"Mandacılık maskeli tavşana kaç, sözde istiklalci
tazıya tut" alavere dalaveresi.. Rauf Bey'in önerisini fırsat bilmişmiş..
Rauf Orbay'a o öneriyi yaptıran kimdi ki!.. Tiyatro.. Maksat dostlar
alışverişte görsün, Osmanlı Devleti ile antlaşma yapma işi karambole gelsin, Black Jumbo kod adlı İngiliz piyonu Selanikli zampara "paralel devlet" için zaman kazansın.
Mehmet Hasan Bulut’un ciddi emek mahsulü değerli eserinde az da olsa
katılamadığımız değerlendirmeler de yer alıyor.
Mesela şunu diyor:
“… Britanya İmparatorluğu [İngiltere],
dünyaya kendi ekonomik, hukukî ve siyâsî sistemini dayatmıştı ama yorulmuştu.
Dünyaya jandarmalık ve hocalık etmek çok pahah ve zahmetli bir işti. Britanya,
Birinci Cihan Harbinde diğer devletlerden çok daha fazla masraf etmişti. Toplam
savaş harcamaları 10 milyar sterlin civârındaydı. Artık küçük milletlerle
doğrudan alakadar olmak istemiyordu. Bu yüzden, Türkiye’yi idâre etmenin ve onu Batılı bir devlet yapmanın mâlî yükünü
ABD’ye yıkmak istiyordu. İngiltere, [ABD Başkanı] Reis Wilson’a Türkiye’yi manda himâyesi altına alma teklifinde
bulundu. Bunun üzerine, İtilaf Devletlerinin [İngiltere, Fransa ve İtalya] işgali altındaki Türkiye topraklarının geleceği ve mandaya uygun olup olmadığı
hakkında bir rapor hazırlamaları
için Türkiye’ye bir komisyon gönderilmesine karar verildi. Komisyonda eski Robert Koleji hocalarından Albert Lybyer,
İstanbul Amerikan Elçiliğinin eski çalışanlarından Dr. George Montgomery ve
Rockefeller’a ait Standard Oil’in casusu
William Yale vardı. Komisyona iki kişi liderlik edecekti: Oberlin Kolejinin
rektörü Henry Churchill King ve bizim [Arnavutluk ve Rusya’da ihtilâlleri
organize etmek ve ihtilâlcilere yardım etmek için İnsanî yardım organizasyon ve
derneklerini kullanmış olan] Amerikalı işadamı Charles R. Crane.”
(Mehmet
Hasan Bulut, İngiliz Derviş: Yeni Türkiye’nin Doğuşu ve Aubrey
Herbert, 4. b., İstanbul: IQ Kültür Sanat Yayıncılık, 2018, s. 354-5.)
Aslında durum bu kadar basit değildi.
Amerikan mandası meselesinin gündeme getirilmiş olması,
galiplerin (İngiltere, Fransa ve İtalya) Osmanlı Devleti ile yapacakları barış antlaşmasını geciktirme gayesine
matuftu.
Osmanlı Devleti’ni oyalama taktiğiydi.
Selanikli zampara Mustafa Atatürk’e, önce (Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nı /
Milletvekilleri Meclisi’ni devreden çıkartacak) yeni bir meclis (TBMM) oluşturması,
ardından (Osmanlı Hükümeti’nin pabucunu dama attıracak) yeni bir hükümet kurması,
ve son olarak da Osmanlı Devleti’ni tarihe gömecek yeni bir devlet tesis etmesi
için zaman kazandırmak istiyorlardı.
*
Galip devletler (İngiltere, Fransa ve İtalya), mağlup Almanya ve
Bulgaristan ile hemen bir barış antlaşması yapmışlardı, fakat Osmanlı Devleti
ile yapılacak antlaşmayı geciktirmek için ipe un seriyor, müzakereleri uzatmak
için bahaneler icat ediyorlardı.
Bu sırada bir barış
antlaşması imzalanmış olsaydı Selanikli zampara Atatürk için
defter daha açılmadan kapanmış olacaktı.
İngiltere Dışişleri
Bakanı Lord Curzon, Selanikli’nin Samsun’a çıktığı gün, yani 19
Mayıs 1919’da sazı eline aldı, zamparaya zaman
kazandıracak şekilde yanık ve içli bir türkü “çığırmaya” başladı. Dört ay sonra Sivas Kongresi'nde Selanikli de sahneye fırlayacak, Curzon ile "düet" yapmaya başlayacaktı.
Türkünün ana fikri şuydu: ABD’nin
bölge üzerinde Anadolu, İstanbul ve Boğazlar boyunca “manda” yönetimi
kurması.. Yani bölgeyi Milletler Cemiyeti adına geçici olarak yönetmesi..
İngiltere, Çanakkale ve
Irak gibi cephelerde bir sürü insan kaybetmiş, maddî zarara uğramışken,
Selanikli zamparanın Filistin-Suriye’de yol açtığı facia sayesinde Türkiye’ye
çöreklenmeyi de başarmışken, görünüşte, kendisi bölgede “manda” yönetimi kurmayı
istemeyecek kadar alicenap.. İnanırsan..
Manda teklifinin ortaya atılmasının gerekçesi ise şu: Böylece güya Anadolu’nun parçalanması engellenmiş, Rus
yayılmacılığına karşı önlem alınmış olacaktır.
*
Hakkını yemeyelim,
Lord Curzon çok iyi bir satranç oyuncusuydu..
ABD’nin daha yeni ilan
edilmiş (adını ABD Başkanı Wilson’dan alan) Wilson Prensipleri çerçevesinde
bu teklife evet demesinin mümkün olmadığının farkındaydı.
ABD buna evet deseydi
bile, hem Osmanlı Devleti hem de (manda teklifi Ermenistan’ı da kapsadığı için)
Ermeniler ile oturup konuyu müzakere etmesi, onları ikna etmek için uğraşması
lazımdı.. Bölgede onları “zorla” ikna etmesini sağlayacak herhangi bir askerî
gücü yokken “evet” cevabını alması çok zordu. İmkânsız gibiydi.
Evet, Lord Curzon, dışişleri
bakanı sıfatıyla içinde yer aldığı İngiltere hükümetinin onayıyla, ABD’ye böyle
saçma bir teklifte bulundu ve ABD bu teklife cevap verinceye ve barış
görüşmeleri yeniden başlayıncaya kadar sekiz ay geçti.
Koca bir sekiz ay..
Birinci
Dünya Savaşı’nın ardından yapılması gereken barış antlaşmasıyla
ilgili müzakereler sekiz ay, yaklaşık 240 gün geciktirilmiş oldu.
Curzon’un hamlesinin
ardındaki etken, varmak istediği hedef de bundan başka birşey değildi.
Demirel’in dediği gibiyse, “siyasette 24
saat çok uzun bir süre”yse, “240 kere 24 saat” ne
uzunlukta bir süredir, kestirmek zor.
Fakat şunu biliyoruz:
Bu “240 kere 24 saat”te Osmanlı Devleti’nin nefessiz kalıp boğulması sağlandı.
İngiliz taşeronu Selanikli
zamparaya, (yol haritası Curzon tarafından hazırlanmış) harekatını ferih fahur
şekilde yürütmesi, ağını aheste aheste örmesi için gereken zaman kazandırılmış
oldu.
