade ettiği gibi) açıktır.. Kimseyi zorla müslüman yapmaya, müslüman göstermeye hakkımız yok.

*

Adam İslam’a “Beyni sulanmış hafızların dini” diyerek hakaret etmiş mi?.. Etmiş!

Yine Allahu Teala’nın ilkelerini/prensiplerini “gökten indiği sanılan kitapların dogmaları” diyerek aşağılayıp kendi icat ettiği prensiplerin onlardan üstün olduğunu iddia etmiş mi?

Etmiş!

Yani adamın İslam karşısındaki küfrü, kâfirliği açık.

Adam “İslam’ın kâfiri” olduğunun anlaşılması için daha ne desin?!

İmdi, böyle dinsiz imansız bir adamın İslam mabetlerinde “rahmet”le anılması İslam’a göre caiz olmadığı gibi, bunu talep etmek de İslam’la ve Müslümanlar’la alay etmek, onları aşağılamak anlamına gelir.

Ayrıca, laikliğe de aykırıdır.. Laikliğin yaygın tanımına göre din devlete, devlet de dine karışamaz. 

Devlet, “İslam denilince şunları anlayacaksınız” diyerek tanrılık ya da peygamberlik taslama konumunda değildir.

*

Kazım Güleçyüz’ün Fethullah için “rahmet” okumasından rahatsız olanlardan, bu “Selanikli’ye camide rahmet” okunması şirretlik, azgınlık, hadsizlik ve arsızlığı karşısında da hiç değilse fısıltı, inilti, vızıltı ya da mırıltı kabilinden bir tepki göstermelerini istersek çok şey mi beklemiş oluruz?

Selanikli Mustafa Atatürk’e rahmet okunmasını bu kadar önemseyen Ümit Özdağ gibi şımarıklara tavsiyemiz, her cuma Anıtkabir’i ziyaret etmeleri, orada Selanikli için Fatiha okumalarıdır.

"Selanikli'ye rahmet" hassasiyetini asıl sergilemeleri gereken yer orası.. Adamın mezarının başı.

İstiyorlarsa Yasin de okuyabilirler.. Hatta hatim okusunlar, daha sağlam olur.

Dahası, kalabalıkların Anıtkabir'e akın ettikleri milli bayramlarda Atatürkçü imamlara megafonla "rahmet" okutabilir ve ziyaretçilerden Fatiha okumalarını istetebilirler.

*

Mezarlıklar ve mezar başları şov yeri ve panayır alanı değildir, ölü için rahmet niyazında bulunma yeridir.

Madem Selanikli'nin Allahu Teala'nın rahmetini hakettiğine inanıyorsunuz, işte meydan, işte mezar!. Rahmet hassasiyetinizi orada doya doya sergileyin, kana kana yudumlayın! 

Hatta hatta, Yavuz Sultan Selim’in Topkapı Sarayı’ndaki mukaddes emanetler bölümünde ihdas ettiği türden bir sürekli Kur’an okunması hizmeti de organize edebilirsiniz.

Elinizi tutan yok, buyurun yapın!

Tabiî derdiniz müslüman millete "gıcık" vermek, nisbet yapmak, sataşıp tahrik etmek, kavga gürültü çıkartmak, "İşte İslam'ı laik (siyasal dinsiz) Kemalizm'e böyle biat ettirir, dininize dinsiz ideolojimiz karşısında böyle boyun eğdirtiriz" mesajını vererek mütedeyyin kitlenin müslümanlık damarına sinsice basıp alay etmek, cemaatin çaresizce yutkunmasına bakarak alçakça keyif çatmak değilse.

*

Hayır, beyefendiler Anıtkabir’de Allahu Teala’yı hatırlamaya, Fatiha okumaya tenezzül etmiyor, İslam'ın (Eski Yunan putperest tapınağı Akropolis'e benzeyen) bu mekâna girmesini içlerine sindiremiyorlar, geliyor müslümanın camisine musallat oluyor, orada imansız bir adam için rahmet okunmasını istiyorlar.

Ve Diyanet İşleri Başkanlığı da, "müslüman" olduklarını söyleyen siyasetçiler de, bu rezalet karşısında susuyor.

İmdi siz, Kazım Güleçyüz’e bu yersiz ve zamansız “rahmet okuma”nın hesabını sormayı biliyorsunuz da, Allahu Teala size, bu Selanikli’ye rahmet okunması talebi karşısındaki “sessusluk”unuzun hesabını sormayacak mı?

Nasıl bu dünyada Kazım’ı tutuklayan bir mahkemeniz varsa, ahirette de bir mahkeme var.


BU SORUNU PANSUMAN TEDAVİ VE MAKYAJLA ÇÖZEMEZSİNİZ

 




Devlet (ve/veya Devlet Bahçeli), Abdullah Öcalan’ı sahaya sürerek PKK’yı bitirebileceğine inanıyor gibi görünüyor.

Ancak bu sorun, salt böyle bir hamle ile çözülemez.

Çünkü bu Kürtçülük işi dallanıp budaklandı, yurtdışı ayağı oluştu.. Laik (siyasal dinsiz) bir Kürtçü (Kürt milliyetçisi) kitle oluştu.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, milliyetçiliği (Türk milliyetçiliği de dahil olmak üzere) bir tarafa atmadıkça bu dertten kurtulamaz.

Alerjiden kurtulmak istiyorsan, buna neden olan nesneyi terk edeceksin.. Pansumanla, makyajla bu dertten kurtulamazsın.

Ayrıca bu devlet Atatürkçülük (Atatürk ilke ve inkılapları) dayatmasından ve laiklikten kurtulmadıkça, bunların getirdiği arazlardan azade hale gelemez.

Böylesi politik manevralarla bu sorunu çözemezsiniz.

Sadece hayalkırıklığı yaşanır.

Meseleyi “kökten” (zihniyet ve resmî ideoloji düzeyinde) ele almanız gerekir.

Mevzubahis olan Apo’nun keyfi ve rahatı olsaydı gerisi teferruattı, ama öyle değil işte.


FETÖ’NÜN (FETHULLAHÇI TAKİYYE ÖRGÜTÜ) ASIL SUÇU

 





Fethullahçılar’ı en iyi tanıyanlardan biri, Yeni Şafak gazetesi yazarı Tamer Korkmaz.

Yıllarca Zaman gazetesinde yazdı.. Bildiğim kadarıyla bir zamanlar onların iki gözde genç yazarından biriydi. (Diğeri Nuh Gönültaş’tı.)

Tamer Korkmaz, Yeni Şafak’ın bugünkü (23 Kasım 2024 tarihli) sayısında şunları yazmış:

Batı Medyası, Locaefendi Fetullah’ın ölüm haberini verirken; onu “Din Adamı” veya “Müslüman Vaiz” olarak tanımladı.

Kandan beslenen Tescilli Vatan Haini Fetullah Gülen’in, kendi adıyla anılan Terör Örgütü’nün elebaşı-lideri olduğu gerçeğine itina ile gözlerini kapattılar.

***

İşte bu gözbağcılığa, dahası düzenbazlığa dayalı ortak dil; Locaefendi’nin, CIA’in ve Türkiye’deki Gladyo’nun mutemet adamı olmasıyla bağlantılıdır.

Bir de Fetullah’ın aslında ‘Gizli Kardinal’ oluşuyla ilgilidir!

***

Bu derin gerçeği, senelerce önce ilk kez rahmetli Aytunç Altındal ifşa etmişti.

Altındal, 17 Aralık 2013’ten sadece bir ay evvel -18 Kasım’da- fevkalade kuşkulu bir biçimde hayatını kaybetti.

 

PARALEL CİNAYETLER

Necip Hablemitoğlu’ndan Haydar Meriç’e Hrant Dink’ten Muhsin Yazıcıoğlu’na dek belli başlı derin suikastların emrini veren bizzat Locaefendi Fetullah idi.

***

15 Temmuz 2016’daki hain darbe girişimi sırasında 251 şehit verdik.

Fetullah’ın, kaldırıldığı hastanenin “251 Numaralı” odasında gebermesi, kaderin bir cilvesidir.

İNFAZ LİSTESİ

15 Temmuz 2016’daki ABD-FETÖ darbesi başarılı olsaydı; bu satırların yazarının da aralarında bulunduğu 9 bin kişi -ilk elde- infaz edilecekti!

***

Yüzlerce masumu katleden FETÖ’nün henüz “gün ışığına çıkmamış” cinayetleri bulunduğunu öngörmek de zor değildir.

ASLINDA NEDİR?

FETÖ hakkında belli analizler yapılırken, bu sinsi örgütün “devletin içine sızdığı” dile getiriliyor.

Bu tabir, aslında ne olduğunu izah etmek için asla yeterli değildir.

***

Bizzat Türkiye’deki Gladyo’nun FETÖ’yü “devletin içinde örgütlediğini” bir başka söyleyişle ona “yol verdiğini” anlamak ve anlatmak gerekiyor!

***

Locaefendi Fetullah, ta en başından beri CIA ve de MOSSAD ile bağlantılıydı.

Halihazırda onun Vatana İhanet izinden gidenler; en başta Mustafa Özcan olmak üzere işbu derin ilişkiyi sürdürüyorlar.

“ARANIYORDU” HİKAYESİ

“Made in USA” 12 Eylül 1980 darbesini yapan Kenan Evren Paşa ve generalleri, Locaefendi Fetullah’ın devlet kademeleri içinde palazlanmasına yardımcı oldular.

Gülen’in, 11 Eylül günü (1980) darbeden “haberdar edildiği” de bir sır değildir.

***

“Ağızlara laik” hikâye, bu ya…

1980-1986 döneminde; İzmir’deki Vaiz Fetullah Gülen, devlet tarafından güya “aranıyordu!

Bu büyük resmi yalan, Gülen’i bir yandan mevcut rejimle kavgalı gibi göstermeye yararken, diğer taraftan da onu tribünleri nezdinde “efsaneleştiriyordu!”

***

Yani?

“Hocaefendi, keramet gösteriyor, bak bir türlü yakalanmıyor” zırvası, böylelikle yürüyordu!

***

12 Ocak 1986 tarihinde Burdur’da şeklen gözaltına alınıp “kısa süre içinde serbest bırakıldığında” aslında hiç aranmadığı da anlaşılmıştı.

Fetullah, bu durumunu birkaç sene sonra bir vaazında itiraf da etmişti!

1986’DAN 2016’YA

Hürriyet gazetesinin, 19 ve 20 Temmuz 1986 tarihli manşetlerinde…

Fetullah’ı güya afişe eden yayınlar vardı!

***

Bu aleyhte gibi görünen manşetler, onu mevcut Gladyo rejimiyle kavgalı imiş gibi göstermek içindi…

Aslında tersinden reklamını yapıyorlardı!

***

Hürriyet’in “İşte Fetullah” sürmanşetinde ilk kez fotoğrafı yayınlandı. (20 Temmuz 1986)

Orada “12 Eylül’e savaş açmış” cümlesi okunuyordu; ki, büyük bir yalandı!

***

19 Temmuz 1986 tarihli Hürriyet, “Şimdi de Fetullahçılar” sürmanşetiyle çıkmıştı.

O sürmanşette, Fetullahçıların “Birleşik İslam Cumhuriyeti kurmak istedikleri” yazılıydı!

Bu ters propaganda, derin bir numaradan ibaretti.

***

Yani, neydi?

Locaefendi’nin FETÖ’sü, Türkiye’deki Laikçi Gladyo’nun lokomotif örgütüydü!

Aslında, “İslam dinini ifsat etmek üzere” Büyük Bir İhanet için yola çıkarılmıştı!

Hürriyet’in o dönemdeki yayınları; işte bu derin gerçeğin üzerini örtmeye yarıyordu.

***

O yayınlardan tam otuz yıl sonra 2016’da yani 15 Temmuz gecesi, TRT’de okutulan korsan bildiride; “Yurtta Sulh” adlı FETÖ Cuntası, “NATO’ya ve laikliğe bağlılığını” bildiriyordu!

GİZLİ KARDİNAL VATİKAN’DA

İnsanları Kilise’ye yöneltmeye ayarlı bir “Vatikan Projesi” olduğu; 1990’da ilan edilen “Dinler Arası Diyalog” safsatasının bir parçasıydı, FETÖ!

Locaefendi Fetullah’ın 1998’de Vatikan’da Papa’yı ziyaretiyle, bu gerçek ayan beyan ortaya çıktı.

