FELSEFE DESEN FELSEFE DEĞİL, TASAVVUF DESEN TASAVVUF DEĞİL

 




İbn Arabî’nin saçma kitaplarından birini Tedbîrât-ı İlâhiyye oluşturuyor. Ahmed Avni Konuk, bu küçük kitapçığı şerh adını verdiği lüzumsuz gevezeliklerle şişirmiş ve Prof. Mustafa Tahralı da Latin harflerine aktarmış. Ortaya tuğla büyüklüğünde bir muzır kitap çıkmış.

Kitabın özgün adı Tedbîrâtü’l-İlâhiyye fî Islahı Memleketi’l-İnsaniyye.. “İnsan ülkesinin ıslahı için ilahî tedbirler” demek oluyor.

Şarlatanın bu kitabı yazmasının sebebi, Aristo’ya öykünmüş olması..

Prof. Tahralı, yazmış olduğu “Takdim”de şunu diyor:

“İbn Arabî’nin bu kitabı … bizzat kendi ifadesine göre, hikemî [felsefe, fen bilimleri ve sosyal bilimler çerçevesinde] ve tasavvufî olmak üzere karışık bir üslub ve beyan ile hem ‘avam’ın [sıradan insanların] hem ‘havas’ın [maneviyat alanının seçkinlerinin] istifadesi düşünülerek kaleme alınmış, ‘tasavvufun özü’ dile getirilmiş, ‘salik’ [tasavvuf yolcusu] ve ‘vasıl’ların [tasavvufta hedefe ulaşmış olanların] faydalanacağı pekçok şeye temas edilmiştir.”

Sadece bu değil, adamın bütün kitapları karışık.. Karman çorman türrehat ve hezeyan yumağı..

Hepsi de üslub ve beyan bakımından rezalet..

Fakat bu kusur, kendilerini havass zanneden “avamdan beter” geri zekalıların “aklını alma” bakımından bir avantaja dönüşüyor.. “Benim maneviyat bakımından boş olduğum, ‘vasıl’ olamadığım düşünülmesin” diye dertlenen aptallar “Kral çıplak!” demek yerine, boş ve lüzumsuz laflarda hikmet arıyorlar. 

(Bu, şarlatanın her lafının yanlış olması anlamına gelmiyor.. Hak ile batılı karıştırıyor, sözlerindeki hak olan öğeler ile batılı da yutturuyor.)

*

“Hikemî ve tasavvufî ayrımı" yapan bir dangalak, ne “hikmet”i ne de “tasavvuf”u anlamış olabilir.

Hikemî, “hikmetlerle ilgili olan” demek (Hikem, hikmet kelimesinin çoğuludur). Burada “hikmet”ten (ya da hikemden) kasıt “eski felsefe”.. O dönemde felsefe (yani hikem) denilince, bugün sosyal bilimler ve fen bilimleri olarak bilinen alanlar da dahil olmak üzere bütün entelektüel faaliyetler anlaşılıyordu.

Bu ayrım, herşeyden önce, tasavvufun “hikmet”ten (bilirlik ve bilgelikten) soyutlanması anlamına geliyor. O dönemde, Eski Yunan’ın düşünürleri ile onların takipçisi durumundaki “İslam filozofları” diye bilinen (filozof/hakîm görünme meraklısı) akılsız ukala tarafından savunulan aptalca metafizik zırvalara bile “hikmet” nazarıyla bakılırken, söz konusu ayrımda tasavvuf, “hikemî olmayan bir alan” olarak tanımlanmış oluyor. 

(Ki bu İbn Arabî soytarısının keşf diye pazarladığı zırvaların önemli bir bölümü o filozoflardan araklanmış şeyler.. Özellikle de Plotinus’tan..)

*

Burada esas sorun şu: Karışık bir üslup ve beyanla böyle bir kitap yazmak, iki farklı paradigmayı ayıramamak, birbirine karıştırmak demektir.

Usulsüzlüktür.. Usul bilmemektir.

Kem âlât ile kemâlât olmayacağı gibi, usulsüz vusul de olmaz.

Yöntem ve kavramsal çerçeve olarak birbirine indirgenemeyecek iki farklı disiplini birbirine karıştıran bir adamın yazdıklarının bir zırvalar koleksiyonu olması kaçınılmazdır.

Bu tür eklektik ukalalıkların tasavvufu tasavvuf olmaktan çıkarıp metafizik “atmasyon” ve zırvalara dönüştürmesi, felsefeyi de felsefe (insan düşüncesinin, muhayyilesinin ve tahminlerinin ürünü yani kul yapımı bir faaliyet) olmaktan çıkarıp kutsallaştırması önlenemez.

Nitekim İbn Arabî’nin kitapları, Eski Yunan’ın bazı metafizik zırvalarını “ilahî keşf”e dönüştürüp tasavvufa yamamış durumda.

Nasrettin Hoca'ya sormuşlar: "Hocam, icat yapmış birçok insan var, peki ya sen, sen hiç icat yaptın mı?" "Yaptım" demiş, "kar ile soğan yemeyi icat ettim ama ben de beğenmedim". 

Bu dangalak da aklınca felsefe ile tasavvufu karıştırmış, sonuç olarak millet öyle bir sindirim fesadına uğradı ki, ortaya dökülen pislik hâlâ mide bulandırmaya ve İngiliz keferesinin dalalet operasyonları için malzeme olmaya devam ediyor.

*

Şarlatan soytarı, dediğine göre, kitabında , ‘salik’ [tasavvuf yolcusu] ve ‘vasıl’ların [tasavvufta hedefe ulaşmış olanların] faydalanacağı pekçok şeye temas etmişmiş.

Lan dangalak, adam “vasıl” ise, senin yazdıklarını neylesin?!.. Görünen köy kılavuz ister mi, aptal!.. Vasıl olmuş bulunana yol gösterilir mi?!.

Geri zekâlı zampara angut daha bunu bile anlayamamış, arifim diye artistlik yapıyor.. (Bunu görmezden gelen “kralın mahir terzisi” dalkavukları ondan da geri zekâlı..)

Lafa bak, vasıl olanlar da faydalanırmış.. Kurnaz soytarı, çaktırmadan kendisinin "vasıl"lardan olduğunun müjdesini veriyor.. Vasıl olmak bir tarafa, kendisini vasıllara akıl verme konumunda görüyor, gösteriyor.. 

Endülüs'ün zamparası maneviyat dolandırıcılığında yekta.. 

İslam tarihinin bu büyük şarlatanı, “vasıl”lara ders vermeye kalkışmak yerine Mekînüddin’in güzel kızı Nizam için yazdığı aşk kitabının (Arzuların Tercümanı) benzerlerini üretmekle meşgul olsaydı daha az zararlı bir iş yapmış olurdu.

*

Bu bahse devam edeceğiz inşallah..


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

SUİKAST MIYDI? YOKSA KAZA MI? SUİKAST İDİYSE ARDINDA KİM VARDI?

  Olay çok karışık.. Ya birileri Muhsin Yazıcıoğlu hakkında yalan söylüyorlar. Ya da, Yazıcıoğlu'nda da biraz "siyasetçi mavi boncu...