AK Parti milletvekili bir Yeni Şafak gazetesi yazarı bayan,
köşesinde şunu yazmıştı:
“Demirel’in hikayesi ise şöyle: Süleyman Demirel’in onuruna Bakü’de görkemli bir yemek veren Haydar Aliyev, ne kadar övgüye değer
söz varsa hepsini söyler. Bu övgü dolu sözlerinin içinde Azeri dilinde
“başarılı, yetenekli” anlamına gelen “pezevenk”
sözcüğünü çok sık vurgular: “Dünyanın gelmiş geçmiş en başarılı siyasi
pezevenği gardaşımın ve heyetinin onuruna…” diye devam eden konuşmadan sonra
sıra Demirel’e geldiğinde kendine münhasır espri yeteneğiyle Haydar Aliyev’e
dönerek “Sen de az pezevenk değilsin.”
der.”
(https://aysebohurler.me/elestiri-mi-ad-hominem-mi/)
Altay Cem Meriç adlı tuhaf ve karmaşık “atom
karınca”nın X hesabında son yazdıkları bana bu anekdotu hatırlattı.
Şöyle
diyor:
Şimdi size sosyal medyanın diline dair önemli
şeyler anlatacağım. …
Dikkatli dinleyin ; 1-Garip görüşlü insanlar.
İnsanların fikirlerinde entelektüel
tutarsızlık olabilir. Herkes birbirini böyle olmakla zaten itham eder.
Fakat oldukça saçma bir görüş, toplumda karşılığı yoksa burada dikkat edilesi bir
şey vardır. Mesela adamın hem İran hem
İşid savunması gibi. Ya da İncil tahrif edilmedi ama Kur’an
tahrif edildi fakat müslümanım demek
gibi.
Bu farkedilemez bir tutarsızlık değildir.
Gerçek toplumda görünmez ya da çok nadir görünür ve genellikle düşük zeka seviyesi ile ilgilidir.
Eğer bu düzgün diksiyonlu, konuşma kabiliyeti olan birisinden sadır
oluyorsa, çok kişiye ulaşıyorsa, bunun etki
elemanı olma ihtimali saçmalama ihtimalinden daha fazladır.
*
“Etki elemanı” (doğrusu “etki
ajanı”) bir istihbarat terimi.. “Nüfuz ajanı” ve “tesir ajanı” da
deniliyor.
Bu tür ajanlar belirli fikirleri empoze etmek için çalışırlar..
Bilgi toplamak, provokasyon ya da ajitasyon yapmak, birileri aleyhine komplo kurmak
gibi bir dertleri olmaz.. Kamuoyu oluşturmak ve belirli fikirleri yaymak için
uğraşırlar.
İstihbarat örgütleri fikir üretebilen ve ağzı laf yapabilen
insanları bunun için istihdam ederler. O yüzden edebiyatçılar (roman, hikaye ve senaryo yazarları, şairler),
gazeteciler, akademisyenler, televizyoncular sinemacılar ve tiyatrocular,
sosyal medya “fenomen”leri (ve hatta müzisyenler) bu doğrultuda kullanılırlar. Onların kulağına
belirli fikirler üflenir ve bunları köpürtmeleri söylenir.
Bu “etki ajanları”nı tanımanın bir yolu şudur: Vird-i zebanı ve ezberleri benzer olan, aynı
orkestra şefinin çubuğunun hareketlerine göre çalıp oynayan ve aynı şarkı sözlerini koro
halinde terennüm eden kalabalıkların, o etki ajanlarının etrafında halelendiğini görürsünüz.
Mesela etki ajanı edebiyatçıysa, aynı yerden talimat alan
işbirlikçi başka edebiyatçılar onu “şişirirler”,
yazdığı saçma sapan zırvalar bile işbirlikçi yayınevleri tarafından basılır. Ve de işbirlikçi birtakım kurum ve
kuruluşlar bu zırvaları “ödül”e
layık görürler. İşbirlikçi akademisyenler onlar hakkında öğrencilerine ödev ve tez yazdırır.
Bu topraklar kifayetsiz muhteris şişirme şair ve balon yazarımsılar bakımından hayli zengindir.
*
“Garip görüşlü”
olmaya gelelim..
Hem İrancı hem de IŞİD’çi (İrancı IŞİD'li ya da IŞİD'ci İrancı) olmak gerçekten de “garip görüşlülüğe”
karşılık gelir. Fakat böyle birine şahsen şimdiye kadar rastlamadım.
“İncil tahrif edilmedi ama Kur’an
tahrif edildi fakat müslümanım”
diyen var mı, bunu da bilmiyorum.
Ancak bu ifade, Altay Cem’in, böyle konuşan kişileri müslüman saymadığını gösteriyor. Demek
ki tekfircilikten az da olsa nasibi var.
Hem böyle düşünüp hem de sınırsız ve sorumsuz tekfir karşıtlığı
yapması “garip görüşlülük” olarak değerlendirilebilir mi, düşünmeye değer.
*
Altay Cem’in yerinde bir başkası olsa “garip görüşlülük” için
daha iyi örnekler verebilirdi.
Mesela Devlet Bahçeli’nin
“Yavuz Sultan Selim bizim için
ne kadar vazgeçilmez ise Şah İsmail’in
de o kadar önemli olduğunu ve bu iki hükümdarımızın zihinlerde ve gönüllerde
barıştırılması gerektiğini açık yüreklilikle temenni ediyorum” demesine dikkat çekebilirdi. (https://www.egepostasi.com/haber/Bahceli-Yavuz-ile-Sah-Ismail-zihinlerde-ve-gonullerde-baristirilmali/34821)
Bunu 2013 yılında söylemiş, fakat ara sıra tekrarlıyor.
Bir başka “garip görüşlülük” örneği, birilerinin “Ben hem Alevî, hem sünnîyim” demesi.
"Hem laikliği (siyasal dinsizliği) benimsiyorum, 'Allah'ın indirdikleri ile hükmedilmesine' karşıyım, hem de elhamdülillah müslümanım" diyenleri de buna ekleyebiliriz. Tabiî "Şeriat'e karşıyım, ama müslümanım" diyenleri de..
Liste uzatılabilir.. "Kindarım ama kinci değilim" makamından "Dinci değilim fakat dindarım" diyen geri zekâlılar (veya uyanık "saha elemanları") da var.
"Savaşçı değilim ama savaşıyorum" dercesine "İslamcı (İslam taraftarı) değilim ama müslümanım" diyen iflah olmaz angutlara da rastlanıyor.
"Garip görüşlülük" için daha açık bir örnek, Haydar
Baş belası gibi tiplerin Hem Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e
bağlılıktan söz etmeleri hem Atatürkistlik/Kemalistlik yapmaları..
İsmet Özel’in mücahid müslümanlığı “Türklük”
olarak adlandırması, böylece mücahidliği
bir ırkın tapulu malı haline getirmesi bir başka “garip görüşlülük”.
Meseleye Altay Cem’in dürbünü (ya da belki mikroskobu) ile
bakarsak, bütün bunlarda bir “etki ajanlığı” (ya da "etki ajanlığı"ndan beslenen aptallık, bönlük, kafasızlık) görmemiz gerekiyor.
Ancak bu “etki ajanlığı”, görünüşe göre yerli-milli bir etki
ajanlığı..
Fakat meseleye coğrafî değil de tarihî derinlik içinde bakılırsa
görülecek olan şudur: Bu yerli-milli etki ajanlığının gerisinde dış kaynaklı
etki ajanlığı var.
Batılılar bu ülkeye ırkçılığı ihraç ve ilkah ettiler.
Protestanlığın “yerli-milli Hristiyanlık” projesinin bir
benzerinin Türkiye’de “Türk Müslümanlığı/İslamı” olarak üretilmesini sağlamaya
çalıştılar.
Başarılı da oldular.
*
Altay Cem devam ediyor:
2-Garip bağlantılar.
Örneğin İrancılıkta bayrak haline gelmiş
birisi, işidcilikte bayrak haline gelmiş birini koruyacak aksiyonlar alıyorsa bu da muhtemelen saha faaliyetidir.
Mesela vatan düşmanı olduğunu söyleyen ile güya Türkçü olduğunu söyleyen arasındaki uyum gibi.
Zira doğal olan bunların birbirine düşman
olması ve birinin başına bela geldiğinde en azından susmasıdır.
Hızla birlikte aksiyon alan ve
birbirine düşman olması beklenen gruplar muhtemelen beraber çalışıyordur. Bu
diğer ihtimallerden çok daha güçlüdür.
Altay Cem’in kullandığı “saha
faaliyeti” ifadesi de bir istihbarat
terimi.. Ajanların çoğu “saha”da faaliyet gösterirler. Ajanlık esas itibariyle bir saha işidir.
Altay Cem bu noktada da daha iyi örnekler verebilirdi. Mesela Bahçeli’nin son zamanlarda Apocu (Abdullah Öcalancı), Öcalan’ın da mahcup MHP’li hale gelmesini bir “saha faaliyeti” örneği olarak gösterebilirdi.
Osmanlı Devleti’nin yıkılışı ve Kemalist diktatörlüğün kuruluş sürecine de bu açıdan bakmak faydalı
olur. Selanikli Mustafa Atatürk sözde vatanı yedi düvelden kurtarmıştı, fakat
cumhuriyetin ilanının ardından İngiltere
Kralı Edward ile Yunanistan
Başbakanı Venizelos’u vatanda âlâ-yı vâlâ ile ağırladı. Garip bağlantılar
kulesi inşa etti.
Gariban Osmanlı Padişahı’nın ise sırtına tekmeyi indirdi.. Halbuki istese müzelik bir eşya gibi Dolmabahçe'de "etkisiz ve yetkisiz" tutabilirdi. O zaman, asil insanlara yakışır şekilde hareket etmiş, kalleşlik yapmamış olurdu. Fakat asalet herkesin taşımaya katlanabileceği bir yük değildir.. Bazısını padişah yaparsan önce babasını asar.. (Timur'un unvanı "Emir"di, ona "Emir Timur" deniliyordu. Devlet başkanı ise "han" unvanını taşıyan, Cengiz soyundan gelme biriydi. Şimdi onun adını bile aklımızda tutmuyoruz, Timur İmparatorluğu'ndan söz ediliyor.)
Evet, sözde İslam’ı savunmak için verilen milli mücadele, İslam’ın yok edilmesi projesinin atlama
taşı haline getirildi. Memlekete laiklik
(siyasal dinsizlik) ve İngiliz ilke
ve inkılapları hakim oldu.
Sebebi şuydu: Milli mücadele gerçekte milli değildi, İngiliz’in “saha faaliyeti”ydi. Başka yazı ve kitaplarımızda delilleriyle
ayrıntılı biçimde anlattık.
*
Bitmedi.. Altay Cem son olarak şunları söylüyor:
3-Sosyal medyada överek desteklemek amatörcedir. Genellikle desteklemek istediğinin düşmanını yıpratırsın.
Mesela açıktan Pkk övmez adam, ama Pkk
düşmanlarını ısrarla yıpratır.
Mesela İsrail destekleme biçimi Hamas’ı terörize etmeye çalışmaktır.
Üstteki kriterlerle uyumlu ise
destekleyici bir işarettir.
Bunlar bazen aptallıkla da yapılabilir.
Ama kafanızda her zaman “aptallık mı
daha yüksek ihtimal yoksa saha faaliyeti
mi ?” sorusu olmalı.
Bunca tutarsızlığı çok da aptal olmadığını
bildiğiniz kişi yapıyorsa ikinci ihtimal güçlenir.
Sorun sevmediğiniz görüşte olanlardan
ziyade bunlardır. Mesela hard bir
komunistin nerede ne diyeceği, hangi meselede hangi tavrı alacağı üç aşağı beş
yukarı bellidir.
Saha elemanı ise her renge girer. Her renkten adamla birlikte görünmeyi
sever.
Görüşü olanla beğenmesen de fikir
konuşulur. Zira bir sabitesi vardır.
Saha faaliyetine ise fikri karşılık
boş iştir. Bunlar sadece itham
edilirler.
Altay Cem’in bu sözlerinin tamamının altına imzamı atarım.
Söyledikleri doğru.
Ancak,
kendisinin kimi konulardaki tavırları da bu söyledikleri ışığında mercek altına
alınabilir..
Mesela, Selanikli Mustafa Atatürk’ü (bildiğim
kadarıyla) övmedi, fakat onun düşmanı olan Kadir
Mısıroğlu’nu yıpratıcı ifadeler kullandı.
Bu bir
aptallık mıydı, yoksa saha faaliyeti mi? Bu soru ona yöneltilebilir.
Amatörlük-profesyonellik ile destekleme ve yıpratma arasında kurduğu
ilişki de önemli.. İstihbarat teşkilatları bu işlerin amatörü olmaktan uzaktır.
Onlar, profesyoneldir.
Sorun
şurada ki, bunlar, desteklemek istedikleri kesimler ya da kişiler hesabına birilerini
yıpratmaya çalıştıklarında “fikrî
karşılık” vermezler, Makyavelizm
destanı yazar, her türlü ahlâksızlığı
yaparlar.. Alçakça ve şerefsizce ithamlarda (suçlamalarda) bulunurlar. İftira atmayı kendilerine helal
görürler.
Mesela
çalıştığınız kurumdaki insanlara sizin için “Bu adam, ilaçlarını kullanmadığı
zaman saldırganlaşabilen bir paranoid şizofrendir” diye e-mail gönderebilirler.
İnsanlar sizi kazara aspirin içerken bile görseler “İlacını alıyor, aman alsın,
almazsa başımız belaya girebilir” diye düşünürler. Sizin efendiliğiniz ve
sükunetiniz karakterinizin ve kişiliğinizin değil, ilaçların ve tıbbın sevap
hanesine yazılır. Daha kötüsü, haklı olduğunuz bir konuda kendinizi yüksek
sesle savunmanız bile, hakkınızda uydurulan hikâyenin doğrulanması anlamına
gelir, öyle yorumlanır.
Evet,
profesyonellik bu topraklarda böylesi bir şerefsizlik ve adiliğe karşılık geliyor.. Hem de yerli-milli, yerli malı şerefsizliğe..
Ancak,
çok daha adice ve şerefsizce şeyler de yapıyorlar..
Yazmaya
gerek yok.. Onlar kendilerini biliyorlar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder