Selanikli Atatürk’ün kadim dostu
(İngiliz ajanı) Aubrey Herbert, büyük istihbaratçıydı.
1917 yılında Osmanlı Hükümeti’ndeki
bir kanadı (müttefik Almanya’yı “satarak”) İngilizler’le münferit (tek başına)
bir barış yapmaya ikna etmiş, kendi hükümetinin de neredeyse rızasını almış bulunuyordu.
Mehmet Hasan Bulut şunları yazıyor:
“Bir hafta içinde Cenevre, Interlaken ve Bern’de İngiliz
taraftarı Türklerle görüştükten sonra Aubrey, dönüş için gara gitti.
İstasyonda, İtilaf devletlerinin (İngiltere, Fransa ve İtalya’nın) kendi
arasında bir konferans yaptığı Paris’e gidecek treni beklerken, birisi eline
Fransızca bir not tutuşturuverdi. Notta anti-Enver grubunun [Almanya yanlısı
Enver’e karşı olanların] sulh (barış) şartları yazıyordu. Aubrey, 25 Temmuz
sabahı vardığı Paris’te Hükümetin Hâriciye Nâzırı (İngiltere Dışişleri Bakanı) Balfour
ile görüştü. Balfour duyduklarına sevindi, fakat Aubrey’in, görüştüğü kimsenin,
yani Prens Sabahaddin’in adını saklamasına bozuldu. Aubrey ardından Başvekil (İngiltere
Başbakanı) Lloyd George ile görüştü. Akşam Concorde Meydanında çaylarını
yudumlarken Aubrey, Başvekile notlarını okudu. Ardından tren istasyonunda eline
tutuşturulan nota ve yaptığı görüşmelere dayanarak Hâriciye Nezâreti (Dışişleri
Bakanlığı) için iki rapor hazırladı ve Londra’ya döndü. Üç gün sonra tekrar
Balfour ve Robert Cecil ile görüştü. 3 Ağustos’ta Harp Kabinesi (Savaş
Hükümeti) Aubrey’in raporlarını okudu ve kabul etti.”
(Mehmet Hasan Bulut, İngiliz Derviş: Yeni Türkiye’nin Doğuşu ve Aubrey Herbert, 4. b., İstanbul: IQ Kültür Sanat Yayıncılık, 2018,
s. 328-9.
*
İngiltere Hükümeti, Osmanlı ile barış
yapılmasını kabul etmişti, fakat ortada Filistin
sorunu vardı.
Böyle bir barış yapıldığında,
Filistin Osmanlı’nın (Türkiye’nin) elinde kalacaktı.
Bu, Siyonistler için kabul edilebilir
birşey değildi.. İsrail devleti hayallerinin ertelenmesi anlamına gelecekti.
Ayrıca, Lord Curzon’un gelecek projeksiyonuna da aykırıydı.
Bulut, sözlerini şöyle sürdürüyor:
“İsviçre görüşmeleri, Aubrey ve Anglofil (İngiltere yanlısı) İttihâtçı
dostlarının harp boyunca yakaladıkları en büyük şanstı. Ama Mark Sykes başta
olmak üzere Siyonistlerin itirazları yüzünden münferit sulh ihtimâli bir kez
daha ertelendi. İngiltere buna sebep olarak, Türk Hükümetinin münferit bir
anlaşma yapamayacak kadar Almanya’ya bağlanmasını, Filistin’deki operasyonların henüz maksadına ulaşmamasını, yani, bir Yahudi devletinin kurulacağı Kudüs’ün daha
alınmamış olmasını ve Fransa, İtalya ve Yunanistan’ın Anadolu Türkiyesi için farklı planları olmasını ve eğer şimdi sulh
yapılırsa bu planların yatacak olmasını gösteriyordu.” (s. 330)
*
Aslında Fransa, İtalya ve Yunanistan’ın
“Anadolu Türkiyesi ile ilgili farklı planları” İngiltere’nin umurunda değildi.
Lord Curzon
patentli kendi planının peşindeydi ve “Fransa, İtalya ve Yunanistan’ın Anadolu
Türkiyesi ile ilgili farklı planları”nı kendisinin mega planı için bir kaldıraç
olarak kullanacaktı.
Bu
gerçeği, Türkiye’nin ikinci cumhurbaşkanı, İstiklal Harbi’nin Batı Cephesi
Komutanı, Selanikli Atatürk’ün can ciğer kuzu sarması dostu Orgeneral
İsmet İnönü, 1973 yılında, cumhuriyetin ilanının 50’nci yıldönümü
vesilesiyle verdiği demecinde şöyle açıklayacaktı:
"İstiklâl
mücadelesinin başarısı da esasında İngilizlerin buna karar vermesi ve
diğer müttefikleri de bunu kabule mecbur etmesiyle mümkün
olmuştur."
(Milliyet Gazetesi‘nin 29 Ekim 1973 tarihli
sayısından aktaran Fikret Başkaya, Paradigmanın İflası,
İstanbul: Yordam Kitap, 2018, s. 60.)
Aynı gerçeği (Selanikli’nin Anadolu’da
tutunmasını sağlayan, başlangıçta ona kol kanat geren) Kâzım Karabekir de dile
getirmiş bulunuyor:
“Merhum
Karabekir, bana bir gün, Mustafa Kemal'in İngilizlerle anlaşarak Milli
Mücadele'ye girdiğini, ... söylemişti.”
(Samet
Ağaoğlu, Siyasî Günlük, haz. Cemil Koçak, İstanbul: İletişim
Y., 1992, s. 219.)
Evet, İngilizler, Selanikli zampara
Atatürk’ü Black Jumbo kod adıyla işe
alarak Fransa, İtalya ve Yunanistan’a tabiri caizse “kazık” atmıştı.. Göstere
göstere..
*
Asıl hedef Osmanlı Devleti’nin ortadan kaldırılması ve yerine bir “Anadolu Türkiyesi”nin ikame
edilmesiydi. (Bu, olacaktı.. Hatta o laik yani siyasal dinsiz Anadolu
Türkiyesi, bir zaman sonra, İslam’ın yerine kendi icadı bir Anadolu İslamı ve Anadolu Müslümanlığı
ikame etme teşebbüsünde bulunma cüretini de gösterecekti.)
Denklemdeki en önemli parametrelerden
biri Filistin’di..
Filistin Türkler’in elinden mutlaka
alınmalıydı.
Ve bu büyük hizmeti, Aubrey Herbert’in (İngiltere’de
ağırlayıp onuruna yemek verdiği) samimi dostu Selanikli zampara Atatürk
yapacaktı.
Filistin’de İngiliz ordusunun
karşısından tek kurşun atmadan kaçacak, bütün bir cephenin çökmesine yol
açacaktı.
*
Meşhur bir söz var: “Bir mıh, bir nal kurtarır, bir nal bir at kurtarır, bir at, bir
atlı kurtarır, bir atlı bir savaş kurtarır, bir savaş bir vatan kurtarır.”
Tersinden söylemek gerekirse, bir mıhın zayi
edilmesi, bir vatanın elden çıkmasına yol açabilir.
İşte, Selanikli zampara, Filistin’de böyle bir
faciaya imza atmıştı.
Onun ricatı (kaçışı) sadece bir cepheyi
çökertmemiş, dört yıldır süren savaşlar silsilesinin de sonunu getirmişti..
Osmanlı Devleti, Birinci Dünya Savaşı defterini Selanikli yüzünden yenilgi ile
kapatmıştı.
Fakat bu, Osmanlı açısından sadece bir yenilgi
değildi, bir ölüm fermanıydı. Osmanlı Devleti, o gün, Selanikli’nin ricat emri
vermesiyle yıkılmıştı.
İstikbal İsrail’indi.
“Bayram yaptı yabanlar;
“Semâve’yi boşaltıp
“Sâve’yi dolduranlar.
“Atını hendeklerden - bir atlayışla -
“Aşırdı aşıranlar.
“Ağlasın Yesrib,
“Ağlasın Selman’lar!”
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder