SULTAN
VAHDEDDİN
Cevdet
Küçük (TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/mehmed-vi)
4 Ocak 1861’de Dolmabahçe
Sarayı’nda doğdu. Babası Sultan Abdülmecid, annesi Gülistü Kadınefendi’dir. Altı aylıkken babası, dört yaşında iken
annesi öldüğünden üvey annesi Şâyeste Hanım tarafından büyütüldü. Özel
hocalardan ders alarak ve Fâtih Medresesi’nde verilen bazı derslere devam
ederek kendini yetiştirdi. Ağabeyi II. Abdülhamid’in hediye ettiği
Çengelköy’deki köşke yerleşti ve padişah oluncaya kadar burada yaşadı. … Sultan
Mehmed Reşad vefat edince (3 Temmuz 1918) VI. Mehmed adıyla tahta çıkarıldı.
Ancak daha çok Sultan Vahdeddin (Vahîdeddin) olarak anıldı.
Millî Meclis huzurunda yemin ettikten sonra Talat Paşa
hükümetini görevinde bırakan VI. Mehmed ilk iş olarak sarayda özel bir kurmay
teşkilâtı kurup savaşı buradan izledi…. Padişahın fahrî yaveri unvanı verilmiş
olan Mustafa Kemal Paşa padişaha çektiği telgrafta barıştan başka yapılacak bir
şey kalmadığını bildirdi (7 Ekim 1918).
… Padişaha bir telgraf
gönderen Mustafa Kemal Paşa, hükümeti Ahmed İzzet Paşa’nın kurmasını ve
kendisinin de Harbiye nâzırı yapılmasını istedi. Padişah da hükümeti kurma
görevini yaveri Ahmed İzzet Paşa’ya verdi (14 Ekim 1918). Harbiye nâzırlığını
kendi üzerine alan Ahmed İzzet Paşa, kabineye Mustafa Kemal Paşa’nın grubundan
Rauf (Orbay) ve Fethi (Okyar) beyleri de aldı. Padişah mütareke heyetinin
başına eniştesi Damad Ferid Paşa’yı getirmek istiyordu. Sadrazam buna karşı
çıktı ve Bahriye Nâzırı Rauf Bey’in başkanlığındaki Türk heyeti Mondros
Mütarekesi’ni imzaladı (30 Ekim).
Saltanatının daha dördüncü ayını bile doldurmadan zor duruma
düşen VI. Mehmed zaman kazanmaya çalıştı. …
İtilâf devletleri, asayişin sağlanması için subayların
Anadolu’daki birliklerin başına tayinine izin verdiler. Mustafa Kemal Paşa da
Dokuzuncu Ordu müfettişliğine tayin edildi (30 Nisan). Görevi İngilizler’in şikâyet
ettikleri asayişi sağlamaktı. Ancak kendisine verilen tâlimatnâmeye göre mülkî
ve idarî personele de emir verme yetkisine sahipti. Ayrıca yetkileri sadece
Dokuzuncu Ordu bölgesiyle sınırlı olmayıp bütün
Anadolu’yu kapsıyordu. …
Siyasî eğilimlerini dışa vurma konusunda son derece ihtiyatlı
davranan padişah Mustafa Kemal Paşa’yı geri getirme çabalarına ilgisiz kaldı.
Hükümet bir genelgeyle Mustafa Kemal’in azlini ilân ettiği halde (23 Haziran)
padişah sessiz kalmayı tercih etti. Üçüncü Ordu müfettişi imzasıyla padişaha
telgraf çeken Mustafa Kemal Paşa hükümetin tutumundan şikâyet etmiş, zorlanırsa
görevinden istifa edip milletin sinesinde kalarak mücadeleye devam edeceğini
bildirmişti. Padişah da verdiği cevapta, İngilizler’in hükümete baskı yaparak
kendisine haysiyet kırıcı muamelede bulunmalarından çekindiğinden istifa edip
İstanbul’a gelmesini doğru bulmamaktaydı. Azlini de uygun görmemekte,
harbiyeden iki ay izin alarak durum belli oluncaya kadar istediği bir yerde
dinlenmesini tavsiye etmekteydi…..
Padişahın İstanbul’un işgalinden sonraki dönemde İngilizler’le
yaptığı resmî temaslarında tek konu şahsî güvenliğinin sağlanmasıydı. …
VI. Mehmed ise daha sonra yazılan hâtıratında kaçmadığını,
hicret ettiğini söyleyecektir. Saltanatsız bir hilâfeti red veya kabul etmek
mecburiyetinde bırakıldığını, buna karşı koyma veya baş eğme imkânını
bulamadığını, etrafını saran kör ve nankörlerden bunaldığını, kamuoyunun
yatışmasına ve durumun açıklık kazanmasına kadar geçici olarak tehlikeli
bölgeden ayrılmaya karar verdiğini, kutsal topraklara gitmek için bir istasyon
demek olan Malta’nın seçimini ehvenişer saydığını, Peygamber’in yolundan
giderek diyanet ve İslâmî saltanat aleyhine hareket etmekte olanlardan ayrılıp
hicret ettiği halde ecdadından miras kalan saltanat hakkından ve hilâfetten
hiçbir zaman feragat etmediğini belirtecektir.
… Mehmed Vahdeddin bu eleştiriler karşısında bütün İslâm âlemine
hitaben bir beyannâme neşretti. Şerîf Hüseyin’in engellemesi yüzünden
dağıtılamayan beyannâmenin bir özeti el-Ehrâm’da
yayımlandı (16 Nisan 1923). Bu beyannâmede Mehmed Vahdeddin icraatını
savunmakta, hakkındaki suçlamalara cevap vermekte, Mustafa Kemal Paşa ve
arkadaşlarını suçlamakta, onu Anadolu’ya kendisinin gönderdiğini, sonradan
hükümetini tanımadığı için cezalandırılması maksadıyla üzerine güç
gönderilmesini gerekli gören kabineye göz yumduğunu, Ankara-İstanbul ikiliğini
önlemeye çalıştığını, hilâfetin saltanattan ayrılmasına karşı çıktığından
dolayı vatan haini olarak suçlandığını, hilâfet makamının şeref ve haysiyetini
korumak için geçici olarak tahtından, vatanından, huzur ve rahatından ayrı
düşmeyi bile göze aldığını, hilâfet hakkında Ankara’da verilen hükmü kesinlikle
kabul etmediğini belirtmekteydi (Bardakçı, s. 307-312, 447-452). …
Mehmed Vahdeddin, yakınlarının
ve yanında çalışanların ifadesine göre iyimser ve sabırlı bir kişiliğe sahipti;
sarayında nazik ve müşfik bir aile babasıydı; dışarıda ve bilhassa resmî
törenlerde ise soğuk, çatık kaşlı ve ciddi durur, kimseye iltifat etmezdi; dinî
geleneklere çok önem verirdi; saray dedikodularını bilmez ve yanında
konuşulmasından hoşlanmazdı. Resmî olmayan sohbetlerinde bile daima
ciddiyetiyle dikkat çekerdi. Yine söz konusu kaynaklar onun, zeki ve çabuk
kavrayışlı olduğunu, ancak gayet evhamlı, kararsız ve o nisbette inatçı mizacı bulunduğunu
maiyetinin ve bilhassa itimat ettiği kişilerin tesiri altında kaldığını
belirtirler.
VI. Mehmed ileri seviyede edebiyat, mûsiki ve hat sanatlarıyla
uğraşmıştır. Besteleri tahtta bulunduğu yıllarda sarayda icra edilmiştir.
Tâif’te iken arka arkaya bestelediği şarkıların güfteleri daha çok vatan hasretini ve geride bıraktıklarından
haber alamamanın acılarını terennüm etmektedir. Ona ait altmış üç eser
tesbit edilmekle birlikte ancak kırk bir eserinin notaları mevcuttur.
Şairliğine örnek teşkil edebilecek şiirleri sadece şarkılarının yine kendisine
ait olan güfteleridir. Aynı zamanda iyi bir hattattı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder