ORKHAN MUSAKHANOV’UN “ES-SİNDÎ’NİN VAHDET-İ VÜCÛD REDDİYESİNİN ELEŞTİRİSİ”NİN ELEŞTİRİSİ - 2

 





(Baş tarafı için bkz. https://seyfisay.blogspot.com/2026/06/orkhan-musakhanovun-es-sindinin-vahdet.html)


Gelelim 88’inci dipnota:

88. İbnü’l-Arabî, Fusûsi’l-Hikem, 81. Burada da Şeyh-i Ekber’in sözünün anlaşılması için sözün geçtiği bağlamı aktarıyoruz: “Harrâz dedi; hâlbuki o [âlem ve âlemin bir parçası olan sen yahut senin bir parçan olan âlem] Hakk’ın vecihlerinden bir vecihtir ve O’nun lisanlarından bir lisandır, kendi nefsinden nutk eder ki: ‘Muhakkak Allah Teâlâ ancak zıtları cemetmekle, O’nun üzerine O’nunla hükmetmekle bilinir.’ Böyle olunca Hak, Evveldir; Âhirdir, Zâhirdir ve Bâtındır. Binâenaleyh O; zâhir olan şeyin ‘ayn’ıdır; ve O; zuhuru hâlinde bâtın olan şeyin ‘ayn’ıdır; ve vücûdda O’nu gören O’nun gayrı yoktur; ve vücûdda, O’ndan bâtın olduğu kimse yoktur. İmdi O, nefsine zâhirdir ve ondan [nefsinden] bâtındır, Ebû Saîd el-Harrâz ve başka muhdeslerin isimleriyle isimlenen O’dur. Zâhir ‘ben’ dediği vakit, Bâtın hayır, der ve Bâtın ‘ben’ dediği vakit, Zâhir hayır, der ve bu, her bir zıdda vardır. Hâlbuki mütekellim vâhiddir; ve duyanın ‘ayn’ıdır.Fusûsü’l-Hikem’den yaptığımız tercümeler kısmi tasarruflarla birlikte Ahmed Avni Konuk’un Fusûs Tercümesine dayanmaktadır. Bkz. İbnü’l-Arabî-Ahmed Avni Konuk, Fusûsu’l-Hikem Tercüme ve Şerhi, 1: 353- 356.”

İbn Arabî’nin Harrâz diyerek sözünü aktardığı kişi, meşhur sufî Ebû Saîd Ahmed b. Îsâ el-Harrâz (ö. 277/890 [?]).

TDV İslâm Ansiklopedisi’nin “Ebû Saîd el-Harrâz” maddesinde şu söyleniyor:

“… Ebû Saîd el-Harrâz’ın, “Allah’ı zıtları bir araya getirerek tanıdım” sözünü Muhyiddin İbnü’l-Arabî kendi tasavvuf anlayışına göre yorumlamış ve bu yorum tenkitlere yol açmıştır (bk. Şeyh Mekkî, s. 46, 159-162).

Söz konusu maddedeki şu bilgiler de önem taşıyor:

“… Günümüze ulaşmayan Kitâbü’s-Sır adlı risâlesindeki görüşlerinden dolayı Bağdat’ta tenkitlere uğrayınca Buhara’ya, oradan da Mekke’ye giderek bir süre bu şehirde ikamet ettikten sonra Mısır’a geçti. “Allah’la benim aramda perde yoktur” şeklindeki sözü tepkiyle karşılandığından Mısır’ı da terketmek zorunda kaldı (Herevî, s. 183). (…)

“Harrâz şer‘î hükümlere titizlikle bağlı kalmanın gereğine inanırdı. “Zâhire aykırı düşen her gizli ilim (ilm-i bâtın) bâtıldır” sözü, kendisinden sonraki sûfîlerin dillerinden düşürmedikleri bir vecize olmuştur. Bununla birlikte, “Mukarreb olanların günahı ebrârın sevabıdır”; “Âriflerin riyası müridlerin ihlâsından daha iyidir” gibi ifadelerle ortaya koyduğu görüşleri dolayısıyla tenkit edilmiştir. Harrâz hadis dinlemiş ve rivayet etmiş olmakla beraber güvenilir bir hadisçi sayılmamıştır.

Harraz’ın sözüne gelelim..

Yazarın köşeli parantez içinde yaptığı “[âlem ve âlemin bir parçası olan sen yahut senin bir parçan olan âlem]” şeklindeki ifadede yer alan “senin bir parçan olan âlem” kaydı yersiz ve yanlış. Sen de kendi başına bir âlem sayılabilirsin, fakat burada sözü edilen âlem senin bir parçan değildir.

“Hâlbuki o [âlem ve sen] Hakk’ın vecihlerinden bir vecihtir ve O’nun lisanlarından bir lisandır” şeklindeki söz, tevile müsaittir. Sonuçta herşeyi ve herkesin her yaptığını yaratan, Allahu Teala’dır.

Bununla birlikte, “… kendi nefsinden nutk eder ki: ‘Muhakkak Allah Teâlâ ancak zıtları cemetmekle, O’nun üzerine O’nunla hükmetmekle [bir zıddın üzerine diğer zıtla hükmetmekle]” bilinir’” şeklindeki bilmecemsi artistik laf doğru değildir.

Evet, “Hak, Evveldir; Âhirdir, Zâhirdir ve Bâtındır” diyebilirsin, fakat “Hak Halik’tir ve Mahluk’tur, Adl’dır ve Zulm’dür” diyerek Halik ve Adl isimlerinin karşısına zıtları durumundaki Mahluk ve Zulm isimlerini koyabilir misin?!

*

Harraz burada eksik ve dolayısıyla yanlış konuşmuş.. İbn Arabî de buna yapışmış, ve “Böyle olunca Hak, Evveldir; Âhirdir, Zâhirdir ve Bâtındır. Binâenaleyh O; zâhir olan şeyin ‘ayn’ıdır; ve O; zuhuru hâlinde bâtın olan şeyin ‘ayn’ıdır; ve vücûdda O’nu gören O’nun gayrı yoktur; ve vücûdda, O’ndan bâtın olduğu kimse yoktur” diyerek söz konusu yanlışı nirvanasına doğru kanatlandırmış.

Millet bu lafları, bilmecemsi oldukları ve kavramlar yersiz biçimde kullanıldıkları için irfan deryası zannediyor, halbuki zırva.

“O hem Zahir hem de Batın’dır” demek dururken bunu, sağ kulağını sağ bacağının altından dolandırdığın sol elinle tutman anlamına gelecek şekilde lafı dolandırarak söylemen, “Binâenaleyh O; zâhir olan şeyin ‘ayn’ıdır; ve O; zuhuru hâlinde bâtın olan şeyin ‘ayn’ıdır” diyerek lafı uzatman gerekmiyor.

“… ve vücûdda O’nu gören O’nun gayrı yoktur; ve vücûdda, O’ndan bâtın olduğu kimse yoktur” şeklindeki bozuk laf salatasında ise hiç anlam aramaya aslında gerek yok. Dangalak bu lafıyla, “Varlıkta O’nu gören yine kendisidir, başkası değildir; ve varlıkta, O’ndan daha batın olan yoktur” demek istiyor.

*

Fakat dangalak, bunu söylerken, zaten O’ndan başkasına “vücud” olma hakkı tanımamakta olduğunu unutuyor. Burada, kendisiyle çelişerek, O’ndan başkasına bir “vücud” (varlık) vererek “vücûdda, O’ndan bâtın olduğu kimse yoktur” demekte olduğunun farkında değil.

Halbuki, “‘Aliyy’ O’nun esmâ-i hüsnâsındandır. O, kimin üzerine yücedir? Hâlbuki vücûdda ancak O vardır. İmdi Zâtından dolayı ‘Aliyy’dir. Yahut hangi şeyden yücedir. Hâlbuki o şey, ancak O’dur. Binaenaleyh onun ulüvvü kendi nefsi içindir” demiş durumdaydı.

Dolayısıyla burada, tutarlılık ve mantık adına şöyle demesi gerekirdi: “‘Batın, O’nun esmâ-i hüsnâsındandır. O, kimin üzerine batındır? Hâlbuki vücûdda ancak O vardır. İmdi Zâtından dolayı ‘Batın’dır. Yahut hangi şeyden batındır. Hâlbuki o şey, ancak O’dur. Binaenaleyh onun batınlığı kendi nefsi içindir.”

“Aliyy” (Yüce) ismi meyanında zıtlık meselesini hatırlatmaya, “Allahu Teala’yı tanımak için ona bir de ‘Alçak’ ismi mi vermek gerekiyor?” diye sormaya ise hiç lüzum yok.

Endülüs’ün alçak sapığının zırvalarında hikmet arayan ahmaklara gülmek mi, üzülmek mi, kızmak mı lazım, karar vermek zor.

 

(Devam edeceğiz inşallah)


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ORKHAN MUSAKHANOV’UN “ES-SİNDÎ’NİN VAHDET-İ VÜCÛD REDDİYESİNİN ELEŞTİRİSİ”NİN ELEŞTİRİSİ - 3

  (Baş tarafı için bakınız:  https://seyfisay.blogspot.com/2026/06/orkhan-musakhanovun-es-sindinin-vahdet_01050639069.html) Yazarın eklediği...