***

İki yıl öncesinden yani 1996’dan itibaren de Fetullah’ın ABD’deki Yahudi lobisiyle buluşmaları organize edilmişti.

Bu bağlantıları, Törkiş Gladyo’nun derin baronu Yahudi İzhak Alaton sağlıyordu!

İSLAM DÜŞMANLIĞI

1990-1991’de Sovyetler’in önderliğindeki Doğu Bloku’nun çöküşüyle birlikte…

NATO’daki “düşman konsepti” değişti ve ilk sıraya “İslam Düşmanlığı” yerleşti!

***

CIA’in kurduğu Rand Corporation’ın…

O dönemde yayınladığı “Türkiye’deki İslamcı Akımlar” raporuyla “Ilımlı İslam” tabiri sahne aldı!

Aynen “İslamcılık” veya “Radikal İslam” gibi CIA merkezinde üretilen bu tabir ile Mason Locaefendi ve onun “dini cemaat” maskeli Gladyo örgütüne Tam Yol verildi.

***

Türkiye’yi 15 Temmuz 2016’daki askeri darbe teşebbüsüne kadar götüren derin yoldaki kilometre taşlarının en tehlikelisi 1990-1991’de NATO’daki yeni konsept ile döşenmişti!

*

Fethullah’ın “gizli kardinal” olup olmadığını bilmiyorum, fakat “Vatikan projesi”nde yer alıp bir kardinal gibi hareket ettiği kesin.

Belli başlı derin suikast”lerin emrini onun vermiş olduğundan da emin değilim.

Nedeni basit: Türkiye’de “derin suikast” konusunda FETÖ’den daha mahir ve tecrübeli “odak”lar mevcut.. (İnanmayan, meşhur MİT’çi Mehmet Eymür’ün atin.org adlı sitesini ziyaret etsin.)

Ancak, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bütün kurum ve kuruluşlarıyla (buna MİT ve TSK da dahil) “ters propaganda” yaparak FETÖ’yü palazlandırmak için çalışmış olduğu, Fethullah’ı “efsaneleştirdiği” doğru.. 

(12 Eylül Darbesi’nden sonra bunu yaptılar.. 28 Şubat Süreci’nden sonra ise aynı şeyi İskenderpaşa Cemaati’nde denediler, fakat Prof. Dr. Mahmud Esad Coşan Hoca’nın cemaatin başına geçirilmiş olan oğlunun çapı, kapasite ve becerisi buna yetmedi.)

Hürriyet gazetesinin “algı operasyonları”na gelince.. 

Bunlar da MİT’in “servis”inden (“hizmet”inden) ayrı düşünülemez.. 

(En azından Hürriyet, MİT’e rağmen böyle birşeyi yapmaz, yapamaz. 

Yapmış olabilemez.)

*

İslam dinini ifsat etme mevzuu daha derin..

Ne yazık ki bu da FETÖ’nün tekelinde olan bir “ihanet” değil.

FETÖ, İslam’ı bir ölçüde hristiyanlaştırmak (protestanlaştırmak ve katolikleştirmek) için uğraştı.. “Cihat” ruhunu öldürmeye çalıştılar.. Onlara göre dünyada mücahit diye bir şey yoktu, cemi cümlesi teröristti.

Sadece bu da değil, laikliği de savunmaya başladılar.. Abant rezaletlerini hatırlayınız.

Öte yandan, Cennet’e gitmek için İslam'ı kabul etmenin şart olmadığını da keşfettiler.. 

“İyi” bir yahudi ya da hristiyan da Cennet’e gidebilirdi. 

(Oysa bu, Hûd Suresi’nin 17’nci ayetine aykırı bir inanış.. Dolayısıyla küfür.. Bkz. https://seyfisay.blogspot.com/2024/01/bazi-fetoculerdeki-hukmu-kufur-olan.html)

*

Ancak, FETÖ’deki savrulmaların benzerleri Türkiye’deki diğer cemaatlerin büyük çoğunluğunda mevcut.

Birçoğunun “mahcup” Atatürkçü (ve dolayısıyla laik, yani siyasal dinsiz ve de son tahlilde Batıcı) olduklarını görüyoruz.. 

Sadece Haydar Baş ile oğlu da değil, bu kervana Cevat Akşit, Cübbeli Ahmet ve Mustafa İslamoğlu gibi isimler de ucundan kıyısından destek veriyorlar, verdiler.

İş o noktaya geldi ki, Temel Karamollaoğlu bile “İslamcı değilim, müslümanım” diyebildi.

Millî Gazete’de, Gladyo tipi “büzük kardeşliği”nin Fethullah kadar kaşar ismi Mehmet Şevket Eygi yıllarca İslamcılık düşmanlığı amigoluğu sergiledi, hatta laiklikçilik bile yaptı.

Bu İslam dinini ifsat kervanına bazı Diyanet İşleri Başkanları bile katıldılar.. Atatürk güzellemesi yapan Ali Bardakoğlu ile Mehmet Görmez gibilerin saçmasapan zırvaları seslendirdikleri görüldü.

Diğer taraftan, Kur’an’da Şeriat kavramı yer aldığı halde buna hutbelerinde sansür uygulayan Diyanet’e kimse “Arkadaş, neden hakikatleri eksik söylemek suretiyle İslam dinini dolaylı yoldan ifsat etmeye çalışıyorsunuz?” diye sormazken, “derin” güdümlü odakların “Hutbelerde niye Atatürk yok?” diye sistematik ve organize şirretlik yaptıkları görülüyor.

*

Fesat arıyorsanız FETÖ’ye bakmanıza gerek yok.. Aynadaki gül cemalinize bakın yeter.

Üstelik FETÖ, Amerika’da ortaya çıkıp Türkiye'ye gelmiş bir ithal organizasyon değil.. Sizin itinayla peydahlayıp büyüttüğünüz bebeğiniz.

Gerçek derdiniz de hiçbir zaman ondaki itikadî ve amelî savrulmalar olmadı..

Bütün derdiniz şuydu: “Küresel egemenlerle doğrudan temas kurmayacaksın, eskiden olduğu gibi bizim vasıtamızla onlarla irtibat sağlayacaksın.”

Evet, bütün “derin” derdiniz buydu..

Yoksa, FETÖ’deki kusurların birçoğu sizde de az çok var, "devletçi, Türkiyeci" beyzadeler!.

FETÖ'cüler CIA'in, MOSSAD'ın uşaklığını yaptılar ve yapıyorlar da, (askeri ve MİT'çisiyle) 28 Şubatçı taife aynı şeyi yapmadı mı?!


GÜLEN'İN ÖLÜMÜ MÜNASEBETİYLE YENİDEN...

 

FETHULLAHÇI TAKİYYE ÖRGÜTÜ (FETÖ) VE ATATÜRKİZM

 




Kemalist/Atatürkist taifenin Fethullahçılara yönelttiği suçlamalar, aynı zamanda kendi ayıplarını ortaya dökmeleri anlamına geliyor.

“Şecaat arzederken merd-i Kıptî sirkatin söyler” hesabı..

Mesela Nisan 2018’de odatv.com’da şöyle bir haber yayınlanmıştı:

Yine örgütün üst düzey yöneticileri tarafından bu evlerde kalanlara verilen talimatta da, “Hakim-savcı olduğunuzda, çalıştığınız adliyelerde namaz kılmayacaksınız. Tuvalette klozete oturup namaz kılacaksınız. Asker abileriniz de böyle yapıyor. Sahte kokteyller düzenliyor. Alkol alıyorlar” denildiği belirtildi.

(https://www.odatv.com/guncel/tuvalette-klozete-oturup-namaz-kilacaksiniz-136355)

Tamam, FETÖ’cülerin bu tavrı, onların takiyyecilik, ilkesizlik, çıkarcılık ve dünyaperestliğini sergiler; bu açık.

Fakat, onların neden böyle davranma ihtiyacı duydukları sorusunu da akla getirmez mi?

Niçin böyle davranma ihtiyacı duyuyorlardı?

*

Rejimperestler din, iman, müslümanlık ve namaz düşmanlığı yapmıyorduysalar, böyle yapanların önünü kesmiyorduysalar, fişlemiyorduysalar, sakıncalı ilan etmiyorduysalar, “İrticacıdır, rejimimiz için tehlikelidir” diye mimlemiyorduysalar, onlar neden böyle davranma ihtiyacı duyuyorlardı?

Namaz kılanların önü kesilmiyor, ikinci sınıf insan muamelesi görmüyorduysalar, FETÖ’cüler niçin böyle yapıyorlardı?

FETÖ’cülerin soru çalarak, adam kayırarak hak etmedikleri yerlere gelmeleri suç, ayıp.. Bu, tamam.

Peki sizin namaz kılan insanların önünü sırf namaz kılıyor, ya da Şeriatçı diye kapatmanız haksızlık değil miydi?!

Tamam, soru çalmak kötü.

Peki ya, soru çalmaya bile gerek görmeden göstere göstere namaz kılmayanı namaz kılana tercih etmek, namaz kılanı tasfiye etmek, mesela ordudan atmak, haksızlık değil miydi?!

*

Bununla birlikte, FETÖ’cüler ve Fethullah’ın “tabandaki ibadet ehli” kabul edilen izleyicileri işte bu takiyyeci tavırları yüzünden, bugün başlarına gelenleri kısmen hakettiler.

Birçokları, kendilerini sözde kamufle etmek için gâvur gibi konuşmayı bile caiz görmeye başladı.

Ve onlardaki bu bozulma ve yozlaşmayı, içlerindeki “derin” elemanlar körüklediler, desteklediler.

Mesela Hüseyin Gülerce’nin yazdıkları.

Bu adam, The Cemaat’in sözcüsü gibiydi.

Hatta, gibisi fazla, sözcüsüydü.

Ve adam, The Cemaat adına (Zaman gazetesinin 8 Kasım 2007 ve 10 Kasım 2010 tarihli sayılarında) Atatürkçülük yaparken, bu takiyyeci güruhtan ona en küçük bir itiraz gelmedi.

*

Evet adam, 2007 yılında “ortak değerler” olarak şunları sıralamış:

Atatürk, cumhuriyet, laiklik, demokrasi”.

Devletperestliğe özgü “imanın şartları”.. Ortak iman esasları.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında “çılgın Türkler”in ilah ilan ettiği Atatürk var..

Devlet (cumhuriyet) var..

Laiklik, yani siyasal dinsizlik, yani Şeriat karşıtlığı var.

Demokrasi, yani siyasal halkçılık, Allahu Teala’yı bırakıp halkı/milleti “hüküm koyucu (şâri’)” kabul etme var..

Dört dörtlük rejimperestlik.

Hüseyin efendi bu dört esasın yanına, lütuf kabilinden “dinimiz” ile “hukukun üstünlüğü”nü de eklemiş.

Ama hangi hukuk?.. Onu söylemiyor.

Bu “ortak değerler”in hepsi Anayasa’ya girmiş, bir tek “dinimiz” yok.

O sadece duygu sömürüsü ve istismar aracı.

*

Evet adam, FETÖ (Fethullahçı Takiyye Örgütü) adına konuşarak aynen şunu yazmış:

“Atatürk, bu toplumun ortak değeridir.”

Adam daha ne desin!

Tabiî adamın yazdıkları kendi içinde çelişkili, tutarsız, fakat sorun değil, çünkü yapmak istediği şey zaten çelişkili düşünülmesini sağlamaktan ibaret.

Hem laikliği, hem de “dinimiz”i ortak değer kabul ediyor.

Halbuki, bunlardan birini ortak değer kabul ettiğinde diğerini edemezsin.

Anayasa’da “dinimiz”e yer verilmemesinin nedeni de işte bu!

Fakat laikliğe yer veriliyor.. Çünkü gerçek “ortak değer” o..

Millete ortak değer olarak laiklik dayatılıyor.

*

Anayasa’da Atatürk var, laiklik var, demokrasi var, milliyetçilik var, var oğlu var, bir tek İslam yok.

Atatürkistlere göre Atatürk, toplumun ortak değeri olmaktan fazla bir şey, Allahu Teala’ya ihtiyaç bırakmayan, O’nu anmayı gereksiz hale getiren “ulu önder”.. Onun için açıkça “ilah/tanrı” diyenler de var.

Ve (“devleti için” FETÖ’nün içinde “hizmet” gören) Hüseyin Gülerce gibiler, “ortak değer” yaftası altında, bu “Atatürk putçuluğu”nun değirmenine su taşırken onların içinden bir kişi bile çıkıp “Dur bakalım, n’oluyoruz, o kadar da değil!” demedi.

Fethullahçı Takiyye Örgütü’nden bir kişi bile çıkıp ona itiraz etmedi.

Hüseyin Gülerce’nin Haydar Baş belası gibi utanmaz bir yalancı olduğuna, 2007 yılında yayınlanan yazısında Selanikli Mustafa Atatürk için kullandığı şu ifadeler delil olarak yeter:

“Bu milletin evladı olarak mukaddes bildiğimiz bütün değerlere de sahip çıkmış, saygılı olmuştur.”

Adam daha ne desin!

*

Selanikli’nin “mukaddes bildiğimiz bütün değerlere” nasıl sahip çıktığını körler, sağırlar ve bile bile yalan söyleyen ar damarı çatlamışlar dışında herkes biliyor.

Anlatmayalım.

Hüseyin efendinin üç yıl sonra, 2010’da yayınlattığı yazısı biraz daha akıllıca, fakat onda da “Atatürk müslümanlığı hakkında da hüküm vermek bize düşmez, nihai karar Allah’a aittir” diyor.

Olağanüstü kibar, nazik, anlayışlı, ince, hoşgörülü, medenî..

Fakat aynı adam, yıllar sonra, bir zamanlar önünde huşu içinde el pençe divan durduğu Fethullah’ın müslümanlığı hakkında karar vermeyi Allah’a bırakmadı.

Allah’ın haşa vekiliymiş gibi onu cehennemin dibine soktu soktu çıkardı, soktu soktu çıkardı.

Ah hayatınızda bir kerecik olsun samimi ve dürüst olabilseniz..

Bir kerecik..

*

Hüseyin Gülerce, 2017 yılında Karar gazetesi yazarı Akif Beki ile yaptığı bir tartışmada, söz konusu Atatürk’lü yazılarını gurur ve iftiharla gündeme getirmişti (Bkz. https://www.odatv.com/guncel/hodri-meydan-akif-beki-de-yazisini-gostersin-127158)

Fethullah da, Fethullah’ın izleyicileri de, birbirlerinin (Hüseyin Gülerce’de görülen türden) zırvalarına “Bizdendir, ne söylese yeridir” diyerek “hoşgörü”yle baktıkları, birbirlerinin yanlışlarına itiraz etmedikleri için, başlarına gelenlerin bir bölümünü hak ettiler.

Fethullahçı Takiyye Örgütü’nün Atatürkçülük, laiklik, demokrasi ve cumhuriyet güzellemeleri yapması, yaptırması, onlara bir fayda vermedi.

Aynı güzellemeleri yapan, Selanikli’ye arz-ı ihtiramda bulunan, demokrasiye ve laikliğe iman ettiğini ilan eden, hatta yoz boz kurtçuluğa kadar savrulan diğer dindarımsı cemaat ve gruplar bundan ibret almalıdırlar.

*

Bu noktada, Fethullah Gülen’e “Atatürk’e bağlılık” hususunda yöneltilmiş bir suçlamayı hatırlamak yararlı olabilir.

Star gazetesi yazarı Elif Çakır, “Fethullah Gülen’in ‘küçük’ ihaneti!” başlığını taşıyan 16 Mart 2014 tarihli yazısında, Gülen’in bir çocukluk arkadaşının, Alvarlı Efe rh. a.’in torunu Nakip Efendi’nin ifadelerine yer vermişti.

Şöyle:

Aşağıda ayrıntılarını aktaracağım, oldukça enteresan bu hikâye üzerine dün Nakip Efendi’ye telefonla ulaştım.

Nakip Efendi 76 yaşında. Erzurum’da yaşıyor. Alvarlı Efe Hazretlerinin hali hazırda hayattaki torunlarından ve Gülen’in de Kurşunlu Medresesinden arkadaşı.

Gülen’in o yıllardaki medrese arkadaşlarından bir diğerini de [Diyanet İşleri eski Başkanı] Mehmet Nuri Yılmaz olduğunu aktardı Nakip Efendi. …

*

Mutlaka okumuşsunuzdur Fethullah Gülen’in [hayat hikâyesini anlattığı] ‘Küçük Dünyam’ kitabının ilk baskısında Alvarlı İmam başlığı altında genişçe bir bahis var.

Alvarlı Efe Hazretlerinden büyük bir övgüyle bahsediyor Gülen.

Gülen, ‘Küçük Dünyam’da Alvarlı Efe Hazretleri’nin hayattayken babası için ‘evladım’ dediğini kendisi içinde ‘talebem’ dediğini (K. Dünyam, s. 36) anlatıyor ancak Alvarlı ailesi bunun mümkün olmadığını zaten kitapta bunun gibi pek çok çelişkinin olduğunu söylüyor.

Nakip Efendi kitapta asıl itirazlarının ise Gülen’in medrese hocası Sadi Mazlumoğlu Efendi için yazdıkları.

Diyor ki Nakip Efendi: Gülen’in hocasına karşı yaptığı davranış sonucunda medreseden atılmak zorunda kaldığı halde meseleyi -ki Erzurum’da neredeyse infial yaratmasına rağmen, biz gençliğine, cahilliğine verip affetmeye çalışmıştık- yıllar sonra kendisini anlattığı kitabında bu kez de medreseden sanki kendisi ayrılmış gibi anlatmış. Ayrıca ayrılma sebebini de çok sinsice Sadi Efendi’nin tecrübesizliğine ve saflığına ve aralarındaki anlaşamazlığa bağlamış.”

*

Kitap, gazetede [1991 yılında Zaman gazetesinde] yayınlanmaya başlayınca haberdar olduklarını söylüyor Nakip Efendi.

Ve Alvarlı Efe Vakfı kurucusu ve aynı zamanda damatları olan Hattat Hüseyin Kutlu [Gülen’le röportaj yapmak suretiyle kitabı hazırlayan] Latif Erdoğan’la görüşerek ‘Sadi Efendiyle ilgili yazılan kısmın hiç de Gülen’in yazdığı gibi olmadığını, düzeltilmesini’ istemişler.

Düzeltilmiş.

*

Gelelim Gülen’in gerçekte Kurşunlu Medresesi’nden ayrılma sebebine.

Alvarlı Efe vefat edince yerine oğlu Seyfettin Mazlumoğlu geçiyor. Seyfettin beyin büyük oğlu Sadi Efendi de Kurşunlu Medresinde hocalık yapmaya başlıyor. Gülen de onun öğrencisi.

Birgün medresenin önüne jandarmalar geliyor ve Sadi Efendi’nin kollarına kelepçe takarak ilçedeki Gürcü Kapı Karakoluna götürüyorlar. Gözaltına alıyorlar yani.

Sadi Efendi’nin başına gelenler bölgede anında duyuluyor ve halk karakolun önüne yığılıyor. Deyim yerindeyse kıyamet kopuyor o gün Erzurum’da.

O tarihe kadar böylesi bir hadise yaşanmamış. Hadise kısa bir süre sonra anlaşılıyor. Meğer Sadi Efendi’den şikayetçi olan, öğrencisi Fethullah Gülen!

Meğerse bizim Gülen, ‘zaten benden 5-6 yaş büyüktü’ dediği hocasına kızmış ve gitmiş ‘Atatürk aleyhine konuşuyor, bu adam Atatürk düşmanlığı yapıyor medresede’ diyerek karakola şikayette bulunmuş. 1955-56 olmalı diyor Nakip Efendi:

‘Bugün yaşananlara bakınca medresede o gün yaşadıklarımızı hatırlıyorum. Hocasının ellerine kelepçe taktıran, Atatürk düşmanlığı yapıyor diyerek şikayette bulunan Fethullah Gülen geliyor aklıma. Ve o gün yaşadıklarımız.”

(https://www.star.com.tr/yazar/fethullah-gulenin-kucuk-ihaneti-yazi-856402/)

GÖZDEN GEÇİRİLMİŞ VE YENİLENMİŞ OLARAK

  islambol yayinlari @islambolyayin ÖNSİPARİŞ SON TARİH 20 MAYIS 2026 DR. SEYFİ SAY'IN KALEMİNDEN Bilinmeyen Yönleriyle Mustafa Kemal ve...