BATILI BEYAZ ADAM'IN YERLİ MİLLİ LAİK (SİYASAL DİNSİZ) UŞAKLARI İSLAM'I (ŞEHİRLİLEŞTİRME ADI ALTINDA) BATILILAŞTIRMAYA ÇALIŞIRKEN




Evet, Yeni Şafak'ın şehirli Kibar Feyzo'su İsmail Kılıçarslan'ın 31 Aralık 2022 tarihli yazısı üzerinde duruyorduk.

Onun, şehriye mezhebi kurucusu büyük âlim Nevşin Mengü'nün irşadı doğrultusunda kalem oynattığını görmüştük.

Batılı emperyalistlere ve yerli milli baskıcı düzenlere sitem ediyor, şehirli İslam'ın temsilcilerini yok ettiklerini, böylece meydanı dağlı-köylülerin toz toprak İslamı'na bıraktıklarını ileri sürüyordu.

Yani bu masala inanacak olursak, Batılı emperyalistler mesela Türkiye'de Tayyip'in iktidar olmasına imkân vermemiş, topla tüfekle Erdoğan'a saldırmış, Ankara'yı uçaklarıyla bombalamış, onun iktidarını engellemiş, buna karşılık Afganistan'daki köylü-dağlılara "Aslansınız, kaplansınız, müttefikimizsiniz, hadi gelin beraber Tayyip'in üstüne çullanalım" demiş oluyorlardı.

Şehirli Kibar Hanzo'nun yazdıklarından çıkan sonuç buydu.

*

Ağzı bozuk küfürbaz Kibar İsmail'in sözlerinin devamı şöyle:

Hasan el Benna’nın, Mevdudi’nin, Mehmet Akif’in, Babanzade’nin, Mahmut Kemal’in, Zahit Kotku’nun, Sezai Karakoç’un, İmam Harun’un, Aliya’nın ve daha nicesinin sesini özenle kesip yerine neyi savunduklarını kendilerinin bile bilmedikleri, nereden çıktıklarını kimsenin kestiremediği karanlık, çığırtkan, leş tiplemeleri toplumun karşısına diktiler. Buradan “şehirli bir refleks” çıkar mıydı, çıkabilir miydi?

Bunu yapanlar yabancı emperyalistler ile yerli milli baskıcı düzenlermiş.

Bu isimlerin önlerinin şu veya bu ölçüde kesildiği doğru..

Mehmed Akif, II. Abdülhamid'e dayılandı diklendi, "İhtimal bazı kafalar kesilecektir" diyen ("fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür" edebiyatçısı) adamın blöf yapmadığını İskilipli Atıf Hoca gibi isimler sayesinde görünce, ona karşı ölene kadar gık bile diyemedi. 

Ona karşı sesini yükselten, Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi'ydi.

Her devrin adamı değil, her devirde adam olan Mustafa Sabri Efendi.

Babanzade, aynı kafa kesme meraklısı tarafından üniversite hocalığından atıldı, maaşı kesildi, yoksulluk içinde öldü.

Aliya uzun yıllar hapis yattı.

İmam Harun, hapiste işkenceyle öldürüldü.

*

Sayılan isimlerin her birinin bir hikâyesi var, bunları biliyoruz da, Kibar Hanzo'nun kastettiği diğer kişiler hakkında bilgimiz yok.

"Neyi savunduklarını kendilerinin bile bilmedikleri, nereden çıktıklarını kimsenin kestiremediği karanlık, çığırtkan, leş tiplemeler" kimler?

Konu dağlı-köylü toz toprak İslamı olduğuna göre, asıl sayılması gereken isimler bu tipler olmalıydı.

Ancak, Kibar Hanzo'nun uzun dili bu noktada tutuklaşmış.. İsim yok, küfür var: Leş tipler..

Bu leş tipler, salt leş olarak kalsalar iyi, aynı zamanda karanlıklar, çığırtkanlar..

“Toz toprak İslam'ı, leşler bilmem ne” diye çığırtkanlık yapan Kibar Hanzo leş değil. Karanlık değil, aydınlık.. Köylü-dağlı da değil, şehirli.. 

En az Nevşin Mengü kadar aydınlık, kanlı canlı..

*

Bu ucuz ve be-leş şehirli tipin yazısının siyak ve sibakına, başladığı noktaya baktığımızda, sözünü ettiği leş tiplerin Taliban ile onların fikirdaş ve gönüldaşları olması gerekiyor.

Küresel emperyalistlerin ve yerli milli baskıcı düzenlerin bunların önünü açtıklarını söyleyebilmesi için insanın sadece yalancı ve palavracı değil, aynı zamanda iflah olmaz bir utanmaz olması gerekir.

Ar damarı çatlamış utanmaz..

Adama inanacak olursak bu topraklarda Erdoğan, Ömer Çelik, Mehmet Metiner vs. gibi aydınlık tiplerin şu anda hapishanelerde çile doldurduğunu, Alparslan Kuytul ile Halis Bayancuk gibi leş tiplerin ise Ankara'da saraylarda yaşadıklarını, özel uçaklarda dünyayı gezdiklerini düşünmemiz gerekiyor.

Almanya’ya kapağı atan kim, Halis ile Alparslan mı, yoksa Mustafa Öztürk mü? (Cemalettin Kaplan da Almanya'daydı, fakat onu gaza getirip yönlendiren MİT'çi Murat Bayrak'tı.. Ve o sıralarda derin devletin böylesi bir "uçuk kaçık irtica"ya ihtiyacı vardı. Henüz FETÖ icat edilmediği için de derin devletle Alman istihbaratı iyi anlaşıyordu. Kaplan'dan asıl zarar gören de, onu Almanya'ya göndermiş olan Erbakan'dı, Almanya'daki teşkilatı bölüp parçalamış, darmadağın etmişti.)

Ve bu tarihselci şehirli Mustafa’nın zırvaları tepki gördüğünde, ve de “Batılı abilerimin, amcalarımın, efendilerimin yanına gideceğim” diye nazlanıp zırladığında onu Ankara’dan arayıp teselli eden devletlular kimlerdi?

*

İşte bu şehirli tip, "neyi savunduklarını kendilerinin bile bilmediği" leş tiplerden söz ediyor.

Kendisi neyi savunduğunu biliyor olmalı.. Neyi savunuyor, neyi anlatıyor, sözlerinden çıkan anlam ne, biliyor olmalı ki böyle konuşuyor.

Ne var ki, yazdıklarına bakıldığında, şikâyet ettiği "neyi savunduğunu bilmeme" hastalığından bizzat kendisinin muzdarip olduğunu görüyoruz.

Dolayısıyla, kendi ifadeleri çerçevesinde karanlık ve çığırtkan bir leş olduğunu kabul etmemiz gerekiyor.

İtiraz etmiyoruz, kendisiyle ilgili hükmü kendisi vermiş.

Ancak, Kılıçarslan soyadını değiştirmesini tavsiye ederiz. Çünkü, hinoğlu hin nursuz suratına baktığımızda bir arslan değil tavşan görüyoruz.

Tavşana o kadar benziyor ki, resimli sözlüklerde tavşan kelimesinin yanına bunun fotoğrafını bassalar yadırganmaz. Hafiften tilkiliğe çalan bir tavşan suratı..

Tavşana kılıç sıfatı yakışmayacağı için soyisminin o tarafını da kılçık yapması yerinde olur gibi görünüyor.

Evet, soyadını Kılçıktavşan yapması, ismiyle müsemma bir mahluk olmasını sağlayabilir.

İsminin İsmail kısmı kalabilir, fakat Nevşin Mengü ile olan "inanç, dava ve zihniyet kardeşliği"ni ilerletmek için onu da Nevleş yapabilir.

Nev, yeni demek olduğu için, kendisindeki şehirli yenilikçiliğe uyar.

Nevleş Kılçıktavşan oldukça şehirli bir isim..

*

Aslında toz toprak İslamı lafını sevdim..

Çünkü biz topraktan yaratıldık..

Toprak, bizim için değerlidir. Vatandır. “Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır” diyen şairi anlayabiliyoruz.

Toz toprak İslamı, (bugünkü Afganistan’da olduğu gibi dâru’l-İslam durumundaki) vatanda yaşanan saf ve gerçek İslam’dır.

Emperyalistlerin/sömürgecilerin keşif kolu oryantalistlerin, yerli milli satılmış işbirlikçilerinin kulağına üfledikleri tarihselci şehriye mezhebinin güncellenmiş soytarılıkları değildir.

O yüzden, “Ben ay’ımı yerde gördüm, ne isterim gökyüzünde, / Benüm yüzüm yerde gerek, bana rahmet yerden yağar” diyen Yunus’a, ne bu toz toprak sevdası demiyoruz.

Onun sarı çiçeği gibi “Annem babam topraktır” diyoruz.

*

Batılı emperyalistlerin toprak ve şehir anlayışındaki bozukluk, ahlâksızlık, rezillik, haydutluk ve yağmacılığa 1854’de Kızılderili Şef Seattle kurşun gibi kelimelerle cevap vermişti.

Onun sadece kelimeleri vardı, başka türden bir cevap vermeye gücü yetmiyordu.

Müslüman Afganistan ise, ABD’ye ve onun (laik yani siyasal dinsiz Türkiye dahil) müttefiklerine bazen kurşunlarla bazen de atom bombasından güçlü kelimelerle cevap verdi.

Şef Seattle, Beyaz Saray’a gönderdiği mektubunda şunları yazmıştı:

Washington’daki Büyük Şef topraklarımızı almak istemesi konusunda sözünü iletmiş. Büyük şef aynı zamanda dostluk ve iyi niyet sözlerini de dile getirmiş. Bu çok nezaketli bir hareket. Çünkü karşılık olarak bizim dostluğumuza çok az ihtiyacı var. Ama biz teklifini düşüneceğiz. Çünkü biliyoruz ki, eğer satmazsak beyaz adam silahlarla gelip toprağımızı alabilir.

Gökyüzünü, toprağın ısısını nasıl satın alabilir ve satabilirsiniz?! Bu fikir bize tuhaf gelir. Eğer biz havanın tazeliğine ve suların parıltısına sahip değilsek, onları nasıl satın alabilirsiniz?! Bu dünyanın her parçası benim insanlarım için kutsaldır. Parlayan her çam iğnesi, bütün kumlu sahiller, karanlık ormanlardaki sis, her açık alan, vızıldayan böcekler, halkımın hafıza ve anılarında kutsaldır. Ağaçların gövdelerinden akan sular kızılderililerin anılarını taşır. …

O yüzden, Washington’daki büyük şef toprağımızı almak isterken bizden çok şey istiyor. 

Büyük şef bize rahatça yaşayabileceğimiz bir yer ayıracağını söylüyor. O bizim babamız ve biz de onun çocukları olacakmışız. O halde, toprağımızı alma teklifini düşüneceğiz, ama bu kolay olmayacak.

Çünkü bu toprak bizim için kutsaldır. Dereler ve nehirlerden akan, parıldayan  sular, sadece su değil, aynı zamanda atalarımızın kanlarıdır. Eğer size toprak satarsak, onun kutsal olduğunu hatırlamalısınız, ve çocuklarınıza da onun kutsal olduğunu öğretmelisiniz. …

Beyaz adamın bizim geleneklerimizi anlamadığını biliyoruz. Toprağın bir parçası diğeri ile aynı onun için, çünkü gezip dolaşıp topraktan ihtiyacı olanı alıp giden bir yabancıdır o. Dünya onun kardeşi değil fakat düşmanıdır, ve onu fethetti mi durmaz, ilerlemeye devam eder. Atalarının mezarlarını geride bırakır ve aldırmaz. Çocuklardan dünyayı kaçırır. Aldırmaz. Babalarının mezarları ve çocuklarının hakları unutulmuştur. Annesi olan yeryüzüne ve kardeşi göğe, satın alınan, yağma edilen, koyunlar ya da parlak boncuklar gibi değişilen birer malmış gibi davranır.

İştahı dünyayı yiyip bitirecek ve geride sadece bir çöl bırakacaktır.

 Sizin şehirlerinizin manzarası Kızılderili’nin gözlerine acı verir. Ama bu belki de, Kızılderili vahşi (köylü, dağlı) olduğundan ve anlamadığındandır. Beyaz adamların şehirlerinde sakin yer bulamazsınız. Baharda yaprakların açılışını ya da böceklerin kanat vuruşlarını duyacak yer yoktur. Ama bu belki de benim vahşi (köylü, dağlı) olmamdan ve anlamadığımdandır. 

İnsan bir kuşun yalnız ağlayışını veya su birikintisi etrafında tartışan kurbağaların seslerini duymazsa hayatın anlamı nedir? Ben bir Kızılderiliyim ve bunu anlayamam. …

Ve toprağımızı alma teklifinizi düşüneceğiz. …

 Çayırlarda çürüyen binlerce bufalo gördüm, beyaz adamın geçen trenden vurup, bıraktığı. Ben vahşiyim (köylüyüm, dağlıyım) ve dumanlı demir atın, bizim sadece hayatımızı sürdürmek için öldürdüğümüz bufalodan nasıl daha önemli olabildiğini anlamıyorum. 

Hayvanlar olmadan insan tek başına nedir? Bütün hayvanlar tükense eğer, ruhunun büyük yalnızlığından ölürdü insan. Çünkü hayvanlara ne olursa, insana da aynısı olur, çok fazla geçmeden. Çünkü her şey, birbirine bağlıdır.

Ayakları altındaki toprağın büyükbabalarımızın külleri olduğunu çocuklarınıza öğretmelisiniz. ...  Çocuklarınıza bizim çocuklarımıza öğrettiğimizi öğretin. Dünya annenizdir. Dünyaya ne olursa, dünyanın çocuklarına da aynısı olur. Eğer insanlar toprağa tükürürlerse kendi üzerlerine tükürmüş olurlar. Bunu biz, biliyoruz.

Ve halkım için ayrılan bölgeye gitme teklifinizi düşüneceğiz. 

Sizden ayrı ve barış içinde yaşayacağız. Geriye kalan günlerimizi nerede geçireceğimiz çok da önemli değil. Çocuklarımız babalarının yenilgiyle aşağılandığını gördüler. Savaşçılarımız utanca boğuldu, ve yenilgiden sonraki günlerini avarelikle geçiriyor, bedenlerini lezzetli yiyecekler ve sert içkilerle kirleterek harap ediyorlar.

Kalan günlerimizi nerede geçireceğimiz önem taşımıyor. Çok değil birkaç saat, birkaç kış; ve bu dünyada bir gün gelecek büyük kavimlerin ve şimdi küçük topluluklar halinde ormanlarda dolaşan kabilelerin çocukları da kalmayacak. …   

Bildiğim bir şey var ki, beyaz adam kimbilir belki bir gün anlar: Tanrımız aynı Tanrı. Şimdi sizin bizim toprağımıza sahip olmak istediğiniz gibi ona da sahip olduğunuzu düşünebilirsiniz. Ama olamazsınız.  

O, insanın Tanrı’sı; ve şefkati Kızılderililer için de beyaz adam için de aynı. Bu dünya onun için değerli, ve dünyaya zarar vermek onun yaratıcısını küçümsemektir.

Beyazlar da geçip gidecek. Belki bütün diğer kavimlerden önce. Yatağına pislik yığmaya devam et istersen, bir gece kendi pisliğinde boğulup yok olacaksın. 

Ama o yok oluşun sırasında, seni bu topraklara getiren ve özel bir nedenle sana bu toprak ve Kızılderili üzerinde hakimiyet veren Tanrı’nın gücüyle tutuşturulup yakılmış olarak, son kez parlayacaksın. 

 

ŞEHRİYE MEZHEBİNİN TALİBAN'A KARŞI ÜRETTİĞİ EN TAZE, EN GÜNCEL ŞEHİRLİ İSLAM

 





Yeni Şafak'ın arslan parçası (hem de kılıçlısından) İsmail'inin, İbrahim Kalın'ın konuştuğu yerde susması olmazdı.

O yüzden, Taliban'a "İslam'ın ruhu" koklatmaya çalışan İbrahim'in bıraktığı yerden topu alıp, onların müslümanlığına sövüp saymaya, küfretmeye başladı: Toz toprak İslamı.

Kendisini bir yandan da nezaket sahibi ince ruhlu biri zanneden bu küfürbaz "Kibar Feyzo", 31 Aralık 2022 tarihli yazısına Nevşin Mengü'den alıntı yaparak başlamış.

Akıl hocası sadece İbrahim değil.. Nevşin Mengü'ler de ilham kaynağı.

"İslam'ın ruhu"nu çok iyi kavramış olduğuna inandığı Nevşin Mengü hocaefendi hazretleri ile elele vermiş İslam'ı köylülerin elinden kurtarmaya çalışıyor. 

Yazısından anlaşılan bu.

"Bana kafa dengi arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim."

*

Taliban'a din dersi veren büyük alim ve düşünür Nevşin'e göre, (Mısır'ın diktatörü Sisi'ye meşruiyet kazandırma dışında bir derdi kalmamış gibi görünen) Ezher şeyhi "kentli İslam"ı, Taliban ise "dağlı İslam"ı temsil ediyormuş.

"Mengü, yaptığı ayrımda da, vardığı sonuçta da sonuna kadar haklı" diyor Yeni Şafak'ın şehirli Kibar Feyzo'su.

Nevşin sonuna kadar haklıymış..

Buna göre, Amerikan mandası Sisi'nin hizmetindeki kapıkulunun İslam'ı iyi, emperyaliste kök söktüren Taliban'ınki kötü.

Aslında yok bu yerli milli kibar kafanın Sisi'ninkinden farkı, fakat bunlar kendilerini Osmanlı zannediyorlar.

Tek fark bu.

*

Yeni Şafak'ın Kibar Feyzosu, sözlerini şöyle sürdürüyor:

Ben olsam “dağlı İslam’ı” diyerek kavramsallaştırmazdım bunu ancak sonuç değişmez tabii. Bugün dünyada benim “toz toprak İslam’ı” dediğim, başkalarının “köylü İslam’ı” olarak tanımladığı bir anlayış ile “kentli, şehirli İslam” diyebileceğimiz bir anlayış mücadele halinde ve bu mücadele günden güne şehirli Müslümanlar aleyhine gelişiyor.

Demek ki bunların yeni mezhebi "şehirlilik".. 

Bu şehirlilik de, Sisi kafasında olmak anlamına geliyor.

Ancak, bu kentli kibar Feyzolar da kendi aralarında arasıra anlaşmazlık yaşıyorlar.

Mesela Türkiye'nin şehirlisi, Mısır'a gidiyor, "Şeriat'ın sırtına tekmeyi vurun, laik olun!" diyor.

Mısır'ın şehirlisi Sisi, bu kadarını söylemiyor. 

O, Mısır'ın toz toprak içindeki dağlı ve köylülerini, İhvan'ı döverken biraz daha dikkatli bir dil kullanıyor. 

Şeriat'i değersizleştirme anlamına gelen laflar etmiyor.

Sisi, Türkiye'nin şehirlileri kadar kibarlaşamamış, onda biraz köylülük kalmış.

*

Yeni Şafak'ın kibar şehirlisi, yazısının devamında Batılı "emperyalistler"e ve İslam dünyasındaki diktatörlere sitem ediyor. 

Sözleri şöyle:

Önce dışsal sebeplerle başlayalım. Türkiye’de Kamalizm, İran’da molla rejimi, Mısır ve Suriye’de diktatörlükler, Afganistan ve Irak’ta Rusya-ABD emperyalizmi, Bangladeş ve Pakistan’da İngiltere, Afrika’nın pek çok ülkesinde İtalya, Fransa, Belçika gibi emperyalistler yüzünden…

Yarattıkları baskı ve/veya sömürü düzenine hakiki bir alternatif, ciddi bir itiraz olarak gördükleri “şehirli İslam’ı” yok etmenin bir yolu olarak Müslümanları bir yandan kentten kovup bir yandan marjinalize ve kriminalize etmeyi seçtiler. Meselenin önemli yanı, mühim noktası burasıdır.

Malum, şair taifesi yalancı olur, yalan söylemeye alışkındırlar.

Çünkü palavra atmazsan şiirin tadı tuzu olmaz, iyi şiir yazılmaz.

Ancak, usta şairler yalanlarını usturuplu bir biçimde söyleyebiliyor ve "Yalan ama kulağa çok hoş geliyor" dedirtebiliyorlar. 

Yeni Şafak'ın Kibar Feyzo'su gibi acemi şair taslakları ise yalanın cılkını çıkartıyor, palavraların belini kırıyorlar.

Yukarıdaki sözleri de bu türden..

*

Kibar Feyzo'nun "soyut" palavralarındaki büyücü tütsüsünün dumanlarını süpürüp atmak için pencereleri açmaya, odaya temiz hava girmesine izin vermeye ne dersiniz..

Türkiye'de, "şehirli İslam"a karşılık gelen Akparti'nin iktidar olmasının zeminini kimler hazırlamıştı?

Kimi marjinalize ve kriminalize etmişlerdi? Erdoğan'ı mı?

Necmettin Erbakan'a sadıkken öyleydi de, sonra, "Tayyip'i marjinalize ve kriminalize edemezsiniz" demediler mi?!

Türkiye'deki 28 Şubat diktatörlüğünün derin ayakları da Batılı efendilerinin tavsiyesi doğrultusunda, "köylü gömleğini çıkarıp şehirli tişörtü giymiş Tayyip"in kriminalizasyon sürecine son vermediler mi?!

ABD'nin, Avrupa'nın "şehirli Tayyip"e verdiği desteği unuttuğumuzu mu sanıyor şehirli kibar Feyzolar?

Hayır, bunlarınki köylü kurnazlığı değil, şehirli kurnazlığı.

*

FETÖ'ye gelelim..

FETÖ'nün yeri neresi? Onlar dağlı, köylü toz toprak İslamı'nı mı temsil ediyor, yoksa sizin şehirli İslamı'nızı mı?

Cevap ver, sonradan görme kibar tip!

Gerçi iş FETÖ bahsine gelince denklem karışıyor.

Çünkü, benzer kibarlıktaki birileri, "İslam dünyasındaki diktatörlükler, 'hizmet hareketi' gibi şehirli İslamı'nı temsil eden oluşumları marjinalize ve kriminalize ediyor, şehirden kovuyorlardiyebilirler. 

Şu anda FETÖ'cü suçlamasına maruz kalmamak için diyemezler de, yarın fırsat bulduklarında diyecekleri kesin.

Nitekim Yeni Şafak'ın Kibar Feyzo'su da zamanında "hizmet hareketi" meftunuydu. Onlara yağ çekiyordu. 

Onların yanında yer almaya devam etseydi hali haraptı.. Açıkça destek vermesi durumunda soluğu yurtdışında ya da hapishanede alabilirdi.

Üstü kapalı destek vermesi durumunda da İbrahim Kalın gibi devletlularla ve Akpartili belediyelerle olan verimli muhabbeti zarar görürdü.

*

Tabii bir de Karar'cılar, Davutoğlu, Babacan, Gül vs. var.

Karar gazetesi taifesi de Kibar Feyzo'nun bu yazısından kendilerine pay çıkartabilir, "Anlattığı bizim hikâyemiz" diyebilirler.

"Türkiye'deki baskı düzeni, keyfini sürdüğümüz şehirli İslam'ımızı yok etmek için bizi kentten kovdu, kriminalize edemediyse de marjinalize etti" diyerek kahırlanabilirler. 

Gerçekten de Mehmet Ocaktan askılı pantolonu ve piposuyla, caz merakıyla şehirliliğin kitabını yazmıştı. Arkadaşlarının da şehirlilikte ondan geri kalır yanı yoktu. 

Aralarındaki başörtülüler de şehirliliğin hakkını vermek için birer birer başlarını açabildiler. 

Evet, Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan gibi isimler, şehriye mezhebi kurucusu Nevşin'in taksimatı çerçevesinde hangi saftalar?

Onları, kentten kovulan şehirli İslamı mensupları mı kabul edeceğiz, yoksa dağlı İslamı'nın temsilcileri olarak mı göreceğiz?

Görüldüğü gibi, şehriye mezhebi müctehitlerinin ictihat yapmaları gereken çok fazla sorun var ortada. 

Neyse, bizim sorunumuz değil, meseleyi aralarında halletsinler.

*

Her devrin adamı olmayı, durakta beklemeyip ilk gelen sağlam otobüse binmeyi, daima kazanacak ata oynama esnekliğini göstermeyi iyi bilen Kibar Feyzo sözlerini şöyle sürdürüyor:

Pakistan’da, Mısır’da, Türkiye’de ve pek çok farklı İslam coğrafyasında “iyi yetişmiş”, “dünyayı kavrama aralığı yüksek”, “sözünü dümdüz ama ölçüsünce söyleyen” adamları yok ettiler ve yerlerine nereden geldiklerini, hangi formasyona sahip olduklarını bilmediğimiz, çeteleşme, aşiretleşme, iktidar oyunu oynama gibi türlü çirkinlikleri bünyelerinde barındıran hastalıklı zihinlere sahada yer açıldı. 

Bu şablona göre mesela İbrahim Kalın'ı, iyi yetişmemiş (kötü yetişmiş), dünyayı kavrama aralığı düşük, sözünü eğri büğrü söyleyen bir adam kabul etmek gerekiyor.

Çünkü yok edilmemiş, gelmiş Türkiye'nin tepesindeki saraya kurulmuş..

Eğer iyi yetişmiş olsaydı, Kibar Feyzo'nun teşhis ve tespitleri çerçevesinde yok edilmiş, yani kenara atılmış olması gerekiyordu.

Evet, Kibar Feyzo'ya göre, Batılı emperyalistler ve İslam dünyasındaki yerli baskıcı düzenler, iyi yetişmiş insanları yok etmişler, yok ediyorlar..

Karar gazetesinin Mustafa Karaalioğlu ve Ocaktan gibi yazarları, Abdullah Gül, Davutoğlu ve Babacan gibi siyasetçiler, kendilerini medya ve siyaset alanında yok edilmeye çalışılan insanlar olarak görüyor olabilirler. 

Böylesi karanlık bir tablo çizip ah vah eden ben değilim.. Kibar Feyzo..

*

Peki, birileri yok ediliyor da yerlerine kim geliyor, kimleri getiriyorlar?

"Hangi formasyona sahip oldukları bilinmeyen" kişileri.. Kibar Feyzo'nun cevabı bu.

Kibar'ın kurduğu denklemdeki bilinmeyen x ve y'lerin (yani formasyonu belirsiz kişilerin) bugünkü tabloda karşılığı Türkiye'de Erdoğan ile yandaşları, Mısır'da ise Sisi ile (Ezherli kapıkulları türünden) avanesi oluyor. 

Ancak, Kibar Feyzo bu formasyon konusunda biraz haksızlık ediyor olabilir.

Erdoğan'ın hangi formasyona sahip olduğu bilinmiyor mu?!

Biliniyor.. Üniversite mezunu bir ekonomist.. 

Büyükelçi, eski bakan Egemen Bağış.. Bakara makara konusunda formasyonu eksiksiz..

17-25 Aralık'ın dört bakanı.. Onların formasyonu benim akıl ve havsalamı, kapasitemi aşıyor. O yüzden izninizle bu konuya girmeyeceğim..

Düzce milletvekili Fevai.. Formasyonunu konuşturup Erdoğan'ın Allah'ın bütün vasıflarını kendisinde taşıdığını ilan etmişti.

Akparti sözcüsü, eski bakan Ömer Çelik.. "İnsanın ayağını yerden kesen aşk, puro ve motosiklet" konularında formasyonu tam.. (Ayrıca, Rus kızları konusundaki formasyonu da uluslararası yazışmalara yansıyıp Türk milletinin göğsünü kabartmış durumda.)

Numan Kurtulmuş'u da unutmayalım.. Harun'lu Karun'lu cümleler kurma, maçın ortasında bile transfer olup takım değiştirebilme konusunda eşsiz formasyon sahibi bir siyaset dehası..

Mehmet Metiner'in formasyonu ise göz kamaştırıyor. Maşallah her oyun havasına uyum sağlamayı, her zaman zeytinyağı gibi üste çıkmayı, bukalemun gibi gittiği her kapıya yakışmayı biliyor. Formasyon harikası.. 

Listeyi uzatmayalım.. 

Bana kalırsa Kibar Feyzo bilinmeyen formasyondan bahsederken haksızlık ediyor.

*

Ancak, Kibar Feyzo'nun derdi sadece bilinmeyen formasyon değil.

"Çeteleşme, aşiretleşme, iktidar oyunu oynama gibi türlü çirkinlikler"den de söz ediyor.

Etrafıma bakıyorum, kimler çeteleşmiş, aşiretleşmiş, kimlerin etrafı kalabalık, kimler bir menfaat dayanışması içindeler diye..

Birilerini görüyorum elbette.. Aralarında Kibar Feyzo da var mı derseniz, bunu doğrudan ona sormalısınız derim. 

Türkiye'deki iktidar oyununa bakıyorum, Akparti ve MHP'yi görüyorum..

Ha bir de BBP'yi..

Siz kimleri görüyorsunuz?

*

İktidar oyunu çirkinliğinden söz eden Kibar Feyzo, çaktırmadan bu partilere laf mı sokuşturuyor diye bir soru akla gelebilir.

Zannetmiyorum, fakat kendisine sormak daha doğru olur..

Bu iktidarın yerinde yellerin estiği gelecek bir zamanda "Aslında ben o günkü iktidar sahiplerini uyarıyordum, sözümü dümdüz ama ölçüsünce söylüyordum, bazıları anlamıyorlardı" diye kıvırabilir, fakat şimdi böyle düşündüğünü zannetmiyorum.

Her neyse.. Kibar'ın iltifatları bunlarla sınırlı değil tabiî.. Hastalıklı zihinlerden de söz ediyor:

... yerlerine nereden geldiklerini, hangi formasyona sahip olduklarını bilmediğimiz, çeteleşme, aşiretleşme, iktidar oyunu oynama gibi türlü çirkinlikleri bünyelerinde barındıran hastalıklı zihinlere sahada yer açıldı.

Türkiye'ye bakıyoruz, mesela bir Halis Bayancuk'un, bir Alparslan Kuytul'un seslerinin kesildiğini, konuşturulmadıklarını, hapse atıldıklarını görüyoruz. 

Acaba Kibar Feyzo, “İyi yetişmiş, dünyayı kavrama aralığı yüksek, sözünü dümdüz ama ölçüsünce söyleyen adamları yok ettiler" derken bu gibi isimleri kastediyor olabilir mi?

Eğer bunlarsa, onların yerini alan hastalıklı zihin sahibi iktidar oyuncuları kimler olabilir?

Görüldüğü gibi, Kibar Feyzo meramını iyi anlatamıyor, çok karışık yazıyor.

Kime vuruyor, niçin vuruyor, belli değil.. 

İfadeleri, bir körün şahit olduğu bir körler dövüşünü anlatışı gibi insan zihninin devrelerini yakacak türden muazzam muammalar içeriyor.

Bu, aşırı kurnaz olmasından, sağ gösterip sol vurmayı iyi bilmesinden kaynaklanıyor olabilir. Pratikte böyle olmasa da teorik olarak bu ihtimal "ontolojikman" varit. 

İkinci bir ihtimal, "İyi şair olmak için iyi yalan söyleyebilmeliyim, iyi palavralar üretebilmeliyim" diye kolları sıvamış bir sakar şair özentisi olması ve farkında olmadan baltayı taşa vurması..

*
Kibar Feyzo'nun bu üç gün önce yayınlanmış yazısını konu edinmeye devam edeceğiz inşaallah.

Bugünkü (3 Ocak 2023 tarihli) yazısına da sıra gelecek, Allah izin verirse..


GÖZDEN GEÇİRİLMİŞ VE YENİLENMİŞ OLARAK

  islambol yayinlari @islambolyayin ÖNSİPARİŞ SON TARİH 20 MAYIS 2026 DR. SEYFİ SAY'IN KALEMİNDEN Bilinmeyen Yönleriyle Mustafa Kemal ve...