*
Vikipedi’nin “Lozan Antlaşması”
maddesinde (bir ara) şu satırlar yer alıyordu (Sonradan nedense buharlaştı):
“Daha
sonra ise İngilizlerin; İtalya ve Fransa'yı tamamen bölgeden uzaklaştırarak Anadolu'nun parçalanmasını engellemek ve
Rus yayılmacılığına karşı önlem almak için Ermenistan, Türkiye, İstanbul ve
Boğazlar boyunca bölge üzerinde bir Amerikan
mandası teklif etmesi ve ABD'nin bunu değerlendirme sürecinin uzaması sonucu Osmanlı
İmparatorluğu ile yapılacak sulh antlaşmasının imzalanması epey
gecikmişti. İngiliz kabinesi, Lord
Curzon'un önerisi üzerine, 19 Mayıs 1919'daki kabine
toplantısında tüm Türkiye üzerinde bir ABD mandası teklif edilmesine karar
verdi. Bu teklif, antlaşmanın 6 ay gecikmesine neden
oldu. Bu süre Mustafa Kemal Paşa'nın Anadolu'da gerçek bir milli
direniş oluşturabilmesi ve İstanbul Hükûmetini devirebilmesi için tam da
ihtiyacı olan süreydi.”
Aslında sekiz ay..
Altı değil..
Evet, o süre, zamparanın Anadolu'da paralel devlet yapılanması
oluşturabilmesi ve İstanbul Hükûmeti’ni ve de Osmanlı Devleti’ni devirebilmesi için
tam da ihtiyacı olan süreydi.
Bütün
bunlar, Selanikli Atatürk’ün sağ kolu, başbakanı, İstiklal Harbi’nin Batı
Cephesi Komutanı İkinci Adam İsmet İnönü’nün 1973 yılında yaptığı
itirafı daha iyi anlamamızı sağlıyor:
“İstiklâl mücadelesinin başarısı da esasında İngilizlerin buna karar vermesi ve diğer
müttefikleri de bunu kabule mecbur etmesiyle mümkün olmuştur.”
(Milliyet Gazetesi‘nin 29 Ekim 1973 tarihli
sayısından aktaran Fikret Başkaya, Paradigmanın İflası,
İstanbul: Yordam Kitap, 2018, s. 60.)
Aynı gerçeği Kâzım
Karabekir de dile getirmiş durumda:
“Yeni
Sabah'ta Rıza Tevfik'in [Bölükbaşı] hatıralannda dikkate şayan parçalar
var. Dün [Sadrazam] Damad Ferid'in şu sözleri yazılmıştı: ‘Mustafa
Kemal Paşa'yı müfettiş olarak tayin etmemizi isteyen İngilizlerdi. Şimdi de
geri almamızda ısrar ediyorlar.’
“Merhum
Karabekir, bana bir gün, Mustafa Kemal'in İngilizlerle anlaşarak Milli
Mücadele'ye girdiğini, İngilizlerin [komünist devrimini yapmış olan]
Ruslara karşı Türkiye'den daha iyi bir mukavemet [direniş] cephesi
kuramayacaklarını anladıklarını söylemişti.”
(Samet
Ağaoğlu, Siyasî Günlük, haz. Cemil Koçak, İstanbul: İletişim
Y., 1992, s. 219.)
*
Vikipedi, aynı maddede (Curzon’un değil, bir
başka lordun) Lord Kinross’un şu
sözünü de aktarıyor(du):
“Curzon'un öteden
beri sezdiği gibi Mustafa Kemal'in tam da bu kadar bir
süreye ihtiyacı vardı.”
Yani Kinross’a göre
herşey bir hesap kitabın sonucu..
Ve Lord Curzon sezgileri
kuvvetli bir satranç oyuncusu..
Destek verdikleri
adamları (Black Jumbo kod) Selanikli’nin (19 Mayıs’tan itibaren) ne kadar zamana
ihtiyacının bulunduğunu biliyor.
Sezgileri, ABD’nin bu
manda teklifine olumsuz cevap vereceğini de bildiriyor.
Evet, İngiltere
hükümeti, 19 Mayıs’ta ABD’ye manda teklifinde bulunulmasına karar veriyor. İki
gün sonra, 21 Mayıs’ta İngiltere Başbakanı Lloyd George Fransa
Başbakanı Clemenceau ve ABD Başkanı Wilson ile
görüşerek bu teklifi onlara iletiyor.
Bu teklif Fransa’yı
rahatsız ediyor, çünkü bir ABD mandası durumunda Türkiye’deki ekonomik
kazanımlarını ABD’ye kaptırması ihtimali var.
Yani manda teklifini
kabul etmesi, ABD’nin, Fransa’yı karşısına alması demek.. Bu da, böyle bir
karar almasını zorlaştıran bir başka etken..
Nitekim, İngiltere
Başbakanı’nın bu teklifini duyan Fransa Başbakanı Clemenceau şunu diyor:
“Bu,
Lord Curzon'un işi olmalı. Fransa'yı Türkiye'den kesin olarak dışlıyorsunuz.
Kaldı ki Fransa, Avrupa'da, Türkiye ile iktisadi ve mali bağları en fazla olan
memlekettir.” (https://www.mayintarlasi.com/2023/07/24/50420/)
*
Satranç ustası
Curzon’un asıl hamlesi bir ay sonra geliyor. Yine Vikipedi’den
okuyalım:
“27
Haziran 1919'da Paris Konferans Heyeti, İngilizlerin teklifi ile,
Amerika Birleşik Devletleri Hükûmeti Türkiye'nin herhangi bir bölgesi için
manda alıp almayacağına karar verene kadar, Türkiye ile Barış
Antlaşması'nın askıya alınmasına karar verdi. Böylece Lord Curzon,
Türkiye ile ilgili barış müzakerelerinin 12 Şubat 1920'de başlayan
Londra Konferansı'na kadar ertelenmesini sağladı.”
Evet, bu manda
hikâyesi, satranç ustası Lord Curzon’un Selanikli Mustafa Atatürk’e zaman
kazandırma girişimiydi.
ABD’nin olumsuz cevap
vereceğini biliyordu.
Vikipedi’deki aynı maddeden okuyalım:
“Diğer
taraftan Lord Curzon, İngiliz kabinesine daha önce verdiği memorandumda,
Türkiye üzerinde bir ABD mandası teklif edilse bile ABD'nin bu öneriyi
kabul etmesinin pek mümkün görünmediğini kendisi de
belirtmişti. ABD Başkanı Wilson, ABD'nin bölgede bir manda almak
için en isteksiz konumda olduğunu söylemişti.”
Yani bile bile lades..
Önemli olan kime çalım
atıldığı, topla kimlerin daha fazla buluştuğu değil, hangi kaleye gol
atıldığı..
Bu “şike”li maçta
gol yiyen kale, Osmanlı Devleti’nin kalesi..
Gol atan ise “İngiliz
destekli” Selanikli Mustafa Atatürk..
Vikipedi’deki aynı maddeden okuyalım:
“Lord
Curzon'un bölgede ABD mandası önerisi üzerine antlaşmanın imzalanmasının
aylarca ertelenmesi sonucu İstanbul Hükümeti'nin ülke içindeki kontrolü
çok hızlı bir şekilde azalırken Anadolu süratle milliyetçilerin [Selanikli’nin]
kontrolü altına girmeye başladı. Milliyetçi hareketi ortaya çıkaran
şey İzmir'in işgal kararıydı. İzmir işgali, Mustafa Kemal için bir
talihti. Lord Curzon'un da tahmin ettiği gibi, tüm Türkiye ayağa
kalkmak için hazırdı ve gecikmenin her anı Türklerin [Selanikli’nin]
lehineydi. Bernard Lewis şöyle dedi: “Her şey hazırdı, sadece
lider bekleniyordu.” Mustafa Kemal'in Anadolu'ya gitmesini [ve orada lider
olmasını] sağlayan ise asayişi yeniden temin etmek için Samsun'a bir
subay gönderilmesinde ısrar eden İngilizlerdi. Yunanların İzmir'e ayak
basmasının ertesi günü, İngilizlerden aldığı bir vize ile İstanbul'dan ayrılan
Mustafa Kemal, tüm Anadolu'ya geniş yetkilerle atanmıştı.”
Bu geniş yetkiler
fiilen “Anadolu Genel Valiliği” anlamına geliyordu..
*
Lord Curzon
(İngiltere), İsmet İnönü’nün sözünü ettiği “destek” çerçevesinde sadece
Yunanistan’ı kullanıp “kazıklamış” değildi, ABD’yi de parmağında oynatıp
kullanmıştı.
Ve bu oyuna Selanikli
Mustafa Atatürk de bir ucundan katılmıştı.
Vikipedi’deki aynı maddeden okuyalım:
"Fakat
ABD'nin [manda] kararından önce İtilâf [devletleri, yani İngiltere, Fransa ve
İtalya], Amerikan başkanlık kampanyasının sonuçlarını ve Amerikan Senatosunun kararını
beklemek zorundaydılar. Bu gecikme, Türkiye [Osmanlı Devleti] ile
hızlı bir barışın sonuçlanmasına yeni engeller ekledi.
Curzon'un sekreteri, Türkiye'de erken bir barış olasılığının en düşük düzeyde
olduğunu vurguladı. ABD'nin bölgede incelemeler yapmak üzere
gönderdiği, Sivas Kongresi'nde de gözlemci olarak bulunan ve
Mustafa Kemal ile görüşen General Harbord, raporunda, Türklerin amacının
tercihen Amerikan mandası altında İmparatorluğun toprak bütünlüğünü korumak
olduğunu ifade ediyordu. Mustafa Kemal, Amerikan Hükûmetinden ülkenin
koşullarını araştırmak için bir komisyon gönderilmesini istedi. Fakat
Washington'daki Senato, Türkiye üzerinde bir manda ile hiç
ilgilenmedi. Değerlendirme sürecinin sonunda ABD başkanı Woodrow
Wilson, bölgede bir manda almak yerine sadece Türk-Ermeni sınırını çizmek üzere
hakem olmakla yetindi.”
Bu aslında hem
Curzon’un hem de Selanikli Mustafa Atatürk’ün beklediği ve istediği şeydi.
Vikipedi’ye kulak vermeye devam edelim:
“Anadolu'daki
Türk milliyetçiliğinde böylesine önemli bir büyüme meydana gelirken ABD'nin
kararını beklemek, İngiliz diplomasisindeki büyük bir gaf olduğunu
kanıtladı. Curzon'un 19 Mayıs 1919'da Türk hükûmeti ile yapılacak olan
antlaşmanın imzalanmasını geciktirmesi Mustafa Kemal için harika bir
fırsata dönüştü. Gecikmenin her anında Mustafa Kemal daha da
güçleniyordu. Bu dönemde Anadolu'da artan Türk direnişi, Paris'teki
barış şartları için giderek daha ciddi bir tehdit oluşturuyordu. İstanbul'daki
İngiliz Yüksek Komisyonundan gelen ciddi raporların ise Londra'daki Dışişleri
Bakanı Lord Curzon tarafından genellikle göz ardı edilmesi, Türkiye [Osmanlı
Devleti] ile başarılı bir barış için iyiye işaret değildi. Bunun yerine
Curzon, en doğru tercihin Mustafa Kemal'in başında olduğu yeni bir
Türkiye'nin ortaya çıkmasına izin vermek olabileceği sonucuna
varıyordu.”
Aslında söz konusu
olan “İngiliz diplomasisinin gafı” değildi, o diplomasinin (siyasetin) Curzon
liderliğindeki “Şeytan’a pabucunu ters giydirecek ustalıktaki mahareti”ydi.
İsmet İnönü’nün ağır
işiten kulakları çınlasın:
“İstiklâl mücadelesinin başarısı da esasında İngilizlerin buna karar vermesi ve diğer
müttefikleri de bunu kabule mecbur etmesiyle mümkün olmuştur.”
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder